bodrum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bodrum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Temmuz 2010 Perşembe

Bodrum-Kos



Sabah kalktık. Bugün sıcak olacağa benziyor.
İlk iş Levent Kaptan'la bot işini konuşmak olacak. Sağolsun, Alpar'ı arabayla yollayarak botun bize salimen ulaşmasını sağladı. Ancak bu yüzden çıkmamız akşamı buldu, malum yelkencinin kol saati yoktur!
Bu arada teknede yapılacak ufak tefek işler var, onları hallettim. Birgün önceden bağladığım redresör tüm gece zıpkın gibi çalışmış. Problem yok.
Teknenin içinde yine su var. Bir türlü nereden geldiğini bulamadık henüz! Sanıyorum tanklardan geliyor ancak 3 tane 250 tankı Mösyö Jano, sintinenin içine tıktığı için, neresinden kaçırdığını anlamak oldukça zor!
Hazır marinada olduğumuzu hesaplayarak, sintine suyunu 5 lt lik petlere doldurup marina atık su sistemine taşıdım. Pet şişe azlığı yüzünden 2-3 sefer yapmam gerekti.
Marina West Marin'den, rüzgar manikası, birkaç ufak tefek malzeme alışverişini tamamladık. Bu arada Nuray ve Shane tekne alışverişi yapıyorlar.
Ömer Deniz ve Nalan teknede...
Sonra bir ara havalanmak için havuza gittik. Burası yeni bir tesis herhalde. marinanın güzel bir yerinde, hemen fenere yakın, Kale'yi karşıdan gören manzaralı bir tesis var ama işletmesi bir garip. Neyse fazla vakit harcamadık oralarda zaten, tekneye geri döndük.
Mazot alıp, marinadan avara olduk.
İlk müsait yerde demirleyip, tüm günün ısınmışlığını Ege'nin lacivert sılarında yıkadıktan sonra, rota Kos!
Batıdan gelen taze meltemle yelkenler doldu, Kos'a neredeyse uçarak 1 saatte vardık. Her zamanki gibi Kos Marina kaput! Analimana girdik korka korka...
Gidenler bilir, sezon ortasında limanda yer bulmak bir meseledir. Fakat biz şanslıyız galiba. İçerisi çok kalabalık değil. Liman C şeklinde. Bir ponton gezi yatlarına ayrılmış, aynı Bodrum Belediye Limanı gibi, bir tanesinde küçük balıkçılar bağlı. Diğeri ise, şehir tarafından uzak, kaleye sırtını vermiş bir ponton. Bence harika. Kale duvarına yaslanmış, yüzyıllık manolya ağacının yaprakları altında bir yer bulduk, nitekim sahildeki görevli de orayı işaret ediyor. Uzun zincir döşeyip, kıçtankara olduk.
Yanımızda kaptanlı olarak charter yapan bir rus aile var, diğer tarafımızda ise devasa bir motoryat mendirek görevi görüyor, Allahtan!
Etrafı topladık, şu bu derken görevli tekrar geldi, "kağıtlar" falan bişeyer geveledi. Tesadüf tam o anda telefondaydım, kafamı salladım onaylarcasına... Adamcağız gider gitmez de tüm ekip olarak toparlanıp kendimizi şehre attık.
Haldun'dan biraz yukarda güzel bir Türk mahallesi ve "Arap Kadri" adında hoş bir lokantası olduğu haberini almıştık. Bir taksicinin yardımıyla kolaylıkla bulduk, yemek tekrar dönüş, şehirde biraz turlama sonucunda saat zaten gece 11.00'i buldu.
Kokpitte biraz yayıldıktan sonra, yattık uyuduk.

30 Ağustos 2009 Pazar

Bodrum-Karacasöğüt

Milta Marina günlük bağlama bizden 50 Euro'ya yakın para aldı ama doğrusu iyi servis verdi. Oldum olası sevmişimdir bu marinayı, nedense?



Neyse sabaha karşı çıkma projemiz, yorgunluğumuz sebebiyle sabah 7'ye ertelendi. Teknede Nalan, Ben ve Ömer olduğu için ve en önemlisi otopilotumuz olmadığı için, biraz ikircikliyim. Denize domuza kalmadan koya (Gökova'ya) mümkün olduğu kadar çabuk ilerlemek istiyorum... Gerekirse gece bile gitmeye razıydım ama sabaha erteledik.



Sabah, şehir yeni uyanırken, bizi sessizce takip eden Kale'nin bakışları altında mendirekten çıktık. Rota Doğu!



Dümdüz denizde ilerlerken, mecburen birisi dümen tutacak. Buna bir çare bulmak lazım diye dolanırken, aklıma depodaki kuvvetli lastik geldi!! Bir şekilde becerdik... ve çalıştı!!



Çok uzun süreler bırakıp içerde yemek pişirmek mümkün değil tabi ama, en azından yekeyi birkaç dakika bırakmak ve serbest olabilmek bile hoş bir duygu... Diyeceğim odur ki otopilotlarınıza iyi bakınız ))


Önce Karaada, sonra Orak, sonra Mazı derken neredeyse Çökertme'yi tutturduk. Bir önce, adı kitaplarda dahi geçmeyen ama sonradan öğrendiğimize göre Kargılı olan koyda, rüzgara uygun kıçtankara olduk. Gayet hoş denizi var, koydaki bizden başka tek motoryat da demir alıp gidince keyfimiz iyice yerine geldi.


Güzel bir makarna, eşliğinde şarap ile tam yayılacakken 3 tane guletin neredeyse aynı anda içeri girmesi ve üstüste bağlanması ile hafif gardımız düştü tabi...
Ama belki de iyi oldu, muhtemel muhabete devam etseydik, adını bile bilmediğimiz koya yayılır, belki de o gün tekrar çıkmaya yetecek enerjiyi bulamayabilirdik. Ancak ne gam? Herhangi bir zaman kısıtlaması olmayan tekne tatillerine bayılıyorum... Çıkmasak ne yazar?


Galiba gerçek gezginlik işte tam bu!


Neyse dışardaki rüzgar da tam istediğimiz yönden esiyor, armada hala yerine koyamadığımız eksik çarmığın da yarattığı tedirginlikle, camadanlı-mamadanlı yola düzüldük...
Olta suda, her zamanki gibi...
Geniş apaz 8-10 knotlarda Gökova'nın kalbine uzuyoruz.
Tuncer Ağabeyler, yolda aradı. Akbük'e geçmemiş, sosyete koyu dedikleri, Karacasöğüt'ün hemen yanında (batısındaki) koyda demirde olduklarını söyledi.


Onlarla buluşmamız, saat beşi buldu.
Hasret giderdik.
Ömer "Paşa" ile ilk defa karşılaştılar.


Sohbet-mohbet anılar derken, iskeleye geçip bağlanmaya karar verdik. Karaca her zamanki gibi bizi içten kucakladı. Neden bazı insanlar tatillerinde hep aynı yere gider? Orada rahat ettikleri için mi? Bazıları ise hiç görmedikleri yerleri denemek isterler? Hangisi doğru? Herkesinkini bilmiyorum ama ben bu cennet köşeye gittiğimde, ruhum aydınlanıyor sanıyorum... O kadar rahatlıyorum.



29 Ağustos 2009 Cumartesi

Turgutreis-Bodrum


LOTUS zorlu bir Ege seyahatinden ve bir eğitim seferinden yine "yaralı" döndü... Tekne Bodrum'da kaldığı bir ay boyunca hep bazı sorunlar yaşadı. Yelken yırtılması, otopilot meseleleri, kayış kopması, dıştan takma motor sorunları, elektrik sorunlarına bir de son seferde başımıza gelen çarmık kopması eklenince, şahsen benim moralim iyice göçtü...


Hikaye uzun ama, kısaca anlatmak gerekirse, dalgalı bir denizde orsa seyrederken, baby-ıstralya tabir edilen direği sabitleyen ama üstünde çok da yük olmayan tel, direk bağlantısınıdan koptu.
LOTUS'daki terminnaler swage-stud denilen cinsten. 6 mm'lik tele bu baskı bağlantıyı Bodrum'da sadece birkaç yer yapıyor. Bir tanesi Hüseyin Bey (0532 5017384), İçmeler'de atölyesi var. Ancak biz kendisiyle birçok kez telefonla görüşmemize rağmen, bir türlü buluşamadık. Sonunda teli söküp, Istanbul'a getirmek durumunda kaldık. Burada Cemil Dönerkaya (0212 2503385) sektördeki uzun yıllara dayanan tecrübesini konuşturdu ve sorunu çözdü. İlk planda ıstralyayı takıp, LOTUS'u buraya getirecek ve bir arma testi yapıp neyi ne kadar değiştirmemiz gerektiğine bilahare karar vereceğiz.

Gümüşlük'de kiralalan evden artık çıkma zamanı geldi, ancak bizim dönüşümüz için hala 3 günümüz var. Nalan ile beraber, Ömer "Paşa'yı" da alarak bir Gökova seyrinin süper bir final olacağını farketmemiz çok kısa sürdü...


Tüm aileyi ve arkadaşlarımızı alarak, Turgutreis'ten Bodrum'a bir sefer yapacak, oradan çıkışlı Karacasöğüt'e ertesi gün biz üçümüz devam edecektik.
Gerçekten de güzel bir rüzgar eşliğinde, yelken yaparak ve denize girerek, hoş bir seyirle Bodrum'a geldik. Milta marina birkaç saatliğine bile olsa tam gün parası alacaklarını söyleyince, bağlanıp Bodrum'da vakit geçirmek ağır bastı.

Sünger Pizza'da büyükçe bir masadan sanırım en çok ekibin genç jenerasyonu memnun kaldı. Sonrasında sokaklarda turlamalar, marinada alışveriş ve teleskopla aya bakma...

Gece geç döndüğümüz için marina çıkışı veremeyeceğini söyledi, ama Muammer bey bir şekilde halletti. Sabah ışıklarıyla çıkacağız.


11 Haziran 2009 Perşembe

Bodrum

Bodrum

Uzun, soğuk ve kasvetli bir kışı geride bıraktıktan sonra, Haziran başı, henüz okullar kapanmamış ve Bodrum ve Gökova!Bu kaçmaz fırsatlardan... Lotus'un en sevdiği sularda yeniden yelken yapmak, rüzgarla uçmak, olta sallamak, dostlarla olmak var işin ucunda! Nalan, Ömer'i de alıp gelmek istiyor ama henüz karar vermiş değiliz. Çok zorlama olur diyerek vazgeçince, Ankara'dan kayınbirader ve bacanaktan kurulu "yeni" kaptanlardan bir ekip oluşturuldu ve ben kendimi yine havalimanı yollarında buldum!

Bu tarz seyahatlere yanımda çok fazla giyecek taşımayı sevmediğim için küçük bir el çantam vardı ama içine attığım olta malzemeleri ve kıç demiri için hazırladığımız pirinç metalden fatura uçak kontrolünde sorun yaratınca mecburen bagaja verdim. Bu arada bir bilgi: Uçağa "misina" alınmıyor!! Tehlikeli malzeme sınıfına giriyormuş! Çeşme-Bodrum arasındaki son etabı tamamlayan, sağolsunlar Sergün ve İlke ile, denize bakan bir barda buluştuk. Bodrum alışılagelmiş, yaz kalabalığından uzak durgun ve sakin bir havadaydı. Lotus'u hemen yandaki, Halikarnas Disko ile yeni yapılan mendirek arasına alargada demirlediklerini ve botla karaya çıktıklarını söylediler. Barlar caddesinde yürüyerek, akşam yemeği için manavların yanında, Deniz Feneri adlı meyhaneye oturduk. Güzel bir muhabbet, yandaki balıkçılardan kişi başı 10 TL'ye gelen porsiyonluk çipuralara da gereken saygıyı gösterdikten sonra, bana göre o mevsim için makul sayılabilecek bir fiyata lokantadan kalktık tekneye yollandık!

Ama orada küçük bir süpriz bizi bekliyordu! Lotus'un botu olması gereken yerde değildi... Sergün nereye çektiklerini çok iyi hatırladığını ve ağaca da güzelce bağladığını söyledi. Sağa sola baktık ama bulamadık! Yapacak bişey yok, yattık uyuduk.

12 Haziran 2009
Bodrum-Orak Adası-Küçük Çatı-Amazon

Raşit Özdemir, Ayhan Istanbullu, Gürkan ve Ben

Ertesi sabah durumda değişen bişey yoktu. Sinir bozucu bişey aslında tabii ama ben bu tarz meselelerde konuyu gerektiğinden fazla büyüten bir karakterde değilimdir hiç. Hele de tatilin iilk gününde... En nihayetinde bir mal kaybolan ya da çalınan, fiyatı da belli! Tatilin kendisinden daha önemli değil. Üstelik bizim herhangi bir ihmalimizden ya da yanlışımızdan da kaynaklanmamış... Sergün suçlamak da mümkün değil, ben de olsam aynısını yapardım ve muhtemel benim de başıma gelirdi. Serserinin biri almış sağda ya da solda bırakmıştır diye optimist yaklaşımlarımızın tamamı foss çıktı! Demir alıp, limana yollandık.Şimdi bu başa geldiğinde yapılacak şeyler var. İlki Sahil Güvenliğe haber vermek. Bunu aksatmamak gerekiyor. Geceyse gece! Çünkü alınan bot kötü amaçla kullanılabilir, sorun çıkabilir, oluşan durumda bir suç sözkonusuysa direkt kaptan sorummlu. Bizim botun üstünde "LOTUS" yazıyordu zaten.

Sahil Güvenliğe ulaşmak için, Bodrum Limanına girişte sağda bir adet, solda da bir başka, toplam 2 adet bot var. Ofisleri de içerde, Marina tarafında konteynerlerin olduğu tarafta. Olayın nerede, ne zaman olduğunu belirten bir ifade alıyorlar ve tutanak tutuyorlar. Bütün bu gidip gelmeler bayağı bir zaman aldı, bir yandan da Ankara Kaptanları geldiler. Limana hiç girmedim, Marina girişte mazot iskelesine geçici olarak bağlandık. Bir yandan da alışveriş yaptık 3 günlük seyahat için.Her iş bittikten sonra Sergün ve İlke ayrıldı tekneden. Onlar Bodrum'da kaldı, limandan ayrılırken arkamızdan biraz buruk biraz da üzgün bakıyorlardı hala... Önce Orak Adası'na rota tuttuk. Bir yandan da gözüm etrafı tarıyor, belki buluruz ümidiyle sağa sola bakıyorum. Orak Adası, henüz sezon başlamamış olduğu için boştu. Oldum olası adalara kıçtan kara olmayı sevmem, alargada demirde durduk. Yeni mürettebat deniz sefası yaparken, Lotus'u seyre hazırladım. İçini güzelce neta ettim, bir mazot kokusu var. Separın out çıkışından sızdırıyor. Etraftaki süngerlere bulaşmış, temizledim. Rekoru kırılmayacak şekilde, "yoklayarak" sıktım. Şimdilik iyi gibi. İçeriyi toparladım, eşyalar derli toplu. Bördübet tarafına doğru yelkenle yaklaşık 4 saatlik bir yolumuz var sanıyorum. Çok da fazla oyalanmadan yola çıkmamız gerek. Herkes toparlandı, ekip de seyre hazır. Dümen tutma heveslisinden bol bişey yok, iyi haber!Bayağı sağlam deniz şartları ve sert rüzgarla Gökova Körfezini yanlamasına uzunlamasına ve hafif çapraz geçtik. Ama kıç omuzluktan geliyor, bundan iyisi Şam'da kayısı! Küçük Çatı koyuna geldiğimizde güneş henüz azalmamıştı, kum zemine 5 metreye funda demir! Çatı'lar (yani hem büyük hem küçük Çatı) dışarda esen sert melteme rağmen içerde herşeyden habersiz rahatlıkla demirde kalınabilecek harika doğa parçaları. Orada bayağı bir oyalandıktan ve açlığımızı giderdikten sonra, yan tarafta Büyük Çatı'ya geçtik. Bu arada ilginç bir tespit, Rod Heikell bu koy için Büyük Çatı adını kullanmıyor. O tarafta da fazlaca kalmayıp, Bördübet Körfezinin kuzeyinde Amazon Creek adıyla bilinen koya geçtik. Açık denizden gelirken girişi pek belli olmayan bu koy oldukça hoş doğası, çok hızlı bir şekilde sığlaşan, hemen önünde güzel bir kumsalı ile batılı meltemlere kapalı bir koy. Koyun tercihen Doğu tarafına uzun zincir döşeyerek kıçtan kara olarak güvenle gecelenebilir. Dip kum/balçık iyi demir tutuyor. Küçük bir tahta iskele var ama biz yanaşmayı düşünmedik. Kıyıda, tepeye doğru bir toprak yol var, araba geçebiliyor. Sanıyorum koyu dolaşarak öteki tarafta, kumsalın olduğu tarafa kadar devam ediyor. Ama yolun devamı ile nereye ulaşılabileceğinden emin değilim.Kumsalda bulunan şemsiyeler, şezlonglar ve denizde bulunan saldan ve gelenlerden anladığım kadarıyla burası ya özel bir plaj ya da bir hotel gibi bişey ait kapalı bir mekan. Ama tam bilemiyorum.Bu arada tahta iskelenin hemen üstündeki tabelada kanal 77 ile restaurant ile konuşulabileceği yazılı. Bir de cep telefonu vermişler. Aradık ama tekneye servis yapmadıklarını söylediler.Hemen solumuzda 43 feet bir Jeanneau var. Türk bayraklı ama sanıyorum, üstündekilerin tamamı Alman. Farklı kültürden, farklı memleketlerden ekiplerin tekne üstünde yaptıkları ya da yapmadıklarını, davranış patternlerini incelemek eskiden beri hep hoşuma gitmiştir. Böyle bir Alman ekiple de karşılaşınca bu fırsat kaçmaz diyerekten seyre koyuldum!6-8 tane, orta yaşı az geçmiş, yaş ortalaması 50+ olan bu ilginç ekipte hiç hanım "katılımcı" yoktu ve hareketlerinden ve yapılan "sulu-ötesi" şakalardan uzun zamandır birbirlerini tanıdıkları anlaşılıyordu. Bir tür eski güneri "yad etme" törenine şahit oluyoruz sanıyorum. Tekne bu arada acayip neta. Koltuk halatları-lar diyorum çünkü neden olduğunu hala anlayamadığım sebeplerden toplam 3 adet var- o kadar gergin duruyorki, iyi bir ip cambazı rahatlıkla üzerinde yürüyerek, bağlı bulunduğu çam ağacına ulaşabilir! Biz geldiğimizde çoktan yanaşmış oldukları için, kaç metreye kaç metre zincir döşediklerini tabi göremedim ama havanın sert olduğu saatlerde girdilerse, hele de açık denizde biraz dayak da yemişlerse bu tarz "ultra" önlemleri normal karşılamak gerek diye üstünde durmadım.

Tahmin edildiği üzere bir tanesi kaptanlık müessesine en ufak bir zeval gelmeyecek tarzda gayet karakterli, otoriter hatta sert düzeyde hareket ve konuşmalarla güverte üstünde en küçük bir gayr-i ciddi hareketi bile affetmeyecek toleransızlık ile, muhtemel onlarca yıldır tanıdığı, tahminen okul arkadaşlarını zapturapt altında tutma görevini gayet kusursuz ifa ediyordu!Haldun'un lafıdır ve çok severim, sık sık kullanırım: "Bir kaptan en az emir vererek gemisini rotasında tutuyorsa iyi kaptandır!"

27 Eylül 2008 Cumartesi

Tuzla-Iassos

BODRUM-GÜLLÜK
Haldun, İdil, Nalan ve Ben Bir arkadaşımızın düğünü olduğu için Bayram tatilini 9 güne çıkarmış olmalarına rağmen, biz Cumartesi’yi dahil edemedik, zaten sabahında ameliyatlar ve hastalar var. Ancak geç saatte bir uçak bulduk. O saatlerde uçaktan inip marinaya ulaşmak en az 1,5 saati buluyor, yoruluyor insan. Başka ne yapalım diye düşünürken, aklıma Güllük Körfezi içinde bir yerlere bağlanmak fikri geldi, havalimanına çok yakın. Zaten oldum olası, tekne güneydeyken marinalara bağlanmaktan nefret etmişimdir. Çok uzun süre bırakmayacaksak, bir lokanta önü, bizi seven bir kaptanın evi, bekçisini tanıdığımız bir balıkçı barınağını tercih etmişimdir hep. Bu sefer de, sağolsun Gürcan Ağabeyin önerisiyle, Güllük Körfezinin dibindeki Bargilia Raestaurant’a bağlanabileceğimizi düşünerek sahibi Turan Bey’le temasa geçtik. Konuşmamızdan olumlu sonuçlar aldık. Zaten tekne sadece birkaç saat kalacak. Sergün, kuzeniyle beraber Karacasöğüt’ten aldığı tekneyi bir önceki hafta Bodrum’a oradan da Yalıkavak ve Güllük’e getirmişti. Oralarda oyalanıyordu, bizden nereye bağlanabileceğimiz konusunda fikir bekliyordu. Nitekim Restaurant’ın sahibiyle onu konuşturduk ve buluşturduk. Ama galiba bu sefer biraz cansiperane davranmışız. Çocukcağız bahsettiğimiz yere girene kadar, sığlıklara iki üç kez oturmuş. Birisinden zor kurtulmuş. Bilen bilir, Tuzla denilen yer, girişinde balık çiftliği ve küçük bir limanı ve sahilinde köy kahvesi ve kooperatifi olan bir yer. Bahsedilen restaurant daha içerde, geniş bir dereağzından giriliyor, sığlıklar tehlikeli. Bazı işaret şamandıraları var. Tatlı suyla karışan deniz suyu ve balık çiftliklerinin kirliliği sebebiyle suyun dibini yarım metreye kadar bile görmek mümkün değil. Dolayısıyla sığlıkları, çok yakına kadar gelmedikçe, fark etmek cidden zor. Sergün’e kesinlikle geceye kalmamasını önermiştim. Teknenin anahtarı her ihtimale karşı Turan Bey’de. Ama sabaha karşı varınca adamcağızı uyandırmayalım diye, biz yedek anahtarla girdik, daha doğrusu giremedik. Anahtar kırıldı! Akşam akşam kilitle uğraştık, bir dolu. Takımlara da ulaşamıyoruz. Dolaplar kapalı. Neyse hallettik bir şekilde…
Lotus yine her zamanki gibi güzel…
Bu tür seyahatlerin ilk gecesi, tekneye vardığımız o ilk an hep çok hoşuma gitmiştir. Hani derler ya yelkencinin seyahati tekneye binince başlar diye…
Bu da öyle oldu.Gece o saatten sonra, seyre çıkmaya, hele o sığlıkların arasından çıkmaya hiç niyetim yok. Tekneyi şöyle bir kolaçan ettik, zaten eksik birşeyimiz yok pek. Yattık uyuduk.

22 Ağustos 2008 Cuma

BODRUM-ASTİPALİA/2008-I

BODRUM
5 gün dolu dolu çalışıp, bir sürü işi de yetiştiremeyip, Cuma’yı getirdik yine, İdil’le uçağa atladık ve Bodrum’a. Ordan Havaş ile ve sonra minibüsle Yeşilyurtlular sitesi, o gün Mehmet de, ablası Eserlerle arabayla Bodruma geldiler. Bizi sitenin kapısından arabayla aldılar, hemen aşağıya sahile gittik, tekne bıraktığım gibi duruyor, zaten Nalan da sağolsun arada sırada arayıp bilgi veriyordu. Geç oldu, vedalaştık, bota binip teknemize doğru küreklere asıldık.

17 Ağustos 2008 Pazar

BODRUM-KOS-PSERİMOS-KALİMNOS-LEROS-YAHŞİ/2008-IX

KOS – YAHŞİ
Nalan’ın ailesi Yahşi de yazlık ev tutmuş, tekneyi oraya bırakma planı var. Biraz dolandıktan sonra, Aspat, Bağla falan derken bulduk Nalanları. Bir tonoza bağlanıp botla Eda’yı karaya bıraktım, taksi geldi ve Eda uçağa rahat yetişti, Sapanca’ya gidecek o gün ve ertesi gün iş hayatına geri dönüş…
Demir için çok uygun bir yer, deniz harika, Yeşilyurtlular sitesi diye bir yerde kalıyorlar, oldukça yeşil.
Tekneyi tonozdan alıp uygun bir yere demirledik. Zemin kum çok iyi tutuyor, derinlik 4-5 m.
Hep beraber karaya çıktık, Nalanlarla muhabbet, deniz sefası kahvaltı mahvaltı derken öğleden sonra oluverdi, benim uçak 20.30 da, Nur 9 da veya 10 da otobüsle gidiyor, Esra ise şanslı, bir hafta daha Bodrum’da, abisi Engin de kalıyor. Engin de kız arkadaşı Pınar’la geldi, ekip bayağı büyüdü.
Tekneyi temizleme planım var, Esra, Nur, ben tekneye döndük. Eşyalarımızı topladık, teknenin yerini değiştirip 1 hafta kalabilecek kimseye engel olmayacak bir yere demir attım. Tekneyi bayağı bir pırıl pırıl yaptık, karaya çıktık ve Bodrum Havaş’a doğru, Nalanlarla vedalaştıktan sonra gazladık.

9 Ağustos 2008 Cumartesi

BODRUM-KOS-PSERİMOS-KALİMNOS-LEROS-YAHŞİ/2008-II

BODRUM –KOS
Yelkenin arabaları tamir olmuş, Cevdet Ustayı arayıp teşekkür ettim, 50 YTL. Ufak bir yırtık vardı, onu da tamir etmiş. (Cevdet Usta 0/533/359 64 45). Botu da bir başka usta tamir etti, 3-4 yama, 200 YTL!!! Bot zaten 1000-1200 YTL, çok pahalı geldi ama yapacak bir şey yok.
Çıkmamız öğleden sonrayı buldu, Esra, Nur, Eda alışveriş yaptılar, ben yelkeni taktım, suyu doldurdum, yataklarını yaptım, vs.
Kızlar gelince yerleştik, çıktık, bitince Bodrum yakınlarında bir demirleyip yüzdük, ekibe usturmaça takma, demir atma, tuvalet kullanımı gibi şeyleri kısaca anlattım.
Biz yüzerken bir baktım mutfakta acayip bir çalışma baş göstermiş, muhtemelen bizim teknede ilk defa kısır yapılıyor. Meğerse Nur değme aşçılara taş çıkartacak birisiymiş ki yolculuk boyunca bu durum kendini iyice teyid etti.
Ekibe gelince şöyle oluşmuştu: Esra Ege İdil’in samimi arkadaşı, Nur Esra’nın kuzeni, bir akşam yemek yerken İstanbul’da, gelmeye karar verdiler, onlar da aslında mavi yolculuğa falan gidelim diye planlar yapıp gerçekleştirememişler.
Eda ise Mehmet Okutan’ın arkadaşı, bu sene ne zamandır ilk defa deniz tatili istiyormuş, normalde dağ istiyor, dolayısıyla bu olay ona uymuş. Ben kimseye söz vermemiştim artı tecrübesiz 3 kişiyle çıkma fikri enteresan geldi.
Eda ve Esra’yı sağlam deniz tutuyor, rotayı ona göre seçtim, uzun deniz geçişleri olmayacak. Plan Kos, Pserimos, Kalimnos, Leros, Ağırlığı çok az bildiğim Kalimnos’a vermeyi düşünüyorum.
Akşam üstü kısırlarımız ve bir büyük Yeşil Efe’mizle Kos marinaya vardık. Her Cumartesi akşam olduğu gibi marina dolu, yer yok. Marinanın önünde demirledik. Bir süre sonra adamımız Stavros botuyla çıka geldi, Esra Ege sagapo falan deyince millet dışarıda beklerken içeri aldı bizi ve akşam ille yemeğe davet etti.
Giriş işlemlerini Yannis’e yaptırmak üzere evrakları verdik. Ayıp olmasın diye Stavros’un yemek davetini kırmayalım, bir yarım saat takılıp Kos Town’a gidelim diye düşünüyorum. Yeşil Efe Stavros’a…
Yemek olayı marinanın giriş kapısında, bir gittik, Stavros neler neler almış, inanılmaz, suflakiler, salatalar, patates kızartmaları, ekmekler, uzolar, recina şarapları. Süper ağırlama. Welcome to Kos, welcome to Greek Islands.
Neyse ki bizim de elimiz boş değil, rakı ve kısırlarımız var. Yarım saat oldu, 2.5 saat... Tam Stavros Esra’ya evlenme teklif edecekken, akşam tekrar belki buluşmak üzere sözleşip Town’a gittik.
Evvelki hafta tanışıp çok sevdiğimiz takı dükkanı sahibini, adını şu anda hatırlayamıyorum, ilk iş ziyaret ettik. Büyükbabası Beyoğlulu, distellerysi varmış. Yine çok tatlı karşıladı bizi, İdil’in adını hatırlıyor. Bayağı muhabbet ettik, çok çok tatlı bir insan. Dükkan adı Argentinum.
Kızlar yoldaki yelken seyri, Kos town, ve insanlara bayıldılar. Sonra tekneye döndük, herkes yerine yerlesti, Esra başaltı, Nur arka kamara, Eda dışarıda, ben tüpte…

8 Ağustos 2008 Cuma

BODRUM-KOS-PSERİMOS-KALİMNOS-LEROS-YAHŞİ/2008-I

BODRUM
Cuma akşamı hemencecik geliverdi, Eda, Esra Ege ve ben havaalanında buluştuk, Nur Bodrum da zaten, bizi bekliyor. Akşam üstü teknede buluştuk, ekip tamam. Esra ve Nur o akşam Esra’nın abisinde kaldılar, biz Eda’yla Bodrum’da bir şeyler yiyip tekneye döndük.

3 Ağustos 2008 Pazar

YALIKAVAK-YUNAN ADALARI-BODRUM/2008-X

KOS – BODRUM
Rüzgar marinanın içinde sert sayılır, öğleden önce çıktık, giriş, çıkış işlemlerini Yannis yaptı. Tel nosu tekne evraklarının olduğu çantada. Rahat ve güzel bir seyirle Bodrum’a vardık, sağda solda alargada mı, marinada mı oturalım derken marinaya gelmeye karar verdik, yelkeni tamir ettireceğim, botu da. Milta marina sorunsuz ve gayet kibar bir şekilde bizi aldı, servis ve hizmetler çok başarılı. Milta’yı çok beğeniyoruz. Akşam zar zor uçağı yetişip İstanbul’a kös kös döndük ama artık bir an önce tekne hayatına geçme planlarıyla birlikte…