14 Temmuz 2016 Perşembe

Ege Geçişi

Hava yarından itibaren kanalda iyice azalıyor, dolayısıyla en uzun geçişimizi (55NM) gündüz vakti yelkenle yapmak istiyoruz. Skopelos ve Skiros'u çok sevmemize rağmen bu adalarda maalesef, hep olduğu gibi zaman darlığından çok vakit geçiremedik.
Ama yapacak birşey yok.
Sabah neredeyse kuşluk vakti, daha fırın bile açılmamışken, tonoz halatını suya bırakıp, palamar çözüp çok sevdiğimiz Linaria'dan çıktık.
Hafif bir kuzeyli esiyordu baştan, burnu dönüp açıkdenize çıkınca o da kesti. Rota güney.
Adanın en güneyinde seneler önce Nalan ile beraber balayında geldiğimiz Ormos Rennes adlı koyda deniz ve kahvaltı molası vermek istiyoruz. Geçen sefer açıktan dolaşmıştık, bu sefer Sarakino Adası'nın içinden dolaştık. Olta suda... Ama ne arayan var, ne soran?
Adanın içerisinde, kıyıda, Allahın unuttuğu bir yerde garip, doğa ile uyuşmayan devasa yapılar gördük. Anlam veremedik... Sanırım askeri. Anlam veremediğimiz mimari oluşumları "askeri" olarak nitelendirebilmek aslında ne büyük kolaylık.
Ormos Rennes nedense hatırladığımızdan farklı gözüktü gözümüze. Halbuki su aynı, sahil aynı, sahildeki tek top ağaç da aynı, hatta sahile gelen eşekler bile belki aynı gibi ama farklı olan ne biz bulamadık!
Daha doğrusu bulduk da itiraf etmeye korktuk sanırım.
Kim bilir bu koya bir daha ne zaman tekrar gelebileceğiz? Bakalım...
Hava durgun, kahvaltı mükellef. Kısa bir deniz molasından sonra iyice kendini hissettirmeye başlayan sıcağın etkisi daha da artmadan yola koyulmaya karar verdik.
Önce hazırlıklar. Botu ön güverteye aldık. Sabitledik. Artık botu güverteye alırken motoru üstünden indirmiyorum. Bu tekniği Skip Novak'ın Pelagic adlı eğitim verdiği teknedeki uygulamalarından kopyaladım. Çok yararlı!
Teknenin içi neta, durmadan devreden çıkan otopilot bağlantıları kontrol edildi, oltalar açıkdeniz için değiştirildi, kokpit masasını katlandı... Ve Ege Kanalı için hazırız! Vira demir!
Adanın en güneyini dönünce hafif bir rüzgar başladı. Önce ana yelken sonra cenovayı açtık. Motora başlangıçta 1-2 mil yardım ediyordu. Sonraları rüzgar artmaya başlayınca devri düşürdüm en son da tamamen kapattım motoru ama bu mevsimde kanalda sadece 14-15 knot rüzgar olacağını baştan söyleseler hiç inanmazdım.
Rahat bir seyirle doğuya doğru yol alıyoruz. Bir süre sonra herkes açıkdeniz seyrine adapte oldu. Bira, Tavla turnuvası, Bira, Ömer Deniz'in geliştirdiği FıkraPolis oyunu, tekrar Bira derken bir sonraki durağımız Psara adası karşımızda belirdi. Bu gibi geçişlerde, ufukta gidilmesi planlanan ada belirdiğinde insan nedense rahatlıyor. Halbuki oraya varmamıza daha 5 saat var! AIS'ten gemi yolundaki ticari sevkiyatı izliyorum. Çok yoğun değil.
Teknenin içinde denizin çok kaba dalgalı olmamasını da fırsat bilip birkaç tamirat bile yaptım. Harita masası ve ön ardiye ışığı da tamam. Lehim yaparken biraz zorlandım, mutfağın kenar formikasını yakıyordum az daha ama şükür erken farkettim!
Psara'nın limanı en güneybatıda. Öncesinde vaktimiz var, kısa bir deniz molası çok iyi gelecek. Andipsara adlı hemen güneybatısındaki kayalık topluluğunda durmaya karar verdik. Oldukça vahşi neredeyse "ot bitmemiş" çıplak kayalık grubu bunlar.
Tamer saatlerdir aynı yerde oturmuş olmanın getirdiği ruh hali ile kendini suya attı, zıpkınıyla. Kuzey de peşinden. Ama suda gördüğü müren yüzünden Kuzi'nin girmesiyle çıkması bir oldu denilebilir...
Tamer de sonradan itiraf ettiği gibi, şimdiye kadar daldığı adaların hepsinden farklı bir su altı yapısı ile karşılaştığını söyledi. Nitekim etrafımızda RIB'leri ile dalış yapanlar var.
Bu kadar uzak bir noktaya manzara sebebiyle gelmiş olamazlar.
O geceki menümüz kuru fasulye pilav olduğu için ve sabahtan beri hazırlanıldığı için balık avı işini tadında bıraktık. Kovuğundan çıkmaya bir türlü ikna edemediğimiz istakozu da...
Bu seyahatte Lotus'un envanterine eklenen en yeni ürün 3,5 litrelik tamamı paslanmaz bir düdüklü. Kuru fasulye  de nitekim, "seyahatin en"leri listesine en üst seviyeden dahil oldu.
Hemen güneyimizdeki Katonisi denilen kayalığı dışarıdan değil, içeriden dolaşmaya karar verdik. Tamer'ler her zamanki gibi sığlıkları kontrol etmek için pruvada. Oldukça dar bir aralıktan geçerek, limana doğru yollandık. Batıdan Psara'ya gelirken şehrin iki tarafına da yayılması sebebiyle kafa karıştıran bir yarımada oluşumu var. Erken farkedip, burna doğru rota tuttuk. Liman içine girerken batıda bir büyük mendirek, doğuda ise sığlığı gösteren bir lateral var. Bunun da açığında alargada kalmak mümkün.
Liman içi geniş, derinlikler uygun, rüzgar da sert değil. Rahat bir manevra ile iki yelkenli tekne arasına  kıçtankara olduk. Palamarımızı birkaç gün önce Denizler kanal72'den konuştuğumuz Alpaslan Bey aldı. Sağolsun. Onlar da kuzeyden bu tarafa inmiş. Yarın itibarıyla batıya doğru rota tutacaklarmış. Denizdekilerin bu tip sosyal medya üzerinden birbirleri ile haberleşmesi/buluşması ne büyük nimet. "Öğleden beri sizi gözlüyorum, 1-2 saat daha gelmeseydiniz, aramaya çıkacaktım neredeyse" dedi... )))
Psara Yunan isyanları sırasında Osmanlı'nın en şiddetli karşılık verdiği adalardan biri. Bu yüzden Türklerden hoşlanmıyorlar mı acaba? diye oluşan peşin hükmümüzü bizi gülerek karşılayan Liman Polisi'nin sevimliliği ortadan kaldırdı.
İşin bürokratik tarafı bitince, meydanda devam eden gösterileri takip ettik bir süre. Limanın hemen doğusunda güzel bir bar ve koyun diğer tarafında bir bakkal bulduk. Ekmek ihtiyacımızı tamamlayıp fasulyeye gömüldük! On numara beş yıldız!
Rıhtımdaki pedestalden elektrik temini sonrasında vakitlice yattık uyuduk.

13 Temmuz 2016 Çarşamba

Skopelos-Skiros

Elimizdeki eşyalar ve dolduramadığımız mazot bidonları ile bota sığışamadık. Haliyle, iki tur yaptık. Diğerlerini beklerken ben bu arada tekneyi hazırlıyorum. Çocuklar uyudu bile.
Yaklaşık 40 millik yolumuz var. Başta motorla gideceğiz ama Ege Kanalının ortasına yaklaştıkça rüzgar artacak gibi duruyor, belki artık mazot yakmayı bırakıp yelkenle seyredebiliriz. Bakalım.
Diğer ekip de geldi, kıç omuzluktan alacağımız için çok fazla yatmayacak tekne.
Yine de bir grup alınanları yerleştiriyor, teknenin içini neta ediyor.
Biz Tamer ile sonradan attığımız ikinci çapayı almaya gittik. İki günde iyice saplanmış mendebur, botun içinde kuvvet alıp sökmek zor olabiliyor. Bir şekilde çözdük...
Tamer kıç koltuklarını almaya gitti. Ben demirdeyim. Hafif rüzgarda koydan çıkıp açıkdenize rotta tuttuk. Gece seyri kutlaması, yıldızlar ve meteor yağmuru, yelken seyrine geçiş, sabaha karşı sertleşen kuzeyli hava ile Linaria'ya giriş.
Adanın kuytusundan değil aıkdenizden girdik koya. Saat sabahın altısı...
Skiros'un meşhur mavi feribotu Akhileus rıhtımda.
Karşı kıyıda dip dibe sırlanmış 4-5 tane yelkenli tekne var. Aralarında bir adam el kol işaretleri yapıyor. Tonoz olduğunu anladık. Manevra edip kıçtankara yanaştık.
Liman görevlisi tek kelime ingilizce konuşmuyor, şimdilik uyumak haricinde hiçbir şeye ihtiyacımız yok. Yine de kısa bir karaya ayak basıp pastaneden birşeyler atıştırdık. Saat 8 gibi feribot kalkacak. Acele acele pastanaeden yolluk temin etmeye çalışan yolcuların arasına karıştık. Feribot her zamanki gibi tüm limanı selamlayarak avara olduğunda ben artık uyumuştum bile...
Liman görevlisinin geldiğini söylediklerinde uyanmış ama yatakta miskinlik yapıyordum. Kalktım. Sakis adlı çok sevecen, iyi niyetli her yere koşturan bir karakter. Uzun uzun bana limanın kolaylıklarını anlattı. Elektrik bedava. Keza jetonla çalışan bir çamaşırhane var. Duşlar gayet temiz ve güzel dekore edilmiş. Şimdiye kadar Yunanistan'da karşılaştığım en düzgün tuvalet ve duşu burada aldım diyebilirim. Gecelik üsret 18Euro gerçi ama bence değdi...
En son 7 sene önce gelmişiz Skiros'a. O zamana göre bayağı değişmiş ve gelişmiş denilebilir-pozitif anlamda-. Doğrusu benim hoşuma gitti. Hem duygu olarak hem de çevre ile uyumlu basit ama hoş estetiği yönden biz çok beğendik doğrusu...
Tüm tekne nevresim ve çarşafları yıkadık...
Tekneyi su tutarak yıkamamak gerektiğini kibarca belirttiği için o kısmına burada girişmedik. Bu arada hemen sancağımızda demirli Beneteau F45'in sahibesi, İngiltere kraliyet ailesinden tavırlar ve aksanla bizim botun motorunun bordalarına zarar vereceğinden dolayı endişelerini dile getirdiler. )))
Biz de gereğini yerine getirdik. Normalde botu, hele de makine üzerinde olduğu için hep arkamızdan çekiyoruz. Güvenlik açısından, iş gücü yönünden ve ağır makineyi kaldırmak zorunda olmadığımız için çok avantajlı ancak sanıyorum tek komplikasyonu bu... Limana girerken ve çıkarken birilerinin botla ilgilenmesi gerekiyor.
Çocuklarla benzin istasyonuna gidip mazot alıp alamayacağımız sorduk. Yeni açılmış bir Shell ama çok misafirperver davrandılar. Bidonla taşımayı göze almıştım ama yanaşarak daha kolay olacağını düşündük. Üzerinde kurumak için asılı çarşaflar ve nevresimlerle panayır yerine dönmüş Lotus'u bulunduğu yerden çıkartıp yanaştırdık.
Gündüz vakti hemen karşımızdaki tavernada bira patates yaptık. Linaria'nın kötü tarafı Chora'ya biraz uzak. En iyi yöntem araba kiralamak. Tesadüf yan masada yemek yiyen adamcağızın Rent a Car şirketi olduğunu öğreniyoruz. 35Euro günlüğü. Bir tane aldık.
Nalan çocukları hemen yakınımızdaki "küçük at" çiftliğine götürmek istiyor. Bu atlar sadece Skiros adasına özgü imiş. Neslini devam ettirmek için bir vakıf destekli çiftlik kurmuşlar. Çocuklar at binmeye bayıldılar. Biz de hemen yanındaki meşhur restaurant'ta birşeyler atıştırdık.
Kalamitsa Koyu'nda kısa bir deniz molası. Çok da cezbedici değil, sanırım günlerdir kimselerin uğramadığı şahane cennet köşelerde demirlediğimiz için bize pek de cazip gelmedi.
Chora ziyaretini öteleyip, vakitlice limana döndük. Tamer dalışta.
Akşam yemeği hemen köşedeki "böcekçi" de, kıç aynaya yeni bağlama limanı yazısı, akü sularını tamamlama, kordonboyundaki halka açık kütüphane ve yemek oyunları sonrası tatlı bir sohbet ile yattık uyuduk.

12 Temmuz 2016 Salı

Skopelos

Kaldığımız yeri çok beğendik. Agnontas koyunun girişinde, gözlerden uzak, ama yine de şehre botla sadece 2-3 dk mesafede küçücük bir koy. Suya değen çam ağaçları arasında sadece biz sığabiliyoruz içine... Arada bir sahildeki yoldan yürüyerek kamp yapmaya gelenler oluyor, ama karşılıklı selamlaşmalar ve saygı çerçevesinde bir ilişkimiz var. Ne onlar bizi rahatsız ediyor ne de biz onları. Sahildeki 5 metre uzunluğundaki tek kumsal bu gibi durumlarda emperyal duygularla bezenmiş insanoğlunun karanlık yüzünü ortaya çıkartabiliyor yine de ... Çocuklara kumsalın bize ait olmadığını anlatmakta zorlanıyoruz bazen. ))
Adanın aslında bu tarafında muhtemelen de bize yakın birçok güzel koy var. Limnonaria'dan başka Panormou, Neo Klima ve Loutraki en bilinenleri. Ancak bulunduğumuz yeri o kadar sahiplendik ki çıkıp dolaşmak hiç istemiyoruz.
Bugün esmesi beklenen sert rüzgar için önlem adına sabahtan Tamer ile beraber ikinci çapa düzeneğini hazırlayıp baştan attık. Onun sancaktan boşunu alıp, kıç koltuklarını da ayarlayınca tekne rüzgarı yandan değil kafadan almaya başladı, rahatladı. Aslında koy o kadar küçük ki biraz ilerideki kayadan bile açmaz alabiliriz neredeyse... )))
Biz erkekler tayfası olarak toplanıp hazırlanıp sahile çıktık. Kiralık araba var mı diye soracağız. Keza çöpleri atmamız da gerekiyor, biraz da internet işleri...
Hava sert kuzeyli estiğinde adanın feribotunun buraya yanaştığı söyleniyor. Bizimle ilgisi yok. Koy oldukça küçük, sancak tarafı devasa bir mendirek. Muhtemel koya akan dere yüzünden su bulanık,  dip gözükmüyor. Rıhtıma dizilmiş levrekçiler bunun ispatı gibi...
Sahilde küçük bir kumsal ve hemen yanında küçük bir iskele var. Çok fazla ev veya otel yok. Bir bakkal, birkaç da yerleşim. Hergün belli saatlerde buradan 7 km uzaktaki ana şehre otobüs var.
Koyun tartışmasız en kayda değer görüntüsü, neredeyse denize kadar uzanan devasa dallarıyla kumsalın yarısını kaplamış bir dut ağacı. Ağacın gölgesinin altına tavernanın masaları atılmış. Önceleri sadece 1-2 soru sorup bilgi almak için oturduğumuz masaların, sonradan adanın belki de en başarılı tavernalarından biri olduğunu öğrenince bizim balıkları burada pişirtebilir miyiz fikri doğdu kendiliğinden. Sonradan tavernanın sahibi olduğunu öğrendiğimiz genç çok sıcak karşıladı... Bizim de zıpkınla avcılığa yönelik Yunan tarafındaki disiplin ile kafamızdaki soru işaretleri dağıldı. Akşam yemeğinde nerede olacağımız belli...
Ancak asıl amacımızdan uzaklaştık mecburen. İstediğimiz kiralık bir araba bulmaktı. Fakat adada o gün için araba yok. Adada birgün daha kalmak mümkün fakat bu durumda Ege Kanalı geçişini havanın yanık olduğu Cuma gününe ertelememiz gerekecek. Zaten buraya kadar çok mazot yaktık. Tüm Ege'yi motorla geçmek çok istediğimiz bir durum da değil haliyle...
Esasen çocuklarla beraber sert rüzgar sorun olmuyor ancak kaba dalga her zaman bir konu. Tekne içi yaşam zorlaşıyor, 3-4 saatten uzun süren ağır deniz durumunda çocukların kamarada sıkılmasına sebep oluyor. Onun için genel hava ve deniz durumundan memnunum. Çok ağır şartlar da olabilirdi...
Tekneye dönüp de tekrar konuyu beraberce masaya yatırdığımızda en mantıklı olanın bulunduğumuz yerden hiç kıpırdamayıp, akşam yemeğini bizim tavernada halledip ama belki şehri görmek için kısa bir otobüs seyahati planlamak. Saati konusunda farklı fikirler var, sonunda yemeği erken bitirip, çocuklar uyumadan kısa bir şehir turuna  karar verdik. Sonrasında da zaten gece seyri ile Skiros'a geçeceğiz.
Tamer dalmaya gitti. Ben teknede ufak tefek tamirler yapıyorum. Bugünün konusu sintinedeki su. Birkaç parmak suyu dert etmiyorum ama motor bölümünün altında da var. Tuzlu su. Bu işler için ayırdığım diyaframlı mobil bir pompa ve Ömer Deniz'in yardımıyla tüm hazneleri tamamen boşalttım. O kontrol butonunda ben hortumu hazneye daldırıyorum hava yapana kadar. Pırıl pırıl bir koyda olduğumuz için denize vermedim, gerçi su temiz ama... Bu gibi durumlarda acil durum için biriktirdiğim vakumlanmış 5-10 litrelik kapaklı petlerden yararlanıyorum. Sahile çıkınca onları ayrıca atacağım. Motorun üzerindeki koltuk düzeneğini kaldırınca iş anlaşıldı. Çalışmıyorken bile deep seal'den damlatıyor. Sıvı vazelini enjektörle aralığından sıktım ama suyu kesemedim. Bu iş için Volvo'nun özel ürettiği bir gres var ama bende yok... Sonradan öğrendiğim bir tekniği bir sonraki gelişte deneyeceğim, bakalım. Eğer olmazsa yine suda deep seal değiştirmek gözüküyor ufukta!
Akşamüstü olmadan balıkları tavernaya götürdük. Çorba veya buğulamaya uygun balıklar. Ancak yunan mutfağı bu konuda bizim uygulamadan farklı. Balığı iyice temizledikten sonra kazana atıyorlar, sonra içinden çıkartıp suyunu ayrı balığı ayrı servis ediyorlar. Çok güzel olmuştu.
Aslında büyük kısmı da kaldı, ama utandık kalan çorbayı kazandan istemeye. Halbuki gece seyrinde on numara servis edilirmiş... )))
Otobüs ile ana şehre geçtik. 1,5 euro. Çocuklardan almıyorlar. Oldukça kalabalık. Biz ayakta gittik. Şehir de bayağı kalabalık. Anlaşılan film çekiminden sonra bayağı popüler olmuş ada...
Sokaklarında turlamalar, bol miktarda selfi, büyük yapraklı fesleğen, yiyecek-içecek takviyesi, saat on olmadan kapanan benzinci sebebiyle mazot alamamamız, taksi ile Agnontas'a dönüş.

11 Temmuz 2016 Pazartesi

Alonissos-Skopelos

Sabaha karşı başlayan rüzgar ile liman içinde solugan arttı. Esneticilere rağmen gıcırtılar iyice artınca, pijamalarla sahile çıkıp birer koltuk daha aldım. İkinci koltukları  esneticilerin en gergin olduğu aşamada kasılacak şekilde ayarladım. Aslında bu ikinci koltukları, Boğaz'da kışladığımız dönemden kalma tecrübe, farklı vinç veya koç boynuzuna almakta yarar var, ama gecenin o saatinde üşendim doğrusu... Sabah rüzgar azalmıştı. Sorun olmamış.
Sabah ben liman polisine gittim. Makbuzu bir önceden sevimli bir görevli kesmişti zaten, 2,40 Euro. Eletriği geri vermek istedim. Almadılar. Kart bizde kalacakmış. 3,50 Euro'luk bölümünü geri yükledim. Bakalım işimize yarayacak mı?
Ada 10 sene önce geldiğimize göre oldukça gelişmiş. Sanıyorum Skopelos'ta çekimi yapılan Mama Mia filminin bu iki adanın turizmine ciddi katkısı olmuş. Skiathos için aynı şeyi söyleyemeyeceğim, çünkü o zaten 1970'lerden beri hep gelişkin sayılırmış.
Alonissos'ta araba kiralayıp uzun uzun adayı gezmek istemedik. Bunun yerine devam eden lodosu da fırsat bilip tekne ile adanın batısına geçelim diye düşündük.
Bu arada ekibin geri kalanı kahvaltılık için alışverişe gitmişler. Ama liman içinde çok sallandığımız için çıkıp dışarıda yiyelim dedik. Patitiri'nin hemen güneyinde birkaç koy var. Ancak keşif duygumuz ağır bastı. Kuzeye doğru tırmanıyoruz. Ancak adanın batısı haliyle daha dalgalı. Megalo Ammos'a daha önce kara yoluyla gitmiştik.
Biraz güneyinde Ormos Yialia'da kıçtankara olup mola verdik. Kahvaltı sofrası biraz geç kurulmakla beraber  şahane...
Tamer dalışa gitti. Biz botla sahile çıktık. Hemen yamaçta bir rüzgar değirmeni var, çalışır halde.  Anladığım kadarıyla hemen yanındaki evde yaşıyor, sahipleri. Uzaktan bizi görüp selam verdiler...
Öğleden sonra çok da geç olmadan yola koyulup Skopelos'a geçeceğiz. Kanalda rüzgar artınca yelken açtık. Ana limanın olduğu taraf değil ama güneyine dönüyoruz. Salı günü itibarıyla hava kuzeyli sertleyecek gibi.  Stafilos Koyu'nu pas geçtik. Velona Burnu açıklarında olta çırladı. Hemen boşa aldık, Ama kaçırdık... Kesin büyük bir balıktı! ))
Agnontas koyuna girdik, sonrasında yer beğenemeyip LimLimnonari'ye de geçtik. Sahili plaj. Demirde iki tane büyük yelkenli var. Bir tanesi en az 20 yıllık 80 feet bir Swan. Diğeri ise bir Super Maramu. Sanıyorum birbirlerini tanıyorlar. Tekneleri çok beğendik ama koyu beğenmedik. Nispeten gözden uzakta, koyun güney doğusundaki burnun içinde kıçtankara olduk. Neredeyse sadece bize özel bir kumsalımız var. Koyu resmen kapattık.
Kıçtan koltuk alma işlemi biraz uzun sürdü ama sorun yok. Kayalara tel ile bağladım. Oldukça keskinler. Belli ki birkaç gün buralardayız.
Çocuklar hemen kumsala çıktılar. Su pırıl pırıl. Hemen yanımızdan, orman içinden bir yol sanırım şehrin olduğu tarafa doğru devam ediyor. Belki yarın yürüyüş yaparız.
Tamer güneş batışına yakın dalışa gitti. Bu günkü nevalemiz 2 kg'luk bir lahos!
Akşam yemeği teknede, mantı ve spaghetti ))
Gece sohbet koyulaştı, yattık uyuduk...

10 Temmuz 2016 Pazar

Kiria Panagia-Alonissos

Rüzgar tüm gece esti. Gerçi dalıp bakmadım ama demir iyi, taramayız diye düşünüyorum.
Ancak nedense bir tedirginlik var içimde, sanırım önümüzde upuzun 3 büyük geçiş var, onlarla ilgili.
Saat 4'te kalktım. Etrafı kolaçan ediyorum, herşey normal görünüyor halbuki. Ama bir husursuzluk var, nedendir belli değil.
Nalan da kalktı... Rüzgar azalmış. Henüz erken, kimse kalkmadı ama biz yola çıkalım. Denizi nasılsa motorla geçeceğiz, hem de aküler şarj olur diye düşündük.
Kimseyi uyandırmamaya çalışarak-nasıl olacaksa-motoru çalıştırdım, seyir ışıklarını ve navigasyonu açtım, güverte hazırlıklarını yaptım. Çay suyunun altını açtım...
Koyun çıkışında, hemen güneydeki kayalıklarda girerken farkettiğimiz ciddi döküntüler var. Açıktan alacağız. Saat 04.30, henüz her yer karanlık. Hemen altımızda dün gece gelmiş, demirli balıkçı teknesi de demir aldı. Biz de demiri toplayıp onun peşine takıldım. Gözüm derinlikte ve dijital haritada...
Koydan çıkınca tüm ihtişamıyla, meşhur Atos Dağı ile karşılaştık. Gerçekten dağ gibi dağ!
Çok hafif bir rüzgar var, dağın hemen arkasından doğan güneşin ilk ışıkları sanki yolculuğumuzu kutsuyor...
Açık denize çıkınca rahatladım, nedense. Sebebini bilmediğim huzursuzluk kayboldu. Nalan ile beraber kokpitte sohbet ediyoruz. Diğerleri uykuda...
Yıllar önce eski Lotus ile geldiğimiz ve motor arızası yaşadığımız için tamamen plandan sapıp, tüm Ege'yi motorsuz ve elektriksiz, sadece yelkenle geçmek zorunda kalmamızın üzerinden neredeyse 10 yıl geçmiş.
Aynı sulara yine kendi teknemizle, bu sefer çoluk çocuk gelmek cesaret işi mi bilemiyorum gerçi, ama nahoş bir tecrübeden dolayı bir Yunan Adası'nı ve hatta koca bir coğrafyayı da "lanetlememek" lazım değil mi? ))
Gerçi denizciler biraz batıl inançlı olurlar ama biz çok denizci değiliz demek...
Şaka bir yana bu coğrafya bizim bildiğimiz Ege çizgilerinden farklı. Rüzgarı bildiğimiz "eşek poyrazı" değil. Sabahları daha kuvvetli hatta, sonradan azalıyor. Keza coğrafya da bildiğimiz Yunan Adaları'nın en yeşili bol olanlarından.
Rotamız 180 hemen güneydeki Kiria Panagia. Dümdüz denizde tüm sabah motorla yol alıyoruz. Oltalar suda ancak pek bir hareket yok.
Koyun girişine öğle gibi vardık. İçeride sadece tek bir tekne var. Hava palpa... İçeride kalmayıp, dışarıda mağaranın olduğu kayalığın kuytusuna demir attık. Sahilde küçük de bir kumsalı var.
Mağara dalışı, tekne altı tamirleri, çocuklarla kumsal muhabbeti ve Tamer'in dalışı derken zaten öğleden sonra oldu bile. Akşamüstü gibi demir alıp, Alonissos ana limana rota tuttuk. Hafif bir rüzgar var kanalda. Yine motor ile destek mecburen. Steni Valla'nın hemen güneyindeki küçük koyda kısa bir deniz molasını takiben, ana limanda mendirek tarafına demirlemiş teknelerin en başına kıçtankara olduk.
Liman polisi gelip açıklamalarda bulundu, vapur iskelesinde dans eden kalabalığın ne olduğunu sorduk. "Dans festivali" olduğunu, bugün itibarıyla sona erdiğini söyledi... Bir gün ile kaçırmışız. Ne acı! Artık dans edemeyecek miyiz yani Sporadlar'da? ))
Demirimiz sağlam tuttu, hafif bir solugan var ama rahatsız etmiyor. Yine de esneticili halatları kullanıyoruz. Bunlarda en büyük problem doblin olarak kullanmamak gerekliliği. Bu sebeple ayrılırken veya yanaşırken biraz zorluk çıkıyor. Sahilde izbarço atmasını bilen birilerinin yardımına ihtiyaç var ya da yanaşırken doblin bir başka halat ile yanaşıyoruz ve sonrasında esneticili halatlar ile değiştiriyoruz. Eğer esneticili halat doblin yapılırsa birgün bile dayanmadan çok fazla aşınıyor hatta kopuyor.
Limanda ahtapot şov, dans festivalinin sonu, kiralık araba bulamamamız, otobüs ile Chora, hemen girişinde "belediye gazinosu" kılıklı tavernada yemek, Avo kafeden elektrik kartı temini ve Avrupa Kupası finali ile geceyi sonlandırıyoruz...

9 Temmuz 2016 Cumartesi

Halkidiki

Tekne üzerinde bulunan, transitlog'da isimleri kayıtlı  bir ekibin inip bir başkasının binebilmesi için liman polisinde crew list değişikliği yapmak gerekiyor. Port polisin olmadığı limanlarda bunu yapabilmek pek mümkün değil. Hele de son günlerdeki değişikliklerden sonra...
Ancak transitlog'un değişmesine gerek yok, dolayısıyla da gümrük olan bir yere ihtiyacımız yok.
Halkidiki'de bu tanıma uyan sadece birkaç yer var. Birisi de Neo Marmara...
Porto Carras marinanın hemen yanında, Sithonia adlı orta parmağın bartı kıyısında.
Doğudaki parmak zaten neredeyse tamamen kara ulaşımına kapalı. Atos dağı olarak bilinen Ortodoks kiliselerin resmi kontolündeki bu coğrafyayı denizden çok merak ediyoruz. Bakalım seyir yapabilecek miyiz?
Neo Marmara'ya sabah geldik. Pastahaneden öte beri aldıktan sonra, şehri keşfe çıktık. Lotus dışarda, geceyi alargada geçirmişler. Yelkenlilerin yanaşması için yapılmış yüzer pontonlar dolu ve riskli geldi gözümüze. Limanın tam ortasındaki beton pontona aborda olmak, hem eşyaları indirip bindirmek hem de yanaşma kolaylığı açısından mantıklı. Kuzey köşesi biraz sığ gibi...
Biz de iskelenin bariyerini kaldırıp minibüsü içeri soktuk kolayca.
İlk işimiz saat 8.30-9.00 gibi açılacağı söylenen Liman Polisi'ne gidip bürokrasiyi halletmek. Pek rastlaştıkları bir durum olmadığı için biraz uzun sürdü işlemler ama sonunda halloldu. Ağaç altında biraz sohbet ve hoş beşten sonra Melih Ömür'ler yola koyulmak üzere kalktılar. Gelişte 8 saatlik bir gümrük geçişi sebebiyle herkes tedirgin. Umuyoruz dönüşte böyle bir trafiğe yakalanmazlar dileklerimizle, uğurladık minibüsü...
Nitekim sanırım Cumartesi olduğu için çok rahat geçmişler İpsala'dan...
Biz marketten bazı eksiklerimizi tamamlayıp erken çıkmak istiyoruz. Tekne formunda, aksilik yok. Ufak tefek şeyler var tabi ama onlar nasılsa yolda halledilir. ))
Lotus'ta tamirat bitmez! Bitince satıp, eskisini alacağız  ;))
Limandan çıkar çıkmaz, hemen güneyimizde kalan Porto Carras'a sırf merak ettiğimiz için girdik. Zengin bir Yunan işadamının yaptırdığı devasa bir yatırım. Dap dar bir kanaldan geçilerek girilen marina ağzı, yarış amacıyla dışarı çıkmaya çalışan yelken tekneleriyle zaten iyice karışmış durumda. Onları kollayarak içeri girdik. Ancak  içerisi oldukça geniş, gayet modern bir marina. Fiyatı da bununla paralel haliyle. ))
Biz sadece mazot ikmalimizi yaptık, kredi kartı yok. Nakit parayla ödeyip çıktık.
İlk deniz molamızı marinanın hemen güneyindeki koylardan birinde yaptık. Halkidiki yarımadası'nın kendine has bir iklimi. Güney Ege ve Akdeniz'de hakim meltem etkisi burada pek yok. Hava oldukça mutedil devam ediyor. Her havaya kapalı koy sayısı da pek yok gerçi ve mesafeler nispeten uzun ancak bizim gittiğimiz dönemde çok hafif bir lodos estiği için biz pek zorlanmadık. Atos Dağı ikibin küsur metre yüksekliği ile sudan çıkan dev bir kütle gibi, etrafında hep sert rüzgarlar ve hava akımları oluşturması ile ünlü. Bakalım bugün akşam kendisiyle karşılaştığımızda bize ne gibi süprizler hazırlamış olacak?
Çamların içindeki koyda (40.03.87N 23.47.31E) 5 metreye funda demir. Koyda baştan 2 adet RIB vardı, biz gelince çıktılar. Huzurlu, pırıl pırıl bir kumsalda tek başımıza kaldık.
Kısa bir deniz molası, biraz şnorkel sonrası tekrar demir alıp yola koyulduk.
Spalathronisia adalarının içinden geçemedik, mecburen rota değiştirip dışarıdan dolaştık. Derinlikler bu sularda çok değişken. Her an   bir sığlık ile karşılaşmak mümkün. Gece seyirlerinde dikkatli olmakta yarar var.
Burnu döndükten sonra coğrafya değişti. Porto Koufa'ya kadar sığınılacak pek bir liman yok gibi. Porto Koufo'nun girişi çok ilginç. Ancak içerisini beğenmedik pek. Yola devam edip yarımadanın doğu kıyısına seyredeceğiz. Hava yanık. Hafiften güneyli esiyor.
Ampelos Burnu'nda balık tutan kayıkların arasında bir kumsal gözüme kestirdim. Oldukça ıssız ve vahşi bir görünüşü var. Ama geceyi burada geçirmeye cesaret edemedim doğrusu, yola devam ettik.
Fenerin olduğu Pseudokavos Burnu'ndan sonra hava doğuya döndü, sertledi ve denizler büyümeye başladı.
Bu kıyının daha da korunaklı olacağına dair ön yargım suya düşmüş durumda. Bakına bakına kuzeye kadar çıkarız artık nereyi beğenirsek orada kalırız düşüncesini bir kenara koydum. Korunacak bir yer arıyoruz.
Kayalıkları kollayarak, motor yelken seyriyle Sykias'a kadar tırmandık. Burnun saçakaltında bir yere, bizimle beraber birkaç teknenin de kaldığı  koya demir attık. 
Çocuklar bota binip sahile çıktılar. Tamer balık için daldı. 
Ben teknede ufak tefek işlerle uğraştım biraz.
Sahilde seyahatin en kötü kalamar ve ahtapotunu yedik. Ama ilk sefer olduğu için sanırım rahatsız etmedi baştan... ))
Gece alargadayız.
Yattık uyuduk

8 Temmuz 2016 Cuma

Halkidiki Yolunda

Bu seferki Kuzey Ege programı aslında oldukça sofistike olarak planlandı. Mustafa Çam Sığacık'ta demirli olan Lotus'u alıp Çeşme'den Sakız'a geçirecek. Oradan Ege Kanal'ını yanlamasına geçerek Kuzey Sporad'lara ulaşacak. Bizden bir hafta önce Melih Ömür'ler ile orada bir yerde buluşacak. Eğer mümkün olursa Halkidiki'ye geçecekler. Biz de aynı onlar gibi kara yoluyla gideceğimiz bir limanda mürettebat listesi değişikliği yaparak tekneye geçeceğiz. Onlar da bizim geldiğimiz arabayla İstanbul'a geri gelecekler.
Bundan sonrası aslında kolay. Herhangi bir zaman sınırlamamız yok. Varmak istediğimiz nihai bir liman kararı da vermedik. Kuzey Ege'de herhangi bir Türkiye  limanından giriş yapacağız.
Plan genel olarak iyi ama iki yerde hata yaptık. Bir tanesi Mustafa Çam için bir vekaletname çıkardık, en nihayetinde tekneyi yurt dışına o çıkartacak ama imza sirkülü eklemeyi unutmuşuz dosyaya. Hem çıkış hem de girişte çok zorlanmış.
İkincisi ise işin kara yolu transferi ile ilgili bölümü. Önceleri kendi arabamızla gideceğiz diye düşünmüştük ancak yeni katılımcılarla sayımız 8'e ulaşınca standart bir araba ile Yunanistan'a geçme planımız suya düştü. Alternatifimiz bir tanıdıktan bulacağımız bir minibüs. Hele de ticari olan bir minibüsü yurt dışına çıkartma prosedürlerini öğrenince ondan da vazgeçtik.
Profesyonel bir transfer firması ile anlaştım. Harika bir VIP Mercedes Sprinter minibüsümüz var! Yolu bilen bir de şoförümüz var.  Kaporası çok önceden ödendi.
Biz gece seyahat edeceğiz. Çocukların uyuması açısından ama daha önemlisi Melih Ömür'lerin bayram dönüş trafiğine takılmaması açısından böyle tercih ettik.
Hesap etmediğim şey son dakikada ortaya çıkacak bir aksilikte uygulayacağımız bir B planımızın yokluğuydu. Nitekim yola çıkmadan sadece 4-5 saat önce firma yetkilisinin arayıp "maalesef..." dediği an başımdan aşağıya kaynar sular dökülmüş gibi oldu...
Uzun konuşmalar, hiç bitmeyecek gibi gelen bekleme süreleri, sıkılıp öfürdenmelerle geçen 2 saatin sonunda yola çıkmamıza ancak dakikalar kaldığında tekrar çalan telefon sesiyle irkildim. Arayan firma yetkilisiydi. "Tamam" dedi hallettim, "hatta size bir büyük boy, 13+1 minibüs buldum aynı marka deyince" keyfim yerine geldi...
Nalan ve Cansu harika yolluklar hazırlamışlar. Kocaman bir buz kutumuz var. Biz kullanmak zorunda olmadığımız için istediğimiz kadar içebiliriz... ))
Tatil olması sebebiyle İstanbul zaten bomboş. Şehirden rahatlıkla çıktık. Havalimanından Nihal'i aldık. Bu arada ekip Tamer ve Cansu Hartevioğlu, oğulları Kuzey. Bizim aile ve Lotus'un benzer seyahatlerinin vazgeçilmez karakteri Nihal'den oluşuyor.
Tekirdağ'da köfte molası, kırmızı pul biber takviyesi, gece yarısı sınır geçme, rahat bir seyirle Kavala ve Halkidiki. O civarda çok fazla port polis yok. Biz Neo Marmara'yı seçtik.
Sabaha karşı saat 8 gibi Marmara'ya geldik. Lotus alargada demirli. Onlarla liman içinde beton iskelede buluşacağız.

22 Mayıs 2016 Pazar

Bodrum-Akyarlar

Gece çok şiddetli yağdı. Doğrusu sabah kalktığımda güvertenin tüm kışın pisliğinden arındığını görmek süpriz olmadı. Fırından ufak tefek takviye ile güzel biir kahvaltı, bu sefer kokpitte...
Hava açık, rüzgar frişka. Rotamız hemen yanda, Gümbet. İskelede kıçtankara duran Nurettin (İşletici) ağabeylerle buluşacağız. Gerçi onlar kuzeye doğru çıkacaklar. Sadece 1-2 günlük tamir için Bodrum'a geldiler. İşleri bitince uzun bir seyahatin son hazırlıkları için Sığacık'a rota tutacaklar.
Biz 4 gün daha Bodrum'dayız. Melih Ağabey, perşembe sabahı gelip alana kadar kayığı başıboş bırakmak istemiyorum. Malum azalsa da mülteci sorunu hala büyük risk teşkil ediyor.
Son dakikada Gümbet barınak ile yapılan görüşmede yer olmadığı ortaya çıktı. Keza Bitez de çok iyimser değil. Son çare Akyarlar. Gerçi iskele tamirdeymiş ama bize bir yer bulabilecekler gibi.
1 saatlik seyir ile kolaylıkla vardık. Arabayı oraya Mehmet Emin getiriyor. Bize verdikten sonra arabayı teknede birkaç öte beri boya, pasta-poliş işi var. Perşembeye kadar onları halledecek, sağolsun.
Koyun içi rüzgarlı. Yanaşmamız biraz zor oldu. Uzun zincir döşememize ek olarak tonoz halatını da bosa vurduktan sonra ırgatın fenerliği ile iyice kastırdım.
Kıç koltukları kuvvetli, ertesi gün şiddetli güneyli hava veriyor.
Gerekirse elektrik ve su verebileceğini söyledi. 4 günlük toplam 250 TL verdim. Bence Bodrum için mantıklı.
Tekneyi topladık. Arabaya yerleştik ve ver elini SamPi (Samsun Pidecisi)

21 Mayıs 2016 Cumartesi

Kisse-Bodrum

Sabah demir alan tırhandilin gürültüsüyle uyandım.
Koy çırpıntılı. Delice çifti çoktan uyanmış, kokpitte oyalanıyorlar. Sanırım bizi beklemişler, kibarlıklarından da uyandırmaya kıyamamışlar. Rüzgarın sertleşmesinden korkuyoruz, umuyorum bizim yüzümüden geçe kalmamışlardır.
Bot için biraz yağlı benzin aldım Ahmet Ağabey'den, hazır bottayken onları çözdüm, güneye doğru rota tutacaklar, yolları uzun ve bizimkinden zorlu. Vedalaştık.
Hava kapayıp, rüzgar şiddetini arttırırken kahvaltıya giriştik. Biz de çocuklarla kısa bir bot turu yaptık.
Yağmur başladığı için yemek içeride. Bu arada koy içindeki diğer guletlerin hepsi birer birer demirlerini alıp açıkdenize çıkıyorlar.
Bizim kıçtaki koltuğu çözmemiz yarım metre dalgada biraz zor olacak gibi. Tamer'in çevikliği sayesinde düşündüğümden kolay oldu.
Alakışla'nın girişindeki güya  doğu olan ama döküntünün batısındaki kardinalin batısından geçerek açıkdenize çıktık. Yelken bastık. Koca denizde bizden başka yelken yapan yok.
Sonradan Pabuç Burnu'nun oradan bir başka yelkenli çıktı. Güzel bir Hanse 575...Peşpeşe biraz seyrettik, sonra o kavançadan kurtulmak için geniş apaza döndü. Uzaktan selamlaştık.
Biz tam pupadan alıyoruz, ayıbacağı seyirdeyiz. Gönderi donatmaya üşendiğim için 1/3 açılmış cenovayı ahşap saplı kakıç ile kontrol ediyorum. Umarım kırılmaz...
Karaada Boğazı'na girdiğimizde iyice sertleşti.Bir ara göstergede 52 knot gördüm.
Geniş apaza geçtik. Bu arada arkamızdan gelen camadanlı ana yelkeni ile seyir yapan küçük bir Bavaria hızla yanımızdan geçti. Doğrusu şaşırdım. Nasıl bu kadar hızlı? Altımız o kadar mı kirli?
Hollanda bayraklı Bavaria, İçmeler önüne geldiğinde yelkenini indirmek için manevra etti. Biz yanından geçerek devam ettik. Marina ağzına kadar indirmeye niyetim yok. Nitekim net bir manevra ile kolaylıkla indirdik.
Bu arada BAYK'ın son ayağı sert rüzgar sebebiyle iptal edilmiş. Marina ağzına kadar yarışçı tekne ve ekiplerle dolu. Bir kısım tanıdıklarla selamlaştık, hasret giderdik.
Öğle yemeği Sünger Pizza'da. Servis yoğunluk sebebiyle kötü ama fiyat bari makul. Bu arada marinaya verdiğimiz 1 gecelik para evlat acısı gibi oturdu. Sadece isim benzerliğinden dolayı-küçük Lotus da hala benim adıma kayıtlı imiş- geçen Ağustos'ta neden çok daha ucuza kaldığımızı üzülerek farkettim ama artık yapacak birşey yok.
Elektrik su almadım. Banyo da zaten su soğuktu... Bir daha da gelmem! ))
Akşam birçok organizasyon var sanırım hiçbirine katılmayacağız. Yorgunluk hat safhada. Teknenin içini meyhane muhabettine çevirdik. Fonda taş plaktan Müzeyyen Senar, harika mezeler ve Rakı ile on numara sofra oldu...
Çocukları yatırdıktan sonra Nalan'dan dolunayın eşliğinde çember oluşturduk. Bir türk cevizi ve bir gazyağı lambası ile iyi dileklerimizi evrene gönderdik...
Akşamki çorbacı arayışımız sert başlayan sağnak yağmur ile kesintiye uğradı.
Biz de tekneye dönüp yattık uyuduk.

20 Mayıs 2016 Cuma

Ören-Alakşla

Akşam geç yenince sabah haliyle erken kalkılmadı.
Bugün sabah hava sert veriyor tahminler ama tabi ki de tutmadı. Çok değişken mevsim...
Tahmine bakıp öğleden sonra çıkalım kararı acaba doğru mu? Bunu zaman gösterecek.

Tekneyi alıp aslında, bir sonraki hafta bizden sonra gidecek ekibe kolaylık olması için mümkün olduğunca kuzeye çıkartmak istiyorum. Bizim gitmemizle onların gelmesi arasında 3 gün var, sahiplenilecek bir yere koymak istiyorum. Bitez ve Ortakent dolu. Bodrum olmaz, Akyarlar'a sordurdum. Yer bulduk gibi. Elimiz rahatladı, birden yapacağımız yol 25-30 mil kısaldı...

Dolayısıyla kahvaltıya yayılıp, deniz kenarında güneşin tadını çıkartıyoruz. Teknenin eksikleri benzin ve LPG tüpü. Haldun'un arabayla gidip aldık. Benzin Ören'de yok. Tankerle geliyor. Aradık ama bulamadık. Zaten yarın Bodrum'dayız, oradan alırız diye peşine düşmedik.

Migros'tan alışveriş. Tekneyi yıkadık. Bu arada Haldun'un pervanesini söktük. Tutyelerini ve şaft somununu değiştirecek. Herkesle vedalaşıp vakitlice-güya-yola çıktık. Saat 15.00.

Marinanın çıkışında kafadan gelen rüzgarla irkildim. Aslında hafif esiyor gibi, ama yönü hiç güven vermiyor. Nitekim Santralin bacasını geçince sertleşmeye başladı ve lodos yönüne oturdu. Yelken çalışmıyor, iskotayı iyice gerip, orta hatta aldım. Motor ile destek oluyorum. Kerme burnundan Çökertmeye kadar tırmaladık ama hızımız iyice düştü, rotayı tutturamıyoruz. Açığa dönüp, tramola attım. Bu manevra sayesinde açımız rahatladı dolayısıyla hızımız da arttı ama bayağı da sallanıyoruz. Çocuklar içerde, denizden etkilenmiyorlar en azından. Nalan kötü oldu ama sanırım yediklerinden, kolay kolay deniz tutmaz onu...

Seyri kısa tutup, Orak Adası'ndan önce bir yerlere girmeyi düşündüm ama havaya güvenemiyorum. Eğer gece gece ihbarı verilen keşişlemeye dönerse bu civardaki koyların hiç birisi güvenli değil...
Ahmet ağabey'leri (Delice) aradım. Alakışla denilen Kisse bükündelermiş. "Burada hiç hava yok" dedi. Ben de rotayı Yıldız Adası'na değiştirdim. Uçarak gidiyoruz...

Mazı'yı bordaladıktan sonra rüzgar da azaldı. Rahatça girdik içeri. Ahmet ağabey botla karşıladı bizi, sağolsun koltuğumuzu alıp sahile bağladı. Kayalar keskinmiş, tel ile bağladık...
İki dost tekne bu vesileyle borda bordaya bağlandık.

Akşamki yemek teknede. Yemekten sonra biz sohbetin dibine vururken, çocuklar  iki teknede saklambaç oynuyorlar. Yanda jeneratörünü çalıştıran gulet hiç durmadı, herkes yattıktan sonra kürekle gidip kibarca sordum. Birazdan dediler, nitekim 10 dk sonra da kapattılar. Keşke daha önce sorsaymışım...

19 Mayıs 2016 Perşembe

Kuzeye Tırmanış

Bir kış daha bitti.
Bu yıl Lotus, uzun zamandır gelmediği Gökova'ya geri döndü.
Sert ve soğuk kış günlerinde, sıcak dostlukların sımsıkı doldurduğu Okluk Koyu'ndaydık.
Fırsat buldukça gittik, seyir yaptık, söktük-taktık tamir ettik. Arada da birkaç eğitim yaptık...

Artık yola çıkma zamanı bu seneki plan Kuzey Ege.
İlk etap bizim. Tamer ve sevgili eşi Cansu bizimle, keza çocukları Kuzey de geliyor. Bu işe en çok bizim ufaklıklar sevindi. Teknede çocuk, çocukla çok eğleniyor...

19 Mayıs tatilini de fırsat bilerek, hep beraber arabaya doluşup Okluk'a yollandık.
Çocukların uykusu ve ama asıl İstanbul trafiği endişesiyle gece çıkmaya karar verdik. 4 şoför çok da zorlanmadık doğrusu. Çetibeli'nde Jandarma'nın hemen yanında kahvaltı molası için durduğumuzda saatler sabahın 7'siydi daha...

Turgut'un yeri Yücel Retaurant'a yanaştığımızda, bizi bekleyen kötü haberle sarsıldık. İskelenin en önemli kişiliği, Rıdvan Ağabey bir gün önce bir kaza ile elini ırgata kaptırmış. Ciddi yaralanmış. Bodrum'da Ortopedi'de ameliyata alınmış. Telefon trafiği sonrası iyi olduğunu öğrenince sevindik.

Şimdi tekne ile ilgilenme zamanı. Bir önceki seferden kalma bir angaryamız var,  sağolsun Ahmet Ağabey (Delice) yardımlarıyla attığımız tonoz halatı pervaneye dolanmış. Su soğuk, tüpe hamle ettim. İkinci süpriz! Tabi ki de boş... Halbuki daha 2 ay önce doldurmuştum.
Tamer suya girdi, apneist tecrübesiyle kurtarması sadece birkaç dakika sürdü.
Bu gibi durumlarda özellikle kalın halatları kesmektense, ters tarafa doğru döndürerek gevşetmek  daha kolay bizim tecrübemize göre.

Tekneyi serbestledikten sonra Lodosa attığımız ilk tonozu aldık. Yaklaşık 50 metre naylon halat, bir o kadar 10'luk zincir ve ucunda 35 kg'luk admiraltiyi almak uğraştırdı ama becerdik bir şekilde. Diğerini toplamadan önce iskelede bira patates molası. Eşyalar yüklendi, tekneye yerleştik fakat bu arada rüzgar da sertledi. Ama bir şekilde kalan tonoz düzeneğini de güverteye alıp, Okluk'a veda ettik.
Rota Ören. Bu akşam hem bir akrabamızın düğünü var Ören'de, hem de tüm dostlar diğer Lotus'un  kara parkı sebebiyle toplanmışlar, onlarla buluşup hasret gidereceğiz.
Hem de uzun zamandır marinaya girmeyen kayık da gün yüzü görür, biraz aklar paklarız diye düşünüyoruz.
Yola çıktıktan hemen sonra Körmen kayalıklarının altında kısa bir deniz molası verdik. Hava güzel, su soğuk. Biz çocuklarla botla sahile çıktık. Diğer herkes yüzdü. Asıl görev sahildeki plastik çöpleri, torbaya doldurup bota almak. Buu her seyahatte yapıyoruz, özellikle çocuklar varsa. Bence çevre bilincini geliştiren çok önemli bir uygulama...
Tamer'in dalışından akşamki istihkakı tedarik ettik, sağolsun. Vakitlice ayrılıp motor yelken kafadan gelen rüzgar ve denizle marinaya vardığımızda akşam 17.30'du. Marinanın tamiratı tam olmasa da yapılmış, geçen seneye kıyasla çok daha az sallanıyor gibi. Ama sadece bir gece kaldık. 19 Mayıs sebebiyle alay sancaklarımız donattık...
Akşamki yemek için hazırız. Yer deniz kıyısındaki Eftelya... Servis fena değil, mezeler iyi sayılır düzeydeydi. Hesap makul...

Arabayla tekneye dönüp yattık uyuduk.

17 Mayıs 2016 Salı

Gökova'da Eğitim Seferi-Mayıs 2016

Gökova'da bu sefer çoğunluğu tanıdık-eski dostlarla bir eğitim seferi gerçekleştirdik.
Sevgili Ercan'dan yine sanatsal bir çalışma... Teşekkürler


11 Şubat 2016 Perşembe

Tamiratlar

Kışın ortasında yine bir Okluk seyahati...
ve soğuk esen kuzeyli rüzgarın ama içimizi ısıtan güneşin altında ufak tefek tamirler

1-Asıl proje elektronikler. Raymarine servisinden gelen Osman ve yardımcısı ile kısa sürede hemen hepsini çözdük. Lotus'un yazın kendi taktığımız elektroniklerinde sorunlar hiç bitmemişti. Geçtiğimiz ay direğe çıkarak taktığımız yeni rüzgar müşirine rağmen çalışmayınca artık iyice moralim bozulmuştu. Rüzgar gülünde ve direk içindeki kabloda sorun yokmuş. Bu sevindirici haber. Eki yeniledik ITC'ye giren uçları kontrol ettik, rüzgar çalıştı. Derinlik zaten çalışıyor. Ama hızda sorun var. Teknenin parakete hızı olmayınca True (Gerçek) ve Apparent (Zahiri) rüzgarları monitorde göstermek mümkün değil. Bana göre çok elzem birşey değil ama birçok arkadaşımız olmuşken tam olsun diyorlar, haklılar ))
Sorun müşirdeymiş, kablosunu sintineden uzakta keserek ölçtük. Sanırım yeni müşire ihtiyacımız var. Aslında yeni pakette Raymarine yeni müşir vermişti ancak eski olandan farklı olarak aynı kovana yerleştirmek mümkün değil. Üstelik bu muşirde hem hız hem derinlik hem de su sıcaklığı aynı cihaz üzerinde. Dolayısıyla 8 tane kablo var. Yeni yapılan teknelerde tekrar tekrar tekneyi delmeye engel olmak amaçlı yapılmış, bence de çok anlamlı. Ama bizim tekne yeni yapılan bir tekne değil. )))
Eğer tekneyi karaya alacak olsam, eski hız müşirini söker, kovanını çıkartır (yenisinin kovanı da farklı, ama allahtan dış çapları aynı imiş) tekneyi delmeden aynı deliği kullanarak hem hızı hem de derinliği bağlardım.
Sadece derinliği gösteren eski müşir ve kovanı da yedek tutardım.
Doğrusu bence teknenin hız paraketesi çok elzem değil, GPS'ten de hızı görmek mümkün.
Ama derinlik şart.

2-Otopilotun  pusula kalibrasyonunu yaptık. Miyar pusulası ile olan farkı sıfırladık. Harita masasının yanına ST70 monte ettik. İçeride iken de teknenin süratini ve rüzgarı görmek mümkün olacak. E80 ile bunu bağlayarak seatalk sisteme otopilotu bağlamak mümkün olacak. Bunun için Seatalk2-Seatalk NG dönüştürücü bir kabloya ihtiyaç var. Bunlar windwane kullanmak açısından çok yararlı. Keza waypoint kullanarak seyir yapmayı da sağlayacak ancak bu sonuncusu benim uygulanmasını tasvip etmediğim tipte birşey. Dümenciyi veya navigatörü tembelleştiriyor, sık sık dışarı çıkarak yapılması gereken kontrolleri azaltıyor.

3-Geçen sefer taktığımız tik tutamak ve oturakları tik yağı ile yağladık. Kokpitte altındaki yapışkanın azaldığı tik kaplamaları yapıştırdık. Bir kısmını zımparaladık, yaza kadar hepsini zımaralayıp yağlamak gündemde.

4-Can salını ve hidrostatik kilidini yerine taktık. Açılıp kapanan pleksi kapıya değen saplama civataların uçlarını törpüledik.

5-Pasarellayı güverteye sabitleyen düzeneği dizayn ettik, paslanmaz parçalar ile kolaylıkla yerine takılıp çıkartılan bir hale getirdik. Pasarellanın portatif olmasını, gerektiğinde kaldırılıp güverteye alınmasını tercih ediyoruz, bu yüzden üzerinde herhangi bir metal olmasını istemiyoruz.

6-Deviasyon cetveli çıkarttık. Sonuçlar şaşırtıcı! ))

7-Teknedeki tüm kapı ve çekmece menteşe, kulp ve mekanizmaları yağladım.

8- Balançinayı değiştirdim. Çımasına kasa dikişi yaptım.

9-Özellikle direkteki vinç kötü durumdaydı, o ve kemeredeki 3 vinci sökerek bakımlarını yaptık. Vinç gresi ve ince yağ ile yağladık.

10-Direk tepesindeki demir fenerini değiştirdik, Erol Ağabey sağolsun.

11-70 metrelik 18 mm polietilen 3 kolluyu, kaya Halat'tan aldığım plastik tambura sardım. Yerine tam oturdu, depolama kolaylığının yanı sıra gerektiğinde kokpite alarak açma ve toplama ameliyesini çok kolaylaştıracak.

12-Bu arada bayrak gönderimiz kırıldı, elimizdeki imkanlarla tekrar onardık. Sanırım daha sağlam oldu. )))

13-220V ile çalışan bir nem alıcı aldık. Trotec marka, en küçüğünden. Oldukça başarılı

14-Webasto'nun hortumları ve yerini değiştirdik. Susturucu taktık. Sağolsun Rıza.

Şimdi listede şunlar var;
a-Botun tüplerine örtü yaptırmak
b-Kokpit tiklerine zımpara ve bakım
c-Belki aküleri değiştirmek
d-3. bir güneş paneli.
e-Buzdolaplarının sistemlerini değiştirmek.
f-Belki spray hood
g-Giriş ve merdiveni zımparalayıp verniğini yenileyeceğiz.
h-Bu sene su depolarını söküp sökmemekte kararsızım.
ı-Mazot deposu kapağını açıp içini temizleyeceğim.

... yani teknede işler bitmiyor malum )))

12 Ocak 2016 Salı

Kış Seferi-Ocak 2016

Kışın güneyin hep bildiğimiz koyları nedense gözüme daha bir güzel geliyor.
Hava genelde düşünüldüğü kadar soğuk ve depresif olmuyor.
Yağmur olsa bile kısa sürüyor ve kış güneşi sanki daha bir ısıtıyor insanın içini

Eski dostlarla beraber 2-3 aydır Lotus'un demirde durduğu Okluk koyuna gittik bu haftasonu.
Hem iskelede ve koyda devamlı kalanlar, hem de bizim gibi birkaç günlüğüne gelen komşularımızla çok güzel zaman geçirdik.

Hava da kah açtı, kah kapadı bazen de yağmur olarak bindirdi...
Biz ise hem efsanevi yürüyüşlerimizi yaptık, hem ufak tefek tamirler bitirdik, ateş başı sohbetleriyle neşelendik. Ama yelken seyrini asla eksik etmedik... İşte çekimleri
Ferhat Kardeşimize bu güzel kareler için ayrıca teşekkürler





7 Kasım 2015 Cumartesi

Pratik Denizcilik Bilgileri-YENİ SEZON!

Kış sezonuna girdiğimiz şu son günlerde, hepimizin içini karartan kasvetli ve depresif havadan biraz olsun kurtulmak için PDB serisi- YENİ SEZON çalışmalarına ağırlık verdik! )))
Konumuz piyanlar...


15 Ekim 2015 Perşembe

Lotus ile eğitim

Lotus ile eğitim;

Şimdi konuya şöyle başlayalım... Deniz ile uzaktan yakından bir alakanız yok fakat iyi bir öğrenciyseniz Lotus ile Dr Mehmet Erem kaptanımızdan alacağınız eğitimler sizi iyi bir denizci yapmaya yetecektir...

Ben bir sahil kasabasında doğdum ; okuduğum ilk okul'un penceresinden dışarı baktığımda o hep oradaydı... Tek silindir pancar'ın eşsiz kulak tırmalıyışını an be an günün her saatinde beynime işledim... Liman'ın dalga kıranlarının üzerinde koşturdum yıllarca... Bize denizi öğreten olmadı. Amcamın bir kayığı vardı , ahtopot'a giderdi ; heveslenir yanında giderdik ama hep bir mide bulantısı hep bir kusma... Büyüdüğümüzde zıpkın ile avlanmaya başladık... Botumuz oldu inceden denizi koklamaya esasen o günlerde başadım. Ben aşklarımı , hüzünlerimi sevinçlerimi hep upuzun kumsalımızda yaşadım... Deniz bana hep yakındı...

2009 yılında 4 metrelik bir kayık ile asıl deniz serüvenimiz başladı. Öyle çok şey bildiğimi sanırken aslında daha yolun başında olduğumu Lotus ile anladım...

Mehmet Erem hocamızdan aldığımız dört günlük eğitimde  ; navigasyon , tekne yaşamı , gemici bağları , liman giriş çıkış yanaşma ve limandan ayrılma , ışıklar , flamalar , motor  ve daha birçok konu hakkında bilmediğim şeyleri öğrendim... Bildiğim sandığım izbarço'nun aslında ''zorbarço'' olduğunu öğrendim bir defa... Paylaşmayı öğrendim , gitmediğim bilmediğim akdenizde ki koyların ne kadar güzel olduğunu , yunan adasında uyanmayı ve hatta kocaman bir orkinos tutmayı öğrendim...

Umarım yine bu eşsiz fırsatı yakalar ve Lotus'un güvertesi de olma şansı yakalarım...

Emeklerin ve öğretilerin için ne kadar teşekkür etsek azdır...
        
        O yüzden bir kez daha Teşekkürler MEHMET EREM... 

28 Ağustos 2015 Cuma

Bir Eğitim Seferi Anıları-Sevgili Harun'un kaleminden


Bodrum Gündoğan’dan çıkışlı 3 günlük seyrimiz 8 Ağustos günü başladı. Ekip Mehmet Erem kaptanımız, Meltem, Yasin, Özgür ve ben Harun toplam 5 kişiyiz. Gündoğan’dan çıkıp Fener Adası’nda kısa bir serinleme molası ile kuzey batıya doğru Lipsi’ye dümen tutuyoruz. Rüzgar tam kafadan ve çok az 5-10 knot arası geliyor. Motorla seyrimiz Lipsi’ye kadar devam ediyor. Saat 18 gibi Lipsi ana limana giriyoruz. Biraz dolaştıktan sonra birlikte yemeklerimizi malum sıvılarla beraber midemize indiriyoruz. Mehmet kaptan burada mı yoksa ıssız bir yerde mi uyanmak istersiniz diye sorunca birlikte ıssız sakin yer seçeneğini istiyoruz ve hazırlanıp gece seyrimize başlıyoruz saat 23.30, hemen karşımızda olan Lipsi limana girerken iskelemizde kalan adacıklara doğru dümen tutuyoruz. Mehmet kaptan seyrimizin bir buçuk saat süreceğini söylüyor. Karanlıkta göz gözü görmez bir halde adacıkların arasından slalomla fenerlerimizle etrafa bakarak geçiyoruz. Bağlanacağımız yer on metre civarında yüksekliği olan duvar gibi düz kayalıklardan oluşan bir yer. Yasin ve ben botla sahile çıkıyoruz ve iskele ve sançak kıç için ayrı ayrı kayalara koltuklarımızı bağlıyoruz. Deniz

de yakamozların ışık şovu var. Lotus’un demirini atıp döşedikten sonra bizde elimizdeki halatları onlara veriyoruz ve bağlanıp bir oh çekiyoruz. Dalgalar teknenin iskele ve sancağına 8-10mt uzakta olan kayalarda gecenin sessizliğine izin vermeden ardı ardına patlıyorlar. Stresimizi atmak için bir şeyler yudumlayıp gökyüzündeki yıldızlar geçidini izliyoruz. Bizim için hepsi gelmiş tam üstümüzdeler. Özgür baş üstünde yıldızlara bakarak uyuyor. Mehmet kaptanım havuzlukta diğerlerimiz kamaralarımızda uykuya geçiyoruz. Sabah uyanınca nasıl bir yere bağlandığımıza hayretler içerisinde şaşkın gözlerle bakıyoruz.
Kahvaltıdan sonra Mehmet kaptanımız sizi mağaraya götüreyim mi diyor. Hemen dalış gözlüklerini yanımıza alıp botla Lotus tan ayrılıyoruz. Hemen bir mil sonra bir mağaradan botla geçiyoruz ve sonrası dalış yapacağımız yere geliyoruz. Hepimiz bottayız Meltem botta kalıyor, biz suya giriyoruz. Dalış yapacağımız yerden mağaradan geçip başka bir yere çıkacakmışız. Üç metre uzunluğunda olan mağaradan dipten yüzerek geçiyoruz ve su üstüne çıkıyoruz, manzara şahane bir gölün içindeyiz. Yasin’le ben kayaların üzerinde yol bulup arka taraftan çıkıyoruz ve yüzerek Lotusa dönüyoruz. Ekip de botla gelmiş hepimiz tekrar Lotus dayız. Hazırlıkları yapıp kıç halatlarımızı aldıktan sonra demirimizi de çekiyor ve Lipsi’ye geri dönüyoruz. Limandan su ve içecek ikmali yaptıktan sonra iskeleden Leros’a gitmek için avara oluyoruz. Hava sakin yelken motor derken Mehmet kaptanın attığı oltaya bir Barakuda takılıyor, 3 saatlik seyirle Leros Xerocampos’dayız. Dip erişte olduğundan koyda tonozlar var. Biz de sahile yakın bir tonoza bağlanıyoruz, dip üç metre. Yol yorgunluğunu atmak için su koyunca beyazlaşan sıvı, beyaz peynir ve kavun. Ben buna muhteşem üçlü diyorum. Lotus’un havuzluğunda muhteşem manzara eşliğinde hepsinin tadı daha bir lezzetli. Barakudayı da yanımıza alıp sahile kaptanın restoranına gidiyoruz. Kaptan barakudayı fileto yapıp yağda pişiriyor, ahtapot ızgara, kalamar, karides ve bir kaç meze ve uzoyla birlikte biraz sonra hepsi geliyor. Hepsi çok taze ve lezzetliydi. Afiyet ve muhabbetle bir güzel yedikten sonra teknemize geçiyoruz. Ben de o gece dışarıda yatanlara katılıyorum uyku tulumumu alıp havuzluğa kıvrılıyorum.

Gökyüzü inanılmaz güzel yıldızlar parıldıyor üstümde onlara bakarken dalıp gitmişim. Sabah horoz sesleriyle uyandım kimseyi uyandırmadan yüzümü yıkamadan usulca atladım denize koyun çıkışına doğru gidip geldim, yarım saat kadar yüzmüşüm döndüğümde tüm ekip uyanmıştı. Mehmet kaptanla bota bindik ve sahile çıktık. Nereye gitmişti acaba arabasıyla bağırarak önümüzden geçen zarzavatcı. Az önce tıpkı bizim ülkemizdekiler gibi bağırıyordu tomato patato marul. Bunların kullandıkları uluslar arası bir makamları var bence. Neyse adanın içerlerine doğru yürüyoruz bir bakkaldan ekmeklerimizi alırken bağırarak geliyor bizim zarzavatçı. Kasketi, kareli uzun gömleği ve ağzının yan tarafındaki cigarasıyla aynı bizim zarzavatçı Emin dayı. Gardaş memleket nire diyorum anlamıyor tabi neyse two kilogram tomato deyince anlayıveriyor. Hemen kahvaltı için Lotus’a dönüyoruz. Rotamız önce Leros’dan güneydoğuya  Kalimsos’u sancağımızda bırakarak arasından geçmek sonrası doğuya memlekete doğru bir seyir.

17 Ağustos 2015 Pazartesi

Lotus'ta değişiklikler

Son aylarda Lotus'un envanterine yeni katılımlar oldu
1-Ultra Çapa. Sonunda baş çapamızı galvaniz Ultra 27 kg ile değiştirdik. Firma elinde kalan son galvanizlerden birisini bize ayırmıştı zaten. Ancak bütçeyi denkleştirdik. Delta boşa çıktı. Bakalım şimdiki proje onu, başüstü yuvasına ve makaralarına nasıl yerleştireceğimizle ilgili. Fırdöndü olarak orjinal fırdöndü yerine uzun fırdöndü olarak bilinen tip. Bir tane de yüzen halattan sabit kasa yaptım üzerine, bu kadar para verdikten sonra sağda solda takmaya gönlümüz el vermez.


İlk tecrübelerimize göre Delta'ya göre daha güvenli, o kesin. Zaman bu karardaki haklılığımızı ortaya çıkartacaktır.
2-Çekmek yedeklemek ve kıç koltuğu olarak kullanmak amacıyla, 4 kollu 20 mm polietilen yüzer halat buldum sonunda. Uzun zamandır peşindeydim. Roda etmesi sevimsiz ama onun haricinde çok pratik ve güçlü bir halat. Turuncu rengi sayesinde kolaylıkla farkediliyor. Yüzer olması sebebiyle yelken manevralarında da iş görebilir.
3-PLB. Personal Locating Beacon. Kış fuarından beri peşinde koştuğumuz AIS üzerinden sinyal veren EasyRescue Pro temin ettik. MMSI kaydı gerektirmeyen, kişisel yer belirleyici olarak da kullanılabilen, herhangi bir montun veya can yeleğinin cebine yerleştirilecek kadar küçük bir ünite. Manuel olarak, su ile temasta veya on-off butonu ile aktive ediliyor. AIS üzerinden telsiz yayını ile 96 saat sinyal vermeye devam ediyor.  Herhangi bir bakıma gerek yok. Ancak 5 yılda bir pilini kontrol etmek gerekiyor.
4-Uzun zamandır daha büyük boy bir kamış ve makine sistemine geçmek istiyordum. Ancak kullandığım Omoto KAM 500-II'den de çok memnun olduğum için bir üçüncüyü almaya elim varmıyordu. Aradığım fırsat makine ile kamışın açık denizde suya düşürmemle karşıma çıktı! Yine Omoto KAm serisinden ancak bir büyük boy Poseidon S-3 çıkrık makineyi çok hesaplı bulmuştum zaten. Üzerine 0,45 örgü dyneema misinadan 500 metre ve çok uygun bir kamış ile sistem yine tamamlandı. Hatta ilk denememizde de boş çekmedik. ))
5-Ön tuvalet elektrikli motoru hava yapıyordu. Motoru söküp impellerini değiştirmem sonucu değiştirmedi. Meğer alüminyum yanağında yer etmiş, aralık kalmış. Çaresiz motoru komple değiştirdik. Sorun çözüldü. Aynı seansta Sergün sağolsun ön tuvalet duşunu da değiştirdi.
6-Gözümde büyüyordu, artık iplikleri neredeyse tama yakın kopmuş dümen deri kılıfının dikişlerini yenilemeye başladım. Çift iğne ile çapraz dikiş tekniği kullandığım için yavaş ilerliyor ama güzel oluyor. Güneşte iyice açılmış, ek yerleri için, deriyi iyice ıslatıp gerdiriyor, olması gereken yere (ek yerinin üst üste bindiği yere gelene kadar) çekiştirdikten sonra, üzerini kalın iple sıkıştırarak kurumaya bırakıyorum. Yeni deri almamıza gerek kalmadan orjinalinden daha iyi bir sonuç elde edeceğiz galiba ))
7-Bir adet el iskandili ve sualtı dürbünü satın aldım. Dürbün denilen suya girmeden suyun altını incelemeye yarayan sistemlere ayna denirdi eskiden. Bunların  birçok modeli mevcut. Gece aydınlatması olandan, her iki tarafında kulpu olan demonte vaziyette saklanabilenlere kadar... Ben en basit modelini tercih ettim.
8-Bodrum'da sadece  Geriş köyünde yapılan ahşap balık sepeti (pinter) sipariş vermiştim. Mehmet Emin sağolsun, köyde artık tek kalan son ahşap sepetçiyi buldu. Hasan Hoca artık kimseye öğretemediğinden, gençlerin ilgilenmediğinden şikayet etmiş uzun uzun. Arabayla gelirken sepeti de getirdi. Ahşap sepetin metal sepete üstünlüğü paslanmıyor olması. Daha uzun dayanıyor. Ancak suya kendiliğinden batmadığı için altına ağırlık bağlamak şart. Ahşap olarak yabani zeytin veya yaban mersini dalları kullanılıyor. Metal sepetlere göre daha başarılı olduğunu söyleyebilirim. Saklanmasına özen göstermek  gerekli.

31 Temmuz 2015 Cuma

Lotus Bodrum'da

İlkbahar ve yazın çoğunu geçirdiğimiz ve iyi tatlı birçok anımızı da geride bırakarak ama mutlaka geri geleceğimizin sözünü verdiğimiz Sığacık'tan ve orada yaşayan, destek olan, komşuluk yapan dostlarımızdan hüzünle ayrılarak yeni limanlara yelken açtık. Hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyoruz.

Şimdilik rotamız güney.
Ağustos ayında Bodrum ve civarında olacağız.
Kışı nerede geçireceğimiz sorusunun cevabı ise daha da uzak )))

23 Temmuz 2015 Perşembe

Elektronik Montajı

Geçen sene birçoğunu ebay'den topladığım Raymarine elektroniklerin montajı için haftasonu Lotus'taydık.
Yemek hazırlama programı gibi olacak, elimizdeki malzemeler:

1-Raymarine E-80 monitor, haritalar
2-Raymarine Radome 2kW 18'' radar, kablosu ve direk montajı için braketi
3-Raymarine 120 GPS anteni, kablosu
4-Digital Yacht AIS Receiver

Sistem toplama olduğu için uyumsuzluk olacağını düşünerek öncesinde kurup, çalışıp çalışmadığını kontrol ettik. Doğrusu Erol Ağabey ve Cem Hızlan olmasaydı, zaten böyle bir işe girişmezdim. Bu arada her ikisi de durmaksızın "neden böyle şeylerle uğraşıyorsun?" diye sorup duruyorlar ama... ))

Kurulum manueli bazı yönlerden eksik.  Raymarine E80 Installation Manual
Örneğin GPS anten kablosunu, monitor arkasındaki Seatalk'a bağlamak için teknik desteğe ihtiyacımız oldu. Raymarine'den Esinc'e teşekkürlerimizle.

E80 seçmemin önemli sebeplerinden biri, software upgrade ederek, yeni nesil dijital radarlara geçmek mümkün. Ben dokunmatik ekranları tekne ortamında çok güvenilir bulmuyorum, nedense. Ekranı zaten dışarı değil içeri koymak konusundaki tutuculuğum had safhada. Bunun önemli sebebi esasen hırsızlık. Kokpite yerleştirilen bir monitorün bizimki gibi sıkça alargada kalan bir teknede dikkat çekeceği kesin gibi.
Özellikli durumlarda cep telefonları kokpitte bakmak için bence yeterli. Cep telefonu kapsama alanı dışında da zaten açık denizde olacağımız için içeri girip çıkmak çok sorun yaratmayacaktır diye düşündüm.
Doğrusu monitor de harita masasına yakıştı hani ))
Bu tarz bir montajda en zor kısım, eğer işin teknik tarafı halledildiyse, kabloları geçirmek. Çok vakit alıyor, ne kadar tekneye hakim olunsa dahi sürprizlerle karşılaşmak mümkün.
Konektörleri olmayan, çıplak uçlu kabloları geçirmek nispeten kolay, hele de önceden yerleştirilmiş kılavuzlar varsa. Radar kablosunu kesip eklemek mümkün olmadığı için, ucundaki konektörle geçirmekte çok zorlandık.
Monitör ve AIS'in beslemesini aynı sigortadan aldık. GPS anteni ve Radome radarlarda 12V zaten kendi kablosundan, dolayısıyla E80'in sigortasından sağlanıyor. Dijital radarların sarfiyatı çok daha az ama şimdilik çok elektrik yakmaya razıyız ))

AIS antenini rüzgar jeneratörüne monte ettik. Telsiz anteninden splitter ile değil ama ayrı bir anten ile çalıştırmayı tercih ettik. Bu aynı zamanda direkteki ana VHF antenine birşey olduğunda yedek anten görevi de görebilecek.
AIS monitore NMEA0183 kablo ile bağlanıyor. Onun bağlantısı da standart kitapçıklarda bulunmuyor.
AIS ayarlarında baud rate'i de ayarlamak önemli. 34800'e kurmak gerekiyor.
AIS'i çalıştırmak kolay oldu. GPS'te de çok zorlanmadık. Ancak ne kadar uğraştıysak radarı çalıştıramadık. Kablo bağlantıları aşağıdaki gibi. Raymarine ürettiği radar ve monitor uyumlulukları için aşağıdaki gibi bir tablo yayınlamış.
Şimdilik uğraşlarımız devam ediyor, E80'i upgrade ederek sorunu çözeceğimizi düşünüyoruz...
En çok da neden en başından beri Raymarine servisinden yardım istemediğimizi sorguluyoruz aslında. Teknenin herşeyini ben yapacağım inadı yüzünden hem para, hem enerji hem de vakit kayboluyor ama sanırım böylesi çok daha zevkli )))