17 Ağustos 2008 Pazar

BODRUM-KOS-PSERİMOS-KALİMNOS-LEROS-YAHŞİ/2008-IX

KOS – YAHŞİ
Nalan’ın ailesi Yahşi de yazlık ev tutmuş, tekneyi oraya bırakma planı var. Biraz dolandıktan sonra, Aspat, Bağla falan derken bulduk Nalanları. Bir tonoza bağlanıp botla Eda’yı karaya bıraktım, taksi geldi ve Eda uçağa rahat yetişti, Sapanca’ya gidecek o gün ve ertesi gün iş hayatına geri dönüş…
Demir için çok uygun bir yer, deniz harika, Yeşilyurtlular sitesi diye bir yerde kalıyorlar, oldukça yeşil.
Tekneyi tonozdan alıp uygun bir yere demirledik. Zemin kum çok iyi tutuyor, derinlik 4-5 m.
Hep beraber karaya çıktık, Nalanlarla muhabbet, deniz sefası kahvaltı mahvaltı derken öğleden sonra oluverdi, benim uçak 20.30 da, Nur 9 da veya 10 da otobüsle gidiyor, Esra ise şanslı, bir hafta daha Bodrum’da, abisi Engin de kalıyor. Engin de kız arkadaşı Pınar’la geldi, ekip bayağı büyüdü.
Tekneyi temizleme planım var, Esra, Nur, ben tekneye döndük. Eşyalarımızı topladık, teknenin yerini değiştirip 1 hafta kalabilecek kimseye engel olmayacak bir yere demir attım. Tekneyi bayağı bir pırıl pırıl yaptık, karaya çıktık ve Bodrum Havaş’a doğru, Nalanlarla vedalaştıktan sonra gazladık.

16 Ağustos 2008 Cumartesi

BODRUM-KOS-PSERİMOS-KALİMNOS-LEROS-YAHŞİ/2008-VIII

EMPOREİOS – KOS
Yol uzun, bastık yelkenleri, rüzgar da şansımıza çok az bu sefer, 5-6 saatte çoğu motor seyriyle Kos marinaya ulaştık. Her cumartesi olduğu gibi hesapta yer yok. Marina önünde demirledik, bir süre sonra Stavros geldi, bizi içeriye aldırdı.
Sıcak banyolar, temizlik, Yannis’e evrakları teslim ettik, resmi çıkışımızı yapacak, tel nosu, kartı bizim evrak çantasında. Akşam 7 gibi evrakları teslim edene kadar, gittik dandik bir sahilde denize girdik, ben uyuya kalmışım, galiba Eda’yla Esra da. Acayip süper bir dondurmacı var orda, hemen dondurma aldım, Marinaya döndük. Yannis bir süre sonra evrakları getirdi. Nur’la marinadaki kafede lafladık, sonra Eda ve Esra geldi.
8 gibi toparlanıp Town’a gittik, yine Argentinum, yemek, fotoğraflar derken, bir baktık dolunayda bir tuhaflık var… tutuluyor. Off bilmeyince insan nooluyo lan diye ürküyor bayağı. Eski zamanları düşünüyorum da kesin adamın ödü bokuna karışıyordur. Ay neredeyse komple tutuldu o dolunay akşamı, vay be amma olay ha…
Son gecemiz sakin geçti ve tekneye dönüp uyuduk, ertesi sabah erken kalkıp Eda’yı 13.30 uçağına yetiştireceğiz.

15 Ağustos 2008 Cuma

XEROKAMPOS – EMPOREIOS (Kalimnos)
Ben ilk defa deliksiz müthiş bir uyku çektim, hatta herkes kalkmış beni uyandırdılar. Onlar botla kahvaltıya çıktılar, ben de bir süre sonra yüzerek onlara katıldım. Ilgınların gölgesinde, sapasakinliğin içinde uzun bir kahvaltı ve keyiften sonra Hayk’ın arazisine bakmaya gittik, tek kelimeyle müthiş. Hayk turnayı gözünden vurmuş, harika yani… Hani bu kadar olur! Sonra sahildeki minik bir şapele götürdü bizi Hayk, kısa bir yürüyüşle ulaştık ve burası son noktayı koydu herkes Xerocampos ve Leros’a aşık oluverdi. Yeri şöyle, Hayk’ın arazisini geç, 10 dk yürü, Şapeli geöreceksin, in aşağı, sonra hiç bir şey yapma, öyle dur orda.. sonsuza kadar öylece orda durmayı isteyebilirsin.
Hikayeye göre, bu şapelin orada bulunmasının sebebi, aşağıda bir denizaltı mağarası varmış, ordan girince bir mağaraya çıkılıyormuş, mağaranın içine de bilinmeyen bir zamanda birisi Meryem ana ikonası bırakmış, durum keşfedilince de üstüne şapeli koymuşlar. Gördüğüm en etkileyici şapellerden birisi.
Yeniden köye döndükten sonra, beklenilen şekilde herkes Xerokampos’un dayanılmaz etki alanına girdiğinden kimse gitmeyi istemedi, tabi artı olarak bir de Hayk’ların çok hoş varlığı var.
Fakat yolcu yolunda gerek, yolumuz artık uzun sayılır, dönüşe geçmemizde fayda var. Hedef Emporeios, gerçi çok yakın, sadece 1 saat sürmesi lazım.
Fakat kaybolup yanlışlıkla Myrties ve Telendos’a gittik, bunun üzerine bayağı bir geriye doğru yol yapıp, 2 saatte falan Emporeios’a vardık. Tonozlar var, ama mayın gibi, çok kocamanlar. Tekine bağlandık, göl gibi, çok sakin, her yer kara gibi duruyor, hiç açık deniz gözükmüyor. Memnunuz. Bir süre sonra ay doğuverdi, dolunaydan bir gün önce.
Sonra botla karaya çıktık, çok sakin bir yer, bir kaç sevimli taverna, ve bir bar gibi bir yer var. Biz içeriye doğru yürüyelim dedik ve Yunanistan’da gördüğüm en güzel lokantaya vardık. Harry’s restaurant, Emporeios'a gidilirse buraya gidilmeli. Eda nihayet aşık olacağı İtalyanı buldu, harbiden sıkı herif. Gel gör ki herifin kız arkadaşı varmış 42 miydi 47 yaşında mıydı neydi, 24 senedir Kalimnos’a geliyormuş. Ama adam haksız değil, Kalimnos şaşırtıcı şekilde oldukça güzel… Adı Massimo, Veronalı, sabah bankada çalışıyor (ne yapıyor bilmiyoruz) öğleden sonra bit pazarında dükkanı var, bir de bir iş daha yapıyordu ki neydi hatırlayamıyorum şu anda. Yazın da Kalimnos’da anlaşılan. Massimo’yu ben de tarzıyla, tavrıyla beğendim, sağlam bir tipe benziyor.
Akşam, şaraptı, Massimoydu, herşeydi, herkes mest, tekneye döndük. Tüm gece mayın gibi olan koca tonoz tekneye çarpa çarpa beni sinir etti. Sürekli kalkıp ne yapabilirim diye neler denedim, azaldı çarpması ama komple geçmedi. Sonrada Mehmet oraya botu bağlasan tekneye çarpmaz dedi... Pek aklım yatmadı ama denemeye değer.

14 Ağustos 2008 Perşembe

BODRUM-KOS-PSERİMOS-KALİMNOS-LEROS-YAHŞİ/2008-VII

ALMYRES – XEROKAMPOS (Leros)
Ertesi sabah güzel bir kahvaltıdan sonra rüzgar kuzeyden estiği için motorla kuzeye doğru seyretmeye başladık, yolda Paleonisos sanarak Pazondaya girdik, pek enteresan bir yer değil, biraz yüzdük, en dibi korunaklı, neredeyse tek bir canlı yok gibi. Sonra gerçek Paleonisosu bulduk ama 4-5 tekneden dolayı demirlemesi biraz zor diye yakınında sakin güzel bir yerde demir attık. Paleonisos sevimli ve korunaklı bir yere benziyordu.
Bizim demirlediğimiz yer minik bir kumsal, Esra makarna yapmaya girişti, Nur hala akşamdan kalma, yemek yapacak bile hali yok. Yine bile makarnaya biraz müdahale etti, sonuçta öyle yada böyle süper makarna yedik. Deniz suyu kullandık. Tüm gece su içe içe bir hal olduk, herhalde fazla tuzdan.
Akşam üzeri Xerokampos’a vardık, 1 haftalık seyrimizin en kuzey noktası. Bir tonoza bağlandık hemen. Hayklar bizi bekliyor, yüzerek hep beraber karaya çıktık. Hayklar artık Xerokampos’lu orda arazi aldılar, ev yapıyorlar. Bizi karşıladılar, komşu İtalyanlarla bir klan kurmuşlar, çok memnun ve rahatlar Xerokampos’da.
Akşam Pandeli’ye yemeğe gideceğiz, teknede süslendik püslendik botla karaya çıkıp Pandeli’ye gitme pozisyonu aldık. Pozisyon şu şekilde, Haykların motosikletlerinden biriyle ben arkada Eda, Hayk kendi motoruyla; en arkada Esra, Nur, Laura ve çocuklar komşuları Rafael ile birlikte arabayla.
Pandeliye doğru güzel bir motor yolculuğundan sonra, Pandelide minik bir gezinti ve limana bakıştan sonra, ki tıklım tıklım tekne dolu, Zorba değil de adını hatırlayamadığım bir başka lokantada tıka basa ve içkili miçkili adam başı 10 Euroya yemek yedik. Aynı düzen geri dönüldü ve botla tekneye…

13 Ağustos 2008 Çarşamba

BODRUM-KOS-PSERİMOS-KALİMNOS-LEROS-YAHŞİ/2008-VI

VATHI – Almyres
Sabah oldu, hemen limanın yanında güzel bir denize girme yeri var, kızlar hamama benzettiler orayı, duş falan da var.
Demiri merak ettim, maskeyi takıp baktım, “ne olmuş olabilir?” diye kendi kendime sorup duruyorum. Meğerse bizim iskelemizdeki tekne demirini tamamıyla diyagonal atmış, bizim demir onların zincirin üstünde havada sallanıp duruyor, hiç yere bile deymiyor. Derinlik 3-4 m olduğu için daldım, demiri alıp yere koydum. İçim rahat etti nihayet, olay kontrol altında. Keşke evvelki akşam demir atınca dalıp baksaymışım. Neyse en azından çıkış esnasında problem yaşamayacağız. Diğer tekneler çıkarken, herkesin demiri birbirinin üstündeydi.
Mehmet demişti ki Vathinin hemen yanında çok güzel bir koy var, küçücük ama ıssız, bu koyu gördük, Vathi’den çıkınca 5 dk mesafede. Girdik ama çok ufak bir yer, tornistan yaparken botun uzun ve batan ipi dümen palasıyla tekne arasına girdi ve hemen kilitlendi, milimm oynamıyor, kayaların üstüne doğru sürükleniyoruz, üstümdeki şortla sap suya atladım, noldu diye bakmak için, durumu anlayınca ipi çektim, sağdan soldan ama fayda etmedi, tekne sürükleniyor, bıçak ve maske istedim, bıçağı bulamadılar, çıktım bıçak aldım yine atladım, önceden bütün ipini tekneden kestim, iki ayağımla palaya dayanıp ipi çekiyorum banamısın demiyor. Baktım olmuyor daldım ipi kesiti doğrultusunda kesmeye başladım ki, incelip çıksın ordan. Bu arada tekne nereye gidiyor diye bakıyorum, neyse ki tesadüfen açığa doğru sürüklenmeye başladı, tehlike geçti. İpi enlemesine kestim, asılınca çıktı. Artık kısa bir bot ipimiz var, sanki daha iyi oldu.
Bu arada bizim koya fırsattan istifade başka bir yelkenli tekne giriverdi, bize yer kalmadı. Biz de devam ettik ve gördüğüm en müthiş koylardan birine geldik, Almyres! Önce demir attık, sonra kıçtan bir Ilgın ağacına doğru bağladık ve orada kalmaya karar verdik.
Bu arada bir tekne bizim oraya gezmeye iki tur birilerini getirdi sonra 6 gibi geri almaya. Biz de koyun tam ortasında onun manevralarına hafif engel olduğumuzdan ilk geldiğinde hafif, ikinci geldiğinde ise belime kadar suya girip tekneyi komple tutarak yardımcı oldum, ikinci keresinde tekneyi sağlam tutarken, binenlerden de teşekkür ederek el sallayarak falan binerken baktım kaptan iki arada bir derede acele acele 4 plastik bardağa buzlar koyuyor, nooluyor mooluyo derken üstüne de uzo, daha ne olduğunu anlamadan 4 buzlu uzo bardağını denizin içinde neredeyse yüzen bendenizin ellerine tutuşturuverdi ve herkes birbirlerine teşekkür ederekten gidiverdi.
Neyse kimseler kalmadı, o kadar güzel ki? Yarlar beni çağırıyor, Eda’da aynı duyguya kapılmış, diğer kızlar istemediler, biz yukarıya tırmanmaya başladık. Bir süre sonra sağlam tırmanışa dönüştü, bir ufak mağara bulduk, falan filan derken bayağı zaman geçti.
Bu arada aşağıda olaylar gelişmiş. Bizim kaptan yanına gençten bir delikanlı alıp geri dönmüş, buzlar, uzolar. Kızlar tecavüze geldiler diye bayağı korkmuşlar, bize bağırmışlar, ıslıklar, mıslıklar ama tabi duymamıza imkan yok.
Biz aşağı vardığımızda özellikle Esra da bayağı bir terör havası vardı, tecavüz, hırsızlık, çeşitli teoriler.
Kaptanın adi Yannis, hadi benim tekneyle yan koylara sizi götüreyim dedi, e hadi OK dedik, Nur da OK dedi, Eda ve Esra gelmeyiz dedi, sonra biz giderken tek başlarına orda kalmanın daha kötü olduğuna karar verip onlar da geldiler ama Esra tamamiyle kızgın ve keyifsiz, biz gittiğimizde başkalarının gelip bizim tekneyi soyup soğana çevireceklerine inanıyor. Neyse sonuçta bu keyif almak için yapılan bir şey, doğru ya da yanlış Esra keyif almadığı için kaptana dedim ki Esra’yı deniz tuttu geri dönmemiz lazım, bizim koyda içelim. OK dedi geri döndük. Geri dönünce Esra da rahatladı, herkesin keyfi yerine geldi. Uzolarla birlikte, süper bir buzuki ve sirtakilerle gece oluverdi. Issız kumsal, ay, dağlar, yarlar, süper müzik ve kumların üstünde sirtakiler, danslar, gece böyle bitti.
Koyun adı, sonradan öğrendik, Ilgın ağacı, yani Almyres’miş.

12 Ağustos 2008 Salı

BODRUM-KOS-PSERİMOS-KALİMNOS-LEROS-YAHŞİ/2008-V

PSERIMOS – VATHI (Kalimnos)
Nur’un hazırladığı süper bir sabah kahvaltısından sonra, kızlara gezimizin en zor limanı dediğim Vathi’ye doğru yola çıktık, hava karşıdan esiyor ama acelemiz yok, yelkenleri açtık, Tramolalarla Vathi’nin girişine kadar geldik. Baştan kara planlıyorum ona göre ipleri, kıç demirini ayarladık, kızlara gerekli şeyleri anlattım ve dik yarların arasında ilerlemeye başladık.Vathi çok dar, manevra sahası kısıtlı, bir yere gözüme kestirdim, arkadan demiri alıp karaya başımızı verdik, Esra atlayıp tekneyi bağladı. Demir tutmamış gibi, iskelemizdeki tekneye yaslandık kaldık, tehlikeli olacağını düşündüğüm bir durum olmadığı için yeniden çıkıp demir atmayı istemedim. Fena durmuyoruz.
Kos ve Pserimos’dan sonra kızlar Vathi’ye de aşık oldular, ben abuk sabuk duruyoruz diye biraz gerginim, pek memnun değilim ama risk görmüyorum. Köyde dolaşırken bir tekneye gittiğimde kızlar taksi ayarlamışlar, dedim ki kesin bizi Kalimnos Town yani Pothia’ya götürecek. Nitekim öyle oldu, ana limana gittik, aslında ben de memnun oldum, çünkü orayı bir görmeyi istiyordum.
Ana liman ciddi çok sevimsiz, kasaba fena değil ama, öyle çok güzel olmasa da, yine bile enteresan.
Bir çok devasa sünger dükkanı var haliyle. Ben zaten tekneye sünger almıştım. Teknede doğal deniz süngeri kullanmalıyız diye düşünüyorum artık.
Güzel hesaplı bir yemek yedik, sonra dondurmacıya gittik, sonra taksiyle Vathi’ye. Yol bu arada görmeye değer, manzaralar müthiş. Ay gittikçe büyüyor, yakında dolunay olacak, dolunay gecesi normalde biz tekrar Kos’ta olacağız.
Vathi’de teknenin burnu neredeyse karanın üstünde öyle duruyor, zaten bir usturmaca koymuştum, bir tane daha koydum.
Gece yattıktan sonra, ki tilki uykusu, sabah oradan nasıl çıkacağımızı ve demirin neden tutmamış olabileceğini düşünüp duruyorum. Sonra aklıma geldi ki, yandaki tekne çıkarsa biz demir tutmadığından, rüzgar da iskeleden bastırdığından, iskeleye kayıp limana yapışırız. Bunun üzerine kalkıp sancak kıçtan koltuk aldım, böylece yandaki tekneye de çok yaslanmıyoruz, burnumuzu da karaya çok bastırmadı, demir az da olsa tutuyor olmalı.

11 Ağustos 2008 Pazartesi

BODRUM-KOS-PSERİMOS-KALİMNOS-LEROS-YAHŞİ/2008-IV

KOS-PSERIMOS
Sabah görev saati olmamasına rağmen Stavros ordaydı, muhabbet falan, telefonunu aldık
Sonradan arayıp, dini bayramlarını falan kutlamaya karar verdik. Marina’da bir tane balıkçı teknesi var, ben de nasıl oluyor da bu burada duruyor diye merak ediyordum, meğer Stavros’unmuş, kışları iş güç olmadığından balığa çıkıyormuş.
Marina’dan ayrıldık, istikamet Pserimos, güzel bir yelken seyriyle, 1.5 saatte vardık. Doğusundaki geniş koya demirledik, güzel korunaklı, deniz ve sahil zaten harika, az tekne var, akşam üstü onlar da gitti. Bir biz bir de bir tekne daha kaldı.
Yukarı çıkan bir patika görüyorum, tahminim ana limana gidiyor olabilir, akşam koyda kalıp patikayı denemeye karar verdik, hesabım 1.5 mil civarı bir yol, 30-40 dak. yürüyüş hesap ediyorum.
Akşam giyindik kuşandık, saldık kendimizi patikaya keçilerin ve çıngırak ve rüzgar seslerinin arasına. O kadar güzel bir yürüyüş ki, fotoğraf çekimlerinden 1 saate yakın sürdü limana varış. Çorak minnacık ada, minik vadileri, tepeleri, ovalarıyla ve ıssızlığıyla hepimizi resmen büyüledi. Limana doğru inerken limon bahçeleri ve sonra da güzelim, sakin Pserimos limanı herkesi adaya aşık ediverdi. Kekik kokuları, keçi melemeleri, büyük sükunet, yalnız arı kovanları, keçilerin arada sırada sessizce çalan çıngırakları hepimizin şehirde unuttuğu ama çok sevdiği şeyler.
Limana iyi ki tekneyle gelmemişiz diye düşündüm, oldukça çalkantılı. Bizim orası ise dümdüz ve sakin.
Tavernacı beni hatırlar gibi oldu ama bence yanlış hatırlıyor, neyse az ama güzel bir yemek yedik. Dönüş karanlıkta, daha doğrusu yarım ay ışığında tam 30 dk sürdü. Gece rüzgar sürekli uğuldadı ama deniz hep sakindi.

10 Ağustos 2008 Pazar

BODRUM-KOS-PSERİMOS-KALİMNOS-LEROS-YAHŞİ/2008-III

KOS-Kefalos (arabayla)
Akşam Stavros bir şekilde tehditle karışık bizi 2 gece kalmaya ikna etti. Dolayısıyla ertesi günü de Kos’da geçireceğimizden araba kiralayıp etrafı dolaşmaya karar verdik. Pazar günü Ağustosun ortasında araba bulmak hikaye, neyse zorla zorla ve biraz şansla güzel de bir araba bulduk, öğlen gibi yola koyulduk. Hedef adanın en batısı Kefalos, sonra akşam etrafı dolaşarak dönüş ve Türk köyü olan Platani de Arap Kadri’nin orda yemek.
Kefalos cok güzel, deniz harika, kumsalda saatlerce yattık, sahildeki tavernada bir şeyler yedik, fotoğraflar çekildi, çok da sakin ama her yer.
Tekneler için de güzel bir demir yeri, korunaklı, liman yok sayılır, ufak bir balıkçı barınağı, bizim tekneyle pek mümkün değil girmek.
Dönüşte çeşitli yerleri dolaşmak ki hiç birisi çok enteresan değildi. Mastikhari’deki limanı görmeyi istedim, oraya gittik, bizim için durulabilir bir yer, köy çok enteresan olmamakla birlikte idare eder.
Platani bir Türk köyü, bir çok türk lokantası var, oldukça meşhur. Arap Kadrinin orası ful dolu, biraz bekleyip oturduktan sonra, bayağı bir süre yemek alamadık. Nihayet yemekler geldiğinde hakikaten beklediğimize değdiğine karar verdik.
Akşam marina, yatış.

9 Ağustos 2008 Cumartesi

BODRUM-KOS-PSERİMOS-KALİMNOS-LEROS-YAHŞİ/2008-II

BODRUM –KOS
Yelkenin arabaları tamir olmuş, Cevdet Ustayı arayıp teşekkür ettim, 50 YTL. Ufak bir yırtık vardı, onu da tamir etmiş. (Cevdet Usta 0/533/359 64 45). Botu da bir başka usta tamir etti, 3-4 yama, 200 YTL!!! Bot zaten 1000-1200 YTL, çok pahalı geldi ama yapacak bir şey yok.
Çıkmamız öğleden sonrayı buldu, Esra, Nur, Eda alışveriş yaptılar, ben yelkeni taktım, suyu doldurdum, yataklarını yaptım, vs.
Kızlar gelince yerleştik, çıktık, bitince Bodrum yakınlarında bir demirleyip yüzdük, ekibe usturmaça takma, demir atma, tuvalet kullanımı gibi şeyleri kısaca anlattım.
Biz yüzerken bir baktım mutfakta acayip bir çalışma baş göstermiş, muhtemelen bizim teknede ilk defa kısır yapılıyor. Meğerse Nur değme aşçılara taş çıkartacak birisiymiş ki yolculuk boyunca bu durum kendini iyice teyid etti.
Ekibe gelince şöyle oluşmuştu: Esra Ege İdil’in samimi arkadaşı, Nur Esra’nın kuzeni, bir akşam yemek yerken İstanbul’da, gelmeye karar verdiler, onlar da aslında mavi yolculuğa falan gidelim diye planlar yapıp gerçekleştirememişler.
Eda ise Mehmet Okutan’ın arkadaşı, bu sene ne zamandır ilk defa deniz tatili istiyormuş, normalde dağ istiyor, dolayısıyla bu olay ona uymuş. Ben kimseye söz vermemiştim artı tecrübesiz 3 kişiyle çıkma fikri enteresan geldi.
Eda ve Esra’yı sağlam deniz tutuyor, rotayı ona göre seçtim, uzun deniz geçişleri olmayacak. Plan Kos, Pserimos, Kalimnos, Leros, Ağırlığı çok az bildiğim Kalimnos’a vermeyi düşünüyorum.
Akşam üstü kısırlarımız ve bir büyük Yeşil Efe’mizle Kos marinaya vardık. Her Cumartesi akşam olduğu gibi marina dolu, yer yok. Marinanın önünde demirledik. Bir süre sonra adamımız Stavros botuyla çıka geldi, Esra Ege sagapo falan deyince millet dışarıda beklerken içeri aldı bizi ve akşam ille yemeğe davet etti.
Giriş işlemlerini Yannis’e yaptırmak üzere evrakları verdik. Ayıp olmasın diye Stavros’un yemek davetini kırmayalım, bir yarım saat takılıp Kos Town’a gidelim diye düşünüyorum. Yeşil Efe Stavros’a…
Yemek olayı marinanın giriş kapısında, bir gittik, Stavros neler neler almış, inanılmaz, suflakiler, salatalar, patates kızartmaları, ekmekler, uzolar, recina şarapları. Süper ağırlama. Welcome to Kos, welcome to Greek Islands.
Neyse ki bizim de elimiz boş değil, rakı ve kısırlarımız var. Yarım saat oldu, 2.5 saat... Tam Stavros Esra’ya evlenme teklif edecekken, akşam tekrar belki buluşmak üzere sözleşip Town’a gittik.
Evvelki hafta tanışıp çok sevdiğimiz takı dükkanı sahibini, adını şu anda hatırlayamıyorum, ilk iş ziyaret ettik. Büyükbabası Beyoğlulu, distellerysi varmış. Yine çok tatlı karşıladı bizi, İdil’in adını hatırlıyor. Bayağı muhabbet ettik, çok çok tatlı bir insan. Dükkan adı Argentinum.
Kızlar yoldaki yelken seyri, Kos town, ve insanlara bayıldılar. Sonra tekneye döndük, herkes yerine yerlesti, Esra başaltı, Nur arka kamara, Eda dışarıda, ben tüpte…

8 Ağustos 2008 Cuma

BODRUM-KOS-PSERİMOS-KALİMNOS-LEROS-YAHŞİ/2008-I

BODRUM
Cuma akşamı hemencecik geliverdi, Eda, Esra Ege ve ben havaalanında buluştuk, Nur Bodrum da zaten, bizi bekliyor. Akşam üstü teknede buluştuk, ekip tamam. Esra ve Nur o akşam Esra’nın abisinde kaldılar, biz Eda’yla Bodrum’da bir şeyler yiyip tekneye döndük.

3 Ağustos 2008 Pazar

YALIKAVAK-YUNAN ADALARI-BODRUM/2008-X

KOS – BODRUM
Rüzgar marinanın içinde sert sayılır, öğleden önce çıktık, giriş, çıkış işlemlerini Yannis yaptı. Tel nosu tekne evraklarının olduğu çantada. Rahat ve güzel bir seyirle Bodrum’a vardık, sağda solda alargada mı, marinada mı oturalım derken marinaya gelmeye karar verdik, yelkeni tamir ettireceğim, botu da. Milta marina sorunsuz ve gayet kibar bir şekilde bizi aldı, servis ve hizmetler çok başarılı. Milta’yı çok beğeniyoruz. Akşam zar zor uçağı yetişip İstanbul’a kös kös döndük ama artık bir an önce tekne hayatına geçme planlarıyla birlikte…

2 Ağustos 2008 Cumartesi

YALIKAVAK-YUNAN ADALARI-BODRUM/2008-IX

KARDAMENA – KOS
Sabaha gelmeden önce bir de Kardemana gecelerinden bahsedelim, 300-400 m. uzunluğunda sahilde bir ana caddesi var, baştan aşağı sırf bar, arka sokağı aynı şekilde, onun arkası da. Yani inanılmaz sayıda bar bir arada, sadece İngilizler var, yunanlıların bile ne olduğunu bilmediği çeşitli İngiliz yemekleri var menülerde. Gece olunca İngilizlerin hepsi feci sarhoş oluyor. Bu arada İngiliz vatandaşlarının %70 civarı kız. Sap bir erkek arkadaşımız için Kardamena bir cennet olabilir. Kızların hepsi mini ötesi mini ve dekolte ötesi dekolte durumundalar, yaş meşrunun hafif üstü.
Neyse sabah az bir alışverişten sonra teknede kahvaltı, denize de girdikten sonra çıkışımız öğleni geçmişti, yine en rüzgarlı zamana kaldık haliyle. Rüzgar çok kuvvetli, 2. dereceden camadan ve çok az cenova bile dümen tutmuyor, cenovayı tamamen kapadık mecburen, bu şekilde apazda gösterge 7.5-7.8 gidiyoruz gösteriyor, rüzgardan kafa beyin kalmadı, ben üşüyüp kışlık paltomuzu giydim. Kos marinaya girip sıcak bir duş alma hayaliyle tutuşuyoruz. Yolda thermal sahilleri gördük, bayağı bir insanlar vardı.
Kos marinaya vardık, alargada 4-5 tekne bekliyor, ayvayı yedik mi derken telsizle aradım marinayı, negative Lotus negative dediler, peki marinanın önüne demirleyeceğiz dedik, 4-5 saat beklerseniz, sonra da biraz zor dediler. Hay allah o kadar da yol geldik, sert hava, dışarısı da dalgalı, hadi bakalım. Neyse napalım demir için ilerledik, İdil dümene geçti, fundaya hazır, tam o sırada marinanın botu üstümüze geldi son sürat, botta bir hafta evvelden hafiften tanıdığımız Stavros… Diyor ki telsizden ben size nasıl yer var diyeyim, herkes alargada bizi dinliyor, takip edin beni hemen. Oleeeey diye aynen peşinden gazladık. Yanaştıktan ve Stavros’a bir sürü teşekkürler ettikten sonra, banyo manyo, Kos gecelerine aktık.

1 Ağustos 2008 Cuma

YALIKAVAK-YUNAN ADALARI-BODRUM/2008-VIII

NİSİROS - YİALİ – KARDAMENA
Teknenin önünde durduğu tavernada kahvaltı ettik bu sefer, sonra rıhtımdan ayrılıp, demirimizi alıp, çok sevmiş olduğumuz Nisiros’a veda edip, karşı minik ada Yiali’ye doğru yelken bastık. Yine 2.camadan ancak iyi zaten. 3-4 tramolayla Yiali’de bir koyu tutturup demirledik, denize girdik. Deniz güzel, kum. Kumsallar da var, fakat adada çok büyük bir maden ocağı var. Ponza taşı çıkartıyorlarmış. Dolayısıyla hafif bir gürültü geliyor ve gemilere boşaltma yapmak için uzun platformlar kurulmuş. Ve tabi gemi falan da oluyor bazen. Sonra demir alıp, adanın diğer ucundaki kumsallara bakıp (yani batıya doğru), ki buralar daha hoş gibi, adayı dolanıp, yelkenleri yine basıp, 2. camadan, 1/3 cenova 7-7.5 knot (gerçek 6-6.40 knot olmalı) Kardamena’ya (Kos’un ortasında güneyde) doğru seyretmeye başladık. Deniz çalkantılı ama çok güzel gidiyoruz. Kısa sürede Kardamena’yı bulduk, limanı büyütüp düzenlemişler, yine bile yer sıkıntısı var. Kıçtan kara yanaştık. Sonra bir tekne yanınıza sağışabilirmiyiz diye izin istedi, iyicene sıkışarak o da durdu. Şimdi biri 40 öbürü 43 feetlik iki teknenin arasında acayip sıkışmış durumda duruyoruz.
Kardamena karaktersiz bir eğlence kasabası, havaalanına 5 km olduğu için çok package turizm alıyor, gece hayatı ünlü. Rıhtım gündüz sessiz sakin, 9 gibi dayanılmaz bir gürültü başlıyor, ne halt ettik de buraya geldik oluyor insan. Allahtan herifler yine de medeni gece 12:00 dedin mi, müzikler susuveriyor. İzin verilen, sesi sadece içerde duyulabilen bir kaç diskoda hızını alamayanlar devam edebiliyor.
Kardamena’nın hemen sağında solunda plajlar var, deniz güzel, genelde kumsal.
Akşam teknede yemek yedik, Mehmet’in bir aylık logunu okuduk, kısmen okuyamadık, yazısı bozuk abi, doktor işte, reçete gibi log yazıyor hipna kılıklı köt.

31 Temmuz 2008 Perşembe

YALIKAVAK-YUNAN ADALARI-BODRUM/2008-VII

VOLKAN
2008 Temmuz’unun son günü. Teknede kahvaltıdan sonra, motosikleti bir gün uzatıp, gündüz gözüyle volkana yollandık. Bizi Vasilis karşıladı, volkan hakkında bilgiler verdi, çeşitli kraterlerin yerlerini gösterdi, çeşitli tehlikelere karşı uyardı, yapmamamız gerekenleri anlattı. Bazı kraterlerin içine giriliyor, hala tütüyorlar. Çıkan gazlar ve taban ateş gibi sıcak. Feci sülfür kokuyor. Oldukça etkileyici, görmeye değer feci değer. Dönüşte Vasilis yanına çağırdı, bayağı bir muhabbet ettik. Mısır İskenderiye doğumlu, New York’ta yaşamış sonra Nisirios’a gelmiş. Babası Emborioslu, annesi Mandrakili. New York’dayken, orayı dünyanın merkezi sanıyormuş, sonra anlamış ki Nisirios dünyanın merkezi. 4-5 ay volkanda takılıyor, sonra Mandraki’de takı dükkanları varmış, orda devam ediyor. 40 lı yaşlarda olmalı, belki de daha genç.
Vasilisli volkanı terk ettik, 3 otobüsüne kadar yalnız Vasilis. Biz tepeye Moni Agiou’ya. Manastırda kimseler yok, volkan ve deniz manzaraları var. Sonra toprak ve zor bir yoldan aşağıya indik, Ag Marina, bizim motor için zor bir yolculuk oldu. Hiç bir şey yoktu aşağıda, inilmesi hiç gerekmeyen bir yer. Çıkışta İdil’in 2-3 kere motordan inmesi gerekti.
Ordan çok güzel olduğunu düşündüğümüz tepe kasabası var, kraterin diğer ucundaki Nikea’ya yollandık. Artık harika demekten sıkıldım ama yok be kardeşim yani bu kadar da olmaz ki, al birini vur ötekine, buraya da gel de aşık olma. Anlatılamaz, görülmesi lazım. Volkan ve deniz manzaraları, Tilos’un görünüşü (geçen sene Tilos’a gitmiştik). Köy meydanında dondurma yedik, kahvenin sahibi yaşlı ama çok çapkın bir arkadaş, İdil’e usturuplu bir öpücük yollamış uzaktan. Karşıki kahveyle (zaten iki kahve var) sıkı rekabet halindeymişler.
Bir de görülmeğe değer bir volkan müzesi var, ona da gittik. Sonra denize girmeye aşağıya Avlaki’ye… Minnacık limanımsı bir şey. İki kayık zor girer. Biz gittiğimizde nüfus 3 kişiydi, umutsuz yere balık avlamaya çalışan sonra da aman nerde bu balıklar diye bakmak için olmalı arada sırada denize giren bir balıkçı, bir de bir köşede beton mendireğin üstünde güneşlenen sevimli bir çift. Biz de beton mendireğin üstune, eh artık bu kadar yol gelmişiz bir konuşlandık. Öyle ahım şahım bir yer değil yani, ama yavaş yavaş pek keyiflendik, yattık, sonra denize girdik, taşlık ve kayalık olduğu için çok balık var, ama bizim adamcağız bir tane bile tutamamış. Bayağı bir balıkları inceledik, yengeç aradık, keyif yaptık, komşularımızla selamlaştık. Sonra giyinip el sallayıp yeniden yola koyulduk. Klasik şekilde bizim oradaki plajın duşlarında meraklı insanların bakışları altında hızlı ve atik şekilde duşumuzu alıp, önce bir tekneye uğrayıp, ordan Mandraki’ye gazladık. Üç beş hediyelik bişiler alıp yemek yiyeceğiz.

30 Temmuz 2008 Çarşamba

YALIKAVAK-YUNAN ADALARI-BODRUM/2008-VI

PALİ
Sabah teknede kahvaltıdan sonra, motorla ana liman ve kasaba Mandraki’ye gazladık. Mandraki bizi çok şaşırttı, harika, şipşirin bir kasabacık. Yunanlıları ve Nisirosluları nasıl takdir ettik anlatamam, vallahi bravo adamlara yahu, bu kadar mı güzel yapılabilir, olabilir her şey, binalar, minnacık sokaklar, pencereler, kapılar, çiçekler, süsler, incecik bir zevk ve bakım, yaratıcılık, hepsi bir arada.
Mandraki’den çıktık, Pali’den geçip adanın en iyi plajı olarak geçen Palia Ammos Beach’e yollandık. Nisiros bir plaj adası değil, yine de Palia Ammos güzel, yürüyerek ulaşılabiliyor. Hippi bir yer, çadırlarıyla kalanlar da var, bir çok insan çırılçıplak durumda.
Ordan dönüşte bizim Pali’deki plajda duşlar görmüştük, banyomuzu bu duşlarda yaptık. Tekneye uğrayıp , volkana doğru gazladık. Volkan yolu Emborios yoluyla aynı, çıkarken bir baktım Dimitris motoruyla iniyor, birbirimizi görüp geçtik demeye kalmadan bir baktık bizimkisi anında dönmüş yanımıza geldi. Durduk, dedi ki akşam Mandraki’de müzik festivali var, mutlaka gelin, yine giyim kuşam, tamamen tarz, ama gidiyor kovboyumuz, İsveçli mi dir? İngiliz mi? Haydi rastgele.
Volkana hava kararırken vardık… Çok ama çok etkileyici, feci sülfür kokuyor, bazen mide bulandırıcı , hala çok sıcak. Havada kararıyor diye çıktık. Emborios’a yakınız, hadi bir uğrayıp bakalım dedik. Hay allah yaa, bu kadar mı şirin sevimli güzel olur? Çıkamadık Emborios’tan, orda yedik, müzik festivaline de davetli olmamıza rağmen, biraz ayıp ettik belki ama, gidemedik.

29 Temmuz 2008 Salı

YALIKAVAK-YUNAN ADALARI-BODRUM/2008-V

KOS-NİSİROS (Pali)
Sabah kahvaltı ve evrakları aldıktan sonra, çıkışımızı ihbar edip Nisiros’a doğru seyrimize başladık. Yan komşumuz Nisiros’un limanının yenilendiğini ve çok güzel olduğunu söylemişti, girişi de kuzey yerine doğudanmış artık. Rod Heikell’e kaydettim değişikliği.
Hava iyi sertledi, camadan vurmak şart, tekne hiç söz dinlemiyor, Ak Fokas’ın açıklarında hava patladı, 1. camadanı vururken gördüm ki 2-3 araba kırılmış, sanıyorum yelken şiddetli çırpınırken kırılmış olmalılar. 2. dereceden camadan vurulabilir. Bu arada hava da 2. camadanlık şaka maka.
Ben uğraşırken İdil baktı, iki tekne daha uğraşıyor, camadan mamadan ve vazgeçip geri döndüler, marina istikametine. Sabahki haberler, İstanbul yağışlı, o zaman hava kötü olur buralarda, Murat diyor ki 8 hava olacak, ben marinada baktım 4-5 veriyor bizim buralara ama hava 5’den fazla.
Arabaların kırık olması kötü, tüm geziyi 2. camadanlı geçirmek zorundayız ama Bodrum’a dönüşte yaptırırız diye düşündüm, çok çalkalanıyoruz, rüzgar ıslıklar çalıyor, tekneler geri dönüyor, 4-5 arabamız kırık, motor belli devirlerde vuruntulu.
2.camadanla bu havada süper rahat gideriz diye düşündüm, vurduk 2.camadanı, çok az cenova hız 7.5-8 gösteriyor, süper güzel tutturduk Nisiros’a rotayı. Güzel bir seyirden sonra limana girdik (Pali), sağlam esiyor tekne yerinde durmuyor. Bir senelik unutmuşluk yine devrede, yine bot kaçtı, neyse biraz zahmetli manevralarla kıçtan kara yaptık nihayet. Botumuzu da sonradan bayağı muhabbet edeceğimiz Dimitris, sağolsun, baktık küreklere asılmış getiriyor. Dimitris profesyonel dalgıç, İsveç de iş çıkınca gidip dalıyor, onun dışında Nisiros’da evleri boyuyor veya yoluna ne çıkarsa o işleri yapıyor, kendi deyimiyle.
Onun yemek yediği yerde yedik sonra biz de. Hemen bize bir kiralık motor ayarladı, 10 Euro günlüğü. Nerelere gideceğimizi anlattı. Emborios’da oturuyormus kendisi kocaman Enoru tarzı bir motoru var, giyimiyle tipiyle bir Nisiros kovboyu, karakter bir insan, iyi birisi, anlattıkları bazen hafif uçuk ama ikimiz de sevdik Dimitris’i.
Nisiros ne zamadır, ilgimizi çeken bir ada, uygun ama aktif bir volkan, üstünde hiç sivrisinek yaşamıyor. Krater ve patlama bölgeleri hala duruyor, görülmesi gerek. Adanın bize verdiği ilk izlenim müthiş hoş. İnsanları, atmosferi, çok çok güzel, pek memnunuz.

28 Temmuz 2008 Pazartesi

YALIKAVAK-YUNAN ADALARI-BODRUM/2008-IV

ORAK ADASI-KOS MARİNA
Sabah kahvaltısından sonra, tekne arası çeşitli ziyaretler esnasında, Mehmet zincir dolabından biraz su aldığını söylemişti, oraları sıvı contayla biraz izole ettim, sanıyorum artık su almaması lazım, göreceğiz. Bu arada mühim bir olay gerçekleşti, Nalan bize düğünde ona hediye edilen bir kitabı çok tavsiye etti, teknede bize bırakmış, “Urban Tantra”, 21. yüzyılın modern sex metodları. yazarı Barbara sex workshoplar yapıyormuş. Neyse o sabah İdil bu kitabı okumaya başladı, Serdar’da geldi, pek eğlendik, Murat’ın da ilgileneceğini düşünüp onu da çağırdık, ama herhalde o bir “enkaz” olduğundan pek ilgilenmedi.
Neyse, eğlenceli ve sıcak muhabbetlerden sonra, abi hadi biz kaçalım moduna girdik, yoksa hiç gidemeyeceğiz, ille kalın öğlen yemeğine falan derken biz nihayet demir alıp esas rota planına göre yola çıktık. Hedef Kos Marina.
Akşam üstü vardık ve yanaştık Marina’ya. Telsizle mutlaka geliyoruz diye anons etmek gerekiyor, yoksa almayıp limana yolluyorlar.
Bu sefer resmi girmeye karar verdik. Muameleciye verdik, her şey dahil 140 Euro. Biraz yuh aslında. Kendisine 80 Euro alıyor. Uğraşmayalım diye verdik. Hemen arabayla Port Police geldi ve evrakları hiçbir şeye bakmadan imzaladı.
Akşam Kos’a çıktık, şehir turu, yürümeler, güzel bir kasaba aslında zaten, en sonunda kapağı Yunan adalarına attık diye sevindik.
Bir dükkanda büyükbabası Istanbul’da doğmuş çok tatlı bir adamla tanıştık. Beyoğlu’nda distellerysi varmış, yani alkol üretiyormuş, 1940’larda alkol üretimi kısıtlanmaya başlamış, muhtemelen Tekel’e geçiyordu herhalde üretim. Adamcağız da her şeyi satıp Istanbul’u terk etmiş. Telefonunu ve soyadını alıp İstanbul’a dönünce belki üretimhanesinin yerini buluruz ve ona haber veririz diye vedalaştık. Bir de Kos’lu bir Türkle tanıştık, Türkler Kos Town’a çok yakın olan Platanos da yaşıyorlarmış, mutlaka gidin, çok iyi lokantalar falan var dedi ama gidemedik, başka sefere inşallah.

27 Temmuz 2008 Pazar

YALIKAVAK-YUNAN ADALARI-BODRUM/2008-III

KARGICIK – ORAK ADASI
Uyandık, çok güzel bir yer tesadüfen. Kendimi suya atim, çıkınca İdil’de kalktı. Serdarları aradım, onların da teknesi bozulmuş, Orağın hafif açığında öyle sürüklene duruyorlarmış, Murat’ın teknesi de onlara borda olmuş.Meçhul koyumuzdan çıktık gündüz gözüyle, geçtiğimiz yerlerde kayalar, hatta kardinal bile varmış, allah’tan çakmamışız hiçbir yere. Koydan çıkıp sancağa dönünce hemen Orağı gördük, açıkta duran tekneyi de. Serdarlara aborda olduk, nihayet buluştuk yani. Muratla hakan kaptan, üstleri yağ kir motorla uğraşıyorlar, ama hallolacak gibi. Derviş 2 de hafif bir şeyler yedik. Motorları oldu, Orağa demirleyip yüzmeye gittik, gidiş o gidiş. Sağlam bir öğlen yemeği yine ısrarlar falan, o gece üç tekne birbirimize bağlanıp orada kaldık. Elif ve annesinin komik muhabbetleriyle gece ikiyi buluverdi.

26 Temmuz 2008 Cumartesi

YALIKAVAK-YUNAN ADALARI-BODRUM/2008-II

YALIKAVAK –KARGICIK
Sabah Nalan’da geldi, hamile, çok sevindik, vay lan olduk, helal olsun… Şirin bişi katılacak aramıza pek yakında, vay haline şimdiden, artık teknede mi büyür nasıl büyür allah kerim, sağlığı şansı kaderi iyi olsun da keratanın.
Alışverişti, ufak tefek tamirat, temizlik, çıkış işlemleri derken, saat 17 civarı olmuştu bile. Bir de Serdarlar kayınvalidenin meşhur 52 feetlik Beneteau Idyl ile Orak adasında bizi bekliyorlar, yok mok derken Murat Eştaş da arayıp ısrara katılınca, yol üstünde olmamasına ve planlarımızı çok etkileyecek olmasına ve bilmediğimiz sularda gece seyri yapmamız gerekecek olmasına rağmen çok sevdiğimiz arkadaşların yanına gitmeye karar verdik. Yalıkavak – Orak 4.5 – 5 saat, Yalıkavak-Kos ise hadi 2.5 saat.
18 gibi ayrıldık marinadan, Akyarlar’a kadar güzel esti, geniş geniş kısa sürede vardık, sonra kesildi. Gerisi motor, karada iskelemizde hava karardı, ay yok. Zifiri karanlık hiçbir şey görülmüyor. Etrafta çok kayalık var, tehlikeli, dikkatli seyir halindeyiz. Uzun hikaye Serdarlar Kargıcık bükünde ve bulamadık onları. 23:30’a kadar aradık, en sonunda kafamız da bozuldu, bir yere bodoslama daldık, gecenin köründe hiçbir şey görmeden, körleme bir kıçtan kara yaptık. Bir senedir tekne yüzü görmemenin ceremeleri çıktı bu arada, bot kaçtı, ip kısa, falan filan derken bir kıçtan kara olayımız herhalde 20 dakka sürmüştür. Neyse adam gibi bağlandık, sağlam duruyoruz. Merak ediyoruz, neredeyiz diye. Sabah olunca anlayacağız. Orak ve Kargıcığı bir şekilde geçtiğimizi tahmin ediyoruz ama nasıl olur anlayamıyorum. Orak’ın fenerini bile görmedik hiç. Neresi neresi hiç anlaşılmıyor gece karanlığında. Yemek bile yemeden yattık ki bu durum rejim durumunda olan beni memnun ediyor.

25 Temmuz 2008 Cuma

YALIKAVAK-YUNAN ADALARI-BODRUM/2008-I

YALIKAVAK
İdil ve Ben (HM)
Tekneyle hasır nesir olmayalı nerdeyse bir sene oldu, iple çektiğim(iz) buluşmamız nihayet gerçekleşecek. Istanbul’da saati yanlış bildiğim için kaçırdığımız uçaktan bir sonraki başka bir uçakla akşam Bodrum’a vardık, terlik gibi bir şeyler aradıktan sonra minibüse binip yallah tazzik Yalıkavak’a. Mehmetlerin bir aylık gezilerini biraz dinleyeceğiz, hem pek merak ediyoruz hem özledik.
Tekne bir iki eksiğine rağmen fena durumda değil. Eşyaları içine alıp bara iki kadeh içmeye gittik, Mehmet de oraya geldi, Nalan uyumuş. Nalan’ın çok yakın arkadaşı Zeynep ve kocası Koray Yalıkavak’da yazlıkta kalıyorlarmış, Mehmetler de oraya taşınmışlar.
Herif ful saç sakal olmuş, gezilerini ana hatlarıyla anlattı, daha çok teknedeki eksikliklerden konuştuk. Inventör çalışmıyor, halatlar uçmuş, halat azlığı var. İnventör çalışmadığı için çakmak şarjı bulmak lazım telefonlar için. İkişer kadeh şaraptan sonra, bonne nuit…