9 Şubat 2017 Perşembe

Halatlar, Bağlar ve Kasa Dikişleri sunumu

19 Şubat 2017 tarihinde Boat Show CNR'da, Denizlerdeyiz Sunumları dahilinde, Halatlar, Bağlar ve Kasa Dikişleri ile ilgili bir sunum yapacağız. Sunuma katılmak için bir ön kayıt gerekmemekle beraber, salonun kapasitesi sebebiyle katılım kısıtlaması olabilir. Daha detaylı bilgiye Denizlerdeyiz'in 7 C-13'te fuar boyunca devam edecek standından bilgi almak mümkündür.



13 Eylül 2016 Salı

Rodos-Göcek

Sabah oldu ama marina içinde hala çok sert esiyor. Karşı rıhtıma, rüzgaraltına aborda olmuş bir gulet var. Avara olmak için yarım saattir manevra yapıyor, nafile...
Bir kahve koydum, kokpitte oyalanıyorum. Yan komşularımız Ünal ağabey ve oğlu Atilla geldiler. Biraz sohbet ettik. Çocuklar uyanınca teknenin güvertesini yıkadık beraber. Su deposunu doldurduk.
Nalan teknede kaldı çocuklarla beraber markete gittik. Marina ana girişinin tam karşısıymış, dün gece taksi ile gelirken farketmiştim.
Oldukça uzak olduğu için botu aldım. Marketin yanında bir de deniz malzemeleri mağazası var. Özellikle farklı farklı yerlerde, bu tip mağazalara girmek hoşuma gidiyor. Yöresel uygulamaları öğrenmek için ideal. Bazı ürünler de çok hesaplı olabiliyor. Yunan adalarında favori ürünlerim sağlam saplı kova, bazı fenerler ve balıkçılık malzemeleri...
Çocuklar çabuk sıkıldılar, uzun uzun oyalanamadık. Marketten öte beri aldık. Ancak taşıması zor olacak, kasadaki kadın tekneye servis olduğunu söyleyince sevindim. Küçükten bir römork gibi birşeyi arkasından çeken siyah ATM'yi gören Ömer Deniz'in gözleri yerinden fırladı. Adamcağız da sakin hareketlerle sanki birer alışveriş torbası gibi bizimkileri kucaklayıp kasaya koydu! Dönüş seyahatimiz düşündüğümüzden çok daha çabuk, kolay ve zevkli oldu... ))
Kahvaltıdan sonra yakıt almak için mazota yanaşacağız. Görevliler de geldi, sahil ekibi kuvvetli ama yine de motor çalıştırıp usulüne uygun manevra etmekte yarar var. Yunanlı görevliler aynı bizim gibi, "çekiştirerek yanaştırırdık" dediler ama böylesi daha uygun.
Nitekim ani bir rüzgar sağanağı ile, motora rağmen tekne çok kuvvetle yaslandı pontona. Eğer motor ile olmasaydık, koca kayığı el ile tutabilmemiz mümkün olamazdı sanıyorum.
Mazotu doldurunca,   uzaktan Ünal ağabey ve ailesine selametler diledik, vedalaşıp ayrıldık.
Henüz daha erken, buralarda bir yerde denize girelim istiyoruz.
Mendireğin güneyine döndük, yaklaşık 5-6 mil ileride Anthony Quinn koyu olarak bilinen yere rota tuttuk. İçerisi çok kalabalık. Günübirlik teknelerin favori mekanı. Öncesinde bir kumsal var, pas geçtik. Sonrasında bir küçük koy daha var. Oldukça dar, nitekim içeride demir atacak yer yok. Güneye doğru devam. Bir sonra devasa bir kumsalın kayalık ile birleştiği yerde demirleyip deniz molası verdik.
Çok güzel suyu var, genelde teknelerin tercih ettiği bir yer gibi değil. Daha çok karadan gelen sahil tatilcilerine hitap ediyor sanki.. Ama kayalar, kumsal ve hatta iki tane mağarası ile bizim çok hoşumuza gitti. Biraz kumsalda taş toplama-bu seyahatin standart ritueli- deniz banyosu, teknede birşeyler atıştırma sonrasında çok da geç kalmadan yola çıkalım istiyorum. Malum 40 mile yakın yolumuz var Göcek'e.
Rüzgar kuvvetli, arkadan alacağız. Tam arma çıktık. Başlarda düz denizde 8-9 knotlarda seyrediyorduk. Herkes yattı, dümendeyim. Bir süre sonra denizler büyümeye başladı, dümeni otopilottan aldım. Dalgalarla sörf yaparak Kurdoğlu Burnu'na doğru uçarcasına gidiyoruz.
Yolda Nejat ve Fatih ile konuştuk. Göbün veya Manastır'da buluşalım dedik. Sonradan Nejat'lar Göbün'de yer bulamayınca Tersane Adası'na gitmişler. Yolumuzu biraz uzatacak ama önemli değil biz de oraya gitmeye karar verdik.
Peksimet adası'nı bordaladığımızda saat 7'di idi. Neredeyse 40 millik yolu 4 saatte almışız!
Burundan sonra Ağa Limanı açıklarnda dalgalar iyice küçüldü. Oltaları topladım. Yelkeni indirdim. Dar Boğaz'ı bordaladığımızda artık iyice karanlığa kalmıştık.
Tersane adası iskelesini bulmamız zor olmadı. Nejat'ların kiraladığı  kayığın yanına kıçtankara olduk. Yemek güzeldi. Keza sohbet de...
Sonrasında çocukları yatırdıktan sonra yan yana teknelerin kokpitinde, Single Malt eşliğinde devam etti bir süre daha. Özleşmişiz...

12 Eylül 2016 Pazartesi

Tilos-Rodos

Tüm gece esti. Bulunduğumuz yer aslında rüzgara açık bir yer değil ama teknenin yan yatması ve gezinmesi, dışarıda fırtına sınırında rüzgar olduğunu düşündürüyor.
Arka arkaya attığımız tandem (çift) çapa var, zemin de kum. İyi tuttu, tarayacağımızı düşünmüyorum ama nedense bir huzursuzluk var içimde, yatakta birkaç sağa sola döndükten sonra güverteye çıkıyorum.
Her yer sessiz, uğuldayan rüzgar haricinde ayakta kimseler yok.
Saat 04.00. Aslında ertesi gün yaklaşık 40 küsur mil yolumuz var, Rodos'a gideceğiz. Ama rüzgarı arkadan alacağımız için bu seyri gündüz yapmayı planlamıştım. Ancak gece de böyle esiyorsa neden olmasın?
Uzun geçişleri gece seyri ile yapmayı severim. Çocuklar uyuduğu için onları eylemeye gerek olmaz, vardığımızda sabah olmuş, onların da sahile çıkıp oyalanması daha kolay olur. Yolu gece bitirmiş oluruz. Hele de gökyüzü-aynı bugün olduğu gibi-güzelse keyfine doyum olmaz.
Nalan da kalktı arkamdan. Yola çıkma fikrini biraz tarttık kafamızda, ve aksiyona geçtik.
Önce motor, seyir fenerleri, navigasyonu açtım ve çay suyunu kaynattık, kokpit için güvenlik elemanları...
Ben demire geçtim. Rahatlıkla aldık. Sorun olmadı.
Koydan çıkınca yelken bastık. Doğuya doğru seyredeceğiz. Rüzgar 20 knotlarda, halbuki koyda daha sert esiyordu. Yine de iskele kıç omuzluktan geliyor.
Çaylarımızı koyduk, kapkaranlık denizin ortasında ışıl ışıl bir gökyüzü altında yelken seyrinin tadını çıkartıyoruz. Çocuklar uyuyor.
Sergün'ler ile sabah buluşacaktık, haber veremedik ama çok sorun değil. Onlar da kuzeye çıkacaklardı zaten. Burada ayrılıyoruz, kim bilir bir daha ne zaman yan yana seyredeceğiz.
Güneşin ilk ışıkları ile rotamız üzerinde Simi'nin en güney ucu var. Seskli adası kuytusunda demirleyip, kahvaltı molası yapabiliriz. Kimsecikler yok. Boğaz'a girmeden yelkenleri indirdim. Motor ile tonoza yanaştım. Kumsalın önünde bir beton iskele, karada küçük bir kilise var. Sanırım denize girmek için Simi limandan gelen günübirlik teknelerin yanaşması için yapılmış.
Seniz pırıl pırıl. 3-4 adet tonoz şamandırası var. Rüzgar yok. Tekneyi bağlayıp motoru stop edince çocuklar kalktı. Nalan hala uyuyor. Karaya çıkmak istedi çocuklar.
Ömer Deniz artık botu kullanabiliyor. Her fırsatta bota binip çalıştırmak isteği var. O sebeple, kıçtankara veya bordalamak yerine alargada kalmamız daha çok hoşuna gidiyor. ))
Shilde birkaç keçi ve bazı inşaatlardan kalma müştemilat haricinde beton bir yol var. Adanın içlerine doğru devam ediyor, merak edip yürümeye başladık. Tepenin arkasında genişçe bir toprak arazi var, onun haricinde de hiçbir şey yok. Geri döndük.
Kısa bir kahvaltı.
Sonrasında hemen iskelemize bir uzak yol teknesi geldi. Demir attı.
Sonra da büyükçe bir günübirlik tekne. Turistleri karaya çıkarttı. Beton iskelede bekliyor.
Ortalık kalabalıklaşınca, yola çıkıp Rodos'a erken erken varalım moduna girdik. Demir alıp ayrıldık koydan. Rüzgar iyice oturmuş, 20 knotlarda pupa seyri ile gideceğiz Rodos'a. Önceleri geniş apaz ile kanala çıktım. Tam iğnecikten gelecek şekilde rota değişikliği yapıp, ayı bacağına geçtim.
Nalan ve Çağla içeride uyuyor. Ömer Deniz benimle kokpitte...
O da uyuyunca sıkılmamak için ufak tefek tamiratlara baktım. Sintine pompasını dağıttım. Diyaframlı pompa içine giren pislikler yüzünden çalışmıyormuş meğer. Bir tane de tel filtre taktım.
Rodos'a yaklaşırken rüzgar iyice arttı.
Bizde hidrolik şanzıman var. Pervane hep dönüyor, dalgadan inerken yüksek süratlerde vuruntu yapıyor. Acaba bir kulak mı kırıldı? Yanaşınca bakarız...
Mandraki'yi bordaladık, Rodos marina'ya gireceğiz. Telsizden çağrı yaptık. Yakıt istasyonuna yakın bordalamamızı söylediler. Net bir manevra ile yanaştık.
Hemen arkamızda bir motoryat var. Meğer senelerdir görmediğim çocukluk yıllarımızdan tanışık olduğumuz Ünal Bey ve sevgili ailesi ile Marmaris'e gidiyorlarmış.
Sohbet, muhabbet... Anıları canlandırdık, eski dostları yad ettik.
Bot ile marina ofise gittik, yürümek için oldukça uzun mesafe. Sonrasında da tüm ekip duşa taşındık, yine botla...
Akşam yemeği için çok da geç saate kalmadan, şehre yürümeye karar verdik.
Limanın önünden, meşhur surları geçerek turistik sokaklarında biraz turladıktan sonra bir tavernaya oturduk.
Ancak Rodos maalesef çok turistik olmuş. Seneler olmuş gelmeyeli...
Kendimizi Kapalıçarşı esnafından kurtulmaya çalışan, İstanbul'a ilk defa gelmiş yabancı gibi hissetmemek için çok zorladık.
Biraz da deniz kenarında turladıktan sonra taksi ile tekneye döndük. Yattık uyuduk.