16 Ağustos 2017 Çarşamba

İtaka-Mesolongi

Sabah horoz sesiyle uyandım. Saat henüz 7 bile değil. Alarmdan önce kalkmak yaşlılık belirtisi midir? Bilemiyorum...
Ocağa su koyup, koya çıktım.
Henüz köy uyanmamış, tekneler yerlerinde.
Gece seyrine belki kalırız sebebiyle, iskele borda fenerinin tamirine giriştim. Kullandığımız fenerler standart fenerlerden değil, ampullerini çıkartıp kapalı devre su altı kullanımına uygun aynı renk LED modülleri sıcak silikon ile fenerin içine yerleştiriyoruz.
Biraz uzun sürdü ama yaptım.
Çocuklar hala uyuyor, Nalan uyandı. Demir alıp koydan çıkalım dedik.
Dün akşamki sert rüzgarda hemen önümüze demir atmış Alman ile umuyorum çapariz olmaz diye düşünürken, zinciri toplarken birbirimize gittikçe yaklaştık. Neredeyse dokunacak gibiyiz, tornistan verdim ancak demir kurtulmadı. Bu arada yan tekne bomboş, ne güvertede ne kamarada kimsecikler yok. Usturmaçaları koyup, diğer teknenin iskelesine doğru ilerledik. Neredeyse pruvasına geldiğimizde artık ırgat iyice zorlanmaya başlamıştı. Çok dikkatle, sigortasını attırmadan, demiri alınca, Alman'ın çapasının da beraber geldiğini gördüm. Serbest bir halat ile sapan yapıp, bosa vurdum. Bizim demire mola, kurtulduk. Sapanı serbstledim, adamın demiri aşağıya indi.
Bu sırada çıkmışlar "neler oluyor?" gibisinden bakıyorlardı. Çiftin kadın olanı sinirli sinirli birşeyler söylendi, asıl sinirlenmesi gereken biziz! Çift gezenlerin çoğunda nedense hanımlar daha sinirli oluyorlar? Anlamış değilim...
Koydan çıkıp, Patras Körfezi'ne doğru rota tuttuk. Hafif bir rüzgar var ama tek başına götürmez bizi. Yelken motor, seyre devam. Olta suda, ama gelen giden yok...
Artık İyon Adaları seyahatimiz bitti. Bundan sonra körfeze gireceğiz, en son da Korint Kanalı'ndan geçip tekneyi Ege Denizi tarafında diğer ekibe teslim edeceğiz... Başka bir coğrafya bizi bekliyor. Aslında sanki bu aşamada seyahat bitti de, hızlıca buraları geçelim havası var. Muhtemel eski tekne transferlerinden kalma alışkanlık.
Bu konuyu bu seyahatte de kendi aramızda çok konuştuk. Teknesiyle dolaşanlar, hele de zaman sınırlaması yoksa, bana göre turizm yapmıyorlar. Buna seyahat de demek ne kadar doğru bilemiyorum. Nihayetinde kendi evini gittiği yere götüren karavancılar gibi bir model bu... Girdiğimiz her koyu sahiplenme isteği belki de bundan.  Dolayısıyla yolculuk belki de en iyi tanım.
Olayın bu aşamasında önemli bir husus ortaya çıkıyor. Giidilecek coğrafyanın önemli bir turizm kitabını alıp okunduğunda ancak "klasik" turizme yönelik soruların cevaplarına ulaşılıyor ki bu da esasen kara yoluyla yapılan turizm. Halbuki denizden turizm tamamen farklı. Bir kere çok daha özgür, hele de kendi teknenizle yapıyorsanız.
O zaman da bu amaca hizmet eden kitaplar ve yazılı kaynak eksikliği ortaya çıkıyor. Denizcilik açısından misal demir yeri olarak gösterilen koylar haricinde çok güzel ve etkileyici yerler de var. Melteme açık olan koylardan örneğin, hiç bahsedilmiyor. Onlar belirtilmemiş olduğu için ıskalamak gayet mümkün. Ne yapılabilir? Alternatif pilot kitap bilgileri rehberi mi? Henüz bunun cevabını tam olarak bulmuş değilim.
Uzun bir geçişimiz var bugün. Hemen sonrasında Patras ve Korint Körfezi'!ne gireceğiz. Tüm seyir notları ve Pilot Kitaplar buraların suyunun pek de matah olmadığı yönünde. Öncesinde son bir deniz molası verelim istiyoruz.
Körfezin girişinde üzerinde yerleşim olmayan bir ada var. Orada durup denize gireceğiz. Dümdüz denizde motor yelken öğleyin adaya vardık. Ancak anlatıldığı kadar güzel değil. Devam edip karşı kıyıda bir kumsalın önünde demirledik.
Gayet hoş bir yer aslında. Etrafta da hiçbir tekne filan yok. Nitekim buraya da demir yeri vermiyor. Haklılar sanırım, güneye tamamen açık bir kumsal. Demirleyince öğle yemeği yedik.
Sonrasında ben biraz ön ardiye ile  portuçları düzenledim. Meğer ardiyenin zemininde harika bir farş tahtamız varmış. İlk defa görüyorum... )))
Nalan uzandı. Ben çocukları alıp bot ile sahile çıkardım. Diz boyu suda yüz metrelerce devam eden, tamamı ince kum kumsal. Tam bizimkilere göre. Çağla yüzlerce kabuk topladı. Ömer Deniz de kayığını yüzdürüyor...
Biraz daha oyalanıp, 10 NM mesafedeki Mesolongi'ye dümen tuttuk. Burası tanıdıklarımız tarafından çokça tavsiye edilen bir yer. Kitapta çok etkileyici değil ama görmeye değer bir yer diye not alınmış.
İyi işaretlenmiş dar bir kanaldan içeri giriliyor. Etraf çok  geniş sığlıklarla dolu. Kum içinde yaşayan midye ticareti ile uğraşırmış halk. Coğrafya çok uygun.
Kanaldan içeri girdik. Batıda büyükçe bir marina var. Genelde pontonları boş. Meğer tekneyi terk etmeleri mümkün değilmiş, genelde tamirat amaçlı kullanılıyor.
Tam ortada alargada demirli, birkaç uzak yol teknesi var. Zaten derinlikler 3-4 metre. Dip belli ki iyi demir tutuyor. Fırtına çıksa gayet güvenli. Bir de doğuda rıhtıma aborda olmuş tekneler var. Orası daha canlı gibi.
Mazot sorunumuz devam ediyor. Burada mutlaka takviye etmemiz lazım. Bidonları alıp, bot ile marinaya gittik. Küçük bir malzeme ofisi var. Mazot bulabilir miyiz diye sordum. Arayıp öğreneyim derken, raflara bakınıyorum. Tezgahın üstünde eski bir raymarine otopilot takımı.!! Bingo... )))
Tezgahtar çocuğa kaç para diye sordum? 20-30 E versen yeer gibisinden cevap verdi.... Sevinçten uçuyorum ama çaktırmıyorum. "Fakat ne yapacaksınız ki bunu?" diye ekledi. Kendim monte edebiliirm dedim. İyi de bunlar bozuk ki zaten servis bekliyorlar deyince, başımdan aşağıya kaynar sular döküldü resmen )))
Mazot kamyonu birazdan gelecek dedni. Peki dedik, pontonlarda dolaşmaya başladık. Ömer Deniz susayınca marinanın barına gittik. İce Tea Limon.
Marinada biraz daha oyalandık. Ama ne gelen var ne giden.
Dükkana geri döndüğümüzde, kimseler olmadığını gördük. Moralim bozuldu.
Bota binip tekneye dönerken, limana giren büyük mazot tankerini gördüm, geri döndük. Bidonları doldurup tekneye geri geldik. Biocide özelliği olan kimyasalı ekledim, Üzerini tam doldurdum. Kullanma kılavuzunda 20 saat beklemek gerektiği yazmış ama bizim o kadar vaktimiz yok. Yarın 12. saatte sabah erken çıkacağız.
Bu iş bitince ön güverteye kurulduk. Nalan harika bir sofra hazırlamış. Güneş batışını şaraplarımız eşliğinde izliyoruz. Etrafımızda sudan zıplayan levrekler var. Huzurlu bir yerdeyiz...
Gece de çok sakin geçti.
Karaya çıkmadan, vakitlice yattık uyuduk.


19 Temmuz 2017 Çarşamba

Kefalonya-İtaka


Sabah yine tarayan filan oldu mu endişesiyle çıktım kokpite. Sorun yok. Herkes olduğu yerde.
Bir kısım tekneler çoktan koydan çıkmışlar bile. Filotilla olanlar hala pinekliyor.
Köy de yavaş yavaş uyanıyor.
Çay suyunu koydum, kokpitte etrafa bakınırken aklıma dünden beri çalışmayan elektrikli tuvalet butonu geldi. Onu söktüm. Kablolar üzerinden kısa devre edince çalışıyor. Bu iyi haber.
Kumandayı nasılsa yaparım, bir tane de yedeğim var geçen seneden kalma diyerek çay sefasına geçtim.
Fiscardo Feneri
Bu arada tekne ahalisi de ufak ufak uyandılar. Bulunduğumuz yerde su gerçekten çok güzel. Uyanan denize atlıyor. Yan taraftaki filotilla ekibinde de hareketlilik var. Çocuklar için sanırım bir model tekne yarışması düzenlenmiş. Çocuklar kendi yaptıkları tekneler ile yarış gibi birşey yapacaklar. Ömer Deniz de heyecanlanarak kendi kayığı ile katılıp katılamayacağını merak etti. Bota binip göstermeye gittik, hem de izleriz belki. Ama sanırım dışarıdan birisinin yarışmalarına katılmalarına izin vereceğini sanmıyorum. Ömer Deniz'i hayal kırıklığına uğramaması amacıyla bunu baştan söyledim, dışarıdan gelenleri kabul etmeyebilirler dedim. Nitekim de öyle oldu...
Bu arada önemli bir sorunumuz var. Dün arabamız varken aslında istasyondan taşımamız gereken mazot bidonlarını bugün nasıl doldururuz diye düşünüyoruz. Önce arabayı alabilir miyiz diye soralım dedik. Bu amaçla  herkes hazırlandı, bidonları da aldık sahile çıktık. Arabayı vermediler ama mazot tankeri geliyormuş sık sık. Onu takip etmek amacıyla bir kafeye oturduk. Fiscardo'da son sabah, tadını çıkartıyoruz.
Bugünkü yolumuz da çok uzun değil. Rota İtaka. Muhtemelen en kuzeydoğusundaki Frikes veya Kioni'de kalalım diye düşünüyoruz. Hem Tunç Aytunç'un sunumundan hem de Nuri Ağabey'in tavsiyelerinden bu iki limanın bizim tarzımıza daha uygun olduğunu öğrendik.
Fiscardo'da uzun uzun mazot beklemeye gerek yok.
Bota binip tekneye döndük. Sabahtan ve dünden de birikmiş bir dolu bulaşık var, burada yıkayamayız. Koyun dışına çıkmamız lazım. Geçen seneden beri bir gri su tankı imali gündemde hep var, bir türlü elim varmadı. Sintineye koyacağımız 70lt lik esnek tank ve pompası çok iş görecek bu gibi durumlarda. Bakalım ne zaman?
Avara olmamız, yanaşmaya göre çok daha kolay. Rüzgaraltı halatı sahilden çöz, tekneye al; rüzgarüstü halatın başına git, tornistan ver, halatın tel kasasını kayadan kurtar, tekne tarafı sabit iken bottan halatın boşunu alarak zincire doğru harekete başlamış tekneye yetiş,iki tekne arasından motor ile çık, açıkta iken demiri topla.
Hemen rota verip, İtaka'nın kuzeyine doğru yol verdik.
Bulaşık şimdilik duruyor. Ön tuvaleti basmak için içeri girdim. O ne? Elektrikli tuvalet çalışmıyor. Daha sabah yeni sökmüştüm kumanda butonunu. Neden bozuldu ki bu şimdi?
Butonu çıkartınca buat üzerindeki sigorta da ortadan kalktı, eğer tuvalet motoru zor çalışıyorsa, sigorta da yoksa, motor zorlanmış olabilir. Açıp temizleyin dendi. Söz dinlerim. Tuvaleti söktüm, içinde katılaşmış artıkları temizledim. Kısa devre edince çalıştı. Bu iyi haber. Biraz nefes almak için dışarı çıktım. Nalan da ben hazır dümendeyken bulaşık yıkamak için içeri girdi. Girmesiyle çıkması bir oldu ))) İçerde koku dayanılmaz...
Hemen kolları sıvadım dümeni bıraktım, ön tuvalete giriştim. Malum denizciler ikiye ayrılır: Tuvalet veya pis su tankı ile uğraşmış olanlar ve uğraşacak olanlar!
Montaj ve temizlik sonrası zıpkın gibi oldu. Butonu da monte ettim. Gayet iyi çalışıyor.
Bu arada bayağı yol almışız. "Finikes'e kadar birçok koya girdim çıktım" dedi Nalan. Oraya çok yakın bir koyda demirleyip, denize girelim diye düşünüyoruz.
Bir tanesini çok beğendik. Sahilde bazı çadırlar filan var, belli ki bir kamp var. Derinlik çok hızla artıyor, bu önemli. Standart bir demir yeri değil pek. Aslında bu koyun hakkı kıçtankara olmak ancak zaten birkaç saat kalacağız. Doğrusu üşendim.
Neredeyse 3 metreye kadar içeri girip, demiri o şekilde atarak dışarı doğru çok uzun zincir döşedik. Altımızda 15 metre su var ama rüzgar fazla şiddetli değil.
"Oh ne güzel koyda tek tekneyiz" dememe kalmadı. 3 tane tekne daha geldi. Belli ki ikisi charter. Çok derin suya çok az kaloma verdiler. Nitekim ilk sağanakta taradı ikisi de...
Diğer italyan bayraklı. Onlar tutturdular.
Sonra bir tekne daha geldi, o direkt kıçtankara yaptı.
Deniz sefası sonrası öğle yemeği. Menü makarna ve şarap. Çocuklar artık menü olursa olsun cacık mutlaka istiyorlar, sofranın tuz-biber gibi vazgeçilmezi oldu.
Rüzgar şiddetini arttırınca, tekne gezinmeye başladı önden ikinci çapayı da olduğumuz yere indirdim. Başüstünde iki çapa olması meğer ne büyük nimetmiş. Onu genelde halat ile kullanıyorum. Irgatın fenerliği ile indirip, alıyorum. Bazen demirler loçalarında iken üst üste biniyorlar filan ama onun haricinde büyük güven veriyor doğrusu.
Bot ile karaya çıktık. Sahil belli ki zamanında hipi merkeziymiş. Yaşlı zeytin ağaçları arasında biraz yürüdük, kumsalda taş toplama ritüeli, Ömer Deniz kayığını yüzdürdü. Çok da oyalanmadık, artık güneş alçalıyor. İyon Adaları'nda son  durağımız olan Kioni'ye doğru rota tutacağız.  Mesafe kısa, yaklaşık 4 NM...
Kioni'ye girdiğimizde her tarafın dolu olduğunu gördük. Mendirek içinde zaten yer yok. Alargada 2-3 tane tekne var ama oldukça derin suya yaklaşık 15 metre neredeyse tüm zinciri döşemek gerekecek. Tekne oldukça açıkta duracak. Esasen çok sorun değil, zaten bot ile karaya çıkacağız her halukarda.
Bir tane yer var aslında, feribot rıhtımına kıçtankara olmuş teknelerin kuzeyinde, karadaki taşlara çok yakın tek teknelik yer var. Kıçtankara olamayız ama kıçtan demir atıp baştankara olabiliriz belki. Ama zemini incelemeden oraya girmeye cesaret edemedim. Mendireğin seviyesine demir atıp alargada kalmayı tercih ettim. Sancağımda bir italyan var. Bir tane de iyice açıkta bir tekne var. Birbirimize çapariz vermiyoruz. Welcome to Kioni!
Kokteyl sonrası tekneyi toparladık. Herkes hazırlandı.
Bu sırada sancaktaki İtalyan'a sahilden seslendiler, demir aldı. Mendirekte bir katamarana yanaştı. Bu arada mendirekte de bir hareketlenmeler var. Önceleri çok üstünde durmadım, sonrasında düdükler-kornalar. Meğer feribot geliyormuş. Koca feribot bize 2 metre mesafede manevra edip tornistan ile rıhtıma kıçtankara oldu. Bu sırada da içeri bir alman girdi. Koyun içinde döndü dolaştı. Sonrasında bizim tam pruva istikametimizde demir attı. Rüzgar hala sert. Normalde en az benim kadar kaloma vermesi lazım. O zaman da bana çok yakın duracak. Nasıl olacak diye düşünürken, çok az kaloma verdi. Bence tutması mümkün değil. Ama zınk diye durdu adam. Allah Allah? Acaba çapası ne markaymış diye düşünmeden edemedim... )))
Bot ile sahile çıktık.
Burası hoş duygusu olan bir köy. Küçük Simi! Bir tane kumsal var. Oldukça hoş tavernalar, restaurantlar ve dükkanlar var. Çok büyük değil. Biraz italyan tarzı bir yer...
Sarımsaktan duvarı olan! bir restauranta oturduk. Menü pizza, makarna, şarap ve ice tea limon. Fiyat makul. Akşam tekne için köyün tek marketinden öte beri aldık. Yarın uzun geçiş var.
Tekneye döndük. Yattık uyuduk.



İtaka-Kioni

18 Temmuz 2017 Salı

Kefalonya

Sabah ön kamarada, lumbozdaki görüntüyü farketmemle güverteye fırlamam bir oldu. İskeledeki motoryatın göz demiri neredeyse bizim küpeştede.
Dün akşamüstü hakim esen rüzgarda, rüzgaraltında kalan koca tekne sabah İtaka boğazından esen imbat ile demirini esnetmiş, bize doğru iyice yaklaşmış. Şimdilik taramıyor gibiyiz ama motoryat yaslanırsa bizi de hatta bizim altımızdaki diğer tüm tekneleri de taratır. Doğrusu ben onlardan sorun çıkar diye düşünüyordum, koca motoryatın 7 mürettebatıyla tarayacağını hiç düşünmemiştim, ama oldu işte...
Kaptan Yunanlı. Tedirgin hareketlerle güvertede bir öne bir arkaya gidiyor, ırgatta bir mürettebat var ara ara zincirin az az boşunu alıyor ama herşey rüzgarın esip esmemesine bağlı.
Eğer üstüne koyarsa tarayacak o kesin. O zaman bizde zaten güvende olabilir miyiz? Hiç emin değilim.
Bu arada dün akşam, sancağımdaki Alman ile aramıza İngiliz bayraklı bir tekne daha girmiş. Hiç farketmedik. Onlar da güvertedeler... Tedirgin olarak herkes bekliyor. Motoryat yaslanmasın diye iskele koltuğu biraz daha gevşettim, pay var. Nitekim bindiren bir sağanakta  koca motoryat iyice bizim tarafa doğru esnedi, azıcık dayanırsa bizim çapayı da dipten sökecek. Kaptan artık tahammülsüz bir şekilde dümene geçti, manevra pervanesi ile dışarı çıktılar.
Ancak bu sefer de bizim rüzgarüstünde hiç tekne kalmadığı için iyice rüzgara açık hale geldik. Rüzgar şiddetini de iyice arttırmış durumda, rüzgaraltımızdaki ingiliz ile aramızda çok az mesafe kaldı. Tam bordadan alıyoruz.
İngiliz ailenin en yaşlısı, sanırım teknenin de sahibi, gayet sakin hareketlerle motoru çalıştırdı, "merak etmenize gerek yok, böyle şeyler olabilir. Biz rüzgaraltı tekneyiz rahatlıkla çıkarız" dedi. Gerçekten de şaşkınlıkla izliyorum manevralarını. Gayet net bir hareketle çıktılar. Ancak şaşkınlığım manevraya değil, İngiliz kaptanın zerafetine ve denizcilik kültürüne... Öte tarafta 7 mürettebatı ile havalı havalı dolaşan güya profesyonel kaptan ile kıyaslayınca içim açıldı. İngilizler çıkınca bizim kayık biraz daha rüzgaraltına esnedi ancak, Almana yaslanmadan kazık gibi durdu. Nitekim bir süre sonra da rüzgar iyice hafifledi. Rahatladık.
Ömer Deniz ile bota binip, alargaya çıkmış İngiliz'in yanına gittik. Teşekkür ettik. Hiç önemli değil gibilerinden bir hareketle geçiştirdi.
Rahmetlinin dediği gibi, herkesten öğreneceğin birşeyler var hayatta. Kimisinden neyi bazısından ise neyi yapmayacağını öğreniyorsun... ))
Meğer kitapta da yazarmış bu olay. Eğer ilk tekne tararsa, domino taşı gibi bütün tekneler tarar diye. Neyse biz ucuz kurtulduk.
Bu arada bir süre ben teknede kalmak istedim. Ancak bugün araba kiralayıp adayı gezmek istiyoruz. Fiscardo'da araba kiralayan tek bir yer var. Nalan ve Ömer Deniz beraber bot ile oraya bakmaya gittiler. Araba bulmuşlar. Telefonun pili bittiği için el telsizi ile haberleştik.
65 E günlüğü. En küçüğünden arabayı almışlar. Rıhtımda yer yokmuş, belki beklersek çıkar ama biz de vakit kaybetmeyelim dedik. Sabah imbatı artık iyice azaldı. Muhtemel akşam yine terse dönecek.
Nalan istersen ikinci bir çapa atalım dedi ama ben burada sorun olacağını sanmıyorum.
Yanımıza giyecek ve yedekleri alıp sahile çıktık.
Botu uygun yere bağladık.
Arabayı aldığımızda artık saat öğleye gelmişti.
İlk durak Assos. Burası bizdeki Assos'a çok benziyor. Tepede bir kale, onun altında taşlık bir kumsalı var. Farklı olarak arada küçük bir kıstak ile bağlı iki koydan oluşuyor. Adanın kuzeybatısında olduğu için olsa gerek tekneciler açısından çok da popüler değil.
Fiscardo
Tam köşede harika konumu olan bir taverna var. Acıktık yemek yiyelim dedik ama tabi bu saatte taverna full! Arabadan birşey almak için geri döndüm, tam bu sırada en köşedeki tavernanın en güzel masası kalktı. Anında oturduk tabii...
Assos
Menü kalamar tava, zucchini balls, patates, bira ve ice tea limon.
Çocuklar biraz kumsalda eğlendiler ama deniz sefasını burada değil, biraz güneyde Mirthos koyunda yapacağız. Yol Assos'tan sonra adanın batısındaki kıyıları yüksek yarlardan izleyerek güneye doğru devam ediyor. Merkez Argostoli ama biz oraya kadar gitmeyeceğiz. Kefalonya hiç de küçük bir ada değil. Yaklaşık Sakız kadar. Ancak büyük koylar ve körfezler var.
En güneyinde 1600 metre civarında zirvesi olan dağ var.
Mirtos ve diğer koyları hayranlıkla izliyoruz. Denizin rengi bir harika.
Mirthos 
Normalden daha sakin bir deniz varmış bugün. Ona rağmen, masmavi sular, kumsalda patlıyor. Çocuklar dalgalara bayıldılar.
Uzun süre kalmayıp, yola devam ettik. İkinci durak Melissani mağarası.
Adanın doğusunda önemli yerleşim yeri Sami'ye yakın bir mağara. Kefalonya diğer İyon adaları gibi özellikli bir jeolojik yapıya sahip. Mağaralar bu coğrafyada en sık karşılaşılan bir olgu.
Bahsi geçen mağara da içerisinde kayık turunun yapıldığı, bir deprem ile üzeri açılınca tesadüfen keşfedilmiş bir boşluk. Girişi yetişkinlere 7E. Çocuklar mağaranın suyunu ve akustiğini çok beğendiler.
"Bu da bitti" mantığı ile dolaşıyoruz, araba ile sadece bu akşama kadar plan yaptık. Yarın İtaka'ya geçeceğiz. Dolayısıyla İyon Denizi'nin bu en büyük adasında mümkün olduğu kadar çok yer görmek ana hedefimiz. Aslında şehir olarak Sami ve Argostoli'yi çok da merak etmiyoruz doğrusu. Ancak tüm Yunanistan'ın en büyük ada dağı olan Ainos nedense bizi mıknatıs gibi çekiyor. Listede ikinci sırada Samotraki var seneler önce orayı da çok beğenmiştik.
Abies Cephalonica adıyla bilinen, buraya özgü göknar ormanı binlerce yıldır birçok geminin inşaasına hammadde sağlamış.  1962 yılında Ulusal Parka dönüştürülen bölgede çok hoş yürüme yolları ve hiking parkurları var. Pek de turistik olmadığı için sanırım çok beğendik.
Neredeyse tamamı deniz seviyesinde geçen bir yelken yolculuğunun bu en "yüksek" anında, bütün etraftaki adaları görebilecek kadar yukarıda olmak duygusu tarif edilemez.
Akşamüstü rüzgarının ağaçların dallarında çıkarttığı sesi hatıralamıza kaydedip, tekneye dönmek için yola koyulma vakti geldi maalesef...
Geldiğimiz yoldan Fiscardo'ya geri döndük. Arabanın camı bozuk olduğu için geri verelim dedik, park etmek istemedik.Çocuklar kumsalda eğleniyor. Ben öte beri almaya markete gittim.
Akşam yemeği teknede. Yanımıza yeni tipler gelmiş, dünküler ayrılmış.
Teknede biraz yüzdük, bulunduğumuz yer koyun belki de en güzel suyunun olduğu yer. Sonrasında akşam yemeği yine teknede. Bugün artık son mantıyı bitireceğiz.
Akşamın ilerleyen saatlerinde kahve içmeye sahile çıktık.
Fiscardo'yu yansıttığı ruh olarak çok beğendik.  En uzun süre burada kaldığımız için değil ama burayı nedense Gümüşlük'e çok benzettik. Orayı da çok sevdiğimiz için belki de...
Her tatilin "en" lerini seçmek Lotus'ta adettendir. Gerçi bunu son akşam yemeğinde yaparız genelde ama Nalan'ın doğumgününü erken kutlama programı bence gayet uygun bir zaman!
Çok hoş bir kahve molası sonrası tekneye botla dönüp, biraz daha sohbet sonrasında yattık.


GOPR0399 from mehmet erem on Vimeo.