28 Eylül 2008 Pazar

İassos-Türkbükü

Tuzla-Iassos, Türkbükü
Gürcan Ağabey’in teknesi de oralarda, ertesi sabah saat 11.oo gibi sözleşmişiz. Çocukları Pars ve Ayaz’ı da alıp gelecek. 8-9 yaşlarında iki erkek çocuk, balık tutmak için yanıp tutuşuyorlar. Bir hafta önce Gürcan Ağabey’le beraber, Karaköy’e gittik, takım ve olta yapmak için eksiklerimizi tamamladık. Amaç yelkenle seyrederken arkadan atacağımız uygun takımlar yapmak. Bu tekniğe İngilizcede trolling veya trawling deniyor. Biz de sırtı, seğirtme, kaşık, uzun olta yöreye göre değişen farklı isimlendirmeler mevcut. Saat 9.00 gibi uyanınca, etrafı dolaşalım diye yürüyüşe çıktık. Restaurant’da bir hareket yok. Daha bayram başlamamış, Ramazan devam ediyor. Ama etrafta kahve, bakkal bişeyler bulmak mümkün. Balıkçılar kooperatifinin yanındaki kahveye oturduk. Tost yapıyorlarmış, çay da geldi, keyfimiz yerinde. Yanda bir çekek yeri var. Eski usul elektrik motoru ve kızakla çalışıyorlar. Yerde kalın çelik halatlar, kılavuz açılır-kapanır makaralar, zor iştir. Eskiden beri hoşuma gider seyretmesi. İşin erbabı bir tip vardır. O ayarlar her şeyi, diğerleri karıştığında arap saçına döner her şey. O da karıştırmaz kimseyi zaten. Bakkaldan ufak tefek alışveriş yaptık, 4 yaşında bir kız var, dünya tatlısı adı Meryem. Onunla sohbet ederken tam telefon çaldı, Gürcan Ağabey de geldi. Telefonda ona koya girmemesini söyledim. İçim şimdi rahat, hem o girmedi takılmayacak bir yere, hem de ben takılırsam eğer yedekte tekne var en nihayetinde… Neyse bir sorun olmadı, kollaya kollaya avara olduk. Yelkenle seyir, peşimizde oltalar, rota Iassos. Gürcan Ağabey’in ufaklıklar optimistçi, ciddi yelkenciler… ve de hırslılar. Haliyle küçük çapta bir yarış durumu oldu, güzel de rüzgar esiyor, yaklaşıp yaklaşıp arayı açıyoruz. Bağıra çağıra yol istiyorlar bizden, rüzgarüstü tekneyiz ya )))İassos Güllük Körfezi’nin kuzeydoğusunda küçük sakin bir koy. Girişinde sol taraf (Batı tarafı) işaretli birkaç şamadıra var. Gece girerken dikkat etmek lazım. Kuzeyli havalara kapalı. Girişinde sağda bir kule var, eski taş bir yapı. Sanki bir gözetleme kulesi. Bu tür koylara giren balığı takip etmek için kurulmuş dalyanlardaki takip kulelerine benzettim ben. Ama savunma amaçlı da olabilir tabi. Hemen arkasındaki sırtta zeytinler arasına serpiştirilmiş harabeler, güzel bir duygusu var… Hoşumuza gitti. Sahile yanaşmış büyük balıkçı kayıkları var, 1-2 de motor yat. Hemen yanlarına girdik. Bir iki tane şamandıra var, belli ki tonoz atılmış. Şamandıranın büyüklüğünden, ipinin kalınlığından ve sahilden bayağı açıkta olmasından büyük bir tonoz olduğu belli, bizi tutar… Muhtemel guletler veya benzer büyük motoryatlar için atılmış. Bu gibi limanlarda tonoz almak da, demir atmak da hoşuma gitmez. Tonoz alırsın; senin değil, ipi nasıl, zinciri nasıl bilmezsin… Yok sahibi gelir, -hep de gece gelir mübarek- o saatte tekrar çık başka yere git, sevimsizdir yani… Demir atsan başka dert. Tonoza takarsın, liman suyu zaten berbat, yok çek ırgatla, kurtar, kurtaramazsan dal et dalgıç çağır, sahilde toplanırlar her kafadan bir ses çıkar… Sevmem yani! Burada birkaç saat duracağız, yemek yeyip, 1-2 alışveriş. Sahibi gelirse de çıkarız nasılsa deyip tonozu aldık, upuzun koltuk sahile. Rüzgar da yandan bastırıyor, iyice germek lazım, Haldun’da sağolsun hep hızlı girer bu tür yerlere, baktım olacak gibi değil ip elimi kesmesin diye, ırgatın fenerine 14’lik koltuk halatını. Usulünce koyveriyorum. Bu işin ritmi önemli, yavaş koyverirsen tornistanda girerken, hele de rüzgar sağdan yükleniyorsa sorun olur. Bizim tekne tornistanda-diğer birçok tekne gibi- iskeleye çeker. Eğer kaloma yeteri kadar hızlı verilmezse tekne durur. Demirin zinciri yavaş bırakıldığında da aynı şey olur. Tekne durunca, dümenci tekrar tornistana asılır, daha yüksek devirde. Duran tekne dümen dinlemeyeceği için iskeleye kaçar, hele de sancaktan da gelen rüzgar birazcık sertse… İki tekne arasına kıçtan kara olunacağı zaman önemli bir sorundur bu.. Neyse biz hallettik. Çok dert olmadı.
Sağımızda, biraz ilerimizde, çiftliklerden balık taşıma işinde kullanılan bir balıkçı motoru var. Çipuraları ve levrekleri boylarına göre istifleyip, buz kutularına diziyorlar. Bir dolu adam var mahkeme duvarı gibi suratlar, mermer tezgahta çalışıyor… Eskiden beri nedense, balık ve balıkçılıkla uğraşan herkesin neşeli, hayat dolu tipler olduğunu düşünürdüm. Bunlar değildi. Çiftlik çipurasından olsa gerek! Sahilde su ve elektrik almak mümkün. Bizim akülerin biraz rengi atmış, hafif kararmışlar… Sahil kablosunu çıkardım, upuzun, döşedik kaldırıma, daha sokar sokmaz prize anında sigorta attı! Deniz suyunun girdiği de bozmadığı çok az şey var, elektrik prizi kesinlikle bunlardan biri değil. Sağolasın WD40! Sahil kablosunun ucunda, bendeki priz, vidalı değil. Plastik geçme bir sistem. Piyasada satılan prizlerin vidaları, hemen okside oluyor. Aç açabilirsen. Bu prizi bilmezken onun da kolayını bulmuştuk, prizi alıp civatacıya gider, prizi açmak için kullanılanın aynısından iki tane paslanmaz vida alırdım hemen. Sonra orjinallerini çıkartır, yerine bunları takardım. Bu sistem daha iyi, kendi ekseninde döndürünce zaten elektrik tellerine hemen ulaşıyorsun. Önce biraz zemine vuruyorsun, içindeki su boşalıyor, sonra dayıyorsun WD40’ı, koyuyorsun güneşe, 10 dakikaya hazır! Taktık, tamam. Geliyor ceryan.

Biraz ilerde Ceyar (aynen okunduğu gibi ama Babası kesinlikle Teksas'da petrolcü olan değil bu) Restaurant’a yerleştik. Köfteler fena değil, salata gayet iyi, keza patates tava da, tereyağında karides gayet iyi, kalamar tava hep olduğu gibi, iki kişi bira içti, diğerleri meşrubat 5 yetişkin iki genç, toplam 100 YTL verdik. Çok kötü değil… Gürcan ağabey ve çocuklar olta takımlarını yapmak için sabırsızlanıyorlar. Aslında sistem belli. Açıkdenize uygun bir kamış alıyorsunuz, buna uygun bir makine. Bu önemli Boğaz’da sahilden kullanılan makineler burada işe yaramaz. Kendinden freni olan, çıkrık makinelerden almak lazım. Yelkenle, en az 5-6 mille, bazen daha hızlı seyrediliyor. Makinenin alacağı ip kapasitesi belli, en az 300 mt olmalı. İster Rapala ister başka yapay bir yem olsun, fabrika değerleri sistemin teknenin en az 50-60 metre gerisinden geldiğinde etkili çalıştığını söylüyor. Balık yakalandığında, hele de yelken seyrindeyse tekneyi durdurana kadar bir o kadar daha lazım. Gerekirse dynema gibi taşıma kapasitesi yüksek-kendi ince, ama dayanıklı, zor kopan- 035mm, neredeyse 30-40 kg çekeri var- misina alıp, sonra da takımı hazırlıyorsun. Mantık şu. Balığa yaklaştıkça sistem zayıflamalı. Yani en dayanıklı yeri kamış ve makine, sonra misina, (örneğimizde dyneema), arada fırdöndüler ve en son beden… Eğer balık kopartacaksa ağzına en yakın misinayı koparmalı ki zarar en az olsun. Misal elinde kamış kırılırsa, tüm takımı bırakman gerekecek. Dolayısıyla sistem gittikçe incelecek. Biz 3 fırdöndü kullanıyoruz. Bilyalı, Mustard marka koyu renk olanlardan, tercihen klipsli. Ben iki ayrı sistem kullanıyorum, ara sular denilen koylar, kıyılara yakın yerlerde daha hafif bir sistem. Alba Star 3-4 numara kırmızı aksesuarlı kaşık, önüne kalamar görüntülü plastik 4-5 iğneli çapari sırtı, bir fırdöndüden sonra önüne 4-5 kulaç 0,45 fluorocarbon monofilament misina kullanıyorum. Kaşık veya kalamar görüntüsü veren yalancı yemlerin dezavantajı kendilerinin dalma özelliği yok, halbuki Rapala gibi sahte yemler kendilerinden dalıyorlar. Dalmasını sağlamak için 3-4 bazen daha fazla 200-250 gram kıstırmaç kurşun kullanmak gerekiyor. Bu ciddi ağırlıklar söz konusu olunca ben kurşunları dizmek için çelik tel kullanmayı tercih ediyorum. Her iki ucuna halka yapıp, metal baskı ile sabitliyorum. Bu telin uzunluğu kamıştan kısa olmalı, oltayı toplama sırasında kamış üstüne sararken kolaylık sağlıyor, yoksa tel bir yerden dönünce bükülüyor, uzun süre de düzelmiyor, öyle kalıyor.Gürcan ağabeye aynen tarif ettiğim gibi iki takım yaptım. Mevsim uygun, birşeyler almak gayet mümkün. Balık yakalamanın ilk kuralı oltayı suya atmak. Atmazsanız yakalayamazsınız, bu kesin…

Bu tür detaylarla uğraşırken saat 16.00’yı bulduk. Güzel rüzgar esiyor, batı-karayel gibi. Didim kıyılarına tek seferde çıkmak mümkün değil. Güllük Körfezi’nin altındaki Türkbükü, Gündoğan arasında bir seçim yapacağız, Yalıkavak biraz daha uzak. Türbükü ağır bastı. Bayram daha başlamamış, güzel bir sonbahar günü. Nitekim Türkbükü gayet hoş, Hiç yazın olduğu gibi değil. Yine de girişte alargada büyük 3-4 motoryat var, bir de upuzun bir direk. En az 4 gurcata. Nedense eskiden beri tekne direklerinin uzunluklarını gurcata hesabına göre yapma alışkanlığım var. Sözügeçen tekne en az 30 metrelik bişey! Tabii ki lacivert bordalı… Bilmem anlatabiliyor muyum? Türkbükü mendireğinin içinde yer bulmak sözkonusu değil. Mendireğin dışında, kıçtankara büyük motoryatlar arasına baştan demir kıçtan kara olduk. Hava karanlık, yine tutturamadım mesafeyi. Zincir bitti! Biz de 80 metre zincir var, bir de tekne 10 metre, koltuk halatları 5 metre, biz neresinden baksanız bundan en az 5-6 metre daha uzağız rıhtımdan. Böyle bir durumda yapılacak iki şey var. Birisi tekrar döşediğiniz tüm zinciri alıp dışarı çıkmak, ve tekrar atmak. Diğeri ise-bizim de yaptığımız gibi- olduğumuz yer (ki iki büyük motoryatın arasındayız) rüzgar kalmış, pek sağa-sola gitmiyoruz, zaten usturmaçalar da var, rüzgarüstü tekneye önceden hazırladığım koltuk halatını bağladım, baktım yaslanmıyor, doğru öne Haldun’un yanına gittim. Zincir en sonda vidalı bir kilitle tekneye sabit bağlanıyor, onu söktük. Birçok kaptan bunu tekneye bağlarken nedense penseyle iyice sıkıştırır. Bence hiç gerek yok. Zincir zaten en sona gelmedikçe bu kilide hiç yüklenmez. Zaten kavaletadan geçiyor. Zincirlikte birkaç metre zincir varsa bile bu kilide yük binmez. Halbuki bizimki gibi bir durumda bu kilidi çabucak elle açmak çok kolaylıktır. Kilidi söktük, hemen (14' lük 3 kollu 15-20 metrelik yeter) bir halat izbarço bağladık ucuna, fora… Biraz önce bağladığım rüzgarüstü halatı boşladım, elle tutarak rıhtıma kadar geldik. Usulünce kıçtan bağladık tekneyi!
Yanımızda bir gemici var. İyi bir karakter, bize yeni yaptığı çorbadan ikram etti. Kibarca istemediğimizi söyledik, normal değil ama, gerçekten o gün çok fazla yemiştik. Nalan 5 aylık hamile, O bile istemedi! Yoksa eminim çocukçağızın çorbası gayet başarılıydı. Alacaklarımız var. Sorduk manavı bulduk gayet uygun fiyatlar, hemen her şey mevcut. Market fakat pahalı. Çok abartmadan mütevazı bir alışveriş yaptık. Akşam, koya yayın yapan 1-2 de olsa yeteri kadar ses üreten bar ve "sakin" olmayan müşterilerin önünden sahilde yürüyüş yaptık , dönüşte çorbacıda mola verdik. O da mevsim durağanlığından nasibini almış, çorba soğuktu.

Bütün gece esti. Plan Kuzeye doğru çıkarak, Lotus’u Kuşadası veya İzmir civarına bırakmak. İzmir’den dönüş uçağımız var. 7-8 günde nasılsa yaparız diye düşünüyoruz. 7 günde 100 NM, iddialı bir seyir değil. Eskisi gibi, kısa zamanda çok uzun mesafeler planlamıyoruz artık. Yaşlanıyor muyuz ne?
Eğer hava uygun olursa Güllük’ten çıkıp direkt Lipsi’ye veya Leros’un Kuzeyine rota tutacağız. Yaklaşık 30 NM kadar yol. Gece rüzgarı gözlemek için 1-2 kez kalktım, Haldun’da en az bir o kadar kalktı. En son, saat 4’te kararı sabaha ertelemeye karar verdik. Uyuduk.

27 Eylül 2008 Cumartesi

Tuzla-Iassos

BODRUM-GÜLLÜK
Haldun, İdil, Nalan ve Ben Bir arkadaşımızın düğünü olduğu için Bayram tatilini 9 güne çıkarmış olmalarına rağmen, biz Cumartesi’yi dahil edemedik, zaten sabahında ameliyatlar ve hastalar var. Ancak geç saatte bir uçak bulduk. O saatlerde uçaktan inip marinaya ulaşmak en az 1,5 saati buluyor, yoruluyor insan. Başka ne yapalım diye düşünürken, aklıma Güllük Körfezi içinde bir yerlere bağlanmak fikri geldi, havalimanına çok yakın. Zaten oldum olası, tekne güneydeyken marinalara bağlanmaktan nefret etmişimdir. Çok uzun süre bırakmayacaksak, bir lokanta önü, bizi seven bir kaptanın evi, bekçisini tanıdığımız bir balıkçı barınağını tercih etmişimdir hep. Bu sefer de, sağolsun Gürcan Ağabeyin önerisiyle, Güllük Körfezinin dibindeki Bargilia Raestaurant’a bağlanabileceğimizi düşünerek sahibi Turan Bey’le temasa geçtik. Konuşmamızdan olumlu sonuçlar aldık. Zaten tekne sadece birkaç saat kalacak. Sergün, kuzeniyle beraber Karacasöğüt’ten aldığı tekneyi bir önceki hafta Bodrum’a oradan da Yalıkavak ve Güllük’e getirmişti. Oralarda oyalanıyordu, bizden nereye bağlanabileceğimiz konusunda fikir bekliyordu. Nitekim Restaurant’ın sahibiyle onu konuşturduk ve buluşturduk. Ama galiba bu sefer biraz cansiperane davranmışız. Çocukcağız bahsettiğimiz yere girene kadar, sığlıklara iki üç kez oturmuş. Birisinden zor kurtulmuş. Bilen bilir, Tuzla denilen yer, girişinde balık çiftliği ve küçük bir limanı ve sahilinde köy kahvesi ve kooperatifi olan bir yer. Bahsedilen restaurant daha içerde, geniş bir dereağzından giriliyor, sığlıklar tehlikeli. Bazı işaret şamandıraları var. Tatlı suyla karışan deniz suyu ve balık çiftliklerinin kirliliği sebebiyle suyun dibini yarım metreye kadar bile görmek mümkün değil. Dolayısıyla sığlıkları, çok yakına kadar gelmedikçe, fark etmek cidden zor. Sergün’e kesinlikle geceye kalmamasını önermiştim. Teknenin anahtarı her ihtimale karşı Turan Bey’de. Ama sabaha karşı varınca adamcağızı uyandırmayalım diye, biz yedek anahtarla girdik, daha doğrusu giremedik. Anahtar kırıldı! Akşam akşam kilitle uğraştık, bir dolu. Takımlara da ulaşamıyoruz. Dolaplar kapalı. Neyse hallettik bir şekilde…
Lotus yine her zamanki gibi güzel…
Bu tür seyahatlerin ilk gecesi, tekneye vardığımız o ilk an hep çok hoşuma gitmiştir. Hani derler ya yelkencinin seyahati tekneye binince başlar diye…
Bu da öyle oldu.Gece o saatten sonra, seyre çıkmaya, hele o sığlıkların arasından çıkmaya hiç niyetim yok. Tekneyi şöyle bir kolaçan ettik, zaten eksik birşeyimiz yok pek. Yattık uyuduk.

12 Eylül 2008 Cuma

GÖKOVA/2008-II

KARACASÖĞÜT – AKBÜK
Mehmetler geçen hafta çıkarken tüm tatlı suyu bitirmişler, demir aldık, bu sefer su almak için iskeleye kıçtan kara yaptık. Bayramla hesaplaştık, biraz alışveriş yaptık, demir alıp Sedir Adası’na doğru gazladık. Hafif rüzgarda yelkenle Sedir’e vardık, demirleyip botla karaya çıktık. Pek kimseler yok, Esra ilk defa Kleopatra’ya geliyormuş, yatıp keyif yaptık, sonra antik şehri dolaştık, yüzdük. Antik Yunan’ı bir kere daha takdir ettik. Akşam 6 gibi, Cleopatra kapanırken biz de çıktık, demir alıp, Tuncer abiler Akbük’delermiş, oraya doğru yelkenleri bastık. Özellikle İdil’in, aynı zamanda Esranın da Tuncer abi, Meryem ve tekneleri Gigi ile tanışmalarını mutlaka istiyorum.
Akbük’e güzel bir apaz seyriyle 1 saat gibi bir sürede vardık, Tuncer abi yine acayip sote bir yer bulup kıçtan kara oluvermiş, biz de onlara aborda olduk. Tanışma faslından sonra, akşam olduğu için yemek faslına geçtik, Gigi’de hafif bir yemek yedik, Tuncer abi de Meryem de Gigi de çok çok tatlılar.

11 Eylül 2008 Perşembe

GÖKOVA/2008-I

KARACASÖĞÜT
Bu sefer Dalaman’a uçtuk, Ekip Esra Ege, İdil, ben. Taksiyle 115 YTL’ye kendimizi Karacasöğüt’e attık. Tekne kıçtan kara, bot iskelede. Anahtarlar Tuncer abi’deydi, onlar Akbük’e gitmişler, anahtarları Bayram’a vermişler, Bayram da sağolsun çamaşırlarla birlikte bota koymuş.
Tekneye yerleşip, gece geç olduğu için cumburlop yatak.

7 Eylül 2008 Pazar

Bir orkinos hikayesi

Nalan neredeyse 5 aylık hamile, yazın son günlerinden faydalanalım istiyoruz. Dostlar Karacasöğüt'te, Lotus Bodrum'da. Bütün yazı Yunan Adalarında geçirdiğimiz için olsa gerek Karacasöğüt daha da bir gözümüzde tütüyor... Tuncer ağabeyler ve İzmir'den dostlarımız Evren ve arkadaşı Eda da çok istedi, belki bu yaz son bir sefer için planları yaptık. Uçak yine gecenin köründe...
Biz yine el ayak çekildikten sonra marinadayız...
Mevsim çok hoş, geceleri biraz serin ama gündüz harika. Balık için çok uygun sulardayız, takımları düzelttim çıkrık makinada bir problem vardı, kaloma kolu çalışmıyordu, onu tamir ettim, takımı ve düğümleri elden geçirdim.
Teknik anlatmak gerekirse en uçta Williamson Diamond Jet Feather-kırmızı renkli, kalamar yapay yem, kendinden iğneli-, önünde 4 iğneli, hepsi yeşil-fosforlu sırtı düzeneği, ilk fırdöndü-karbon, siyah, bilyeli-, arada 0,70 fluorocarbon misina 7 kulaç, üzeine 3 tane 200 gm kıstırmaç kurşun dizilmiş çelik tel, hem önünde hem arkasında iki fırdöndü, sonrasında ana beden 0,45 örgü-dynema 350 metre. Makine banax 50 çıkrık, kamış 210 orta sertlikte Shakespeare.
Hava durumu 5 kuvvetinde NW veriyor, geniş apaz pupa hızlı gideceğiz anlaşılan. Suya çok dalmayan Jet Fly kalamarı kullanmayı düşünüyorum. O mevsimde Lambuka da olsa, Orkinos da olsa ikisi de bayılır. Aslında taze kalamar bulabilsem ve uçlarına bağlayabilsem biraz harika olur ama Bodrum da o mevsimde bulmak hayal...
Ertesi gün 40 millik bir geçişimiz var, Turgutreis'ten çıkıp, Gökova'yı geçip direkt Karacasöğüt'e gideceğiz. Lotus'un pek bir eksiği yok, sabah yalnız yelkeni tamire bırakmıştık onu alacağız ve donatacağız.
Yine aynı şey oldu ve erken çıkamadık haliyle...
Kısa bir denize girme molası ve yola koyulmamız öğleni buldu. Tahmin edildiği gibi rüzgar sancak kıç omuzluğumuzdan geliyor, keyfimiz yerinde, Haldun balon açalım dedi. Açtık. Lotus yine uçuyor dalgaların üzerinden, O'nun da keyfi yerinde... Bir ara Nalan uykudan kalkıp dışarı çıktı, güneş rahatsız ediyor çok. Lotus'da bimini yok maalesef. Geniş apaz seyirlerde, kıç ıstralyaya tespit etttiğim bir halatı, öne kadar uzatıp direğe bağlıyorum. Bumba iyice solda olduğunda, bu halatın üzerine geçirrdiğimiz günlük kullanma tentesini örtebiliyoruz. Tek kötü tarafı istenmeyen bir kavança yenirse, vardavela telerine tutulmuş lastikleri koparır muhtemel, yoksa vardavelaları söker herhalde ya da kıç ıstralya! düşünmek bile istemiyorum. Bumbaya bir güvenlik tertibatı, içeri girdik oturduk. Yemekler çıktı hem koşturuyoruz, hem yiyoruz, içiyoruz, zaten kokpit dağılmış vaziyette....
Vızzzzzzzzzzzzzzzz!
O malum ses...
Hay balık gelecek zamanı mı buldun?
Kısa bir süre birbirimize baktık???
Benim için çok şeyler söylemişlerdir şimdiye kadar ama "üşengeç" dememişlerdir hiç ))
Hemen rüzgar üstüne dön, balon indir... Düşündüğümüz kadar kolay olmadı, meğer rüzgarüstü ıskota makarası parçalanmış, farkında değiliz, başüstünde indrene kadar canım çıktı. Çok vakit kaybettik, umuyorum kaçmamıştır, oltayı elime aldığımda, ağırlığı hisettim. ))) İyi haber!! "Bu akşam aç değiliz çocuklar, ama yarın deniz çekilirse ne olur bilemem"
Bayağı uğraştık, 1 saat kadar sürdü. Bir albakor muhtemel, (bu bilgiyi tabii dönünce internetten araştırarak öğrendik) atuna.com'da iyi detaylı bilgiler ve baliksevdasi.com forumunda bilgili ve tecrübeli dostlar bulmak mümkün... Eti çok hoş, oldukça yağlı. Hemen Karacasöğüt'e telefon, mangalı hazırlayın geliyoruz. Önce ihtimal vermemişler. Ama bereketi görünce herkes çok sevindi. Teknede yapılacak gibi değil, restauranta götürdük. O büyüklükte orkinosu hazırlamak ve kesmek tam bir sanat. Takdir edersiniz ki Japonlar bu işte çok ileri... Oldukça sert bir derisi ve çok yumuşak eti vardı. Aşağıda internetten bulduğum linkler var http://ktunnel.com/index.php/1010110...9a2f8500f16730 sashimi tuna diye youtube a yazınca çıkıyor. Lop eti çıkarttıktan sonra, çok harlı kömür ateşinde, kalın biftek gibi kesip, az pişirerek yemek ideal. Bayağı bir paylaştık, yarısını lokantaya bıraktık, geri kalanını ertesi gün fırında sebzeli yaptık, az bir kızmını da limon ve tuzla çiğ balık. 3 gün 8 kişiyi doyurdu...
Denizin bereketi işte ne zaman geleceği belli olmaz...
şükran sana Poseidon!

31 Ağustos 2008 Pazar

BODRUM-ASTİPALİA/2008-X

VATHİ – TURGUTREİS
Öğlene doğru çıktık Vathi’den, zaten genelde tüm tekneler çıkıyorlar çünkü günübirlik tur tekneleri gelmeye başlıyor, yerleri biraz onlara bırakmak gerekiyor.
Vathi çıkışında hemen soldaki küçük koyda demirleyip denize girdik. Bir tekne bir çifti bu ıpıssız kumsala getirdi. Onlar da anadan üryan güneşlenip denize girdiler.
Sonra çıkıp Pserimos’a bir uğradık, inanılmaz kalabalıktı. Pek durmadık bile, bir suya atlayıp, sonra da 45 dakikada motorla Turgutreis’i bulduk.
İlkdefa Turgutreis Marina’ya giriyoruz, güzel bir marina, bizi fingerlara aldılar, sığışamadık, 3. seferinde bizi bir yere sokuşturabildiler.Tekne temizliği, toparlanma, duş falan derken uçağa ancak yetişebildik ve bir 9 günlük seyahat daha bitmiş oldu.

30 Ağustos 2008 Cumartesi

BODRUM-ASTİPALİA/2008-IX

EMBORİOS-VATHİ
Emborios’da nihayet sabah uyanınca ilk iş kendimi suya atma rutinine dönebildim. Hava sıcak, güneş ısıtıyor, rüzgar ortalığı inim inim inletmiyor.
Bu arada evvelki gece İdil beni direğe çekmişti, hem cenovanın fırdöndüsünü, hem de balon indirmiştim. Fırdöndüde hasar yok, kilidi açılmış, cenova onun için çıkmış. Balon mandarinda da snap shackle açılmış fırtına floğu ondan denize inişe geçivermiş. Balonu tutan snop shackle’den açılacağını hiç tahmin etmemiştim, keşke mandara direkt izborçolasaymışım.
Dolayısıyla bugün fazla işimiz yok. Dün direğin tepesindeyken düşürdüğüm, sevdiğim ve çok kullandığım minik bir pensesi olan çakı gibi bir şey vardı. Dalıp onu aradım bir süre. Sonra karaya çıktık yüzerek. Kumsalda oturduk, yattık, miniminnacık bir kayık limancığı var ona baktık ne şirin diye.
Tonoz bağladığımız lokantaya kahvaltıya gidene kadar öğlen olduğu için, öğlen yemeği yemeye karar verdik. Arka masamızda oldukça yaşlı üç kadın yemeğe geldi. Birisi gitti denize girdi sonra bizle muhabbete girişti. 50 senedir Kanada’da yaşıyormuş, yazları doğduğu, gençliğinin geçtiği yerlere geliyormuş. Hala hayat dolu, İdil yaşının 60 olduğunu tahmin ettiğini söylediğinde kadın bayağı sevindi. Bence 70 yaşlarında olmalı idi halbuki.
13-13.30 gibi çıktık, adanın kuzeyinden birkaç yerde daha yüzüp meşhur Almyres’i gösterip İdil’e sonra da Kalymnos Vathi’ye demirlemeyi planlıyoruz.
Genelde yelken seyriyle sevgili Xerokampos’a doğru çıkıp, uzaktan Hayk’ın arazisini İdil’e gösterip, güneye dönüp Vathi’ye doğru seyrettik. Rüzgar çok hafif 3-4 kuvvetlerinde, hava sıcak, Astypalia’dan sonra cennet gibi.
Vathi’ye varmamız akşamı buldu, baştan kara güzel bağlandık, adını hatırlayamadığım lokantanın sahibi balıkçı halatlarımızı aldı, yardımcı oldu.
Akabinde, deniz, duş, yürüyüş. Yukardaki şapellere çıktık, vadinin içlerindeki köye ve çiftlik evlerine doğru yürüdük. Çok keyifli, her şey güzel.
Akşam halatlarımızı alan adamın lokantasına gittik. Zaten orayı gitmeyi düşündüğümüzden ama. Kapısında “fresh fish, not from the fish farm” diye yazılı diye.
Genç bir oğlan servis yapıyor, Alman çocuk ama Yunanca da konuşuyor. İngilizcesi gayet iyi. Meğerse biraz evvel görüp de çok beğendiğimiz, işte yelkencilik dediğiniz 21 feet Beneteau ile geziyorlarmış. Hem de 4 kişi. Yunanlı babası, Alman annesi ve kız kardeşi ile. Treyler ile tekneyi Ege’ye getirip her yaz buralarda dolaşıyorlarmış. Münih’de yaşıyorlar. Çocuk 16 yaşında ama inanılmaz akıllı, yaşına göre çok bilgili ve görgülü. 2 hafta sonra okulu açılacakmış, birkaç gündür bizim lokantada garsonluk yapıp harçlığını çıkartıyor. İdil de ben de çok sevdik çocuğu.
İleriki masada sürekli şen kahkaların yayıldığı bir masa var, 3 kız, 1 erkek Türkler. Vathi’nin girişinde Amerikan bayraklı dev bir motor yat var. Ondan gelmişler, çok gençler. 20’li yaşlarda, adam belki 30’ların başlarında. Kimbilir hangisinin babasının teknesi?
Bizim garson çocuk önce onlara servis yapmakta zorlanmış çünkü her yemeğe servis kaşığı gibi oralarda milletin alışık olmadığı isteklerde bulunmuşlar. Sonra uzolarla kafaları bulup sağlam bir bahşiş bırakınca bizim çocuğun sevgisini kazanmışlar.
Bazı insanlar evinde alışık olduğu adetleri gittiği yerlerde de empoze etmeye çalışıyor, bu kaşık olayı gibi, halbuki misafir umduğunu değil bulduğunu yer.

29 Ağustos 2008 Cuma

BODRUM-ASTİPALİA/2008-VIII

MALTEZANA – EMPOREİOS (KALYMNOS)
Geçen seferki seyirde Kalymnos’da Emporeios’a gidip orayı çok sevmiştim, bu kadar sefaletten sonra, oraya gidelim ve İdil de orayı görsün istiyorum, gerçi çok kuzeye rota tutacağız ama, tutturabiliriz diye düşünüyorum, 7-8 saatlik bir seyir hesaplıyorum.
Sabah erken çıktık, güney doğu burnunu dönüp, Kalymnos’un kuzeyine doğru rota tutuyoruz. Hızımız rotamız çok iyi, hava da iyi sayılır, ama yelken 1.camadanda. Fırtına floğu çok işe yarıyor hızımız 6 milin altında değil, güzel bir seyre başladık, nihayet aksilikler sona erdi derken, fırtına floğunu yukarı çekerken kullandığım tek direğin tepesine giden balon mandarının snap shackle’nden fırtına floğu kurtulup denize düşürverdi.
Flok yelkenini çekip denizden çıkardım, sardım, öne bağladım. Artık tek ana yelkene kaldık. Hızımız çok düştü, 4 mille falan gidiyoruz. Motoru hafif çalıştırdım, hızımız arttı, ama dalga var yalpadayız, motoru zorlamayı pek istemiyorum.
Idil yattı…
Tek başına seyrederken, motoru kapamaya karar verdim, hız düşük de olsa, sağlam bir seyir yapalım, gece varalım ama adam gibi varalım napalım, daha fazla hasarı riske etmeyelim.
Motor kapalı, iyi bir trimle hızımız yine de 5.5 – 6 ları buldu. Oto pilot tutmuyor.
8 saat kadar sonra Emporeios'a vardık, tonoza bağlandık, hava ısınıverdi, rüzgar normal seviyelerde, sevimli, sakin, güzelim Emborios. Soluğu geçen sefer keşfettiğimiz Harry’s restoranda aldık.
Ay ay ay keyfimiz nihayet yerine geldi. Normale döndük, Astypalia’dan kurtulduk.
Düşünüyorum da şanssız bir adacık. Halbuki ne kadar güzel güney şekilleri. Tarihte korsanların ana mekanı, stratejik konumu, çok korunaklı koyları ile korsan ini. Adalılar da korsanlara sıcak bakmışlar. Osmanlı donanması senede bir kere uğrayıp vergi toplarmış, başka da hiç uğramazmış.
Harry’s deki sıcak karşılama, güzel yemekler ve süper atmosfer, ikram lokma ve likörler. Wellcome to Kalymnos… Farewell to Astypalia.

28 Ağustos 2008 Perşembe

BODRUM-ASTİPALİA/2008-VII

VATHİ – MALTEZANA
Sabah 6 da kalktım, karadan tekneyi çözüp, demiri toplayıp, ful giyinip, emniyet kemerini takıp, 1.dereceden camadanları basıp, dışarı doğru yol aldım. Çıkışa doğru bakıyorum, bulutlar üzerimizden öyle bir hızla geçiyorlar ki, bakalım dışarıda nasıl bir manzara bizi bekliyor.J
Dışarı çıkmamla geri koya girmem bir oldu. Camadanı 2. dereceye aldım, teknenin içini daha da neta ettim. Su alabileceğimiz vanaları kapattım, hatchler, tüm lombozları sıkı sıkıya kapattım, bu sırada İdil uyandı, o da sanmış ki biraz dalga yedikten sonra düzlüğe çıkmışız. Vathi de olduğumuzu görünce şaşırdı.
Hazırız artık, bakalım motor bizi adanın göbeğinden dışarı çıkarabilecek mi?
Dalga 3-3.5 m, 2400 devirde hızımız 2 milin altında, ama çıkıyoruz, oto pilot tutmuyor, sarsıntıdan çıkıp duruyor, yeke elde tırmanıyoruz. Şaft vurmasa devir attırıp daha kolay çıkacağız. Topu topu 2 millik bir çıkış sonra doğuya döneceğiz. 1 saatten fazla sürdü 2 mil. Öff neyse çıktık adanın karnından, öyle bir yer ki boğaz gibi tüm Ege’nin rüzgar ve dalgasını içine çekip büyütüyor, kocaman yapıyor, off yani. Çok tavsiye edilebilecek bir yer değil. Sevmediklerinize ama iyi bir sürpriz olabilir burayı çok tavsiye ederseniz.
Nihayet adanın en kuzey burnunu bulduktan sonra doğuya döndük, hava çok sert, saat 9-10 gibi bir şey olmuş, yorulduk yıprandık, cenovayı halletmek lazım 6-7 saatlik yolu bu havada bu şartlar altında gözümüz yemedi ve Maltezana’ya geri dönüp bir toparlanmaya karar verdik. Güneye pupa seyir sonrasında tekrar batıya apaz, ilk gün geldiğimizde geçtiğimiz yerlerden bir kere daha geçerek adayı tavaf ettik ve bildik Maltezana’ya demir attığımızda öğlen olmuştu.
Maltezana, Vathi’ye göre daha sevimli. Güneş yine ısıtmıyor, deniz hayal, ıslak tulumları yine de serdik dışarı.
İdil kendisini gene takı işine verdi. Ben bir yattım, neredeyse akşama kadar uyudum. Bir ara kalkıp, cenovayı indirdim. Fırtına floğumuz var, ben hiç kullanmamıştım ve merak ediyordum. Onu çıkardım, takmak üzere hazırladım. Yarın yolda kullanacağız. Sonra akşama kadar yine uyudum.
Akşam kalkıp kıyıdaki bir tavernaya gittik, etrafta tek tük insanlar var. Lokantacı son günleri olduğunu ve iki gün sonra kapatacaklarını söyledi, bu adanın sezonu 15 Temmuz – 5 Ağustos arasıymış, onun dışında iyi olmazmış. Bu kadar güneyde, ne enteresan, insan tahmin etmiyor.
Akşam şarapla keyfimiz yerine geldi, olaylar biraz daha kontrol altında, yarınki seyre kendimizi daha hazır hissediyoruz.

27 Ağustos 2008 Çarşamba

BODRUM-ASTİPALİA/2008-VI

SKALA – VATHİ
İdil Astypalia’dan ümidini kaybetti, Patmos’a gidelim diyor, çok zor bir rota, ben de gelmişken adayı iyi bir dolaşalım diyorum ve kuzey doğudaki Vathi’ye gitmeyi istiyorum. Göl gibi daracık girişi olan, komple kapalı bir koy, haritada çok ilginç duruyor, sonuçta batıya doğru ilerleyip adanın batısından kuzeye doğru çıkacağız, sonra da doğuya yol alıp Vathi’ye gitmeye karar verdik. Kuzeyde yüksek dalga olacağını tahmin ediyorum ama sadece 5-6 mil dalga göreceğimizi düşünüyorum ve yelkenle gidebileceğiz.
Skala’nın batısında güzel plajlar var, korunaklılar da, nihayet bir yerde demirleyip kendimizi denize attık. Sonra oradan çıktık, batıda ıssız bir yerde daha demirledik, çok hoş bir yerdi. Sonra kuzey batıya doğru, Ak Tiliaros’dan önce bir demir yeri daha var, orada da demirledik, hoş bir yer. Sonra haydi dedik, dayak yemeye ufaktan çıkalım. Önce adayı güneyden kuzeye motorla çıkacağız. Yol haritada temiz gözüküyor, gel gör ki her yer inanılmaz sığlıklar ve kayalıklarla dolu gece kesinlikle geçilmemeli. Mecburen geçilecekse kıyıdan 1 mil açıktan seyredilmeli. Sevimsiz bir çıkış oldu, sığlık ve kayalıklar sürekli bizi tedirgin etti. Denizin ortasında diş diş kayalar sudan azıcık çıkmışlar, dalgalar üstünde patlıyor, beyaz köpükler yok olunca bir an siyah siyah gözüküveriyorlar.
Neyse daha kötüsü kuzeyi çıkıp doğuya dönüp adanın iki kelebek kanadının arasındaki boşluğa girince başladı. Deniz tahmin ettiğimden daha yüksek. Rod Heikell Fokia adasının arasının ortasından geçiş vermiş rota, rüzgar ve dalga açısından oradan geçmek en uygundu. Sadece cenovayı az açtık, apaz seyirle çok hızlı Fokia’ya doğru ilerliyoruz. İdil pek iyi değil, içerde yatıyor. Dalga oldukça yüksek. Fokia’ya çok hızlı yaklaşıyoruz, geçişi görmeye çalışıyorum.
Gel gör ki geçiş meçiş yok, her yer kaya. En güneyde ana adayla arasında da geçiş varmış Heikell’in haritası, ulan inşallah vardır diye pupa dalgalarla aşağıya akıyoruz, eğer yoksa tüm Fokia’yı bu dalgada yukarı çıkmak hiç sevimli olmayacak. Ana ada Astypalia ile Fokia arasındaki 20-30 m lik dar bir geçiş var gibi, pupa’dan orsaya döneceğiz, n’olur n’olmaz motoru çalıştırdım geçişe yaklaşırken, sığda olsa 4-5 den geçiliyor. Sonrasında orsa yukarıya. Cenovayı tam açtım. Yelkenle ilerlerken, cenova en yukardan yırtıldı ve aynı zamanda kilitten çıktı ve aşağıya kaydı. Hemen motora geçip, cenovayı kapadım. Vathi’nin girişini kestirmeye çalışıyorum, etraf kayalık, yüksek dalga var ve dalgalar kayalara doğru şiddetle ilerliyor. O arada motor da stop etse napacağız diye düşünüyorum çünkü çok yakınız, ama yelkeni açana kadar bizi kayalara çarpabilir akıntı. Neyse motor tabi ki durmadı ve kestirdiğim yer de Vathi’nin güneşi çıkınca içeri daldık ve deniz iniverdi.
Meşhur Vathi’ye biraz maceralı da olsa girdik.
Ama değdi mi?? Hiç mi hiç çekici bir yer değil. Girişte solda terk edilmiş bir taş ocağı, garip bir fabrika bacası, süper çirkin üstünde hala inşaat demirleri olan tavernamsı bir yer ve çok çirkin bir doğa, deniz ise 0.5 metreyi göremeyeceğin kadar bulanık. Üç tekne alargada durmuşlar. Rüzgar da esiyor ama dalga sıfır tabii.
Koyun en dibine en rüzgarsız olan yerine kıçtan kara yaptık. Derinlik koyun içinde 8 ile 2 m arası, kıyılar çok sığ, fazla yaklaşmamak lazım. Biz 3.5 – 4 m ye demirledik., kıçımızı rüzgara verip karaya bağlandık.
Off yani biraz yorulduk, bir de cenova olayı var ama ona ertesi gün sakin kafayla bakacağız. Normalde yarın Kalymnos’a dönüş planlıyoruz ama hava çok sert ve yaralı cenovayla nasıl olacak tam bilemiyorum.
Akşam, yemek, içki, seyir defteri, rakı ve dışardaki inanılmaz zifiri karanlıkta geçti. Öyle karanlik ki hakikaten hiçbir şey gözükmüyor, 5 m ilerdeki bağlandığımız karayı bile göremiyoruz. Bir şey olsa referans alabilecek hiçbir şey gözükmüyor.
Sanıyorum sert rüzgar gündüzleri güneşi adaya az soktuğu gibi gece de hiç ışık adaya bırakmıyor, beraberinde sürükleyiveriyor.

26 Ağustos 2008 Salı

BODRUM-ASTİPALİA/2008-V

MALTEZANA – SKALA ASTYPELİA
Kahvaltıyı teknede yaptıktan sonra, denize menize giremeden hadi gidelim olduk. Deniz hiç davetkar gözükmüyor zaten, bir de serin üstelik ve sağlam rüzgar esiyor.
Bir iki yere uğrayıp, hiç gezemeden, Skala’ya kapağı attık, iskeleye uzun bir kalomayla kıçtan kara olduk. Kafadan öyle bir esiyor ki, herkes yamuk yumuk duruyor, bizim demir çok sağlam, bir de sancaktan koltuk aldık, çakı gibi duruyoruz.
Yukarda Ege’deki en meşhur kalelerden Astypalia kalesi var, oraya çıkmaya başladık, yolda kasabada oyalandık. Aslında şirin sayılır ama çok esiyor, fazla vakit kaybetmedik. Hele kale, manzaralar müthiş ama bir ara İdil uçuşa geçince ürktük resmen. Hele bir yerde, ben uçmadım ama rüzgardan resmen hayatımda ilk defa nefessiz kaldım. Bir rüzgar tüneli gibi ada, tüm Ege’nin rüzgarını huni gibi üstüne topluyor. Kale tamiratta, fakat yazmışlar adamlar, rüzgardan dolayı (bir iki sebep daha var gerçi) işler çok yavaş ilerliyor diye açıklama yapmışlar.
Bir de halt ettik, Chora’da yani yukarda yemek yiyelim dedik, dona dona bir hal olduk, keyif de almadık, kendimizi tekneye zor attık. Uğultular arasında tekne sağlam duruyor ya yine de memnunuz. İlerleyen saatlerde iskelemize bir tekne geldi, saat 11 falandı, uzun yoldan geliyorlar yıpranmışlar, Nisiros’dan geliyorlarmış, demirleri de tam tutmadı ama bir şekilde durdular. Biraz dayak yemişler, yorulmuşlar.
Teknede müzik, seyir defteri yazarak ve İdil’in takı çalışmalarıyla uykuya dalış yaptık.

25 Ağustos 2008 Pazartesi

BODRUM-ASTİPALİA/2008-IV

VLİKADHİA – MALTAZENA (ASTHİPALİA)
Hemen hemen 35 millik yol, göya erken yola çıkmamız lazım, her zamanki sabah keyfi meyfi derken ancak öğlen gibi çıkabildik. Rüzgar uygun ve güzel esiyor, camadansız ful arma ilerleyebiliyoruz. Hava çok sıcak değil, bayağı bir giyimliyiz. Meşhur Asthipalia ufukta gözükmeye başladı. Bu adaları kaç senedir ufukta görüyoruz, harita üstünde de çok muhteşem duruyor, bol girintili çıkıntılı kelebek şeklinde bir ada. Hep gitmeyi isteyip bir türlü gidemediğimiz adaya nihayet gidiyoruz. Onun için pek heyecanlıyız. Diğer taraftan Mehmetlere bir uzak yol yolcusu gitmeyin oraya demiş. Ama bizim görmemiz lazım bu adayı.
Gittikçe güney doğu burnuna yaklaşıyoruz, yaklaştıkça adanın sıcaklığı geliyor, çorak taş gibi bir ada. Bu sıcaklık üşümüş olan benim ve İdil’in pek hoşuna gidiyor.
Önce süper enteresan duran fiyord gibi olan Agrilithi’ye girmeyi planlıyoruz. Heikell your own paradise demiş burası için, rüzgar dışarıda gürlerken içerisi çok korunaklı oluyormuş. Şu anda hava çok kuvvetli değil, içerisi hakikaten korunaklı, ama, hay allah, çoook çirkin!!!
Maalesef bu çirkinlik durumu bu adada hep bizi takip etti sayılır. Yani bir ada nasıl çirkin olabilir, ben ilk defa görüyorum, yazık hiç güzel değil bu ada.
Agrilithi’de duralım durmayalım mı, diye bayağı bir tereddüt ettik çünkü saatte ileri ama düşünürken kendi kendimizi koydan çıkmış buluverdik. Maltezana uzak değil, 2-3 mil mesafede. Bu arada yol boyunca kıyıya yakın ilerliyoruz, toprağın renginden midir, tek tük garip binalardan mıdır, denizin bulanık renginden midir bilemiyorum.
Maltezana’da normalde alargada duruluyor. Ufak bir iskele liman gibi bir şey var, oraya yer varsa aborda olmak veya kıçtan kara olmak mümkün. Biz demir atıp alargaya bir güzel yerleştik. Bizim dışımızda eskiden Maltalı korsanların cirit attığı koca yerde 3-4 tekne var. Hepsi de bakıyoruz uzun yol tekneleri gibi duruyor. Tam arkamızdan eski püskü bir katamaran var, içeride yaşlı bir çift, arada bir görüyoruz, hiç karaya çıktıklarını görmedik, arada sırada teknenin üstünde hiçbir şey yapmadıklarını görüyoruz. 3 gün sonra buraya döndüğümüzde yine bıraktığımız gibi duruyorlardı.
Alman bandıralı, artık böyle bir hayatları var anlaşılan. Aslında tanışmak lazımdı onlarla.Akşam bota atlayıp karaya, ilk defa Asthipalia’ya ayak bastık. İçerlerde İtalyan dizayn bir lokanta bulduk, servis normalin üstünde yavaş ve eksiklerle doluydu ama napalım. Şarap ve greek salad hep garanti iyi.

24 Ağustos 2008 Pazar

BODRUM-ASTİPALİA/2008-III

GÜMÜŞLÜK – VLİKADHİA (KALIMNOS)
Sabah süper rüyalara dalmışken, güm diye şiddetli bir sesle uyandırıldım, nooluyor diye bakmaya fırladım, meğerse Atilla ve Barbaros botla gelip refleks testi ve uyandırma harekatı yapıyorlar. Hızlı tepkimden dolayı aferin aldım.
Barbaros bizim teknede oyuna dalmışken Atilla’da fırsattan istifade kendi teknesine gidip motoru falan çalıştırdı. Sonra hep beraber Atillalara kahvaltıya gittik. Mükellef ama sağlam bir kahvaltıdan sonra alışveriş ve akabinde haydi yolcu yolunda gerek artık diyerek vedalaştık, Mervenin kalın burada naapıcaksınız Yunan adalarında ısrarlarına rağmen botumuza atladık yallah tekneye. Merve Yunan adalarından niyeyse anormal soğumuş, hiçbir gücün artık kendisini o adalara götüremeyeceğini söylüyor. Ne adaları ne de insanlarını sevmiş.
Aldığımız eşyaları yerleştirip, koydan çıktık, böylece bir tekneye daha yer açılmış oldu, herhalde ufacık yerde en az 25 tekne vardır. Yelkenleri bastık, ful arma Kalimnos’a doğru yol alıyoruz, 2-3 tramolayla Vlikadhia girişine geldik, içerisi çok korunaklı ve sakin. Buraya 4 sene önce de gelmiştim. Demir tutmasının zor olduğu bir yer. 4 sene önce Mustafa sabah denize atlarken, tüm gece tutmuş olan demir bir anda kurtulmuş tekne kayalıklara sürüklenmişti, ben kayalıkların üstüne çıkıp nasıl olduysa tekne hiçbir yere değmeden tutuvermiştim. O zaman şanslıydık, ama bu sefer işi şansa bırakmamak için, rüzgar esen taraftan kıçtan kara, uzun demir güzel sağlam durduk. Akşam çok sakin olan koyda güzel bir yemek yedik, şarap içtik. Keyifli keyifli yatağımıza çekildik.

23 Ağustos 2008 Cumartesi

BODRUM-ASTİPALİA/2008-II

YAHSİ – GÜMÜŞLÜK
Sabah kahvaltıya siteye gittik, İdil’le oturuyoruz, Mehmetler henüz ortalıkta yok ama gözümüz sitenin girişinde. İdil gelenlere bakarken şu çocuk da ne kadar Barbaros’a benziyor dedi, ben de aynı anda ulan şu kız da amma Merve’ye benziyor diye düşünüyorum ama söylemiyorum. İdil Barbaros deyince ben de Merve dedim, yok onlardı, değildi derken, aaa olacak şey değil dünya küçük işte, Barbaros bu, diğeri de annesi Merve. İdil bir koşu Barbaros’a sarılıp kaptı, herkes şaşkın. Meğerse onların bir arkadaşı da aynı sitede eve tutmuş, o gün de onları oraya davet etmişler. Biraz sonra Atilla’da çıka geldi. Ne güzel oldu. İyi muhabbet, sonra Mehmetler de geldi, olay büyüdü.
Bir müddet sonra Barbaros kayboldu, aramalar yapıldı, dağılıp arandı, falan filan derken bu sefer de Barbaros bulundu tekne kayboldu… Ama Mehmet ve Nalan’ın tüm aile eşrabı da kayıp Allahtan. Tahmin ettik bunlar karambolde açılıverdiler diye. Anca öğleden sonra dönebildiler. Bu arada Barbaros’un kaybolmasından ve oranın çok gürültülü ve kalabalık olduğuna hükmeden Merve hemen Gümüşlüğe dönmeyi istedi ve onlar gittiler. Atilla’da o sabah bir sürü taze balık almış akşam bizi yemeğe davet etti.
İdil de hep tekneyle Gümüşlük’e gitmeyi istiyordu. Bizim planlara aslında süper uymuyor ama olsun. 4 gibi çıktık, kısa yol değil, en az iki saat yani. Yelken ve bazen motor 6 gibi vardık, alışverişi de Gümüşlükten yapmayı planlıyoruz. Atilla’nın teknesi Cool Breeze de orda, ona yakın bir yere demirledik, içerisi tekne kaynıyor bu arada, tekneler koyun ağzından taşacak neredeyse, öyle bir durum var. Ama müthiş korunaklı harika bir koy. Zamanında Mindoslular mesken tutmuş buraları, dolayısıyla hesapta sit alanı göya buralar, ki Allahtan öyle, bir de sit alanı olmasa ful ağzına sıçılır buranın, koyun içini bile betonla, siteyle doldurur bu yağmacı zihniyet. Şu anda ağzına sıçılmışlıkla sıçılmamışlık arasında bir nokta. Bir de son senelerdeki tarihinde önemli olay Nurettin Ersin Paşa durumu. Mindoslular gibi o da burayı mesken tutmuş, kendi çapında sit alanı oluşturmuş. Nurettin Ersin, Kenan Evren’in devresi, 12 Eylül’ün önemli paşalarından, şimdi kendisi sizlere ömür. Atillaların kaldığı evde Nurettin Paşa’nın meşhur evi, varisleri kiraya veriyormuş artık.
Neyse allah rahmet eylesin, adamcağızın evinde Atilla’nın yaptığı süper balıkları ve zeytinyağlı fasulye, barbunyaları keyifle mideye indirdik.

22 Ağustos 2008 Cuma

BODRUM-ASTİPALİA/2008-I

BODRUM
5 gün dolu dolu çalışıp, bir sürü işi de yetiştiremeyip, Cuma’yı getirdik yine, İdil’le uçağa atladık ve Bodrum’a. Ordan Havaş ile ve sonra minibüsle Yeşilyurtlular sitesi, o gün Mehmet de, ablası Eserlerle arabayla Bodruma geldiler. Bizi sitenin kapısından arabayla aldılar, hemen aşağıya sahile gittik, tekne bıraktığım gibi duruyor, zaten Nalan da sağolsun arada sırada arayıp bilgi veriyordu. Geç oldu, vedalaştık, bota binip teknemize doğru küreklere asıldık.

17 Ağustos 2008 Pazar

BODRUM-KOS-PSERİMOS-KALİMNOS-LEROS-YAHŞİ/2008-IX

KOS – YAHŞİ
Nalan’ın ailesi Yahşi de yazlık ev tutmuş, tekneyi oraya bırakma planı var. Biraz dolandıktan sonra, Aspat, Bağla falan derken bulduk Nalanları. Bir tonoza bağlanıp botla Eda’yı karaya bıraktım, taksi geldi ve Eda uçağa rahat yetişti, Sapanca’ya gidecek o gün ve ertesi gün iş hayatına geri dönüş…
Demir için çok uygun bir yer, deniz harika, Yeşilyurtlular sitesi diye bir yerde kalıyorlar, oldukça yeşil.
Tekneyi tonozdan alıp uygun bir yere demirledik. Zemin kum çok iyi tutuyor, derinlik 4-5 m.
Hep beraber karaya çıktık, Nalanlarla muhabbet, deniz sefası kahvaltı mahvaltı derken öğleden sonra oluverdi, benim uçak 20.30 da, Nur 9 da veya 10 da otobüsle gidiyor, Esra ise şanslı, bir hafta daha Bodrum’da, abisi Engin de kalıyor. Engin de kız arkadaşı Pınar’la geldi, ekip bayağı büyüdü.
Tekneyi temizleme planım var, Esra, Nur, ben tekneye döndük. Eşyalarımızı topladık, teknenin yerini değiştirip 1 hafta kalabilecek kimseye engel olmayacak bir yere demir attım. Tekneyi bayağı bir pırıl pırıl yaptık, karaya çıktık ve Bodrum Havaş’a doğru, Nalanlarla vedalaştıktan sonra gazladık.

16 Ağustos 2008 Cumartesi

BODRUM-KOS-PSERİMOS-KALİMNOS-LEROS-YAHŞİ/2008-VIII

EMPOREİOS – KOS
Yol uzun, bastık yelkenleri, rüzgar da şansımıza çok az bu sefer, 5-6 saatte çoğu motor seyriyle Kos marinaya ulaştık. Her cumartesi olduğu gibi hesapta yer yok. Marina önünde demirledik, bir süre sonra Stavros geldi, bizi içeriye aldırdı.
Sıcak banyolar, temizlik, Yannis’e evrakları teslim ettik, resmi çıkışımızı yapacak, tel nosu, kartı bizim evrak çantasında. Akşam 7 gibi evrakları teslim edene kadar, gittik dandik bir sahilde denize girdik, ben uyuya kalmışım, galiba Eda’yla Esra da. Acayip süper bir dondurmacı var orda, hemen dondurma aldım, Marinaya döndük. Yannis bir süre sonra evrakları getirdi. Nur’la marinadaki kafede lafladık, sonra Eda ve Esra geldi.
8 gibi toparlanıp Town’a gittik, yine Argentinum, yemek, fotoğraflar derken, bir baktık dolunayda bir tuhaflık var… tutuluyor. Off bilmeyince insan nooluyo lan diye ürküyor bayağı. Eski zamanları düşünüyorum da kesin adamın ödü bokuna karışıyordur. Ay neredeyse komple tutuldu o dolunay akşamı, vay be amma olay ha…
Son gecemiz sakin geçti ve tekneye dönüp uyuduk, ertesi sabah erken kalkıp Eda’yı 13.30 uçağına yetiştireceğiz.

15 Ağustos 2008 Cuma

XEROKAMPOS – EMPOREIOS (Kalimnos)
Ben ilk defa deliksiz müthiş bir uyku çektim, hatta herkes kalkmış beni uyandırdılar. Onlar botla kahvaltıya çıktılar, ben de bir süre sonra yüzerek onlara katıldım. Ilgınların gölgesinde, sapasakinliğin içinde uzun bir kahvaltı ve keyiften sonra Hayk’ın arazisine bakmaya gittik, tek kelimeyle müthiş. Hayk turnayı gözünden vurmuş, harika yani… Hani bu kadar olur! Sonra sahildeki minik bir şapele götürdü bizi Hayk, kısa bir yürüyüşle ulaştık ve burası son noktayı koydu herkes Xerocampos ve Leros’a aşık oluverdi. Yeri şöyle, Hayk’ın arazisini geç, 10 dk yürü, Şapeli geöreceksin, in aşağı, sonra hiç bir şey yapma, öyle dur orda.. sonsuza kadar öylece orda durmayı isteyebilirsin.
Hikayeye göre, bu şapelin orada bulunmasının sebebi, aşağıda bir denizaltı mağarası varmış, ordan girince bir mağaraya çıkılıyormuş, mağaranın içine de bilinmeyen bir zamanda birisi Meryem ana ikonası bırakmış, durum keşfedilince de üstüne şapeli koymuşlar. Gördüğüm en etkileyici şapellerden birisi.
Yeniden köye döndükten sonra, beklenilen şekilde herkes Xerokampos’un dayanılmaz etki alanına girdiğinden kimse gitmeyi istemedi, tabi artı olarak bir de Hayk’ların çok hoş varlığı var.
Fakat yolcu yolunda gerek, yolumuz artık uzun sayılır, dönüşe geçmemizde fayda var. Hedef Emporeios, gerçi çok yakın, sadece 1 saat sürmesi lazım.
Fakat kaybolup yanlışlıkla Myrties ve Telendos’a gittik, bunun üzerine bayağı bir geriye doğru yol yapıp, 2 saatte falan Emporeios’a vardık. Tonozlar var, ama mayın gibi, çok kocamanlar. Tekine bağlandık, göl gibi, çok sakin, her yer kara gibi duruyor, hiç açık deniz gözükmüyor. Memnunuz. Bir süre sonra ay doğuverdi, dolunaydan bir gün önce.
Sonra botla karaya çıktık, çok sakin bir yer, bir kaç sevimli taverna, ve bir bar gibi bir yer var. Biz içeriye doğru yürüyelim dedik ve Yunanistan’da gördüğüm en güzel lokantaya vardık. Harry’s restaurant, Emporeios'a gidilirse buraya gidilmeli. Eda nihayet aşık olacağı İtalyanı buldu, harbiden sıkı herif. Gel gör ki herifin kız arkadaşı varmış 42 miydi 47 yaşında mıydı neydi, 24 senedir Kalimnos’a geliyormuş. Ama adam haksız değil, Kalimnos şaşırtıcı şekilde oldukça güzel… Adı Massimo, Veronalı, sabah bankada çalışıyor (ne yapıyor bilmiyoruz) öğleden sonra bit pazarında dükkanı var, bir de bir iş daha yapıyordu ki neydi hatırlayamıyorum şu anda. Yazın da Kalimnos’da anlaşılan. Massimo’yu ben de tarzıyla, tavrıyla beğendim, sağlam bir tipe benziyor.
Akşam, şaraptı, Massimoydu, herşeydi, herkes mest, tekneye döndük. Tüm gece mayın gibi olan koca tonoz tekneye çarpa çarpa beni sinir etti. Sürekli kalkıp ne yapabilirim diye neler denedim, azaldı çarpması ama komple geçmedi. Sonrada Mehmet oraya botu bağlasan tekneye çarpmaz dedi... Pek aklım yatmadı ama denemeye değer.

14 Ağustos 2008 Perşembe

BODRUM-KOS-PSERİMOS-KALİMNOS-LEROS-YAHŞİ/2008-VII

ALMYRES – XEROKAMPOS (Leros)
Ertesi sabah güzel bir kahvaltıdan sonra rüzgar kuzeyden estiği için motorla kuzeye doğru seyretmeye başladık, yolda Paleonisos sanarak Pazondaya girdik, pek enteresan bir yer değil, biraz yüzdük, en dibi korunaklı, neredeyse tek bir canlı yok gibi. Sonra gerçek Paleonisosu bulduk ama 4-5 tekneden dolayı demirlemesi biraz zor diye yakınında sakin güzel bir yerde demir attık. Paleonisos sevimli ve korunaklı bir yere benziyordu.
Bizim demirlediğimiz yer minik bir kumsal, Esra makarna yapmaya girişti, Nur hala akşamdan kalma, yemek yapacak bile hali yok. Yine bile makarnaya biraz müdahale etti, sonuçta öyle yada böyle süper makarna yedik. Deniz suyu kullandık. Tüm gece su içe içe bir hal olduk, herhalde fazla tuzdan.
Akşam üzeri Xerokampos’a vardık, 1 haftalık seyrimizin en kuzey noktası. Bir tonoza bağlandık hemen. Hayklar bizi bekliyor, yüzerek hep beraber karaya çıktık. Hayklar artık Xerokampos’lu orda arazi aldılar, ev yapıyorlar. Bizi karşıladılar, komşu İtalyanlarla bir klan kurmuşlar, çok memnun ve rahatlar Xerokampos’da.
Akşam Pandeli’ye yemeğe gideceğiz, teknede süslendik püslendik botla karaya çıkıp Pandeli’ye gitme pozisyonu aldık. Pozisyon şu şekilde, Haykların motosikletlerinden biriyle ben arkada Eda, Hayk kendi motoruyla; en arkada Esra, Nur, Laura ve çocuklar komşuları Rafael ile birlikte arabayla.
Pandeliye doğru güzel bir motor yolculuğundan sonra, Pandelide minik bir gezinti ve limana bakıştan sonra, ki tıklım tıklım tekne dolu, Zorba değil de adını hatırlayamadığım bir başka lokantada tıka basa ve içkili miçkili adam başı 10 Euroya yemek yedik. Aynı düzen geri dönüldü ve botla tekneye…

13 Ağustos 2008 Çarşamba

BODRUM-KOS-PSERİMOS-KALİMNOS-LEROS-YAHŞİ/2008-VI

VATHI – Almyres
Sabah oldu, hemen limanın yanında güzel bir denize girme yeri var, kızlar hamama benzettiler orayı, duş falan da var.
Demiri merak ettim, maskeyi takıp baktım, “ne olmuş olabilir?” diye kendi kendime sorup duruyorum. Meğerse bizim iskelemizdeki tekne demirini tamamıyla diyagonal atmış, bizim demir onların zincirin üstünde havada sallanıp duruyor, hiç yere bile deymiyor. Derinlik 3-4 m olduğu için daldım, demiri alıp yere koydum. İçim rahat etti nihayet, olay kontrol altında. Keşke evvelki akşam demir atınca dalıp baksaymışım. Neyse en azından çıkış esnasında problem yaşamayacağız. Diğer tekneler çıkarken, herkesin demiri birbirinin üstündeydi.
Mehmet demişti ki Vathinin hemen yanında çok güzel bir koy var, küçücük ama ıssız, bu koyu gördük, Vathi’den çıkınca 5 dk mesafede. Girdik ama çok ufak bir yer, tornistan yaparken botun uzun ve batan ipi dümen palasıyla tekne arasına girdi ve hemen kilitlendi, milimm oynamıyor, kayaların üstüne doğru sürükleniyoruz, üstümdeki şortla sap suya atladım, noldu diye bakmak için, durumu anlayınca ipi çektim, sağdan soldan ama fayda etmedi, tekne sürükleniyor, bıçak ve maske istedim, bıçağı bulamadılar, çıktım bıçak aldım yine atladım, önceden bütün ipini tekneden kestim, iki ayağımla palaya dayanıp ipi çekiyorum banamısın demiyor. Baktım olmuyor daldım ipi kesiti doğrultusunda kesmeye başladım ki, incelip çıksın ordan. Bu arada tekne nereye gidiyor diye bakıyorum, neyse ki tesadüfen açığa doğru sürüklenmeye başladı, tehlike geçti. İpi enlemesine kestim, asılınca çıktı. Artık kısa bir bot ipimiz var, sanki daha iyi oldu.
Bu arada bizim koya fırsattan istifade başka bir yelkenli tekne giriverdi, bize yer kalmadı. Biz de devam ettik ve gördüğüm en müthiş koylardan birine geldik, Almyres! Önce demir attık, sonra kıçtan bir Ilgın ağacına doğru bağladık ve orada kalmaya karar verdik.
Bu arada bir tekne bizim oraya gezmeye iki tur birilerini getirdi sonra 6 gibi geri almaya. Biz de koyun tam ortasında onun manevralarına hafif engel olduğumuzdan ilk geldiğinde hafif, ikinci geldiğinde ise belime kadar suya girip tekneyi komple tutarak yardımcı oldum, ikinci keresinde tekneyi sağlam tutarken, binenlerden de teşekkür ederek el sallayarak falan binerken baktım kaptan iki arada bir derede acele acele 4 plastik bardağa buzlar koyuyor, nooluyor mooluyo derken üstüne de uzo, daha ne olduğunu anlamadan 4 buzlu uzo bardağını denizin içinde neredeyse yüzen bendenizin ellerine tutuşturuverdi ve herkes birbirlerine teşekkür ederekten gidiverdi.
Neyse kimseler kalmadı, o kadar güzel ki? Yarlar beni çağırıyor, Eda’da aynı duyguya kapılmış, diğer kızlar istemediler, biz yukarıya tırmanmaya başladık. Bir süre sonra sağlam tırmanışa dönüştü, bir ufak mağara bulduk, falan filan derken bayağı zaman geçti.
Bu arada aşağıda olaylar gelişmiş. Bizim kaptan yanına gençten bir delikanlı alıp geri dönmüş, buzlar, uzolar. Kızlar tecavüze geldiler diye bayağı korkmuşlar, bize bağırmışlar, ıslıklar, mıslıklar ama tabi duymamıza imkan yok.
Biz aşağı vardığımızda özellikle Esra da bayağı bir terör havası vardı, tecavüz, hırsızlık, çeşitli teoriler.
Kaptanın adi Yannis, hadi benim tekneyle yan koylara sizi götüreyim dedi, e hadi OK dedik, Nur da OK dedi, Eda ve Esra gelmeyiz dedi, sonra biz giderken tek başlarına orda kalmanın daha kötü olduğuna karar verip onlar da geldiler ama Esra tamamiyle kızgın ve keyifsiz, biz gittiğimizde başkalarının gelip bizim tekneyi soyup soğana çevireceklerine inanıyor. Neyse sonuçta bu keyif almak için yapılan bir şey, doğru ya da yanlış Esra keyif almadığı için kaptana dedim ki Esra’yı deniz tuttu geri dönmemiz lazım, bizim koyda içelim. OK dedi geri döndük. Geri dönünce Esra da rahatladı, herkesin keyfi yerine geldi. Uzolarla birlikte, süper bir buzuki ve sirtakilerle gece oluverdi. Issız kumsal, ay, dağlar, yarlar, süper müzik ve kumların üstünde sirtakiler, danslar, gece böyle bitti.
Koyun adı, sonradan öğrendik, Ilgın ağacı, yani Almyres’miş.

12 Ağustos 2008 Salı

BODRUM-KOS-PSERİMOS-KALİMNOS-LEROS-YAHŞİ/2008-V

PSERIMOS – VATHI (Kalimnos)
Nur’un hazırladığı süper bir sabah kahvaltısından sonra, kızlara gezimizin en zor limanı dediğim Vathi’ye doğru yola çıktık, hava karşıdan esiyor ama acelemiz yok, yelkenleri açtık, Tramolalarla Vathi’nin girişine kadar geldik. Baştan kara planlıyorum ona göre ipleri, kıç demirini ayarladık, kızlara gerekli şeyleri anlattım ve dik yarların arasında ilerlemeye başladık.Vathi çok dar, manevra sahası kısıtlı, bir yere gözüme kestirdim, arkadan demiri alıp karaya başımızı verdik, Esra atlayıp tekneyi bağladı. Demir tutmamış gibi, iskelemizdeki tekneye yaslandık kaldık, tehlikeli olacağını düşündüğüm bir durum olmadığı için yeniden çıkıp demir atmayı istemedim. Fena durmuyoruz.
Kos ve Pserimos’dan sonra kızlar Vathi’ye de aşık oldular, ben abuk sabuk duruyoruz diye biraz gerginim, pek memnun değilim ama risk görmüyorum. Köyde dolaşırken bir tekneye gittiğimde kızlar taksi ayarlamışlar, dedim ki kesin bizi Kalimnos Town yani Pothia’ya götürecek. Nitekim öyle oldu, ana limana gittik, aslında ben de memnun oldum, çünkü orayı bir görmeyi istiyordum.
Ana liman ciddi çok sevimsiz, kasaba fena değil ama, öyle çok güzel olmasa da, yine bile enteresan.
Bir çok devasa sünger dükkanı var haliyle. Ben zaten tekneye sünger almıştım. Teknede doğal deniz süngeri kullanmalıyız diye düşünüyorum artık.
Güzel hesaplı bir yemek yedik, sonra dondurmacıya gittik, sonra taksiyle Vathi’ye. Yol bu arada görmeye değer, manzaralar müthiş. Ay gittikçe büyüyor, yakında dolunay olacak, dolunay gecesi normalde biz tekrar Kos’ta olacağız.
Vathi’de teknenin burnu neredeyse karanın üstünde öyle duruyor, zaten bir usturmaca koymuştum, bir tane daha koydum.
Gece yattıktan sonra, ki tilki uykusu, sabah oradan nasıl çıkacağımızı ve demirin neden tutmamış olabileceğini düşünüp duruyorum. Sonra aklıma geldi ki, yandaki tekne çıkarsa biz demir tutmadığından, rüzgar da iskeleden bastırdığından, iskeleye kayıp limana yapışırız. Bunun üzerine kalkıp sancak kıçtan koltuk aldım, böylece yandaki tekneye de çok yaslanmıyoruz, burnumuzu da karaya çok bastırmadı, demir az da olsa tutuyor olmalı.

11 Ağustos 2008 Pazartesi

BODRUM-KOS-PSERİMOS-KALİMNOS-LEROS-YAHŞİ/2008-IV

KOS-PSERIMOS
Sabah görev saati olmamasına rağmen Stavros ordaydı, muhabbet falan, telefonunu aldık
Sonradan arayıp, dini bayramlarını falan kutlamaya karar verdik. Marina’da bir tane balıkçı teknesi var, ben de nasıl oluyor da bu burada duruyor diye merak ediyordum, meğer Stavros’unmuş, kışları iş güç olmadığından balığa çıkıyormuş.
Marina’dan ayrıldık, istikamet Pserimos, güzel bir yelken seyriyle, 1.5 saatte vardık. Doğusundaki geniş koya demirledik, güzel korunaklı, deniz ve sahil zaten harika, az tekne var, akşam üstü onlar da gitti. Bir biz bir de bir tekne daha kaldı.
Yukarı çıkan bir patika görüyorum, tahminim ana limana gidiyor olabilir, akşam koyda kalıp patikayı denemeye karar verdik, hesabım 1.5 mil civarı bir yol, 30-40 dak. yürüyüş hesap ediyorum.
Akşam giyindik kuşandık, saldık kendimizi patikaya keçilerin ve çıngırak ve rüzgar seslerinin arasına. O kadar güzel bir yürüyüş ki, fotoğraf çekimlerinden 1 saate yakın sürdü limana varış. Çorak minnacık ada, minik vadileri, tepeleri, ovalarıyla ve ıssızlığıyla hepimizi resmen büyüledi. Limana doğru inerken limon bahçeleri ve sonra da güzelim, sakin Pserimos limanı herkesi adaya aşık ediverdi. Kekik kokuları, keçi melemeleri, büyük sükunet, yalnız arı kovanları, keçilerin arada sırada sessizce çalan çıngırakları hepimizin şehirde unuttuğu ama çok sevdiği şeyler.
Limana iyi ki tekneyle gelmemişiz diye düşündüm, oldukça çalkantılı. Bizim orası ise dümdüz ve sakin.
Tavernacı beni hatırlar gibi oldu ama bence yanlış hatırlıyor, neyse az ama güzel bir yemek yedik. Dönüş karanlıkta, daha doğrusu yarım ay ışığında tam 30 dk sürdü. Gece rüzgar sürekli uğuldadı ama deniz hep sakindi.

10 Ağustos 2008 Pazar

BODRUM-KOS-PSERİMOS-KALİMNOS-LEROS-YAHŞİ/2008-III

KOS-Kefalos (arabayla)
Akşam Stavros bir şekilde tehditle karışık bizi 2 gece kalmaya ikna etti. Dolayısıyla ertesi günü de Kos’da geçireceğimizden araba kiralayıp etrafı dolaşmaya karar verdik. Pazar günü Ağustosun ortasında araba bulmak hikaye, neyse zorla zorla ve biraz şansla güzel de bir araba bulduk, öğlen gibi yola koyulduk. Hedef adanın en batısı Kefalos, sonra akşam etrafı dolaşarak dönüş ve Türk köyü olan Platani de Arap Kadri’nin orda yemek.
Kefalos cok güzel, deniz harika, kumsalda saatlerce yattık, sahildeki tavernada bir şeyler yedik, fotoğraflar çekildi, çok da sakin ama her yer.
Tekneler için de güzel bir demir yeri, korunaklı, liman yok sayılır, ufak bir balıkçı barınağı, bizim tekneyle pek mümkün değil girmek.
Dönüşte çeşitli yerleri dolaşmak ki hiç birisi çok enteresan değildi. Mastikhari’deki limanı görmeyi istedim, oraya gittik, bizim için durulabilir bir yer, köy çok enteresan olmamakla birlikte idare eder.
Platani bir Türk köyü, bir çok türk lokantası var, oldukça meşhur. Arap Kadrinin orası ful dolu, biraz bekleyip oturduktan sonra, bayağı bir süre yemek alamadık. Nihayet yemekler geldiğinde hakikaten beklediğimize değdiğine karar verdik.
Akşam marina, yatış.

9 Ağustos 2008 Cumartesi

BODRUM-KOS-PSERİMOS-KALİMNOS-LEROS-YAHŞİ/2008-II

BODRUM –KOS
Yelkenin arabaları tamir olmuş, Cevdet Ustayı arayıp teşekkür ettim, 50 YTL. Ufak bir yırtık vardı, onu da tamir etmiş. (Cevdet Usta 0/533/359 64 45). Botu da bir başka usta tamir etti, 3-4 yama, 200 YTL!!! Bot zaten 1000-1200 YTL, çok pahalı geldi ama yapacak bir şey yok.
Çıkmamız öğleden sonrayı buldu, Esra, Nur, Eda alışveriş yaptılar, ben yelkeni taktım, suyu doldurdum, yataklarını yaptım, vs.
Kızlar gelince yerleştik, çıktık, bitince Bodrum yakınlarında bir demirleyip yüzdük, ekibe usturmaça takma, demir atma, tuvalet kullanımı gibi şeyleri kısaca anlattım.
Biz yüzerken bir baktım mutfakta acayip bir çalışma baş göstermiş, muhtemelen bizim teknede ilk defa kısır yapılıyor. Meğerse Nur değme aşçılara taş çıkartacak birisiymiş ki yolculuk boyunca bu durum kendini iyice teyid etti.
Ekibe gelince şöyle oluşmuştu: Esra Ege İdil’in samimi arkadaşı, Nur Esra’nın kuzeni, bir akşam yemek yerken İstanbul’da, gelmeye karar verdiler, onlar da aslında mavi yolculuğa falan gidelim diye planlar yapıp gerçekleştirememişler.
Eda ise Mehmet Okutan’ın arkadaşı, bu sene ne zamandır ilk defa deniz tatili istiyormuş, normalde dağ istiyor, dolayısıyla bu olay ona uymuş. Ben kimseye söz vermemiştim artı tecrübesiz 3 kişiyle çıkma fikri enteresan geldi.
Eda ve Esra’yı sağlam deniz tutuyor, rotayı ona göre seçtim, uzun deniz geçişleri olmayacak. Plan Kos, Pserimos, Kalimnos, Leros, Ağırlığı çok az bildiğim Kalimnos’a vermeyi düşünüyorum.
Akşam üstü kısırlarımız ve bir büyük Yeşil Efe’mizle Kos marinaya vardık. Her Cumartesi akşam olduğu gibi marina dolu, yer yok. Marinanın önünde demirledik. Bir süre sonra adamımız Stavros botuyla çıka geldi, Esra Ege sagapo falan deyince millet dışarıda beklerken içeri aldı bizi ve akşam ille yemeğe davet etti.
Giriş işlemlerini Yannis’e yaptırmak üzere evrakları verdik. Ayıp olmasın diye Stavros’un yemek davetini kırmayalım, bir yarım saat takılıp Kos Town’a gidelim diye düşünüyorum. Yeşil Efe Stavros’a…
Yemek olayı marinanın giriş kapısında, bir gittik, Stavros neler neler almış, inanılmaz, suflakiler, salatalar, patates kızartmaları, ekmekler, uzolar, recina şarapları. Süper ağırlama. Welcome to Kos, welcome to Greek Islands.
Neyse ki bizim de elimiz boş değil, rakı ve kısırlarımız var. Yarım saat oldu, 2.5 saat... Tam Stavros Esra’ya evlenme teklif edecekken, akşam tekrar belki buluşmak üzere sözleşip Town’a gittik.
Evvelki hafta tanışıp çok sevdiğimiz takı dükkanı sahibini, adını şu anda hatırlayamıyorum, ilk iş ziyaret ettik. Büyükbabası Beyoğlulu, distellerysi varmış. Yine çok tatlı karşıladı bizi, İdil’in adını hatırlıyor. Bayağı muhabbet ettik, çok çok tatlı bir insan. Dükkan adı Argentinum.
Kızlar yoldaki yelken seyri, Kos town, ve insanlara bayıldılar. Sonra tekneye döndük, herkes yerine yerlesti, Esra başaltı, Nur arka kamara, Eda dışarıda, ben tüpte…

8 Ağustos 2008 Cuma

BODRUM-KOS-PSERİMOS-KALİMNOS-LEROS-YAHŞİ/2008-I

BODRUM
Cuma akşamı hemencecik geliverdi, Eda, Esra Ege ve ben havaalanında buluştuk, Nur Bodrum da zaten, bizi bekliyor. Akşam üstü teknede buluştuk, ekip tamam. Esra ve Nur o akşam Esra’nın abisinde kaldılar, biz Eda’yla Bodrum’da bir şeyler yiyip tekneye döndük.

3 Ağustos 2008 Pazar

YALIKAVAK-YUNAN ADALARI-BODRUM/2008-X

KOS – BODRUM
Rüzgar marinanın içinde sert sayılır, öğleden önce çıktık, giriş, çıkış işlemlerini Yannis yaptı. Tel nosu tekne evraklarının olduğu çantada. Rahat ve güzel bir seyirle Bodrum’a vardık, sağda solda alargada mı, marinada mı oturalım derken marinaya gelmeye karar verdik, yelkeni tamir ettireceğim, botu da. Milta marina sorunsuz ve gayet kibar bir şekilde bizi aldı, servis ve hizmetler çok başarılı. Milta’yı çok beğeniyoruz. Akşam zar zor uçağı yetişip İstanbul’a kös kös döndük ama artık bir an önce tekne hayatına geçme planlarıyla birlikte…

2 Ağustos 2008 Cumartesi

YALIKAVAK-YUNAN ADALARI-BODRUM/2008-IX

KARDAMENA – KOS
Sabaha gelmeden önce bir de Kardemana gecelerinden bahsedelim, 300-400 m. uzunluğunda sahilde bir ana caddesi var, baştan aşağı sırf bar, arka sokağı aynı şekilde, onun arkası da. Yani inanılmaz sayıda bar bir arada, sadece İngilizler var, yunanlıların bile ne olduğunu bilmediği çeşitli İngiliz yemekleri var menülerde. Gece olunca İngilizlerin hepsi feci sarhoş oluyor. Bu arada İngiliz vatandaşlarının %70 civarı kız. Sap bir erkek arkadaşımız için Kardamena bir cennet olabilir. Kızların hepsi mini ötesi mini ve dekolte ötesi dekolte durumundalar, yaş meşrunun hafif üstü.
Neyse sabah az bir alışverişten sonra teknede kahvaltı, denize de girdikten sonra çıkışımız öğleni geçmişti, yine en rüzgarlı zamana kaldık haliyle. Rüzgar çok kuvvetli, 2. dereceden camadan ve çok az cenova bile dümen tutmuyor, cenovayı tamamen kapadık mecburen, bu şekilde apazda gösterge 7.5-7.8 gidiyoruz gösteriyor, rüzgardan kafa beyin kalmadı, ben üşüyüp kışlık paltomuzu giydim. Kos marinaya girip sıcak bir duş alma hayaliyle tutuşuyoruz. Yolda thermal sahilleri gördük, bayağı bir insanlar vardı.
Kos marinaya vardık, alargada 4-5 tekne bekliyor, ayvayı yedik mi derken telsizle aradım marinayı, negative Lotus negative dediler, peki marinanın önüne demirleyeceğiz dedik, 4-5 saat beklerseniz, sonra da biraz zor dediler. Hay allah o kadar da yol geldik, sert hava, dışarısı da dalgalı, hadi bakalım. Neyse napalım demir için ilerledik, İdil dümene geçti, fundaya hazır, tam o sırada marinanın botu üstümüze geldi son sürat, botta bir hafta evvelden hafiften tanıdığımız Stavros… Diyor ki telsizden ben size nasıl yer var diyeyim, herkes alargada bizi dinliyor, takip edin beni hemen. Oleeeey diye aynen peşinden gazladık. Yanaştıktan ve Stavros’a bir sürü teşekkürler ettikten sonra, banyo manyo, Kos gecelerine aktık.

1 Ağustos 2008 Cuma

YALIKAVAK-YUNAN ADALARI-BODRUM/2008-VIII

NİSİROS - YİALİ – KARDAMENA
Teknenin önünde durduğu tavernada kahvaltı ettik bu sefer, sonra rıhtımdan ayrılıp, demirimizi alıp, çok sevmiş olduğumuz Nisiros’a veda edip, karşı minik ada Yiali’ye doğru yelken bastık. Yine 2.camadan ancak iyi zaten. 3-4 tramolayla Yiali’de bir koyu tutturup demirledik, denize girdik. Deniz güzel, kum. Kumsallar da var, fakat adada çok büyük bir maden ocağı var. Ponza taşı çıkartıyorlarmış. Dolayısıyla hafif bir gürültü geliyor ve gemilere boşaltma yapmak için uzun platformlar kurulmuş. Ve tabi gemi falan da oluyor bazen. Sonra demir alıp, adanın diğer ucundaki kumsallara bakıp (yani batıya doğru), ki buralar daha hoş gibi, adayı dolanıp, yelkenleri yine basıp, 2. camadan, 1/3 cenova 7-7.5 knot (gerçek 6-6.40 knot olmalı) Kardamena’ya (Kos’un ortasında güneyde) doğru seyretmeye başladık. Deniz çalkantılı ama çok güzel gidiyoruz. Kısa sürede Kardamena’yı bulduk, limanı büyütüp düzenlemişler, yine bile yer sıkıntısı var. Kıçtan kara yanaştık. Sonra bir tekne yanınıza sağışabilirmiyiz diye izin istedi, iyicene sıkışarak o da durdu. Şimdi biri 40 öbürü 43 feetlik iki teknenin arasında acayip sıkışmış durumda duruyoruz.
Kardamena karaktersiz bir eğlence kasabası, havaalanına 5 km olduğu için çok package turizm alıyor, gece hayatı ünlü. Rıhtım gündüz sessiz sakin, 9 gibi dayanılmaz bir gürültü başlıyor, ne halt ettik de buraya geldik oluyor insan. Allahtan herifler yine de medeni gece 12:00 dedin mi, müzikler susuveriyor. İzin verilen, sesi sadece içerde duyulabilen bir kaç diskoda hızını alamayanlar devam edebiliyor.
Kardamena’nın hemen sağında solunda plajlar var, deniz güzel, genelde kumsal.
Akşam teknede yemek yedik, Mehmet’in bir aylık logunu okuduk, kısmen okuyamadık, yazısı bozuk abi, doktor işte, reçete gibi log yazıyor hipna kılıklı köt.

31 Temmuz 2008 Perşembe

YALIKAVAK-YUNAN ADALARI-BODRUM/2008-VII

VOLKAN
2008 Temmuz’unun son günü. Teknede kahvaltıdan sonra, motosikleti bir gün uzatıp, gündüz gözüyle volkana yollandık. Bizi Vasilis karşıladı, volkan hakkında bilgiler verdi, çeşitli kraterlerin yerlerini gösterdi, çeşitli tehlikelere karşı uyardı, yapmamamız gerekenleri anlattı. Bazı kraterlerin içine giriliyor, hala tütüyorlar. Çıkan gazlar ve taban ateş gibi sıcak. Feci sülfür kokuyor. Oldukça etkileyici, görmeye değer feci değer. Dönüşte Vasilis yanına çağırdı, bayağı bir muhabbet ettik. Mısır İskenderiye doğumlu, New York’ta yaşamış sonra Nisirios’a gelmiş. Babası Emborioslu, annesi Mandrakili. New York’dayken, orayı dünyanın merkezi sanıyormuş, sonra anlamış ki Nisirios dünyanın merkezi. 4-5 ay volkanda takılıyor, sonra Mandraki’de takı dükkanları varmış, orda devam ediyor. 40 lı yaşlarda olmalı, belki de daha genç.
Vasilisli volkanı terk ettik, 3 otobüsüne kadar yalnız Vasilis. Biz tepeye Moni Agiou’ya. Manastırda kimseler yok, volkan ve deniz manzaraları var. Sonra toprak ve zor bir yoldan aşağıya indik, Ag Marina, bizim motor için zor bir yolculuk oldu. Hiç bir şey yoktu aşağıda, inilmesi hiç gerekmeyen bir yer. Çıkışta İdil’in 2-3 kere motordan inmesi gerekti.
Ordan çok güzel olduğunu düşündüğümüz tepe kasabası var, kraterin diğer ucundaki Nikea’ya yollandık. Artık harika demekten sıkıldım ama yok be kardeşim yani bu kadar da olmaz ki, al birini vur ötekine, buraya da gel de aşık olma. Anlatılamaz, görülmesi lazım. Volkan ve deniz manzaraları, Tilos’un görünüşü (geçen sene Tilos’a gitmiştik). Köy meydanında dondurma yedik, kahvenin sahibi yaşlı ama çok çapkın bir arkadaş, İdil’e usturuplu bir öpücük yollamış uzaktan. Karşıki kahveyle (zaten iki kahve var) sıkı rekabet halindeymişler.
Bir de görülmeğe değer bir volkan müzesi var, ona da gittik. Sonra denize girmeye aşağıya Avlaki’ye… Minnacık limanımsı bir şey. İki kayık zor girer. Biz gittiğimizde nüfus 3 kişiydi, umutsuz yere balık avlamaya çalışan sonra da aman nerde bu balıklar diye bakmak için olmalı arada sırada denize giren bir balıkçı, bir de bir köşede beton mendireğin üstünde güneşlenen sevimli bir çift. Biz de beton mendireğin üstune, eh artık bu kadar yol gelmişiz bir konuşlandık. Öyle ahım şahım bir yer değil yani, ama yavaş yavaş pek keyiflendik, yattık, sonra denize girdik, taşlık ve kayalık olduğu için çok balık var, ama bizim adamcağız bir tane bile tutamamış. Bayağı bir balıkları inceledik, yengeç aradık, keyif yaptık, komşularımızla selamlaştık. Sonra giyinip el sallayıp yeniden yola koyulduk. Klasik şekilde bizim oradaki plajın duşlarında meraklı insanların bakışları altında hızlı ve atik şekilde duşumuzu alıp, önce bir tekneye uğrayıp, ordan Mandraki’ye gazladık. Üç beş hediyelik bişiler alıp yemek yiyeceğiz.

30 Temmuz 2008 Çarşamba

YALIKAVAK-YUNAN ADALARI-BODRUM/2008-VI

PALİ
Sabah teknede kahvaltıdan sonra, motorla ana liman ve kasaba Mandraki’ye gazladık. Mandraki bizi çok şaşırttı, harika, şipşirin bir kasabacık. Yunanlıları ve Nisirosluları nasıl takdir ettik anlatamam, vallahi bravo adamlara yahu, bu kadar mı güzel yapılabilir, olabilir her şey, binalar, minnacık sokaklar, pencereler, kapılar, çiçekler, süsler, incecik bir zevk ve bakım, yaratıcılık, hepsi bir arada.
Mandraki’den çıktık, Pali’den geçip adanın en iyi plajı olarak geçen Palia Ammos Beach’e yollandık. Nisiros bir plaj adası değil, yine de Palia Ammos güzel, yürüyerek ulaşılabiliyor. Hippi bir yer, çadırlarıyla kalanlar da var, bir çok insan çırılçıplak durumda.
Ordan dönüşte bizim Pali’deki plajda duşlar görmüştük, banyomuzu bu duşlarda yaptık. Tekneye uğrayıp , volkana doğru gazladık. Volkan yolu Emborios yoluyla aynı, çıkarken bir baktım Dimitris motoruyla iniyor, birbirimizi görüp geçtik demeye kalmadan bir baktık bizimkisi anında dönmüş yanımıza geldi. Durduk, dedi ki akşam Mandraki’de müzik festivali var, mutlaka gelin, yine giyim kuşam, tamamen tarz, ama gidiyor kovboyumuz, İsveçli mi dir? İngiliz mi? Haydi rastgele.
Volkana hava kararırken vardık… Çok ama çok etkileyici, feci sülfür kokuyor, bazen mide bulandırıcı , hala çok sıcak. Havada kararıyor diye çıktık. Emborios’a yakınız, hadi bir uğrayıp bakalım dedik. Hay allah yaa, bu kadar mı şirin sevimli güzel olur? Çıkamadık Emborios’tan, orda yedik, müzik festivaline de davetli olmamıza rağmen, biraz ayıp ettik belki ama, gidemedik.

29 Temmuz 2008 Salı

YALIKAVAK-YUNAN ADALARI-BODRUM/2008-V

KOS-NİSİROS (Pali)
Sabah kahvaltı ve evrakları aldıktan sonra, çıkışımızı ihbar edip Nisiros’a doğru seyrimize başladık. Yan komşumuz Nisiros’un limanının yenilendiğini ve çok güzel olduğunu söylemişti, girişi de kuzey yerine doğudanmış artık. Rod Heikell’e kaydettim değişikliği.
Hava iyi sertledi, camadan vurmak şart, tekne hiç söz dinlemiyor, Ak Fokas’ın açıklarında hava patladı, 1. camadanı vururken gördüm ki 2-3 araba kırılmış, sanıyorum yelken şiddetli çırpınırken kırılmış olmalılar. 2. dereceden camadan vurulabilir. Bu arada hava da 2. camadanlık şaka maka.
Ben uğraşırken İdil baktı, iki tekne daha uğraşıyor, camadan mamadan ve vazgeçip geri döndüler, marina istikametine. Sabahki haberler, İstanbul yağışlı, o zaman hava kötü olur buralarda, Murat diyor ki 8 hava olacak, ben marinada baktım 4-5 veriyor bizim buralara ama hava 5’den fazla.
Arabaların kırık olması kötü, tüm geziyi 2. camadanlı geçirmek zorundayız ama Bodrum’a dönüşte yaptırırız diye düşündüm, çok çalkalanıyoruz, rüzgar ıslıklar çalıyor, tekneler geri dönüyor, 4-5 arabamız kırık, motor belli devirlerde vuruntulu.
2.camadanla bu havada süper rahat gideriz diye düşündüm, vurduk 2.camadanı, çok az cenova hız 7.5-8 gösteriyor, süper güzel tutturduk Nisiros’a rotayı. Güzel bir seyirden sonra limana girdik (Pali), sağlam esiyor tekne yerinde durmuyor. Bir senelik unutmuşluk yine devrede, yine bot kaçtı, neyse biraz zahmetli manevralarla kıçtan kara yaptık nihayet. Botumuzu da sonradan bayağı muhabbet edeceğimiz Dimitris, sağolsun, baktık küreklere asılmış getiriyor. Dimitris profesyonel dalgıç, İsveç de iş çıkınca gidip dalıyor, onun dışında Nisiros’da evleri boyuyor veya yoluna ne çıkarsa o işleri yapıyor, kendi deyimiyle.
Onun yemek yediği yerde yedik sonra biz de. Hemen bize bir kiralık motor ayarladı, 10 Euro günlüğü. Nerelere gideceğimizi anlattı. Emborios’da oturuyormus kendisi kocaman Enoru tarzı bir motoru var, giyimiyle tipiyle bir Nisiros kovboyu, karakter bir insan, iyi birisi, anlattıkları bazen hafif uçuk ama ikimiz de sevdik Dimitris’i.
Nisiros ne zamadır, ilgimizi çeken bir ada, uygun ama aktif bir volkan, üstünde hiç sivrisinek yaşamıyor. Krater ve patlama bölgeleri hala duruyor, görülmesi gerek. Adanın bize verdiği ilk izlenim müthiş hoş. İnsanları, atmosferi, çok çok güzel, pek memnunuz.

28 Temmuz 2008 Pazartesi

YALIKAVAK-YUNAN ADALARI-BODRUM/2008-IV

ORAK ADASI-KOS MARİNA
Sabah kahvaltısından sonra, tekne arası çeşitli ziyaretler esnasında, Mehmet zincir dolabından biraz su aldığını söylemişti, oraları sıvı contayla biraz izole ettim, sanıyorum artık su almaması lazım, göreceğiz. Bu arada mühim bir olay gerçekleşti, Nalan bize düğünde ona hediye edilen bir kitabı çok tavsiye etti, teknede bize bırakmış, “Urban Tantra”, 21. yüzyılın modern sex metodları. yazarı Barbara sex workshoplar yapıyormuş. Neyse o sabah İdil bu kitabı okumaya başladı, Serdar’da geldi, pek eğlendik, Murat’ın da ilgileneceğini düşünüp onu da çağırdık, ama herhalde o bir “enkaz” olduğundan pek ilgilenmedi.
Neyse, eğlenceli ve sıcak muhabbetlerden sonra, abi hadi biz kaçalım moduna girdik, yoksa hiç gidemeyeceğiz, ille kalın öğlen yemeğine falan derken biz nihayet demir alıp esas rota planına göre yola çıktık. Hedef Kos Marina.
Akşam üstü vardık ve yanaştık Marina’ya. Telsizle mutlaka geliyoruz diye anons etmek gerekiyor, yoksa almayıp limana yolluyorlar.
Bu sefer resmi girmeye karar verdik. Muameleciye verdik, her şey dahil 140 Euro. Biraz yuh aslında. Kendisine 80 Euro alıyor. Uğraşmayalım diye verdik. Hemen arabayla Port Police geldi ve evrakları hiçbir şeye bakmadan imzaladı.
Akşam Kos’a çıktık, şehir turu, yürümeler, güzel bir kasaba aslında zaten, en sonunda kapağı Yunan adalarına attık diye sevindik.
Bir dükkanda büyükbabası Istanbul’da doğmuş çok tatlı bir adamla tanıştık. Beyoğlu’nda distellerysi varmış, yani alkol üretiyormuş, 1940’larda alkol üretimi kısıtlanmaya başlamış, muhtemelen Tekel’e geçiyordu herhalde üretim. Adamcağız da her şeyi satıp Istanbul’u terk etmiş. Telefonunu ve soyadını alıp İstanbul’a dönünce belki üretimhanesinin yerini buluruz ve ona haber veririz diye vedalaştık. Bir de Kos’lu bir Türkle tanıştık, Türkler Kos Town’a çok yakın olan Platanos da yaşıyorlarmış, mutlaka gidin, çok iyi lokantalar falan var dedi ama gidemedik, başka sefere inşallah.

27 Temmuz 2008 Pazar

YALIKAVAK-YUNAN ADALARI-BODRUM/2008-III

KARGICIK – ORAK ADASI
Uyandık, çok güzel bir yer tesadüfen. Kendimi suya atim, çıkınca İdil’de kalktı. Serdarları aradım, onların da teknesi bozulmuş, Orağın hafif açığında öyle sürüklene duruyorlarmış, Murat’ın teknesi de onlara borda olmuş.Meçhul koyumuzdan çıktık gündüz gözüyle, geçtiğimiz yerlerde kayalar, hatta kardinal bile varmış, allah’tan çakmamışız hiçbir yere. Koydan çıkıp sancağa dönünce hemen Orağı gördük, açıkta duran tekneyi de. Serdarlara aborda olduk, nihayet buluştuk yani. Muratla hakan kaptan, üstleri yağ kir motorla uğraşıyorlar, ama hallolacak gibi. Derviş 2 de hafif bir şeyler yedik. Motorları oldu, Orağa demirleyip yüzmeye gittik, gidiş o gidiş. Sağlam bir öğlen yemeği yine ısrarlar falan, o gece üç tekne birbirimize bağlanıp orada kaldık. Elif ve annesinin komik muhabbetleriyle gece ikiyi buluverdi.

26 Temmuz 2008 Cumartesi

YALIKAVAK-YUNAN ADALARI-BODRUM/2008-II

YALIKAVAK –KARGICIK
Sabah Nalan’da geldi, hamile, çok sevindik, vay lan olduk, helal olsun… Şirin bişi katılacak aramıza pek yakında, vay haline şimdiden, artık teknede mi büyür nasıl büyür allah kerim, sağlığı şansı kaderi iyi olsun da keratanın.
Alışverişti, ufak tefek tamirat, temizlik, çıkış işlemleri derken, saat 17 civarı olmuştu bile. Bir de Serdarlar kayınvalidenin meşhur 52 feetlik Beneteau Idyl ile Orak adasında bizi bekliyorlar, yok mok derken Murat Eştaş da arayıp ısrara katılınca, yol üstünde olmamasına ve planlarımızı çok etkileyecek olmasına ve bilmediğimiz sularda gece seyri yapmamız gerekecek olmasına rağmen çok sevdiğimiz arkadaşların yanına gitmeye karar verdik. Yalıkavak – Orak 4.5 – 5 saat, Yalıkavak-Kos ise hadi 2.5 saat.
18 gibi ayrıldık marinadan, Akyarlar’a kadar güzel esti, geniş geniş kısa sürede vardık, sonra kesildi. Gerisi motor, karada iskelemizde hava karardı, ay yok. Zifiri karanlık hiçbir şey görülmüyor. Etrafta çok kayalık var, tehlikeli, dikkatli seyir halindeyiz. Uzun hikaye Serdarlar Kargıcık bükünde ve bulamadık onları. 23:30’a kadar aradık, en sonunda kafamız da bozuldu, bir yere bodoslama daldık, gecenin köründe hiçbir şey görmeden, körleme bir kıçtan kara yaptık. Bir senedir tekne yüzü görmemenin ceremeleri çıktı bu arada, bot kaçtı, ip kısa, falan filan derken bir kıçtan kara olayımız herhalde 20 dakka sürmüştür. Neyse adam gibi bağlandık, sağlam duruyoruz. Merak ediyoruz, neredeyiz diye. Sabah olunca anlayacağız. Orak ve Kargıcığı bir şekilde geçtiğimizi tahmin ediyoruz ama nasıl olur anlayamıyorum. Orak’ın fenerini bile görmedik hiç. Neresi neresi hiç anlaşılmıyor gece karanlığında. Yemek bile yemeden yattık ki bu durum rejim durumunda olan beni memnun ediyor.

25 Temmuz 2008 Cuma

YALIKAVAK-YUNAN ADALARI-BODRUM/2008-I

YALIKAVAK
İdil ve Ben (HM)
Tekneyle hasır nesir olmayalı nerdeyse bir sene oldu, iple çektiğim(iz) buluşmamız nihayet gerçekleşecek. Istanbul’da saati yanlış bildiğim için kaçırdığımız uçaktan bir sonraki başka bir uçakla akşam Bodrum’a vardık, terlik gibi bir şeyler aradıktan sonra minibüse binip yallah tazzik Yalıkavak’a. Mehmetlerin bir aylık gezilerini biraz dinleyeceğiz, hem pek merak ediyoruz hem özledik.
Tekne bir iki eksiğine rağmen fena durumda değil. Eşyaları içine alıp bara iki kadeh içmeye gittik, Mehmet de oraya geldi, Nalan uyumuş. Nalan’ın çok yakın arkadaşı Zeynep ve kocası Koray Yalıkavak’da yazlıkta kalıyorlarmış, Mehmetler de oraya taşınmışlar.
Herif ful saç sakal olmuş, gezilerini ana hatlarıyla anlattı, daha çok teknedeki eksikliklerden konuştuk. Inventör çalışmıyor, halatlar uçmuş, halat azlığı var. İnventör çalışmadığı için çakmak şarjı bulmak lazım telefonlar için. İkişer kadeh şaraptan sonra, bonne nuit…

29 Ekim 2007 Pazartesi

Lotus Tamir-Bakım Günlüğü-2007


KIŞ-İLKBAHAR 2007
Geriye akmasın diye, sintine borularında eski filtrenin olduğu yerde bir tane check valve koydum. Ocak 2007.
Sintine pompası yine bozuldu. Yenisiyle değiştirdim. Nisan 2007. Rule marka. 500 lük. Otomatik değil. 48 euro.
Su deposunun güvertedeki kapağını değiştirdik. Aysun ağabeyden 12 milyon. Sika ile, vidaları tam rast gelmedi. İyi bir izolasyon gerekebilir. Gelibolu’ya grişte sert rüzgar yedik. Kavançada sancak genova makarası parçalandı. Yanak sağlam. 4 saplama civatası var, somunları fibere gömük. İlginç olan aynı şey ama bu sefer iskeledeki yan Psari’de kırılmış. Aynı şekilde sökemedik. Adamlar simetrik üretmişler parçayı ters takmışlar, bu Beneteau cular üretimdeki maliyet kısmalarından artık gına geldi.
Yelkeni diktim. Yelken seti 60 ytl. İplikleri kötü, değiştirdim. Rollerın yukarıya çıkan fırdöndüsü çok iyi çalışmıyor. Üzerindeki Kropi bağı profilin üzerine doğru kasıyor. Yönünü değiştirdim. Aslında söküp içini winch Grease ile yağlamak lazım. Ayvalık limanının içinde sorun oldu. Çok sert rüzgarda basmak zor. Fırtına floğunu bastık. Midilli de ertesi gün hava hafifleyince genovayı bastık. Oldukça uğraştırdı bizi.
Sprayhood yakası kavançada yırtılmıştı. Ayvalıkta döşemecide diktirdik. 20 milyon. Döşemelerdeki sökükleri de aynı yerde diktirdik. Anayelken iskotasını değiştirdim. 35 ytl. 12 mm, 8 kulaç
Genova rolleri değiştirdim.
BOYA 2007
Karaya Ayvalıkta çıkarttık. Setur da anlaşmamız devam ettiği için %50 indirimimiz var. 3 günde yapar mısınız dediler. Dedik yaparız, 3 gün kara 220 USD. Yıkama 50 USD. Faça seviyesinde çok az sakal var. Şaft, pervane kakamozlu. Salma iyi durumda. Arada paslanmış. Tutye koymak lazım. Bu sene koymadık.1 galondan biraz az, geçen seneden kalma Hempell Mille dynamic var. Bu sene fiyatı galonu, 140 Euro olmuş. Dost işi, Hakkının tanıdığı Hempel Marinden İlgi, 90 Euroya bırakıyor. Kendisindeki zehirli yarı yarıya geliyor. Aysun ağabeyden 2 galon EMA aldık. Kahverengi. Toplam 130 YTL verdik. Neredeyse ¼ fiyatına. Ama tüm teknenin altına yetmeyecek gibi. Salma ve dümeni eski alan kutu hempelle, diğer yerleri yeni EMA ile boyacağız. Fikir dahiyane, estetik olarak kötü ama kim bakar?Astar atmadan süreceğiz. Vaktimiz yok. Bazı yerlerde, façanın hemen altı, ilk katta kabardı ama, çok sorun olmadı. Rengi hempel e göre biraz daha kahverengi, sürüşü daha zor.Filetonun yeşil boyasını kaybetmişim. Yeni renk aldık. Tutturmak çok zor oldu. Tamamen değiştireceğiz. Serdar sağolsun Bauhaus tan aldı malzemeleri. Toplam 80 milyon. Orta boy rulolar. Kısa saplı. Daha uzun saplı olanlar daha iyi gibi. Boya sürme kapları. Toplam 3 set. Fileto için ayrıca küçük rulo. Sentetik selülozik tinerler, 80 no zımpara. Bez tabanlı olmalı. Kağıtlarda uygulama sorunu oluyor. Ayvalıkta da yaklaşık 80 milyon kadar harcadık. Polyester macun aldım. Çift komponentli. Kolay kuruyor. Epoksi lkadar dayanıklı değil suya. Çelik macundan daha dayanıklı. Arslanlar Nalbur, bedesten de ara sokakta. Sanayi de sağdaki blok, 3üncü arada, TESA mavi bant. Oldukça fazla çeşit var.,Bordasının pasta cilasını Haldun ve Serdar yaptılar sağolsun. Yorucu bir iş. Ayvalıkta çok döşek koyuyorlar. Aralıklı çıkartıp, değiştirerek boyadık.Zehirli boya 3-4 saatte kuruyor. 6 saatte 2 kat.Filetoyu çekmek için, yeşil kata bant. ilk kat zehirliden sonra bandı çıkart. Zehirli kuruyunca. Mavi bant zehirliye, fiyatı 7 milyon. Aradaki beyaz şerit için yan yana 2 kat bant, incesinden. Yeşili 2 kat boya. 1 gün aralıkla. Son kattan hemen sonra bantları çıkart. İyice kuruyunca, son gün yeşile son kat mavi bant, Façaya zehirli.Şafta ve pervaneye siyah zehirli, sprey. Ama hiçbir işe yaramıyor.Tutyelerden pervane dibindeki çalışmamış. Sadece şafttaki, 25 lik tutye ve ek olarak teflonlu cıvata. Çiftli sıktım. Çekiçle hafif vurarak iyice oturt. Karşı taraftan şafta destek olmak lazım. Kıç ayna berbat lekeli. Dibini macunlayıp, sprey boyayla 3 kutu boyadık. Rüzgarsız olması önemli ve iyi bantlamak. Çok fark edilmiyor.Kapıya ve pasarellaya 3 kat vernik. Altına koyu meşe pinoteks. Rengi kötü oldu. Çok koyu. Güverteyi boyuyor. Değiştirmek lazım. Kıç aynadaki yazıları söktük. Geçen seneki rengi tutturamadık. Çok açık olmuş. 1 hafta sonra Şenol ağabey geçen seneki elinde kalan folyodan kestirmiş bir tane. Sağolsun.bota da negatif yapıp içini yağlı boya. Süngerle sürmek zor. Tamponlayarak.Harfleri yapıştırmak için taşıyıcı selofan kullanmak. Biz Nalanla tek tek yapıştırdık. ))Önce tek tarafı yapışkanlı selofanı harflerin üzerine yapıştırıp. Arkasını çevirip, yapışkanlı karşılığını çıkartıyorsun. Kenarlarını alınca sadece yapışkanları olan harfler kalıyor. Sprey Hood u söktüm, kenarları yırtılmıştı, Gelibolu’nda. Ayvalık’ta döşemeci dikti. 20 Milyon. Elektrikte kaçak var, Erol ağabey salmayı taşlarken çarpıldı. Sahil kablosu ters bağlanmış, iki tarafı da erkek. Akülerin sularını tamamladık. Usturmaça kılıflarını (yeşil) ve usturmaçaları değiştirdim. Hercules 35-55, 6 tanesi 180 milyon. Arabayla taşıdık Istanbul’dan Yeniköy’e. Eski usturmaçaları Zekeriya’ya verdim.Anayelken ıskotası 8 kulaç, 12 lik yeşil ip. 35 milyon. Aysun ağabeyden. Otopilota bişey oldu. Motor seyrinde dümdüz denizde sağa sola neredeyse 20 dereceye varan gezinmeler yapıyor. Yelkende Haldun daha az olduğunu söyledi. Rudder ı arttırırsak daha da kötü. Erol ağabey ve Raymarine deki adam yakınlarına bir yere metal bişey koyup koymadığımızı sordu. Bence alakası yok.
YAZ 2007
Yekede boşluk var. Transvers geçen teflon vida gevşemiş. Sıktım düzeldi. Takozun pimleri kırılmış. Erol ile Arif ağabeyle Ayvalık tan çıkarken takoz oynamış. Az daha dümeni düşürüyorlarmış. Cıvata adapte edip, orada saplamışlar. Aynı seferde ırgat da bozulmuş. Motor dönüyor ama kavaletayı çevirmiyor. Erol ağabey sonsuz vidasının bozulduğunu düşünüyor. Karacasöğüt de söküp Marmaris otosanayide Ertan ustaya götürmüşler. Sadece onda freze var. Ama o da yapamadı. Buraya getirin, atölyede ben yaptırırım dedim.Sonsuz vida dışardan görülmüyor, aluminyum bir kapağın içinde. Kapağın 4 tespit saplamasından teki, kapağın kenarını kırmış. Anlaşılan zorlanmış, Midilli de demir alırken zorladıklarını söyledi Haldun. Anlaşılan sonsuz vidaya giren elektrik motor şaftı bağlantısında sorun var. Açtık. Aynen düşündüğümüz gibi. Tekrar yaptık. Kargoyla yolladık. Haldun taktı, sağlam gibi. Irgat zincirlikte hep rutubette, onun için durmadan bozuluyor, aslında motoru içeri alsak, çok daha sağlıklı olur ama…
Tuvalette klozetin kapağını değiştirdim. Ahşap, 28 milyon. Aysun ağabeydeki sonuncuyu aldım. Arka taraftaki vidaları sarıdan atölyede Mehmet yaptı. Karacasöğütte taktım.Genova mandarını direğin altından değil, içindeki delikten çıkarttık, direk koç boynuzuna geliyor. KnidosMidilli de çarpınca eğrilmiş baştaki kromları Martı Marina da sağolsun, Serpil aracılık etti. Usta sökmeden düzeltti. Fena değil. Yolda ırgat yine bozuldu, Ertan Ustanın kehaneti tutuyor galiba. Atın siz bu ırgatı demişti. Yenisi Lewmar, fenerli olan 1000 watt, 1200 euro. Yine söktük, Yurtiçi kargo, bu sefer Nazım Usta iyice uzattı sonsuz vida bağlantısını.. Sağlam gibi duruyor. Haldun Yat Marin de taktı, Cekilerle beraber. Plakasını Mehmet Usta güçlendirmiş, Bir tane de zincir çıkmasın diye 12 lik sağlam bir cıvata monte etmiş. Yat marinde arma kontrolü, cenova profil tamiri, fırdöndü bozuk, açmışlar. 85 euro. 20 euro genova güngörmez yakası yaması. Göcekte otopilota fiş yaptık. Kabloyu değiştirmek gerekti. Çok kısa. Fiş priz metal olan. Gayet iyi. Göcekte armayı gerdik. Arka tarafı iyice gevşetip, hareketli makaralar ve ırgatla, 3 yetişkin erkek asılarak ancak becerdik. Sintine borusu kaçırıyor. Değiştirdim. Borda fenerinin kablosunu değiştirdim. Bu 3 oldu. Koltuk boşunu alırken o aradan geçiriyoruz her seferinde kabloyu kesiyor halat. Lotus’u satmaktan vazgeçtik.

1 Eylül 2007 Cumartesi

BOZBURUN-YUNAN ADALARI-GÖCEK/2007-VIII

RODOS-GÖCEK
Ağustos bitti. Bir koca uzun Ağustos daha sona erdi, bir yazı daha bitirdik yani. Hoş geldin Eylül, sefa geldin. Eylül iyi başladı. Palace of Grand Master bizi bekliyor sabah 9:30 gibi ordayız. Çok büyük, çok güzel. Mutlaka buradayken görülmeli, Grand Marta sıkı bir şey ortaya çıkarmış. Minik bir kahvaltıdan sonra sorunsuz demir alıp (Mandraki limanı üst üste alt alta demirlerle meşhur) ayı bacağı pupa 70-750, hedef Göcek… Harika, sorunsuz, rahat bir yelkenle açık deniz seyri. Rodos’u çabucak geride bıraktık. Son derece keyifli, güzel bir seyirden sonra Peksimet adası gözüktü ve geçiverdik. Artık Göcek koylarındayız. Çocukluk hatıralarım, ilk hikayelerimin geçtiği yerler. Hafızama kazılmış resimler, anılar. Ama burası orası mı? Tekne tekne üstüne, koylar restoran olmuş, yüzlerce tekne, insan. Cennet koylar işgal altında. Yine bile güzel, belli. Biz devam ediyoruz, hiç durmadan. Tersaneyi, hamamı, kapıyı hepsini teker teker geçiyoruz, kapağı Port Göcek’e atıyoruz, en harika marina, eşsiz bir tekne durağı. Eşsiz olduğu için olmalı çok da pahalı. Napalım duruyoruz. Türkiye’de karaya ayak basıyoruz. Toplam 190 mil civarı yol yaptık, 8 gün, 40 lt civarı mazot yaktık, 5 Yunan adasını gördük. Göcek’e girerken Blue Diamond’a tekrar rastladık, yan yana geçtik, hararetle birbirimize el salladık.Port Göcek de Cafe Port var, sahibi Orhan Taner, gece 2:30’a kadar takıldık, İdil’in eskiden tanıdığı bir arkadaş. Orhan’ın çok iyi seçilmiş bir ekibi var. Başarılı bir yer. Sabah uyanabilirsek kahvaltıya mutlaka oraya gideceğiz. Sevgili güzel, güvenli teknemize dönüyoruz., Port Göcek’in göl gibi suyunda, çam ağaçlarının altında, ağustos böceklerinin sesleri arasında kıpırdamadan bizi bekliyor, kendimizi yine uykuya teknemizin karnına bırakıyoruz.

31 Ağustos 2007 Cuma

BOZBURUN-YUNAN ADALARI-GÖCEK/2007-VII

RODOS
Costa Romantica ile Stephane-Agnieska çifti Rodos’a geldi, onlarla teknemizde ufak bir şeyler içip, seyahatlerinin nasıl geçtiğini öğrenip vedalaştık. İtalya’dan sonra İskenderiye ve Port Said’e uğrayıp Rodos’a gelmişler. Buradan Pire Atina, Lefkada üzerinden İtalya. Toplam on günlük bir yolculuk. Gemide 1200 kişi çalışıyor, 1600 de yolcu var. Bizim teknedeki bu sayılar 2 ve 2 şeklinde. Stephane bu tekneye ne zaman gelse Haldun seni kıskanıyorum mu sana gıpta mı ediyorum ne bişi söylüyor Fransızca olduğu için tam anlamıyorum tabi. Ama iyi bir şey olduğu belli onun için memnun oluyorum. Onlara Old Town hakkında kısa bilgi verip kapısına kadar eşlik ediyoruz. Sabah bir marina görevlisi gelip evraklarımızla birlikte (pasaportlar dahil) ofise gelmemizi istedi. Canımız sıkıldı, ertesi gün çıkacağız, şimdi bir de görüş mü yapacağız diye. Neyse aldık evrakları gittik bakalım ne olacak diye. 8 E ödedik ve çıktık, teknenin evrağı ve sigorta haricinde hiç birşeye bakmadılar bile. Gayet kibar ve saygılıydılar ve işleri başlarından aşkındı. Pek memnun kaldık bu sonuçtan ve araba kiralamaya gittik.35 E ya bir Atos alıp yallah Antony Quinn beach. Zupper ötesi güzel bir yer ama sıkı kalabalık. Yine de harika bir yer. Yüzüp güneşlenip 4 gibi Lindos’a yollandık. 5 de hava hala feci sıcak, yolun ortasında da bir sıra var. Durdum bakıyorum bunlar ne bekliyor diye. Meğerse eşek bekliyorlarmış. Eşek taksi olayı var, yukarıya Castroya 5 E adam başı. Biz de girdik sıraya, bu gezide sırayla uçak, tekne ve araba gibi taşıtlardan sonra eski usul eşekten geriye bakmamak lazım.Kısaca Lindos, kalesi, manzaraları ve köyüyle inanılmaz güzellikte, burada bir gece geçiremeyeceğimize üzülüp 7:45 de yola çıkıyoruz ki arabayı saat 21 de teslim edebilelim.Akşam old town da gyros olayına girip yine çok geç olmadan yatıyoruz. Derin ve huzurlu bir uyku bizi bekliyor.

30 Ağustos 2007 Perşembe

BOZBURUN-YUNAN ADALARI-GÖCEK/2007-VI

RODOS
Teknede kahvaltıdan sonra tek bir insanın olmadığı sanki bize ait olan limanda başka bir yere yanaşıp suyu dolduralım dedik. Bir tekneye aborda baştan kara. Hemen birisi geldi yardıma, ipi aldı, sigara ikram etti, biz güvenle durunca da gitti. Çok yardımsever insanlar. Suyu doldurduk, tekneyi bir yıkadık. Ayrıldık. Rüzgar iyi ayıbacağı, pupa, geniş apaz, 3 gibi meşhur Mandraki’ye yaklaşıyoruz, yolda havaalanının önünden geçtik, bir sürü çok yüksek 5 yıldızlı resortlar oteller var. Uzun kumsallar, sörf ve kite gırla gidiyor. Ak Milon’u dönünce Mandraki’nin girişi hemen gözüküyor, bir yanda da koskocaman feribotlar bağlanmış. Yelkenleri indirip limana giriyoruz, burası hiç yer bulunamamasıyla ünlü bir liman. Biz onun için erken geldik ve birkaç yer var, bir yeri gözümüze kestirip demirle kıçtan kara. Yanaştık, baktık tonoz varmış. Hay Allah derken, onu da bağlayalım bari dedik, bağladık da ama elimizde kaldı, ipi koptu. Toplayıp kimseye çapariz yaratmasın diye karaya koydum. Ak Milon Mandraki arasındaki kumsala yüzmeye gittik, iyi geldi. Sahilde duştan sonra, teknede giyinip etrafı keşfe çıktık. Old Town hakikaten inanılmaz, çok güzel, biraz fazla turistik ve pahalı ama... Kazık bir yemekten sonra tekneye atıp kendimizi çok geç olmadan günün yorgunluğuyla uyuyuverdik.

29 Ağustos 2007 Çarşamba

BOZBURUN-YUNAN ADALARI-GÖCEK/2007-V

HALKİ-RODOS
Sabah bir kahvede minik bir kahvaltıdan sonra Rodos’a doğru gideceğiz. Kahvaltı yaptığımız yerde hem servisi hem her şeyin hazırlanmasını bir kişi yapıyor. Size ancak tost yaparım dedi, OK dedik, ne diyelim? Bir televizyon var. Bayağıdır seyretmemiştik, haberler kötü, her yer yanıyor. Tüm Yunanistan yanmış diyorlar, 150 kişi ölmüş, diye duyduk, bayraklar yarıya indirilmiş. Acımız insanlık adına, acılarını paylaşıyoruz. Ormanlar yanmasın, insanlar, canlılar ölmesin. Kalkalım derken kornalar çalarak bir yolcu teknesi belirdi, içi insan kaynıyor, bir anda bir de bando çalmaya başladı teknenin içinde…Korna, bando tam yanaşacaklar, yön değiştirdiler, açıldılar. Gidiyorlar. Hoppalaa. Derken geri döndüler, turlayıp gelip yanaştılar .Biz de tekneye gittik, Blue Diamond ayrılıyor, vedalaştık.. Sonra biz de çıktık, istikamet Alimna. Biraz yüzelim. Burada da yüzülür aslında, limanın içi crystal clear. 45 dk da Alimna da ıpıssız demirledik, ama rüzgara çok açık ve esinti kuvvetlendi, yolumuz uzun, Fanari diye bir yeri gözümüze kestirdik, oraya ulaşmaya çalışacağız. Saat 13:00Geniş apaz, pupa, ayı bacağı seyir, hava 5 esiyor gibi, saat 17'de Fanari’deyiz. Kıyıya yakın olunca gözüküyor, her yer surf ve kite boardcu dolu, sığ girişi var ama 2.5 m bize fazlasıyla yetiyor, içerisi dolu, borda olmuş terkedilmiş gibi duran bir yelkenliye, buralı balıkçıların yardımıyla aborda oluveriyoruz. Türkçe konuşunca arkadaşlar şaşırıyor, ben "efaristo" diyorum o "hoş geldiniz abi" falan diyor, İdil de öbür adamla muhabeti iyicene koyultmuş Türkçe zaten. Meğerse Rodos’ta çok Türk varmış. Allah Allah ne ilginç! Bize burayla ilgili genel bilgi veriyorlar, sonra Rodos adası toprağına ayak basıyoruz. Rüzgar kuvvetli ama tekne çok güvenli ve sallantısız duruyor. Limanın çevresinde nerdeyse boş bir koy yok, terk edilmiş gibi bir yer. Surf ve kiteçılar hareket getiriyor buraya, çoğu alman. Kıyıda duşlar var, banyoya ihtiyacımız var zaten. Rahat ve güvendeyiz ama medeniyet ve güzellik falan yok, İdil sevmedi burayı, bense o kadar deniz gelip güvenli şekilde durduğumuz için pek memnunum, bir de sakinlik durağanlık bana harika geliyor. Herkes kendi halinde minik meşguliyetler içinde. Balık tutan birkaç kişi, ağlarını toplayıp tamir eden Rodoslu türk balıkçılar, suyun kenarındaki kumun içinden böcek avlamaya çalışan 5 li ördek ailesi, rüzgardan eğilmiş sazlar ve ılgın ağaçları, bira ve fonda Johnny Cash, what else can you want?…Akşam yemeği için çıktık yiyecek yer arıyoruz, ıpıssız, yürü yürü bir yer gördük, sörf ve kiteciler yemekteler, alman sahibi olan bir yer, köyde bir taverna falan var mı sorduk, adam “the town is dead” dedi. Balık yok, tavuk yokmuş biz sormadık gerçi ama, pizza ve pide varmış, bahçede çeşme var, ağaçlar falan, İdil kromaj dedi, hafif öyle haklı ama napim bence fazlasıyla idare eder. 

28 Ağustos 2007 Salı

BOZBURUN-YUNAN ADALARI-GÖCEK/2007-IV

TİLOS-HALKİ
Sabah teknede kahvaltıdan sonra 12-12:30 gibi yelkenle çıkıp adanın güneyin doğru seyretmeye başladık, ikinci plaj güzel, durduk bayağı bir. 15:30 – 16:00 gibi camadanları vurarak yallah Halki. Güzel geniş apaz-pupa seyrinden sonra Halki’nin güney burnundan girip Halki Town’da bi kıçlık yer bulup Blue Diamond Türk guletinin yardmıseverliği ile kıçtan kara yaptık. Mürettebatı bizi 2 hafta önce Bozukkale de görmüşler. Adalarda turistlerle dolaşıp duruyorlar.

27 Ağustos 2007 Pazartesi

BOZBURUN-YUNAN ADALARI-GÖCEK/2007-III

SİMİ-TİLOS
Sabah 6.30 da kalktım, 7 gibi Tilos’a bastık, tam yol motor rüzgar yok.Saat 10’da vardık, limana girmedik, yürüyen bir port police gördük. Plaja doğru demir. Saat 10:15. Salim sessiz küçük bir yer. İdil “kromaj” diyor. Sıvalı binaların üstünden demir filizleri falan çıkıyor, hepsi öyle değil tabii.Araba kiraladık (45 E) Moni Agios Panteleimon benim şimdiye kadar gördüğüm en güzel en müthiş manastır. Tilos’da mutlaka görülmeli. Büyük kumsallar bişeye benzemiyorlar.,Megalo Hora’dan da pek bişi anlamadık ama Mikro Hora görmeye değer, terkedilmiş koya bir tane bar açmışlar, bayağı enteresan. Akşam orda demirlediğimiz yerde kaldık, yemek yedik. Gece çok esti, az uyuduk, sabah kesildi.

26 Ağustos 2007 Pazar

BOZBURUN-YUNAN ADALARI-GÖCEK/2007-II

SİMİ
Her zamanki sabah sefa pezevenkliği sonucunda Simi limanından çıkmamız 14’ü falan buldu. Yuh yani! Ama keyifliydi. Sabah baktım Mytos adlı lokantanın önünde tonoza bağlanmışız. Adanın kuzeyinden dönelim dedik, değişiklik olsun diye. Nimos boğazından geçtik, derinlikler 3.5 – 4 m. Aya Emillianos’a vardık, kilisenin orda değil de daha içerde bir yerde demirleyip denize girip Tilos’a doğru devam edeceğiz hesapta. Gel gör ki saat 5 mi ne oldu, bir yuh kardeşim yani daha. Bu arada burası Simi’nin en güzel yeri bizce, o kadar güzel ki Panormittis’e bile gitmekten vazgeçip burada kalalım dedik. Deniz sakin, kumsala doğru kıçtan kara yapıp sağlam ve yavaş şekilde demirdeyiz. Fakat akşam rüzgar değişti ve bir anda büyük dalgalar gelmeye başladı, hava kararmış durumda nerdeyse ve çok sallanıyoruz. Kilisenin orda hatırlıyorum kuytu olacak birkaç kıçlık bir yer vardı, dar ve sığ bir yer gibiydi, daha çok sandallar veya sürat motorları için uygun gibiydi. Haydi gidelim dedik napalım mecburen, gece gece çok sığda demir + kıçtan ip, 1.7 m de az sallantılı durduk. İdil makarna yaptı. Dışarıda uyuduk, sonra İdil içeri girdi.

25 Ağustos 2007 Cumartesi

BOZBURUN-YUNAN ADALARI-GÖCEK/2007-I

BOZBURUN-SİMİ
İdil, Ben (HM)
Yine gecenin bir köründe Bozburun'a vardık. Sabah kahvaltı biraz alışveriş falan, bir de saçlarımı kestirdim ancak 13:30 gibi çıkabildik. Civar koylarda feci oyalanıp Simi’ye doğru yola çıkmamız 16:00’yı buldu. Hidayet kaptan anlattı, hafta içinde birkaç bot ve içinde kaçak mülteci yakalamışlar, Türk teknelerini çok dikkatli inceliyorlarmış “aman kaçak girmeyin” diye tenbih etti. Neyse biz yine kaçak girelim demişken bir baktık Tesalona’da kocaman bir savaş gemisi demirlememiş mi? Bir de peşimizden coast guard botu gelince aman abi deyip resmi girişe karar verdik. Dönüp Simi Town’a gittik hiç yer yok. Bi kıçlık yer bulamadık. Limana girişe doğru solda minik balıkçı kayıklarının orda sağlamcana bir tonozu gözümüze kestirip bağladık. Kıyıya 20-25 m mesafedeyiz, botla çıkacağız mecburen. Sinirlenip resmi girmekten yine vaz geçtik. Yarın yine coast guard kovalarsa “miktirin gardeşim” diycez artık napalım? Bir de İdil’i bikinili görünce bişi yapmıyorlar bunu tespit ettik.