26 Ağustos 2005 Cuma
BODRUM-MİKONOS-ALAÇATI/2005-VI
25 Ağustos 2005 Perşembe
BODRUM-MİKONOS-ALAÇATI/2005-V
Hafif bir rüzgarda Patmos’un arkasına ıssız bir koya gittik. Kıyıda bira içip bir şeyler yedik minik bir tatlı su kaynağı olan sevimli bir yerdi. Devir daim hala damlatıyor ama çok zararlı değil gibi. Akşam 19:00 gibi Mikonos’a doğru yola çıktık hesaplarıma göre 10-11 saatte varmamız lazım. Ben 20:00 gibi yattım. Naife 12:00 ye kadar kitap okuyarak nöbet tuttu. Rüzgar yok, yüksek ölü dalga var, tekne bayağı sallanıyor. İkaria feneri 25 milden gözüküyor. İnanılmaz bir fener, eminim bir çok gemiciye çok yardımcı olmuştur. Bizi eliyle tutup diğer fenere kadar elleriyle teslim etti. Ben saat 03:00 gibi nöbeti devir aldım. Rüzgar esiyor. Katapodia feneri hafiften belli oldu. Yelkenleri bastım, hızımız motordan 0.5 saat kadar yüksek ve rotamız çok iyi. Bıçak gibi, Katapodia fenerinin hafif güneyine rota tutuyoruz. Mikonos’a yaklaştıkça çam ve bitki kokuları gecenin içinden bize kadar geliyor. Yelkenle çok hızlı geldik. Hava aydınlanınca yanaşalım diye düşünmüştüm ama saat 05:00 haritadan Ayios Annas’a girelim diye düşündüm ve GPS yarıdımıyla koya girip demir atik. 06:00 da yattik.
24 Ağustos 2005 Çarşamba
BODRUM-MİKONOS-ALAÇATI/2005-IV
PATMOS
Saat 12 ye kadar keyifli bir kahvaltı yapıp, Mustafa’dan cok keyifli klasik müzik dersleri alıp süper tatlı muhabbetlerden sonra denize girip ufaktan gidelim dedik. Yüzüp tekneye gelince, motoru çalıştırdım, bir motora öylesine bakayım dedim, gördüm ki altı çok su dolmuş, temizledim, su nerden geliyor diye bakarken, devir daim pompasının siyah hortumunun girdiği yerden damlaların geldiğini gördüm. Borunun patlamış olduğunu düşünüp bantla yama yaptım ama damlama azalmadı. Ben hortumdan olduğunu sandığım için sağa sola hortum sormaya gittim, bu arada Mustafa bir baktım bir tane usta ayarlamış. Lakis tekneye geldi (cep tel: 00306974094394) hortumu çıkardı, sapasağlam, devir daim pompasını çıkardı götürdü. O-ringleri bozulmuş, orijinal yedeği olmadığı için değişik bir conta takmış, yeniden damlama yaptı biraz daha düzeltmeler yaptı. Şimdi damlama yok, en kısa zamanda orijinaliyle değiştirin dedi ama sizi bu yapılan 1-2 ay rahat götürür dedi. 100 Euro bayıldık!!! Impeller yeni değişmiş ve sapasağlammış.Tüm bu uğraşmalar hava kararana kadar surdu. Sonuçta bir gece daha burada kalıp ertesi gün yola çıkmaya karar verdik. Zaten Patmos hepimizin hoşuna gitmişti. Akşam teknede yedik sonra çıkıp çok sevimli ve orijinal bir bahçede içki içtik.
23 Ağustos 2005 Salı
BODRUM-MİKONOS-ALAÇATI/2005-III
08:00'de Pınar kalktı. 9:30 da Mustafa denize atlarken bir şekilde demir taradığını farketmiş, Pınar beni kaldırdı, kalkıp motoru çalıştırdım hemen, çıktığımda kayalar yanımızdaydı. Kayaya inip tekneyi ittim. Pınar az yol verdi, hafif hafif çıktık. Tekne hiçbir yerden hiçbir yere değmedi. Nasıl değmedi anlaşılır gibi değil. Pınar kitap okuduğu için demir taradığımızı fark etmemiş. Ucuz atlattık, sayılır. Neyse ki gece taramadı. Kayadan sıyrılıp demiri toplayınca bari yola çıkalım dedik. Rüzgar olmadığı için motorla Leros Lakkhi limanına doğru girip ıssız bir yerde 6.5 m ye saat 12:00 gibi demirledik. Deniz akvaryum gibi, Poyraz’a korunaklı bir yer. Saat 14:30 Leros’dan ayrılıyoruz.18:00 gibi rüzgarsız havada motor seyriyle Patmos limanına vardık. Önden demir atıp kıçtan kara yaptık. Seyyar petrolcudan yakıtı fulledik. 20 Euro. Patmos şirin bir kasaba, tepede Aziz Yuhanna (St. John) manastırı var. Patmos Atos yarımadasından sonra Ortodoksların en önemli 2. yeri. Kale gibi bir manastır, içindeki hazine, ikon ve kitapları korumak için. Akşam güzel balık, ahtapot, kalamar yedik, şarap içtik. Adam başı 10 Euro. İyi yemek, iyi servis, iyi atmosfer, çok hesaplı.
22 Ağustos 2005 Pazartesi
BODRUM-MİKONOS-ALAÇATI/2005-II
Port Police ile işlemleri yaptık 16 Euro tuttu… 12.00 gibi Marina’dan ayrıldık. Mazotu ve yedek depolari doldurduk (20 Euro). Rüzgar 5, Poyraz, dalga 1.5m. Saat 15:00 e doğru Pserimos’ta çok güzel ve poyraza korunaklı kimsenin olmadığı bir koyda 4 m’de demirledik. Sonradan bir Yunan yelkenlisi geldi, yakınımıza demirledi, demir taradı üstümüze çıktı. Sonra uzaklaştılar. Botla karaya çıkıp keyif yaptık. Süperdi. Sefa pezevenkliği yapıp 4 saat kadar orada kaldık. 19:30 gibi yola çıktık ve güzel bir gece motor seyriyle 21:30 gibi Kalimnos Vlikadia’da 6 m 'e demirledik. Yolda kıç feneri yanmadı. Tamire çalışacağız. Vlikhadia taverna ve evlerin olduğu küçük bir fiyord. Sakin bir yer. Bizden başka 2 yelkenli daha demirlemiş. Demir fenerlerini yakmamışlar. Biz de yakmadık.
21 Ağustos 2005 Pazar
BODRUM-MİKONOS-ALAÇATI/2005-I
Yalıkavak marinadan 15:00 gibi çıktık. İstikamet Kos. Rüzgar 7-8 Poyraz, dalga 1.5 m – 2m. -Saat 19:00 gibi Kos Marina’ya yanaştık. Görevliler gayet sempatik. Türkiye’den resmi çıkış yapmadık. Direkt Yalıkavak’tan Kos’a geldik. İyice yaklaşınca Yunan bayrağını gurcataya çektik. Kost’ta resmi işlemler:
1) immigration’da paslar ve teknenin registery’si gerekiyor.
2) Customs office’de 30 Euro ve Transit Log alınıyor ve
3) Port Police’e gidilip işaretlendiriliyor.
Resmi işlemler toplam yürümeler dahil en az 1.5 saat sürebiliyor. Kimse herhangi bir aksilik çıkartmadı ve tüm işlemleri kibarca ve hızlı şekilde yaptılar. Port Police akşam kapanıyor, customs office de akşam 9 gibi kapanıyor. İmmigration teorik olarak 24 saat açıkmış. Port Police ve customs office saat 8:30 da açılıyor. Artık sıcak duş yapılamıyor çünkü seyir esnasında ısınsın diye yukarıya koyduğumuz sıcak su torbası denize doğru uçuşa geçti. Seyir esnasında herkesi deniz tuttu, herkes yarımşar dramamin aldı ve herkesi uyku bastı. Yine de çok güzel, rahat ve sorunsuz bir seyir oldu. Bu arada sabah Yalıkavak’ta Naife cüzdanının kaybolmuş olduğunu fark etti içinde 500 Euro, kredi kartları, ehliyeti varmış. Taksi durağına sorduk, gece şöförü bulmuş, sağolsun getirdi. İçindeki her şey tamdı. Hepimiz çok sevindik…
Kos’un gece hayatı çok iyi ve sevimli. Hem çılgın, hem de sakin yerler var. Dinlenik olup geç saatlere kadar keyifli şekilde eğlenilebilir. Herkes bir sürü güzel kız olduğunda hemfikir. Marinada geceleme 16.78 Euro. Elektrik, su ücretsiz.
10 Ağustos 2004 Salı
Marmara-Istanbul
Sırf yelkenle 6-7 mille, tam rotamızda Istanbul'a doğru uçuyoruz neredeyse...
Saat 13.00 gibi ben yoruldum, Haldun dümende. Yattım uyudum.
Kalktığımda hava kalık, motorda gidiyorduk. "Senden sonra hiç esmedi" dedi, zavallı tüm denizi harıl-hurul motorla geçmiş.
Istanbul'a girerken, gemi rotasının içine girmek, bir saat kadar kazandırıyor.
Son bir saatte bir kaçak yaptı, gökyüzü karardı falan. Acayip bir yağış... Istanbul'da her yeri su basmış....
Biz ise Nuh'un gemisi gibi güvendeyiz, Allahtan!
9 Ağustos 2004 Pazartesi
Çanakkale-Marmara Adası
Bir gece önce marina işlerimizi bitirip parayı falan ödediğimiz için sorun yok, zaten marinada da in-cin top oynuyor. Motoru çalıştırınca, Haldun da uyandı. Beraber palamar çözdük, fenerlerimiz falan tam, kuzeye doğru Boğaz seferi.
Fazla bir trafik yok. Boğaz'ın oltacıları güneşin doğuşuyla seferden dönüyorlar. Ben yattım, Haldun devraldı.
Kitaba göre, Boğaz'dan yukarı çıkarken, doğuyu izlemek lazım. Sadece yol hakkıyla ilgili bişey değil, batı yakasında kuzey-güney akıntısının daha şiddetli olduğunu yazıyor. Boğaz çıkışında Zincirbozan feneri. Büyük bir bankı işaretlemiş. Tam açığında direği suyun üstünde gözüken bir batık var...
Marmara denizine çıktıktan sonra, rüzgar falan yok, güney sahili izleyerek Marmara Adası'na doğru yükseliyoruz. Karabiga'ya gelmeden ıssız bir koy bulduk. Tayland'daki Phuket'e çok benziyor. Denize girdik, kumsala çıktık...
Etrafımız de denizanalarıyla kuşatılınca, tırstık ve doğru tekneye.
Pis su tankı meselesi, neyse hallettik.
Akşam 18.00 gibi adadayız. Önce anliman mazot ikmali. Bu sefer orada kalmayacağız, dışarı çıkınca oltacılar. Biz de attık, nevale tamam...
Yan koyda funda demir, istavrit tava... ve denizdeki son akşam yemeği.
Yattık uyuduk.
8 Ağustos 2004 Pazar
Bozcada-Çanakkale
Onlar karayolu biz deniz yoluyla kuzeye çıkıyoruz. Bu gece olmadan Istanbul'da olacaklar, bizim varmamız ise en iyi ihtimalle 2-3 gün... Ne paradoks ))
7 Ağustos 2004 Cumartesi
Bozcaada
Eskiden beri söylenip durur "ah şu Mavri'ye bir tekneyle gelsek..." diye, kısmet bugüneymiş.
6 Ağustos 2004 Cuma
Gökçeada-Bozcaada
Rüzgar muhtemel bulunduğumuz koyun formundan dolayı, yandan geliyor.
Demire daha da çok yük biniyor, bütün gece husursuz uyudum, ya tararsa diye...
Sorun olmadı...
Sabah kahvaltı teknede, sahilde zaten hiçbişey yok. Küçük bir kumsal, yeşil çayırlar.
Demir aldık, kalktık. Rota 120-150 Bozcaada.
Bugün gece karayoluyla, adaya Tamer, Selin, Ercan ve Nilüfer geliyorlar. Orada buluşacağız.
Bu onlarla ilk defa Ada'da yapacağımız "tekneli" seyahat. Herkes çok heyecanlı.
3-4 kuvvetinde apaz rüzgarla yelkenler doldu, aşağıya doğru keyifle gidiyoruz.
Yolculuğumuza neşeli yunuslar eşlik ediyor.
Trol tekneleri ise av peşinde...
Mavriye yaklaşırken, Boğazın çıkışında balon basıyoruz. Uzun süürüyor ama bastığımıza değmeden 1 saate kadar hava kalınca indiriyoruz...
Motorla tehlikeli kayalıkların arasından geçerek, Bozcaada'nın kuzeyinde Çayır mevkiinde funda demir. Etraf kayalıklar iyi işaretlenmemiş. Bilmeden girmemek lazım...
Allahtan hava sıfır.
Nitekim burada yaptığım dalışlardan biliyorum, tarih boyunca birçok gemiye mezar olmuş. Altımız anfora tarlaları ile dolu.
Bir tane büyükçe bir pina çıkarttık, uzun tartışmalar ve Ercan'ın da telefonla katılmasıyla pişirilemeyeceğine kanaat getirdik. Eğer O bir deniz ürününüden bişey pişmez dediyse, ekipte üstüne konuşacak kimse yok. Mecbur atıyoruz suya...
Liman mendireğindeki sabit fener, bir önceki sene kış fırtınasında yıkılmış. Yerine yüzen şamandırada geçici bir fener koymuşlar, yeşil konstrüksiyon.
Liman içine girince çok batıya demirlememek lazım. Rıhtımın iç tarafında çay bahçelerinde gece geç saate kadar müzik sesi devam ediyor ve rahatsız ediyor.
Genelde liman içinde kıçtan kara yapılıyor, 2-3 metreye demir atıp iyice sererek rıhtıma yaklaşmak lazım. Demirde boşluk olmaması, zincirin iyice serilimiş olmasına dikkat etmek lazım.
Yoksa feribot girerken oluşturduğu dalgalarla, teknenin kıçını beton rıhtıma çarpmak işten bile değil.
Limanda elektrik su var. Geceliği 25 milyon.
Akşam Koreli'de yemek. Ağustos'un ilk haftası dolayısıyla ada kalabalık, festival varmış. Kaleiçinde müzik dinliyor, Çamlık'da oyalanıyor misafirlerimizi bekliyoruz.
Geceyarısı geliyorlar.
Burada tekrar böylesine buluşmak ne keyifli...
5 Ağustos 2004 Perşembe
Gökçeada
Derinlik göstergesi 1,60 gösteriyor. Sırf bakmak için denedik, 1,20 lere kadar zorlayabilmek mümkün. 40 metreye yakın zincir var. Suyun içinde baktım, ilk 5'er metrelerde tek kırmızı, sonrakilerde 3'lü kırmızı, en sonuncusu mavi.
Gelecek sene karaya aldığımızda bunu düzeltmek lazım.
Kefalos'tan çıkarken hız kesince, oltayı dibe taktım. Poyrazla çıktık.
En doğudaki kumsalda demirleyip, yüzme molası verdik. Haldun'un mümkün olduğu kadar sığ suya demir atmak gibi bir fantezisi var. Nedense?
Dibe oturduk, tornistan falan kurtulduk bu sefer...
Sabahki hava kaldı ve lodosa döndü.
Orsa tırmanarak adanın güney sahilini yapıyoruz. Ada çok büyük, etrafını dönmek günler alır. Kapıkaya koyunda, 6 metreye, funda demir. Zemin çayır, çok güvenli değil ama... Tuttu bir şekilde.
4 Ağustos 2004 Çarşamba
Gelibolu-Bozcaada
Sabah Belediye Çay Bahçesinde kahvaltı, Alaaddin'den ançuez ve sardalye. Akıntıyla beraber 3,5 saatte Nara Burnu'nu bordaladık. İnerken trafiğe dikkat ederek, Batı yakasını takip ettik. Nara açıklarında karşı kıyıya geçerek, iki anadolu kardinali arasından geçtik. Derinlik 10 metrelerde.
Çanakkale'ye gelmeden önce Askeriye önlerinde 3 tane sabit tonoz şamandırası var. Gece geçerken dikkat edilmesi şart...
Tekrar Avrupa yakasına geçerek, sırasıyla Kilitbahir, Abide, Morto ve Seddülbahir'i bordaladık.
Boğaz çıkışından doğuya, dipte dans eden vatosların arasından, Kefalos'a girdik. Pırıl pırıl bir deniz. Dip kum, Ege'ye hoşgeldik! 2 metreye funda demir. Girerken Aydıncık Feneri'nin açığından geçmek lazım, sığlıklar var.
Ay geç çıkıyor. Yıldız çok, gökyüzü harika.
2 Ağustos 2004 Pazartesi
Kalamış-Gelibolu
Heyecanlıyız...
Haldun, Pınar, Hüma, Ben
23.30'da palamar çözdük. Yüksek devirlerde vuruntu var, ustalar falan geldi ve sorun yaratmayacağına karar verildi hep beraber.
Hava düşük, rüzgar hiç yok. Rota 220.
Gemi rotasının güneyinden, dolunayda Marmara Adasına doğru otopilotla seyirdeyiz.
04.00'da vardiya değişimi. Dümeni bıraktım yattım uyudum.
06.00'da tekrar kalktım. Güneş yeni doğuyor.
Oltayı hazırladım 1.00 mm beden, çift fırdöndü, arasına 400-500 gm kıstırmaç kurşun, ucunda ağır kaşık var. Tekneye lastik ile bağladım. Bakalım nasıl iş yapacak?
06.30 gibi rüzgar çıktı, hafif, kuzeyli. Genova bastım, yelken-motor süratimiz 0,30 Mil arttı.
Rüzgar üstüne koymaya başladı. Anayelkeni de açtım, motoru kapattım.
Haldun'a bıraktım tekrar yattım.
08.00 gibi rüzgar kesilmiş. 09.30 gibi Marmara Adasını bordaladık. Akıntıyı da hesaba katarak 6-6,30 Mil ortalama tutturmuşuz. Bayağı iyi.
Adanın kuzeyinden geçtik. Batı burnunda funda demir, kahvaltı ve midye.
Hayırsız Ada üstü tamamen çıplak.
Motorla yeni rota Gelibolu.
Akşama doğru tekrar rüzgar çıktı. Gelibolu açıklarında istavrit. 15 dakikada istikhakımızı tamamladık. Derin suda av veriyor, 40 metrelere indirecek uygun kurşun kullanmak lazım.
Eski liman balıkçı barınağına girdik. Ticaret limanının kuzeyinde, girişi oldukça dar. Misafir tekneler girişte sağlı sollu bağlanıyor. Sağda büyük bir motor yat var, jeneratör çalıştırıyor. Ondan uzak durduk.
Karşı sahilin sığ olduğunu çok içeri girmemek gerektiğini söylediler.
Balıkçılar söyledi, nargile ile dalıp rafa çıkartıyorlar, şu içi turuncu renkli küçüklüğümüzde küllük olarak kullanılan kabuklular... Japonlara satıyorlarmış.
Diğer ticaret limanına yürüyüş sırasında şöyle bir baktım, mümkün değil bağlanmak.
Teknede kızartma istavrit partisi sonrasında akşam tüm eşrafın çekirdek çıtladığı kordonboyunda yürüyüş yaptık. Sardalye festivali yeni bitmiş.
Yattık uyuduk...
8 Haziran 2004 Salı
Mola adaları-Kalamış
Sabah çok erken demir alıp, dümdüz denizde Istanbul.
Burası Marmara Adasına göre en az 20 mil daha yakın.
Vakitlice İstanbul'a varıp yağmurun altında pontona girip bağlandık.
İlk seferimizi başarıyla tamamlamanın gururuyla yattık uyuduk.
7 Haziran 2004 Pazartesi
Marmara Adası Limanı-Mola Adaları
37 milyona depoyu doldurduk. 4 kuvvet Poyraz ile limandan çıktık. Rota doğuya, Asmalı'da mola verdik. Çok ilginç bir doğa parçası. Oldukça vahşi. Tekneyi zar zor bir kayadan koltuk-moltuk alarak sabitledik.
Rüzgar kaldı, motorla Kapıdağ yarımadasının kuzey kıyısında seyrediyoruz. Koylar ve tek tük yerleşimler var ama kuzeyli rüzgarlara açık.
Gündüzden hazırladığımız midyeler ve yanına şarap ile harika oldu.
6 Haziran 2004 Pazar
Asmalı-Marmara Adası
4-5 kuvvetinde frişka bir rüzgar var. Hava açık.
Rota Paşalimanı adası. Erdek tarafındaki Narlı kanalına doğru zevkli bir geniş apaz seyriyle uçarcasına geldik. Koca yelkenli Çanakkale'ye doğru gidiyor.
İlhanköy ve Narlı'da birer mendirek var.
Paşalimanı üzerinde antenler çok uzaktan belirginler. Adanın doğusunda sanki küçük bir ada daha varmış gibi duruyor, meğer aralarında sığ bir kara parçası varmış. Üstünde elektrik direkleri ve geçen arabalar, zor bela farkediliyor.
Paşalimanı Marmara Adasına göre daha az nüfusa sahip, ama oldukça büyük bir ada.
Güneyine doğru dönerek, beğendiğimiz bir yere, funda demir ettik.
Deniz banyosu ve kumsalda yürüyüş.
Güneybatısında, Avşa tarafında 3 tane kayalık var. Araları oldukça sığ.
Avşa ile Paşalimanı arasına Araplar kanalı deniyor. Aynı isimle anılan bir de köy var, biz çıkmadık. Paşalimanı merkezi-merkez denebilirse-batıya bakıyor. Korunaklı bir koy, kuzeyinde Mamali adası. Batıdan girişi zor, 3 adet kardinalle işaretli. Gece girmek tavsiye edilmiyor. Güneydeki koyuna Harmanlı da deniyor, kuzeydeki çıkışı daha güvenli.
Biz de kanaldan kuzeye yelkenle yükseldik, Mamali adasını iskelemizde bırakarak, taze esen poyrazla doğru Marmara Adası limanına.
Ada açıklarında balıkçıları görünce durduk...
Av istavrit. Bir kova tuttuk. Kovayı dolduracağız diye limana karanlıkta girdik. Girişinde kırmızı feneri sağlam, kuzeyde mazot istasyonu, mendirek güneyde. Limanda elektrik ve su bulmak mümkün. 10 milyon bağlama parası. Adalarda cep telefonu çekiyor.
Balık ziyafetinden sonra, hafif bir yürüyüş...
Yattık uyuduk.
5 Haziran 2004 Cumartesi
Kalamış-Marmara Adası/2004
Haldun, Cenk, Kadir ve BenBu Lotus ile ilk uzun seyrimiz.
Çok heyecanlıyız.
05.30’da palamar çözdük. Sivriada’yı iskelede bırakarak güneydoğuya akıyoruz. Rüzgar hiç yok, motordayız. Rota 230, hızımız 6 millerde. El GPS’ini ilk defa denedik. İyi çalışıyor. Otomatik Pilottayız. Erol Ağabey yeni tamir etti sağolsun, bu alet çok yararlı bir şey. Özellikle çarşaf gibi denizde böyle dümdüz dümen tutmak bayağı bir iş hani!
Gemi seyir rotasının güneyindeyiz. Pusulada bu rotada 2-3E bir sapma var.
Yunuslar seyrimize eşlik ediyor. Pervaneden gelen vuruntu artınca devri düşürdük, hızımız da azaldı ama sorun değil.
16.30 gibi Asmalı Adasını bordaladık. Üzerinde kimseler yok, sadece yalnız bir fener. Görüntüsü etkileyici. Adanın kuzeyine bakan bir kumsalda durduk. Lodos hakim. Ama deniz temiz değil hiç, çok deniz anası var acaba yunuslarla alakası var mı diye düşünüyoruz…Tornistan ile koydan çıkarken motor uyarıları çaldı. Şarj olmuyor, motor kapağını açtık, alternatör bağlı olduğu yerden çıkmış, kayışlar iş görmüyor, dolayısıyla şarj etmiyor. Uyarı o! Kastırarak tekrar gerdik. Az devirle, en yakındaki liman, Asmalı’ya girdik.
Asmalı’da herkes Sürmeneli. Küçük bir barınak ve sahilde bir kahvehane, bir bakkaldan oluşan birkaç dükkan var. Normalde fazla bir mekanik destek bulunacak bir yer değil aslında ama acemi şansı herhalde, bir tornacı ustası Naim Usta, yaz tatili için köye gelmiş! Kısa sürede kaynak yaptı ancak bu alternatörün motorun orijinal parçası olmadığını söyledi ve göstererek açıkladı.
Küçük barınakta, bizden başka bir yelkenli daha var. Bruce Farr dizayn 64 feet bir cutter! Özel yapım! Klaus ve Barbara, emekliliklerini yapan Alman bir çift. Teknelerini 2 yıl önce İsveç’te yaptırıp bütün Kuzey Denizi, Atlantiği ve Akdeniz’i dolaşarak Istanbul’a kadar geldiklerini, şimdi dönüş yolunda olduklarını söylediler.
Haldun’la böyle bir tekneye sahip olmak için adamın nasıl bir işi olduğunu kendi aramızda fısıldaşırken, o belki de tahmin etmiş olacak ki, kendiliğinden “Para basıyordum, ben” dedi...
İçtiğim şarap burnumdan geldi...
Kahkahalarımız yavaşlayıp ve kendimize geldikten sonra, açıkladı. Matbaaların kullandığı kağıt hammaddesinin ana üretcisiymiş uzun yıllardır. Genelde Almanlarda bu tarz ince bir “sense of humor” olmaz ama işte istisnaları da yok değil! Mendirekten topladığımız midyeleri “para babalarına” yollayınca, yan tekneden de bize kaliteli bir şarap geldi… Afiyetle yedik-içtik.
Yattık uyuduk...