15 Haziran 2018 Cuma

Asmalı-Bozcaada

Sallantıyla uyandım. Saate baktım, gece yarısını henüz geçmiş...
Dışarıya çıktım, rüzgar kuzeye dönmüş. Dalgalar henüz kabarmaya başlamıştı.
Ancak tabi tamamen açık bir yerde demirde olduğumuz için tekne ciddi sallanıyor. Sancak-iskele vasat koçboynuzlarına bağladığım meksika şapkası yalpalıklar böyle bir denizde haliyle pek de işe yaramıyor.
Burada sabaha kadar oyalanıp iyice dayak yiyeceğimize bari esmeye başlayan rüzgarın da yardımıyla biraz yelkenle yol alalım diye düşündüm. Nalan'ı uyandırdım.
Demir aldık.
Hemen ana yelkeni açtık, nasılsa yolda işimize yarayacak diye umutluyuz.
Ancak rota sebebiyle rüzgarı tam pupadan alıyoruz. Motor düşük devirde.
Bir üre sonra Nalan yattı. Güvertede yalnızım.
Yelkenlerle oynuyorum ama işe yarar bir verim elde etmek pek mümkün değil.
Önümüzde Zincirbozan bankı feneri ışıldıyor. Onu sancakta bıraktığımız sürece gemi rotasında değiliz. Boğaz'dan çıkan irili ufaklı gemiler bizim batımızdan kuzeye doğru çıkıyorlar teker teker...
2-3 saat daha bu şekilde seyrettikten sonra Nejat geliyor. Gün ışımasına birkaç saat var.
Dümeni ve nöbeti ona bırakıp, kamaraya geçiyorum.
Uyandığımda Boğaz'a girmişiz.
Hemen hiç rüzgar yok, şimdilik Anadolu tarafındayız trafiğin müsait olduğu bir aralık karşı kıyıya geçmek istiyoruz, o tarafın akıntısı daha kuvvetli bizim rotamızda...
Çanakkale Boğazı, bütün kışı vızır vızır trafikte geçirdiğimiz İstanbul Boğazı'na kıyasla daha geniş ve az kalabalık. Mesafeler daha uzun...
Bir boşluğu yakalayıp Avrupa tarafına geçiyoruz. Yeni yapılmakta olan köprünün ayağının inşaatını bordalayıp Nara Burnuna doğru seyrediyoruz. Yavaş yavaş herkes uyanıyor. Çay saati.
Bu sene birşey farkettim, hem İstanbul hem de Çanakkale Boğazı'nda normalden çok daha fazla sayıda yelkovan kuşu var. Tüm dünyada yaygın olarak görülen, ancak açık deniz veya okyanuslarda genelde hep tek olarak uçan bu kuşlar, fırtına kuşları grubunda değerlendiriliyor. Martılardan farklı olarak suda yüzerken ve hele de karada gözlemlemek neredeyse imkansız. Yuvalarını sarp kayalıklara yapıyor ve her seferinde sadece tek bir yumurta yumurtluyorlar.
Göç yolları üstünde olduğu için sadece Boğaz'larda sürüler halinde gözlemlenen, hatta bu amaç için bir de derneği bile olan yelkovan kuşlarının popülasyonun artması bilimsel yöntemlerle nasıl incelenebilir? İncelenebilirse de nedeni bilinebilir mi emin değilim...
Nara Burnu'na yaklaştıkça devir iyice düşüyor artık 1500 devirlerdeyiz. Tekrar Anadolu tarafına geçip, gemi yolundan da uzak durmak amacıyla lateral ile kıyıya yakın fener arasından Çanakkale'ye rota tutuyoruz. Bu sırada rüzgar çıkınca gemi yolundan uzak olduğumuz için cenovayı açıyorum, motora ciddi destek oluyor.
Neredeyse limana iyice yaklaşıp da içeri girme manevrası yapacağımız sırada bir SG botu yanımıza geliyor. Herhangi bir uyarı ya da telsiz çağrısı yapmıyorlar. Yelkeni indirince gidiyorlar.
Usturmaçaları ve diğer hazırlıkları tamamlıyoruz.
Limana yanaşıp, tonoz alıyoruz. Motor dairesini açıyorum. Motor iyice ısınmış durumda, zaten bu haliyle üstünde çalışmamız mümkün değil. Soğumaya bırakıp şehre yürüyüşe çıkıyoruz.
Meydanın ilerisinde, eski motor iskelesi  tarafında, Nusret Mayın Gemisi replikasına yakın olan kahvede kahvaltı. Bence başarılı.
Bu sırada hem Rıza hem de Erol Ağabey ile yaptığımız istişarelerle bu hararet konusuna ne yapacağımızı düşünüyoruz. Rıza kulerin içinde çok fazla çamur olduğunu bu yüzden hararet yaptığını söylüyor. Kuleri sökmek kesin çözüm. Ama bu kolay bir iş değil. Eğer başıma birşey gelirse bugün günlerden bayram burada herhangi bir başka usta bulmam mümkün değil. Bu arada egzost dirseği de ancak bayram sonrasında  firmaya gelecekmiş. Önümüzdeki 3-4 günü bu şekilde idare etmek zorundayız.
Aslında yolun zor olan kısmını geldik, ancak bugün akşamüstü itibarıyla rüzgar boğaz çıkışında lodosa dönüyor, anlaşılan o ki sert de esecek. Burada tekrar kuzeye dönmesini beklemek bir ihtimal. Diğeri rüzgar rüzgardır deyip orsa filan tırmanmayı göze alıp yola çıkmak. Eğer beceremezsek sert lodosta Morto Koyu solugan alır mı? Emin değilim. Tekrar gerisin geriye Çanakkale'ye dönmek çok saçma olur.
Bu arada yoğun araştırmalar ile zar zor bir adet antifriz buluyoruz. Suyunu boşaltıp tekrar iyice yıkıyoruz kuleri. Biraz çamur daha çıkıyor. Bu çamur boilerin borularından gelen suyla karıştığı için oluyormuş, Rıza'nın söylediğine göre.
Yeteri kadar yıkadığımıza ikna olup, motoru kapatıyorum. Marşa basıyoruz. Tamam.
Ofise gidip borcumuzu soruyorum, "zaten iki saat kaldınız" para istemez diyor...
Bizim limanlarda pek alışık olmadığımız bir yaklaşım.
Palamar çözüp ayrılıyoruz. Rota Abide...
Kilitbahir'i bordaladıktan sonra yine Rumeli tarafına geçtik. Gemi yolu iskelemizde kaldı. Kıyıya çok yakın seyretmiyoruz. Ancak ilerledikçe rüzgar sertledi. Lodosun veya güneyli rüzgarların şiddetlenmeye başladığı bu gibi zamanlarda, Boğaz'ın çıkışında yöre balıkçılarının "deli dalga" dediği bir olay ortaya çıkıyor. hakim olan kuzey akıntısı, tersten gelen rüzgarın etkisiyle daha çabuk yükseliyor, sertleşiyor ve kırılmaya başlıyor. Bu da özellikle küçük teknelerin seyrini oldukça zorlaştırıyor.
Trafiğin akışına engel olmuyoruz, ana yelken açıp motor destekli yelken yapmaya karar verdik. Abidenin altına girdiğimizde saat 16'yı gösteriyordu. Kısa bir deniz molası, biraz yemek ve uyuklama sonrası tekrar kalktım. Saat 18.00. Rüzgar çok az hafiflemiş ancak tamamen bitmemiş. Bulunduğumuz yerden Bozcaada yaklaşık 15 NM. Aslında normalde 2 saat bile değil. Ama güneyden gelen rüzgar, tersten devam eden akıntı ve düzensiz dalgaları düşündükçe çıkıp çıkmamakta tereddüt ediyoruz.
Devamlı rüzgarı ve meteorolojiyi takip eden kaptan kafasını marinanın barından dışarı çıkartamaz düsturuna itibar ederek, gözü karartıp demir aldık.
Seddülbahir barınağına doğru motorla yükselip, gelip geçen gemi trafiğini ve pilot teknelerini kollayarak yelken açtık. Rüzgar güneyli 15-20 knot bandında, dalgalar kıyıdan uzaklaşınca daha da büyüdü ama yelken-motor olduğumuz için çok zorlamıyor bizi. Kimseye çapariz vermeden Kum Burnu tarafını tutturduk. Gemi yolundan çıkınca cenovayı da bastım, Mavri önlerine kadar, akıntının da yardımıyla  neredeyse uçarak geldik.  Fakat akıntı kesilince çimento fabrikası ile ada arasındaki kanaldan bize doğru iyice sertleyen rüzgar işimizi zorlaştırmaya başladı.
Mecburen yelken ile sancağa dönüp adanın kuytusuna rota tuttum. Nitekim bir süre sonra dalgalar küçülmeye başladı, kolayladık.
Limana girdiğimizde henüz aydınlıktı.
Sahilden liman görevlileri sağolsunlar el ettiler, tonoz varmış. Yanımızda devasa bir motoryat var. Meğer tanıdık bir sima imiş... Normalde Bozcaada'da bu kadar çok sayıda motoryat hiç görmemiştim. Meğer bayram vesilesiyle aşağıya inen tekneler hem akaryakıt ikmali ama çoğu da ailelerini karayoluyla aldırmak için Bozcaada'yı ara durak olarak kullanıyorlarmış, sebebi buymuş.
Tamer ile telefonla konuştuk. Ömer Deniz günlerdir, oğulları Kuzey'i sayıklayıp duruyor. Akşam hep beraber Habbele'de Cansu'nun görevli olduğu otele gidip akşam yemeğini orada yeme kararı aldık.
Bunun ne kadar isabetli bir karar olduğunu karaya çıkıp merkezden biraz yürümekle hemen farkedecektik. Bayram sebebiyle ada inanılmaz kalabalık, arabaların merkeze girmesi yasaklanmış.
Jandarmanın oraya kadar yürüdük. Tamer bizi arabaya aldı sağolsun, adanın güzel dokusu, üfürdeyen meltemi ve biitki örtüsünü dinleyerek güney sahillerine yollandık.
Otel çok şık bir otel, Cansu şimdilik kısa süreli bir kontrat yapmış ama yazı burada geçirecekleri kesin gibi. Çok uzun yıllardır tekne ile gelmediğimiz Bozcaada Maceralarına devam... )))

13 Haziran 2018 Çarşamba

İstanbul-Asmalı

Aslında Mayıs ayı içerisinde yapmayı planladığımız İstanbul Kuzey Ege seyrimiz talihsiz, acı olaylar sebebiyle birkaç hafta sarktı. Çocukların okulunun bitimi ile çıkmaya karar vermiştik.
Yakın arkadaşlarımız Ekin ve Nejat da bizimle beraber gelecekler. Her ikisi de daha önce kiraladıkları tekneler ile defalarca seyir yaptılar, tekne yaşantısını biliyorlar.
Kayık hala Bebek'te tonozda duruyor. Genel itibarıyla bu kış içinde birçok tamir ve bakım işini tamamladık. Yaza hazır gibiyiz.
Bu tip uzun seyirlerin öncesinde kısa bir tur yapıp son dakika süprizleri ile karşılaşmamak için Heybeliada'da gece kalmacalı bir test sürüşü yapmaya karar verdik. Dönüşte Boğaz'ın girişinde öten hararet alarmı ile çok zor durumda kaldık. Tekneyi ters akıntıya sokup, çok düşük devirde zar zor Boğaz'ı tırmanıp tonoza bağlandık. Bir ara yelken açmayı bile düşündüm...
Bu tür ani gelişen bir hararet durumunda hemen stop etmeyip, hararetin düşmesini beklemek çok önemli. Radyatör suyunu açarken kapağın kaynar suyun basıncıyla taşması da çok tehlikeli bir durum. Eğer su eklenecekse mutlaka motor çalışır vaziyette eklemek lazım...
Ertesi gün yaptığım tespitlerde egzosttan su atımının az olduğunu gördüm. Giriş vanası iyi durumda, filtre temiz. İmpelleri söktüm, kanatları tamam. Rıza Usta pervaneye bir şey sardın mı diye sormuştu? Baktım öyle bir şey yok. Egzost dirseği son bakılacak yer. Hortumu sökmek kolay oldu, zaten hortum yeni. Sene içinde ben değiştirmiştim.
Ancak dirseği sökemedim. 12  numara anahtar ile sökülüyor, lokma girmiyor. 13 için birçok alternatifim var ama 12 kombine anahtarım maalesef yokmuş takımlarda. Açık ağız ile yüklenince sonuncu saplamanın somunu yusyuvarlak oldu.
Tekrar hortumu yerine taktık, ertesi gün buluşmak üzere Rıza Usta ile sözleştik.
Çocukların karne günü, eğer her işi bitirir de içimize sinerse gece yola çıkmak istiyoruz.
Öğleden sonra saat 14 gibi Usta ile teknede buluştuk. Nejat da geldi yardıma sağolsun.
Usta önce motorun çalışmasına "bir de ben bakayım" dedi. Telefonda tarif edilen, en nihayetinde bir amatörün tespitine güvenip tüm motoru dağıtmadan önce belki de gözden kaçmış küçük bir detayı atlamamak için ideal bir yaklaşım.
Son kalan somunu keski ve çekiç ile söktü.
İçi daralmış gerçekten de. Biraz temizledik. Yenisini firmaya sordu ancak haftabaşı gelir dediler, malum ertesi gün arife. İşin kötüsü parça zaten 3200 TL. Yenisini artık eskiden yaptığı gibi paslanmazdan yapmıyormuş, elektroliz ile ilgili başına birçok kötü hadise gelmiş.
Tekrar yerine takıp test sürüşüne çıktık. Öncesine kıyasla çok daha iyi durumda. 2100 devirde neredeyse 95 derecede sabit kaldı. Motorun yağını ve filtresini değiştirdik.
Sanırım tekne yola çıkmaya hazır. Zaten çoğunluğu yelken seyri ile gideceğimiz bir rota olacak!
Eve dönüp herkesi hazırladık. Birşeyler atıştırıp, yola çıkmak için sabırsızlanıyoruz.
Taksi ile Bebek, tüm eşyaların tekneye taşınması, alışveriş ve yerleşme derken saat 22.00'yi buldu bile. Tonoz halatları bize ait, bota binip fırdöndüsü ile beraber söküyorum. Basit bir doblin yapıyorum şimdilik. Botu başüstü güverteye alıyoruz, bütün Marmara seyri boyunca arkamızdan çekmeye gerek yok.
Akıntıyı da arkamıza alarak Boğaz'ın ışıklarına el salladık. Elveda İstanbul...
Devir rahatlıkla 2100'a kadar çıkıyor ancak seyir süratimizi biz 1900 olarak belirledik.
Geçtiğimiz hafta çok güzel kuzeyli rüzgarlar vardı ancak onları kaçırdık sanırım.
Tekne içi yerleşme tamamlandı. Çocuklar motorun sesiyle hızla uykuya daldılar. Nejat ve ben nöbetteyiz.
Gemi rotasının güneyine inene kadar devam ettik, sonrasında ben Ekin ile değiştim.
Uyandığımda güneş doğmuştu. Hava puslu. Yelken açık ancak genelde motor ağırlıklı bir seyir yapıyoruz. Rüzgar neredeyse tam iğnecikten geliyor. Biraz rota değişikliği yapıp kuzeye doğru düzelttim, bu sayede hem biraz akıntıdan yararlanacağız hem de yelkenin katkısı daha fazla olacak.
Teknede güvertede ufak tefek işler hallediyorum. Kıştan kalma pislik temizlemek bir günde olacak iş değil.
Ekin ile denizci bağları konulu seminerimiz adaya iyice yaklaşmamız sebebiyle kesintiye uğruyor.
11 saatlik seyir ile Asmalı barınağına giriş yapıyoruz.
Kıçtankara olmuş bir yelkenli var, tonoz almış. Yanına aborda oluyoruz. Limanda bizden başka tekne yok, diğerleri hep küçük balıkçı sandalları.
Bakkaldan ufak tefek eksikler için alışveriş, suyu tamamlama ve kahvaltı sonrası kısa bir yüzme molası sırasında nostaljik midye partisi yapmaya karar verdik. Marmara Adası'nın midyeleri malum meşhurdur...
Bir torba midyeyi teknenin kıçında ayıklamak uzun da sürmedi.
Öğle olmadan avara olup seyrin geri kalan kısmına rota tuttuk.
Akşam saatlerinde kuzeyli hava olacak adanın batısında, ondan yararlanmak istiyoruz.
Harmanlı'da demirleyip bira ve midye yaptık. Sadece deniz suyunda yıkanmış midyenin tavasını hiçbir şeye değişmem. Teknenin altına dalıp biraz kekamoz temizledim. Aslında çok da pis değil ama biraz yosun var.
Rüzgar fena değil, Avşa'nın altından yelken açıp rota  tuttuk.
Ancak hararet sebebiyle devri ancak 1600'lerde tutabiliyoruz. Bu da seyir süratini çok arttırmamıza engel oluyor. Karinayı temizleme ancak biraz işe yaramış gibi duruyor.
Görünen o ki bu süratler ile Kemer'e ulaşmamız mümkün olamayacak. Ya buralarda bir yerde demirleyip geceyi geçireceğiz ya da durmaksızın seyre devam edip Boğaz'a gireceğiz.
Pilot kitaplarda arada Aksaz diye bir barınaktan bahsediliyor, Açıkdeniz WhatsApp grubundan gelen destek ile deneyebileceğimizi düşündük. Hava kararmadan barınağın ağzına varmıştık. İçerisi bağlanmaya çok elverişli değil, mendirekte taşlara bağlanmak gerek  ya da balıkçı teknelerine aborda olmak. Ancak teknelerin olduğu taraf çok sığ, cesaret edemedik.
Barınağın dışına çıkıp demir attık. Neredeyse açık denizdeyiz, şimdilik hemen hiç hava yok. Halbuki güya esiyor olması lazımdı. Soluganlara önlem olması amacıyla yalpalıkları yerleştirdim.
Akşam yemeğinden sonra ben hemen yattım uyudum.
Diğerleri sohbete devam ettiler.


28 Şubat 2018 Çarşamba

Lotus'un Alet Parkı

Lotus'un el aletlerini yenileme kararı çok eskiden beri kafamızda vardı. Ancak bir türlü elimiz varıp da üzerine gidememiştik. Geçtiğimiz kış başında jeneratör yardımıyla, 220V matkap baş bodoslama kromunu delmeye çalışırken ısınıp, hatta alev alıp tamamen devre dışı kalınca listeyi gözden geçirmeye karar verdik.
İlkini sağolsun Yasin hediye etti. Doğrusu bizim tekne için biraz büyük kaçtı belki ama, mavi seri profesyonel Bosch takımlara her zaman hayranımdır. Eskisi gibi mandren ile sıkıştırılmadığı için çok pratik ve avantajlı kullanımı var. Bu kısmının metal olması, plastik olanlara göre çok uzun ömürlü olmasını sağlıyormuş, bayıldım. Mutlaka düşük devir olması bizim kullanımımızda şart.
14 mm'e kadar uçları rahatlıkla kullanabiliyor, sağ sol devir değişikliği devir ayarı butonu kullanımı gayet pratik.

Bosch serisine girince distribütöründen yine çok uygun fiyata egzantrik zımparayı da değiştirme yoluna gittik. Bu tip zımparalar konusunda Bosch gerçekten çok iyi. Uzun süre kullanım söz konusu ise ısınma ve yarattığı hasarlar sebebiyle mavi-profesyonel seri tercih ettik biz. Bence asıl cevap verilmesi gereken soru, bu aşamada kaç saat süreyle kullanılacağı. Zımpara tablası temini açısından da Bosch rakiplerine göre çok avantajlı. Tabla genişliği 150 mi? Yoksa 125 mi olsun diye çok düşündüm. 150 ağır olduğu için ve düz olmayan yüzeylere girebilmesi açısından dezavantajlı. Ancak zımparası hemen her yerde bulunuyor. 125 ise daha hafif, daha ucuz ve kenar köşeleri daha kolay girebiliyor. 125'liklerin çoğu tek el ile kullanılıyor, Makita'nın yeni seri bir ürünü var iki elle de kumanda edilen cinsten, doğrusu onu da çok beğendim ama biz 150 mm tablası olan Bosch tercih ettik.
Uzun yıllar bizi idare eden Skill şarjlı matkap da artık elimizde kalmak üzere olduğundan, değiştirme planına alındı. Dewalt bu konunun lider markalarından. Günümüzde fırçasız motorların piyasaya çıkmasıyla daha hafif ve güçlü modeller bulmak mümkün. Bunlar genelde profesyonellerin tercih ettiği 14 ve 18V aralığındaki modeller. Lityum İon piller, yine pillerin ömrünü arttırmada çokça tercih ediliyor. Biz Devalt'ta 10,8V Lityum İyon pilli ... modeli tercih ettik. Daha hafif, çift pilli ve en önemlisi küçük olduğu için ve her yere sığdığı için bu modeli aldık. Tekne kullanımında torku gayet yeterli.
Teknede en pratik aletlerin başında tel zımba aleti geliyor. Manuel olan ürünlerde en iyi olan markalardan birisi Novus. Teknede ve marin kullanımda paslanmaz telleri kullanmak önemli. Bu yüzden öncelikle paslanmaz telleri bulup, aleti ona göre seçmekte yarar var. Maalesef her ürünün paslanmaz telini bulmak mümkün olamıyor.
Son malzeme eskiden beri istediğim bir türlü elim varıp da almadığım ağır devir pasta-poliş aleti. Bunda da Makita modeli tercih ettik. Profesyonel aletler (Makita, Dewalt ve Bosch gibi markalarda) kabaca aynı fiyat aralığında. Teknede yüzey geniş olduğu için ucuz seri ürünleri özellikle tercih etmedik.
Bunlardan başka Dremel'in en küçük seti, bir tane yüzey taşlama (el frezesi seti), bir adet kılavuz setini de pakete dahil ettik.








20 Aralık 2017 Çarşamba

Lotus Kış Bakım ve Tamirleri: 2017-2018

5 kışı arka arkaya güneyde geçirdikten sonra Lotus'u tekrar İstanbul'a getirdik. Kuruçeşme'de her zamanki yerinde, kıçtankara olduktan sonra tekne içi kısa zamanda atölye haline döndü, Liste uzun...

1-Radar montajı. 4 sene önce upgrade ettiğimiz Raymarine elektroniklere radar eklemek gündemdeydi hep. Elimizdeki radar E80 serisiyle uyuşmadığı için yeni bir radar satın almamız gerekiyordu. Sonunda sanırım hallettik. Şimdi radar domu direğe montaj işi kaldı. Boğaz maalesef, sallantı dolayısyla direğe çıkıp radar monte etmek için çok uygun bir yer değil. Bir balıkçı barınağında birkaç saatlik bir iş. Kabloyu harita masasına monte E80'den direk dibine kadar çekmiştik. Orada bir ek olacak. Güverteyi de deldik. İş direk seviyesini ayarlayıp, orayı kablo için delip aşağı bir kılavuz yollamak. Radarın ayağını İzmir'de Atilla ve Aydın ağabeylerin yardımıyla yapmıştık. Delik açıp perçin ile mi? Yoksa vida ile direğe sabitlemek konusunda hala kararsızız.  Sağolsun Erol ağabeyin kısa sürede kolaylıkla halledebileceğine eminim.

2-Sintinedeki suyun şafttan geldiğini tespit ettik. Mayıs'ta karaya çektikten sonra çok arttı. Halen üzerinde Yanmar'ın Deep Seal salmastrası var. Volvo'ya göre daha hesaplı ancak bana sanki daha kötü bir malzeme gibi geliyor. Rıza memnun olduğunu söyledi. Yeni salmastrayı taktık. Ancak su kesilmedi. Salmastrayı denizde tamamen söktük. Şaftın üzerinde incelme olduğunu tespit ettik. İleri yolda damlatıyor. Bizim kayığın formu sebebiyle şaftı pervane ile beraber denizde, dümeni indirmeden sökmek mümkün. Bunu yapalım diye düşündük. Kuruçeşme'de dalış işleriyle uğraşan Kudret ile konuştuk. Şaftı kaplinden ayırıp söktük, dışarı aldık. Deniz tarafından 1,5 parmak bir takoz ile içeriden de bir takoz koyduk.
Yeni şaft yapılacak, Rıza Usta Ünlü'yü tavsiye ediyor. Pervanede sorun yokmuş. Braketin kovanından da şüphelendiğimiz için bir tane de yedek aldık ancak onun suda değişmesi oldukça teferruatlı ve zor. Karaya almayı bekleyeceğiz.

3-İskele taraftaki vardavela puntellerin ayakları tutan civata kafaları kopuk. Alttan civata somunlarına ulaşmamız zor oldu ancak becerdik. Mobilyanın üstü nemliydi. Tekne iinde nem alıcyı çalıştırdım, bir hafta içinde kuruttu tekneyi, sahilde elektrik almak bu açıdan çok avantajlı.

4-Bu nem meselesi ile ilgili, tamamen kapalı olan dolapların içinin havalanması için birkaç menfez yapmak iyi olur diye düşünüyoruz. Bakalım şimdilik acelesi yok.

5-Motorun üzerini örten oturma grubunu yukarı kaldıran düzeneğin menteşeleri kırılmış. Fransız oraya ok garip bir sistem yapmış. Menteşeyi bir türlü bulamıyorum. Bakalım bir çare düşüneceğiz.

6-Dolapların menteşelerinde paslanmalar var. Aynısını marintekte paslanmaz olarak buldum ancak çok pahalı (tanesi 15-20 Euro, vermeye hiç hiç niyetim yok). Bauhauss'tan aynılarını buldum, küçük boy ve düz dolap menteşesi olarak geçiyor. Vidalarını paslanmaz olanlarla değiştirdim. Bir tek ayar vidası alengirli birşey onu belki sarıdan çektirmek gerekecek.

7-Sintinedeki motorun kulak ve diğer benzer metallerindeki pası tel fırça ve zımpara ile adım, Duratek veya Demarine'den alacağım Yüzey Toleranslı Metal Koruma Epoksi (GR4480) ile boyacağım. Çinkolu olanı tercih ettik.

8-Tüm kabinlere aydınlatma lambaları yanına USB ve çakmak prizli 12V ünitelerden monte etmeyi düşünüyorum. Kabinlerde cep telefonu şarj etmek isteyenler kolaylık oluyor.

9-Motorun bakımı. Yağ ve filtreler değişecek, antifriz suyunu değiştireceğim. Mazot separı sorunlu, yolda gelirken bizi çok yordu. Volvo'nun orjinal filtreli separını bir arkadaşımdan temin ettim. Altı metal olan bu üniteyi Perkins'in altı cam olan ürünü ile modifiye ettim. İnce diş, çeyrek parmak civatayı 9 cm'e uzatmak ile kolaylıkla halloldu. Boyunun uzaması sebebiyle hali hazırda bulunduğu yere sığmıyor, hortumları değiştirip motor kabini kıç tarafına monte ettim.

10-  Boiler'e de bakım lazım. Sahil elektriğinde sigorta atıyor. Thermocouple ERTA'nın uzmanlık alanı. Aynısını bulmaları 2 dk sürmedi...

11- Bimini ve cenova UV bandı söküklerini tamir edeceğim. Geçen sene yenilediğimiz el aletlerine yeni kılıflar diktireceğim. Tekne içinde döşemelerde sorunlar var. Onlarla ilgilenmek gerekecek. Bundan başka vinç bakımları, güvertede jelkot tamiri, kokpit tiklerine ve derzlerine tamir ve değiştirme, salon verniğine rötuşlar, gri su tankı montajı gibi projelerimiz var...
Anlaşılan bu kış elimizden anahtar düşmeyecek.  ))

22 Temmuz 2017 Cumartesi

Galaksidi-Korint

Sabah çok sessiz ve sakin uyandık. Şehir bomboş. Hava durgun.
Yanımızdaki alman sabah erken çıkacağını zaten söylemişti. Onlara yardım ettim. Karşılıklı selamlaştık. Tam içeri girip bir bardak çay içeceğim, gürültüyle bir tekne yanımıza girmek için manevra yapmaya başladı.
Sahile çıkıp halatlarını aldım. Belçika bandıralı bir süper Maramu. Güzel kayık.
Sahibi bana türkçe teşekkür edince şaşırdım. Meğer Belçika'da yaşayan bir Türk'müş, karısı Belçika vatandaşı. Birkaç yıldır işlerini oğluna devredip, teknede emekli hayatı yaşadığını söyledi. 3 aydır İspanya'dan beri bu tarafa seyir halindeymişler.  Sohbet ettik. Onlar da 2 gün önce Kefalonya'da olduklarını söylediler. Ancak Argostoli'den geldiğini kuzeye çıkmadığını söyledi.  Onlarla da selamlaştık...
Etrafa bakınıyorum ama görevli ortalarda yok. Dünden kızcağıza parasını ödeyememiştik. Önce gidip Liman Polisi'ne uğrayın deyince kaçırdık galiba fırsatı. Acaba kafeye veya markete mi bıraksam parayı? Ya da komşulardan birine?
Olmadı bir sonraki sefer vereceğiz. Bir seferinde Kos limanında 1 sene sonra ödemiştim görevliye. Hazırlıklarımızı yaptık. Kolay bir manevra ile ayrıldık.
Hemen çıkışta, Aya Georgios kayalığına yakın demir atıp denize girdik. Kısa bir kahvaltı molası sonrası yola devam. Korint Kanalı'na kadar 35 NM yolumuz var. Rota güneybatı.
Dümdüz denizde motorla yol alıyoruz. Hemen hiç rüzgar yok.
Nalan içeride dolapları toparlıyor, ben dümendeyim.
Çocuklar dümen tutmayı öğrendiler aslında ama uzun süre dikkatlerini toplayamıyorlar, henüz.
Bir süre sonra o çıktı, dümeni aldı bu sefer ben teknenin içine geçtim.
Görev Tanımı: Sintine Temizliği
Motorun altında, sintine ile ilişkisi olmayan kapalı bölmede mazot var. Mustafa Ağabey'ler Atina'da karşılaştıkları fırtınada, dalgadan dolayı tıkanması ve temizliğin artıkları. Normalde sadece motorun altındaki bölmede kalması gerekirken, maalesef tekne yan yatınca veya başka bir sebeple etrafa da yayılmış. Motor çalışırken hem sıcaklık hem de hareketli kayış ve üniteler sebebiyle oldukça riskli bir iş bu. Dikkatle çalışmama rağmen 1-2 kere kolumu hafiften yaktım. İyi tarafı düz denizdeyiz, ama bir türlü temizlenmiyor. Normal deterjanlar zaten hiçbir işe yaramıyor. Benzin döktüm bana mısın demedi. Acaba ne yapsam ne yapsam diye sağa sola saldırdığım bir sırada elime fırın temizleme spreyi geçti. Teknede "fırın temizleme spreyi" ne arıyor diye sormayın. Lotus'da herşey var da Nerede? asıl soru bu!! ))
Bu bahsi geçen spreyin, biraz da çaresizlikten kaynaklı çözüm olmasını hayretlerle izledim. Neredeyse 3-4 haftalık eskimiş, yapışmış ve katılaşmış mazot kalıntılarını neredeyse buharlaştırarak, sadece kağıt havlu ile temizlenebildiğini gördüğümde, suyun kaldırma kuvvetini keşfeden Arşimed'i daha iyi anladım. ))
Kısa sürede sintine pırıl pırıl oldu.
Ancak o kadar mazot, kimyasal ve sintine çalışması bir soğuk birayı haketmemizi sağladı tabi. Nalan motoru boşa aldı ve serin sular!
Rota Melangavi Burnu.
Üzerinde feneri olan etkileyici bir burun. Bu saatten sonra Korint Kanalı'nı geçmemeye karar verdik. Korint şehrine gireceğiz. Daha vaktimiz var, güneş hala yüksek. Denize girecek uygun bir yer arıyoruz.
Burnu ve fenerini geçer geçmez, hemen güneyinde bir demir yeri veriyor. Ama ilginçtir su derin ve daha önemlisi hiç de çekici değil. Sahilde bir küçük ev var. Yanında uzaktan önce anlamadığımız bir girinti var. İçeriden bize hızla gelen bir motorbot ile kafa kafaya geldik. Burası bir kanal!
Ama acaba içeride ne var. Karşıdan gelen bottakiler giremezsiniz gibilerinden el kol işareti yaptılar. 20 metre direği olan yelkenli ile diz boyu suya girmeye çalışacağımız gerçekten düşündüler mi? Pek bilemiyorum...
Demir atıp bota bindik.
Kanal çok ilginç, suyu taşmış bir dere gibi dışarıdan içeri doğru akıyor. Bot ile uçarak geçtik...
İçerisi devasa bir göl gibi. Ama deniz suyu. Sahilinde birkaç tane lokanta olduğunu düşündüğümüz yapı var. Kendisi değil ama kumsalı en iyi olana gittik, bot ile demir atıp durduk.
Yüzme zamanı!
Çocuklar burayı çok sevdiler. Kumsal çok hoş, deniz dalgasız, dip de kum.Suya neredeyse 0 (yazıyla sıfır) bir masamız var. Fakat işin fenası tek kelime ingilizce bilmeyen bir garsonumuz var. Bira ve patates istediğimizi anlatmamız yarım saat sürdü, sonunda mutfağa gidip elimle gösterdiğimde, kocaman gülümseyerek "bira-potato" dedi... ))
İnanılmaz cuzi bir para ödeyip, ayrıldık.
Tekneye varmamız, akıntıyı karşıdan alırken daha da ilginç oldu. Bu tür kanallar da akıntıyı arkadan mı yoksa önden mi almak daha iyi emin değilim. Bizimkisi gibi süratli botlarda sorun değil belki ama yavaş olsak sanırım arkadan almak daha da zor olurdu. Bu kanal biraz yarın geçişini yapacağımız Korint Kanalı için sanki prova gibi oldu bize... )))
Biz demir alana kadar biraz da rüzgar çıktı şansımıza.
Korint şehrine kadar zaten 5-6 NM filan var, uçarak şehre gidiyoruz.
Girişinde döküntüler tarif edilmiş. Korint tarih boyunca "delilik" ve "delileri"  ile meşhur olmuş bir şehir ama tabi biz henüz o zamanda bunu bilmiyorduk haliyle.
Limanın girişinde bazı döküntüler varmış, kollayarak girdik. İçeride çok fazla tekne yok, uygun bir beton rıhtıma aborda olduk. Hava sıcak. Şehir belli ki siesta modundan henüz çıkamamış.
Ortalarda kimseler yok.
Welcome Cocktail'i artık klasik halini aldı. Biraz teorik yanaşma ve bağlanma konuştuk çocuklarla. Sonrasında öte beri almak için Ömer Deniz ve Çağla ile şehre yürüdüm. Akşam yemeğinde makarna var, bu sefer teknedeyiz.
Yemekten sonra dondurma ve WiFi bulmak amacıyla şehrin sokaklarına daldık. Genç nüfusu olan bir şehir Korint.   Gençler ve çocuklar sokaklarda genelde 5-10'lu gruplar halinde dolaşıyorlar... Çeteleri var hepsinin )))
Vakitlice tekneye döndük. Yarın büyük gün, kanalı geçeceğiz!

21 Temmuz 2017 Cuma

Mesolongi-Galaksidi

Artık Patras ve Korint Körfezi'ndeyiz ya, sanki seyahat bitti bundan sonrası tekneyi zamanında ve sorunsuzca teslim etmek için bir zorunluluğa dönüştü gibi bir ruh halindeyiz. Bu çok kötü birşey...
Bitmemiş tatili, kafada tüketmek deniyor buna.
Gerçekten de coğrafi ve turistik açıdan çok hoş yerler gördükten sonra, İyon adaları gibi, bir iç deniz olan bu sularda seyir yapmak; sanki Ege'yi bitirip Marmara Denizi'ne girmek gibi birşey. Ama yine de buraların tadını çıkartmamız lazım. Otopilotun bozulmuş olması seyir konforunu çok düşürdü tabi, mecburen hep birisi dümende.
Çalan alarm ile uyandım. 6' ya kurmuştum. Gün ağarmış. Etraf teknelerde hareket yok. Çay suyunu koydum. Motor çalıştırıp demir alırken Nalan da uyandı. İlginç kanaldan dikkatlice çıktık.
Rota Rion Köprüsü.
5 NM kala kanal 14'ten temas kurulmasını söylüyor kitap. Bizde el telsizi var, kokpitte o duruyor. 5 mil sınırı. Ben konuşmaların bir kısmını duyuyorum ama karşı taraf beni duymuyor.
Bu arada, Mesolongi'den çıkan uzun direkli bir yelkenli yat var hemen arkamızda. Türk bayraklı, telsizden çağrı yapıp kanal 15'ten sohbet ettik biraz. Onlar da iki gün önce Fiscardo'da demirdeymişler. Orada farketmemiştik.
Bayrak değişikliği olunca, sanki Türk bayraklı tekneler çoğaldı mı yoksa bu da algıda seçicilik mi emin değilim.
Rion Köprüsünde 2 NM kala, tekrar çağrı yaptık. Bize geliş ve gidiş limanımızı sordu, direk yüksekliğini sordu. İkisi de kuzeyde olmasına rağmen güneydeki geçide yönlendirdi. Köprü ayaklarını "solda 3, sağda 1 kalacak şekilde" diye tekrarlatıyor bazen.
Köprüyü geçtikten sonra, kuzeye doğru rota tuttuk. Hedef Navpaktos. İlginç ve görülmesi gereken bir yer diye tanımlıyor. Büyükçe bir plaj, çok küçük girişi olan bir sur kapısından, içeride demirde duran küçük tekneler var. İçerisi çamaşır kazanı gibi, nitekim 12 metreden küçük teknelerin liman içine girmesi tavsiye edilmiyor. Plaj önünde demirledik. Su güzel...
Çocuklar suya atladı. Ben Çağla ile kumsala kadar yüzdüm. Nalan Ömer Deniz ile beraber botla geldiler. Kumsalda biraz oyalandıktan sonra küçük limana bot ile girdik, bağlandık.
Sanki Osmanlı'dan kalma bir kasabadayız. Devasa bir çınar ağacının altında, kahve ve dondurma molası verdik. Acaba "Çınaraltı Kafe" yunanca nasıl deniyor?
Tekne için birkaç öteberi aldıktan sonra botla tekneye geldik. Bu akaşmı geçirmeyi planladığımız Galaksidi'ye kadar 25 mil daha var. Rüzgar hemen hiç yok, motorla doğuya seyrediyoruz.
Yolda hiçbir yerde durmadık. Andromakhi burnuna doğru dümdüz denizde yunuslar, sanki bizim liman girişimize kılavuzluk ettiler.
Galaksidi'nin girişi biraz çetrefilli. Kontrollü bir şekilde, hava da henüz kararmadığı için rahatlıkla liman içine ulaştık.
Güzel bir duygusu olan, küçük ama sakin ve hoş bir yer Galaksidi. Korint Kanalı'na giden ve dönen teknelerin ana uğrak yerlerinden.
Büyük bir feribot işskelesi var. Geç saat olduğu için motoryatlar yanaşabiliyor. Yanyana kıçtankara yanaşmış yelkenlilerin sırasına doğru ilerledik. Sahilden el ettiler. Yanaşacağımız yeri gösterdiler. Belli ki iyi demir tutan bir zemin var. Yanaşırken sancağımızda  uzun yol dolaştığı belli baştanklara olmuş bir Alman, iskelemizde ise bir motoryat var. Bu seyahatte şansımız hep motoryatlardan açıldı, nedense... Nitekim bunun sahibi nemrut bir yaşlı adam. Yanında oğlu ve torunları var. Adamın halinden eski bir denizci veya deniz subayı olduğu varsayımına geldim. Somurtuk bir surat ifadesiyle kokpitte oturuyor. Rüzgar filan yok, net bir manevrayla kıçtankara olduk. Ömer Deniz ve Çağla'nın  da artık manevraya katkıda bulunmaları genelde etraf teknelerde sempatik bir tavır ile karşılanıyor. Ama bizim motoryattaki suratsıza birşey beğendirebilmemiz ne mümkün? Ne yapalım?
Sahil temiz bir beton rıhtım.
Halatımızı alan kızcağız, "hoşgeldiniz" dedi. Para almak peşinde koşan görevlilerden değil kesinlikle. Gelir gelmez sevdik Galaksidi'yi...
Yanaşmaların klasiği welcome cocktail sonrası, suyu ve mazotu doldurduk. Ben biraz para çekmek için ATM'ye gittim. Akşam yemeği için tavsiyeleri aldık. Zyrgos ve Tasos en favorileri. Bir tane de ouzeria var arada. Bir deniz müzesinden bahsediliyor, tabelalarını filan gördük ancak yerini bulamadık. Zaten muhtemel bu saatte kapalıdır.
Galaksidi'nin en önemli özelliği Yunanistan'daki en önemli Dafne tapınaklarından birisinin çok yakınında olması. Bunlar eski dönemde krallara ve yöneticilere alacakları kararlarda yol gösteren kahinler olarak biliniyor. Benzerleri bizim topraklarda da var...
Buradaki tapınak  en bilineni ve en iyi korunmuşu olduğu için çok popüler. Hele de yaz aylarında upuzun otobüs kuyrukları olduğu rivayeti var. Hiç bize göre değil. Belki bir kış seferinde...
Tam önüne demirlediğimiz yerde Kostas isimli bir tekne ve balık malzemecisi var. İyi bir dükkan. Hemen yanında da hoş bir kafe var. Kafe aynı zamanda bir otel gibi. Bir aile tarafından işletiliyor.
Biraz ileride market var, oradan tekne eksiklerini tamamladım.
Dümenin derisinde bazı yerlerde parçalanmalar var. 3 sene önce kendim dikmiştim. Orta hatta koyduğum marsipet cevizi, dümen göbeğinin tamirinden sonra yer değiştirmiş. Onu nasıl yapabilirim diye bakındım. Galiba buldum. 3 tane marsipet cevizi yapacağım. Bir tane sancak, bir tane iskele, bir de tam orta hat. Elimde malzeme var, kırmızı ve yeşilden yapabilirim. Orta hattaki tabi ki de siyah. Deli kızın çeyizi gibi, her yer marsipet cevizi oldu...))
Akşam yemeği için süslendik püslendik, maaile tekneden çıktık.
Bize tavsiye edilen 3 tavernaya da baktık. Bir tanesi pek bir havalı, çocuklara göre pek birşey yok. Tasos da güzel, ancak biz Zirgos'ta karar kıldık. Menü kabak köftesi, karides, patates tava, cacık, salata ve uzo. Çocuklar mutlu.
Yan masaya gelenler kalabalık bir Türk ekibi. Uzun uzun konuştuk, sanki dünyanın bir ucundaymışız gibi memleket hasreti giderdik. )) Onlar batıya doğru gidiyorlar, 20 metre üstü bir motoryat ile gelmişler. Eğlenceli bir gruplar, karşılıklı iyi dileklerimizi ilettik. Hesabı ödeyip tavernadan çıktık.
Teknenin hemen arkasındaki kafeye oturup günlük wifi istihkakını doldurduk. Hava durumu kontrolü, yarın yine rüzgar yok; memleket meseleleri, aynı yüzler, benzer laflar... Eş dost mesajlaşması sonrası tekneye geldik. Yattık uyuduk.



20 Temmuz 2017 Perşembe

İtaka-Mesolongi




Sabah horoz sesiyle uyandım. Saat henüz 7 bile değil. Alarmdan önce kalkmak yaşlılık belirtisi midir? Bilemiyorum...
Ocağa su koyup, koya çıktım.
Henüz köy uyanmamış, tekneler yerlerinde.
Gece seyrine belki kalırız sebebiyle, iskele borda fenerinin tamirine giriştim. Kullandığımız fenerler standart fenerlerden değil, ampullerini çıkartıp kapalı devre su altı kullanımına uygun aynı renk LED modülleri sıcak silikon ile fenerin içine yerleştiriyoruz.
Biraz uzun sürdü ama yaptım.
Çocuklar hala uyuyor, Nalan uyandı. Demir alıp koydan çıkalım dedik.
Dün akşamki sert rüzgarda hemen önümüze demir atmış Alman ile umuyorum çapariz olmaz diye düşünürken, zinciri toplarken birbirimize gittikçe yaklaştık. Neredeyse dokunacak gibiyiz, tornistan verdim ancak demir kurtulmadı. Bu arada yan tekne bomboş, ne güvertede ne kamarada kimsecikler yok. Usturmaçaları koyup, diğer teknenin iskelesine doğru ilerledik. Neredeyse pruvasına geldiğimizde artık ırgat iyice zorlanmaya başlamıştı. Çok dikkatle, sigortasını attırmadan, demiri alınca, Alman'ın çapasının da beraber geldiğini gördüm. Serbest bir halat ile sapan yapıp, bosa vurdum. Bizim demire mola, kurtulduk. Sapanı serbstledim, adamın demiri aşağıya indi.
Bu sırada çıkmışlar "neler oluyor?" gibisinden bakıyorlardı. Çiftin kadın olanı sinirli sinirli birşeyler söylendi, asıl sinirlenmesi gereken biziz! Çift gezenlerin çoğunda nedense hanımlar daha sinirli oluyorlar? Anlamış değilim...
Koydan çıkıp, Patras Körfezi'ne doğru rota tuttuk. Hafif bir rüzgar var ama tek başına götürmez bizi. Yelken motor, seyre devam. Olta suda, ama gelen giden yok...
Artık İyon Adaları seyahatimiz bitti. Bundan sonra körfeze gireceğiz, en son da Korint Kanalı'ndan geçip tekneyi Ege Denizi tarafında diğer ekibe teslim edeceğiz... Başka bir coğrafya bizi bekliyor. Aslında sanki bu aşamada seyahat bitti de, hızlıca buraları geçelim havası var. Muhtemel eski tekne transferlerinden kalma alışkanlık.
Bu konuyu bu seyahatte de kendi aramızda çok konuştuk. Teknesiyle dolaşanlar, hele de zaman sınırlaması yoksa, bana göre turizm yapmıyorlar. Buna seyahat de demek ne kadar doğru bilemiyorum. Nihayetinde kendi evini gittiği yere götüren karavancılar gibi bir model bu... Girdiğimiz her koyu sahiplenme isteği belki de bundan.  Dolayısıyla yolculuk belki de en iyi tanım.
Olayın bu aşamasında önemli bir husus ortaya çıkıyor. Giidilecek coğrafyanın önemli bir turizm kitabını alıp okunduğunda ancak "klasik" turizme yönelik soruların cevaplarına ulaşılıyor ki bu da esasen kara yoluyla yapılan turizm. Halbuki denizden turizm tamamen farklı. Bir kere çok daha özgür, hele de kendi teknenizle yapıyorsanız.
O zaman da bu amaca hizmet eden kitaplar ve yazılı kaynak eksikliği ortaya çıkıyor. Denizcilik açısından misal demir yeri olarak gösterilen koylar haricinde çok güzel ve etkileyici yerler de var. Melteme açık olan koylardan örneğin, hiç bahsedilmiyor. Onlar belirtilmemiş olduğu için ıskalamak gayet mümkün. Ne yapılabilir? Alternatif pilot kitap bilgileri rehberi mi? Henüz bunun cevabını tam olarak bulmuş değilim.
Uzun bir geçişimiz var bugün. Hemen sonrasında Patras ve Korint Körfezi'!ne gireceğiz. Tüm seyir notları ve Pilot Kitaplar buraların suyunun pek de matah olmadığı yönünde. Öncesinde son bir deniz molası verelim istiyoruz.
Körfezin girişinde üzerinde yerleşim olmayan bir ada var. Orada durup denize gireceğiz. Dümdüz denizde motor yelken öğleyin adaya vardık. Ancak anlatıldığı kadar güzel değil. Devam edip karşı kıyıda bir kumsalın önünde demirledik.
Gayet hoş bir yer aslında. Etrafta da hiçbir tekne filan yok. Nitekim buraya da demir yeri vermiyor. Haklılar sanırım, güneye tamamen açık bir kumsal. Demirleyince öğle yemeği yedik.
Sonrasında ben biraz ön ardiye ile  portuçları düzenledim. Meğer ardiyenin zemininde harika bir farş tahtamız varmış. İlk defa görüyorum... )))
Nalan uzandı. Ben çocukları alıp bot ile sahile çıkardım. Diz boyu suda yüz metrelerce devam eden, tamamı ince kum kumsal. Tam bizimkilere göre. Çağla yüzlerce kabuk topladı. Ömer Deniz de kayığını yüzdürüyor...
Biraz daha oyalanıp, 10 NM mesafedeki Mesolongi'ye dümen tuttuk. Burası tanıdıklarımız tarafından çokça tavsiye edilen bir yer. Kitapta çok etkileyici değil ama görmeye değer bir yer diye not alınmış.
İyi işaretlenmiş dar bir kanaldan içeri giriliyor. Etraf çok  geniş sığlıklarla dolu. Kum içinde yaşayan midye ticareti ile uğraşırmış halk. Coğrafya çok uygun.
Kanaldan içeri girdik. Batıda büyükçe bir marina var. Genelde pontonları boş. Meğer tekneyi terk etmeleri mümkün değilmiş, genelde tamirat amaçlı kullanılıyor.
Tam ortada alargada demirli, birkaç uzak yol teknesi var. Zaten derinlikler 3-4 metre. Dip belli ki iyi demir tutuyor. Fırtına çıksa gayet güvenli. Bir de doğuda rıhtıma aborda olmuş tekneler var. Orası daha canlı gibi.
Mazot sorunumuz devam ediyor. Burada mutlaka takviye etmemiz lazım. Bidonları alıp, bot ile marinaya gittik. Küçük bir malzeme ofisi var. Mazot bulabilir miyiz diye sordum. Arayıp öğreneyim derken, raflara bakınıyorum. Tezgahın üstünde eski bir raymarine otopilot takımı.!! Bingo... )))
Tezgahtar çocuğa kaç para diye sordum? 20-30 E versen yeer gibisinden cevap verdi.... Sevinçten uçuyorum ama çaktırmıyorum. "Fakat ne yapacaksınız ki bunu?" diye ekledi. Kendim monte edebiliirm dedim. İyi de bunlar bozuk ki zaten servis bekliyorlar deyince, başımdan aşağıya kaynar sular döküldü resmen )))
Mazot kamyonu birazdan gelecek dedni. Peki dedik, pontonlarda dolaşmaya başladık. Ömer Deniz susayınca marinanın barına gittik. İce Tea Limon.
Marinada biraz daha oyalandık. Ama ne gelen var ne giden.
Dükkana geri döndüğümüzde, kimseler olmadığını gördük. Moralim bozuldu.
Bota binip tekneye dönerken, limana giren büyük mazot tankerini gördüm, geri döndük. Bidonları doldurup tekneye geri geldik. Biocide özelliği olan kimyasalı ekledim, Üzerini tam doldurdum. Kullanma kılavuzunda 20 saat beklemek gerektiği yazmış ama bizim o kadar vaktimiz yok. Yarın 12. saatte sabah erken çıkacağız.
Bu iş bitince ön güverteye kurulduk. Nalan harika bir sofra hazırlamış. Güneş batışını şaraplarımız eşliğinde izliyoruz. Etrafımızda sudan zıplayan levrekler var. Huzurlu bir yerdeyiz...
Gece de çok sakin geçti.
Karaya çıkmadan, vakitlice yattık uyuduk.


19 Temmuz 2017 Çarşamba

Kefalonya-İtaka


Sabah yine tarayan filan oldu mu endişesiyle çıktım kokpite. Sorun yok. Herkes olduğu yerde.
Bir kısım tekneler çoktan koydan çıkmışlar bile. Filotilla olanlar hala pinekliyor.
Köy de yavaş yavaş uyanıyor.
Çay suyunu koydum, kokpitte etrafa bakınırken aklıma dünden beri çalışmayan elektrikli tuvalet butonu geldi. Onu söktüm. Kablolar üzerinden kısa devre edince çalışıyor. Bu iyi haber.
Kumandayı nasılsa yaparım, bir tane de yedeğim var geçen seneden kalma diyerek çay sefasına geçtim.
Fiscardo Feneri
Bu arada tekne ahalisi de ufak ufak uyandılar. Bulunduğumuz yerde su gerçekten çok güzel. Uyanan denize atlıyor. Yan taraftaki filotilla ekibinde de hareketlilik var. Çocuklar için sanırım bir model tekne yarışması düzenlenmiş. Çocuklar kendi yaptıkları tekneler ile yarış gibi birşey yapacaklar. Ömer Deniz de heyecanlanarak kendi kayığı ile katılıp katılamayacağını merak etti. Bota binip göstermeye gittik, hem de izleriz belki. Ama sanırım dışarıdan birisinin yarışmalarına katılmalarına izin vereceğini sanmıyorum. Ömer Deniz'i hayal kırıklığına uğramaması amacıyla bunu baştan söyledim, dışarıdan gelenleri kabul etmeyebilirler dedim. Nitekim de öyle oldu...
Bu arada önemli bir sorunumuz var. Dün arabamız varken aslında istasyondan taşımamız gereken mazot bidonlarını bugün nasıl doldururuz diye düşünüyoruz. Önce arabayı alabilir miyiz diye soralım dedik. Bu amaçla  herkes hazırlandı, bidonları da aldık sahile çıktık. Arabayı vermediler ama mazot tankeri geliyormuş sık sık. Onu takip etmek amacıyla bir kafeye oturduk. Fiscardo'da son sabah, tadını çıkartıyoruz.
Bugünkü yolumuz da çok uzun değil. Rota İtaka. Muhtemelen en kuzeydoğusundaki Frikes veya Kioni'de kalalım diye düşünüyoruz. Hem Tunç Aytunç'un sunumundan hem de Nuri Ağabey'in tavsiyelerinden bu iki limanın bizim tarzımıza daha uygun olduğunu öğrendik.
Fiscardo'da uzun uzun mazot beklemeye gerek yok.
Bota binip tekneye döndük. Sabahtan ve dünden de birikmiş bir dolu bulaşık var, burada yıkayamayız. Koyun dışına çıkmamız lazım. Geçen seneden beri bir gri su tankı imali gündemde hep var, bir türlü elim varmadı. Sintineye koyacağımız 70lt lik esnek tank ve pompası çok iş görecek bu gibi durumlarda. Bakalım ne zaman?
Avara olmamız, yanaşmaya göre çok daha kolay. Rüzgaraltı halatı sahilden çöz, tekneye al; rüzgarüstü halatın başına git, tornistan ver, halatın tel kasasını kayadan kurtar, tekne tarafı sabit iken bottan halatın boşunu alarak zincire doğru harekete başlamış tekneye yetiş,iki tekne arasından motor ile çık, açıkta iken demiri topla.
Hemen rota verip, İtaka'nın kuzeyine doğru yol verdik.
Bulaşık şimdilik duruyor. Ön tuvaleti basmak için içeri girdim. O ne? Elektrikli tuvalet çalışmıyor. Daha sabah yeni sökmüştüm kumanda butonunu. Neden bozuldu ki bu şimdi?
Butonu çıkartınca buat üzerindeki sigorta da ortadan kalktı, eğer tuvalet motoru zor çalışıyorsa, sigorta da yoksa, motor zorlanmış olabilir. Açıp temizleyin dendi. Söz dinlerim. Tuvaleti söktüm, içinde katılaşmış artıkları temizledim. Kısa devre edince çalıştı. Bu iyi haber. Biraz nefes almak için dışarı çıktım. Nalan da ben hazır dümendeyken bulaşık yıkamak için içeri girdi. Girmesiyle çıkması bir oldu ))) İçerde koku dayanılmaz...
Hemen kolları sıvadım dümeni bıraktım, ön tuvalete giriştim. Malum denizciler ikiye ayrılır: Tuvalet veya pis su tankı ile uğraşmış olanlar ve uğraşacak olanlar!
Montaj ve temizlik sonrası zıpkın gibi oldu. Butonu da monte ettim. Gayet iyi çalışıyor.
Bu arada bayağı yol almışız. "Finikes'e kadar birçok koya girdim çıktım" dedi Nalan. Oraya çok yakın bir koyda demirleyip, denize girelim diye düşünüyoruz.
Bir tanesini çok beğendik. Sahilde bazı çadırlar filan var, belli ki bir kamp var. Derinlik çok hızla artıyor, bu önemli. Standart bir demir yeri değil pek. Aslında bu koyun hakkı kıçtankara olmak ancak zaten birkaç saat kalacağız. Doğrusu üşendim.
Neredeyse 3 metreye kadar içeri girip, demiri o şekilde atarak dışarı doğru çok uzun zincir döşedik. Altımızda 15 metre su var ama rüzgar fazla şiddetli değil.
"Oh ne güzel koyda tek tekneyiz" dememe kalmadı. 3 tane tekne daha geldi. Belli ki ikisi charter. Çok derin suya çok az kaloma verdiler. Nitekim ilk sağanakta taradı ikisi de...
Diğer italyan bayraklı. Onlar tutturdular.
Sonra bir tekne daha geldi, o direkt kıçtankara yaptı.
Deniz sefası sonrası öğle yemeği. Menü makarna ve şarap. Çocuklar artık menü olursa olsun cacık mutlaka istiyorlar, sofranın tuz-biber gibi vazgeçilmezi oldu.
Rüzgar şiddetini arttırınca, tekne gezinmeye başladı önden ikinci çapayı da olduğumuz yere indirdim. Başüstünde iki çapa olması meğer ne büyük nimetmiş. Onu genelde halat ile kullanıyorum. Irgatın fenerliği ile indirip, alıyorum. Bazen demirler loçalarında iken üst üste biniyorlar filan ama onun haricinde büyük güven veriyor doğrusu.
Bot ile karaya çıktık. Sahil belli ki zamanında hipi merkeziymiş. Yaşlı zeytin ağaçları arasında biraz yürüdük, kumsalda taş toplama ritüeli, Ömer Deniz kayığını yüzdürdü. Çok da oyalanmadık, artık güneş alçalıyor. İyon Adaları'nda son  durağımız olan Kioni'ye doğru rota tutacağız.  Mesafe kısa, yaklaşık 4 NM...
Kioni'ye girdiğimizde her tarafın dolu olduğunu gördük. Mendirek içinde zaten yer yok. Alargada 2-3 tane tekne var ama oldukça derin suya yaklaşık 15 metre neredeyse tüm zinciri döşemek gerekecek. Tekne oldukça açıkta duracak. Esasen çok sorun değil, zaten bot ile karaya çıkacağız her halukarda.
Bir tane yer var aslında, feribot rıhtımına kıçtankara olmuş teknelerin kuzeyinde, karadaki taşlara çok yakın tek teknelik yer var. Kıçtankara olamayız ama kıçtan demir atıp baştankara olabiliriz belki. Ama zemini incelemeden oraya girmeye cesaret edemedim. Mendireğin seviyesine demir atıp alargada kalmayı tercih ettim. Sancağımda bir italyan var. Bir tane de iyice açıkta bir tekne var. Birbirimize çapariz vermiyoruz. Welcome to Kioni!
Kokteyl sonrası tekneyi toparladık. Herkes hazırlandı.
Bu sırada sancaktaki İtalyan'a sahilden seslendiler, demir aldı. Mendirekte bir katamarana yanaştı. Bu arada mendirekte de bir hareketlenmeler var. Önceleri çok üstünde durmadım, sonrasında düdükler-kornalar. Meğer feribot geliyormuş. Koca feribot bize 2 metre mesafede manevra edip tornistan ile rıhtıma kıçtankara oldu. Bu sırada da içeri bir alman girdi. Koyun içinde döndü dolaştı. Sonrasında bizim tam pruva istikametimizde demir attı. Rüzgar hala sert. Normalde en az benim kadar kaloma vermesi lazım. O zaman da bana çok yakın duracak. Nasıl olacak diye düşünürken, çok az kaloma verdi. Bence tutması mümkün değil. Ama zınk diye durdu adam. Allah Allah? Acaba çapası ne markaymış diye düşünmeden edemedim... )))
Bot ile sahile çıktık.
Burası hoş duygusu olan bir köy. Küçük Simi! Bir tane kumsal var. Oldukça hoş tavernalar, restaurantlar ve dükkanlar var. Çok büyük değil. Biraz italyan tarzı bir yer...
Sarımsaktan duvarı olan! bir restauranta oturduk. Menü pizza, makarna, şarap ve ice tea limon. Fiyat makul. Akşam tekne için köyün tek marketinden öte beri aldık. Yarın uzun geçiş var.
Tekneye döndük. Yattık uyuduk.



İtaka-Kioni

18 Temmuz 2017 Salı

Kefalonya

Sabah ön kamarada, lumbozdaki görüntüyü farketmemle güverteye fırlamam bir oldu. İskeledeki motoryatın göz demiri neredeyse bizim küpeştede.
Dün akşamüstü hakim esen rüzgarda, rüzgaraltında kalan koca tekne sabah İtaka boğazından esen imbat ile demirini esnetmiş, bize doğru iyice yaklaşmış. Şimdilik taramıyor gibiyiz ama motoryat yaslanırsa bizi de hatta bizim altımızdaki diğer tüm tekneleri de taratır. Doğrusu ben onlardan sorun çıkar diye düşünüyordum, koca motoryatın 7 mürettebatıyla tarayacağını hiç düşünmemiştim, ama oldu işte...
Kaptan Yunanlı. Tedirgin hareketlerle güvertede bir öne bir arkaya gidiyor, ırgatta bir mürettebat var ara ara zincirin az az boşunu alıyor ama herşey rüzgarın esip esmemesine bağlı.
Eğer üstüne koyarsa tarayacak o kesin. O zaman bizde zaten güvende olabilir miyiz? Hiç emin değilim.
Bu arada dün akşam, sancağımdaki Alman ile aramıza İngiliz bayraklı bir tekne daha girmiş. Hiç farketmedik. Onlar da güvertedeler... Tedirgin olarak herkes bekliyor. Motoryat yaslanmasın diye iskele koltuğu biraz daha gevşettim, pay var. Nitekim bindiren bir sağanakta  koca motoryat iyice bizim tarafa doğru esnedi, azıcık dayanırsa bizim çapayı da dipten sökecek. Kaptan artık tahammülsüz bir şekilde dümene geçti, manevra pervanesi ile dışarı çıktılar.
Ancak bu sefer de bizim rüzgarüstünde hiç tekne kalmadığı için iyice rüzgara açık hale geldik. Rüzgar şiddetini de iyice arttırmış durumda, rüzgaraltımızdaki ingiliz ile aramızda çok az mesafe kaldı. Tam bordadan alıyoruz.
İngiliz ailenin en yaşlısı, sanırım teknenin de sahibi, gayet sakin hareketlerle motoru çalıştırdı, "merak etmenize gerek yok, böyle şeyler olabilir. Biz rüzgaraltı tekneyiz rahatlıkla çıkarız" dedi. Gerçekten de şaşkınlıkla izliyorum manevralarını. Gayet net bir hareketle çıktılar. Ancak şaşkınlığım manevraya değil, İngiliz kaptanın zerafetine ve denizcilik kültürüne... Öte tarafta 7 mürettebatı ile havalı havalı dolaşan güya profesyonel kaptan ile kıyaslayınca içim açıldı. İngilizler çıkınca bizim kayık biraz daha rüzgaraltına esnedi ancak, Almana yaslanmadan kazık gibi durdu. Nitekim bir süre sonra da rüzgar iyice hafifledi. Rahatladık.
Ömer Deniz ile bota binip, alargaya çıkmış İngiliz'in yanına gittik. Teşekkür ettik. Hiç önemli değil gibilerinden bir hareketle geçiştirdi.
Rahmetlinin dediği gibi, herkesten öğreneceğin birşeyler var hayatta. Kimisinden neyi bazısından ise neyi yapmayacağını öğreniyorsun... ))
Meğer kitapta da yazarmış bu olay. Eğer ilk tekne tararsa, domino taşı gibi bütün tekneler tarar diye. Neyse biz ucuz kurtulduk.
Bu arada bir süre ben teknede kalmak istedim. Ancak bugün araba kiralayıp adayı gezmek istiyoruz. Fiscardo'da araba kiralayan tek bir yer var. Nalan ve Ömer Deniz beraber bot ile oraya bakmaya gittiler. Araba bulmuşlar. Telefonun pili bittiği için el telsizi ile haberleştik.
65 E günlüğü. En küçüğünden arabayı almışlar. Rıhtımda yer yokmuş, belki beklersek çıkar ama biz de vakit kaybetmeyelim dedik. Sabah imbatı artık iyice azaldı. Muhtemel akşam yine terse dönecek.
Nalan istersen ikinci bir çapa atalım dedi ama ben burada sorun olacağını sanmıyorum.
Yanımıza giyecek ve yedekleri alıp sahile çıktık.
Botu uygun yere bağladık.
Arabayı aldığımızda artık saat öğleye gelmişti.
İlk durak Assos. Burası bizdeki Assos'a çok benziyor. Tepede bir kale, onun altında taşlık bir kumsalı var. Farklı olarak arada küçük bir kıstak ile bağlı iki koydan oluşuyor. Adanın kuzeybatısında olduğu için olsa gerek tekneciler açısından çok da popüler değil.
Fiscardo
Tam köşede harika konumu olan bir taverna var. Acıktık yemek yiyelim dedik ama tabi bu saatte taverna full! Arabadan birşey almak için geri döndüm, tam bu sırada en köşedeki tavernanın en güzel masası kalktı. Anında oturduk tabii...
Assos
Menü kalamar tava, zucchini balls, patates, bira ve ice tea limon.
Çocuklar biraz kumsalda eğlendiler ama deniz sefasını burada değil, biraz güneyde Mirthos koyunda yapacağız. Yol Assos'tan sonra adanın batısındaki kıyıları yüksek yarlardan izleyerek güneye doğru devam ediyor. Merkez Argostoli ama biz oraya kadar gitmeyeceğiz. Kefalonya hiç de küçük bir ada değil. Yaklaşık Sakız kadar. Ancak büyük koylar ve körfezler var.
En güneyinde 1600 metre civarında zirvesi olan dağ var.
Mirtos ve diğer koyları hayranlıkla izliyoruz. Denizin rengi bir harika.
Mirthos 
Normalden daha sakin bir deniz varmış bugün. Ona rağmen, masmavi sular, kumsalda patlıyor. Çocuklar dalgalara bayıldılar.
Uzun süre kalmayıp, yola devam ettik. İkinci durak Melissani mağarası.
Adanın doğusunda önemli yerleşim yeri Sami'ye yakın bir mağara. Kefalonya diğer İyon adaları gibi özellikli bir jeolojik yapıya sahip. Mağaralar bu coğrafyada en sık karşılaşılan bir olgu.
Bahsi geçen mağara da içerisinde kayık turunun yapıldığı, bir deprem ile üzeri açılınca tesadüfen keşfedilmiş bir boşluk. Girişi yetişkinlere 7E. Çocuklar mağaranın suyunu ve akustiğini çok beğendiler.
"Bu da bitti" mantığı ile dolaşıyoruz, araba ile sadece bu akşama kadar plan yaptık. Yarın İtaka'ya geçeceğiz. Dolayısıyla İyon Denizi'nin bu en büyük adasında mümkün olduğu kadar çok yer görmek ana hedefimiz. Aslında şehir olarak Sami ve Argostoli'yi çok da merak etmiyoruz doğrusu. Ancak tüm Yunanistan'ın en büyük ada dağı olan Ainos nedense bizi mıknatıs gibi çekiyor. Listede ikinci sırada Samotraki var seneler önce orayı da çok beğenmiştik.
Abies Cephalonica adıyla bilinen, buraya özgü göknar ormanı binlerce yıldır birçok geminin inşaasına hammadde sağlamış.  1962 yılında Ulusal Parka dönüştürülen bölgede çok hoş yürüme yolları ve hiking parkurları var. Pek de turistik olmadığı için sanırım çok beğendik.
Neredeyse tamamı deniz seviyesinde geçen bir yelken yolculuğunun bu en "yüksek" anında, bütün etraftaki adaları görebilecek kadar yukarıda olmak duygusu tarif edilemez.
Akşamüstü rüzgarının ağaçların dallarında çıkarttığı sesi hatıralamıza kaydedip, tekneye dönmek için yola koyulma vakti geldi maalesef...
Geldiğimiz yoldan Fiscardo'ya geri döndük. Arabanın camı bozuk olduğu için geri verelim dedik, park etmek istemedik.Çocuklar kumsalda eğleniyor. Ben öte beri almaya markete gittim.
Akşam yemeği teknede. Yanımıza yeni tipler gelmiş, dünküler ayrılmış.
Teknede biraz yüzdük, bulunduğumuz yer koyun belki de en güzel suyunun olduğu yer. Sonrasında akşam yemeği yine teknede. Bugün artık son mantıyı bitireceğiz.
Akşamın ilerleyen saatlerinde kahve içmeye sahile çıktık.
Fiscardo'yu yansıttığı ruh olarak çok beğendik.  En uzun süre burada kaldığımız için değil ama burayı nedense Gümüşlük'e çok benzettik. Orayı da çok sevdiğimiz için belki de...
Her tatilin "en" lerini seçmek Lotus'ta adettendir. Gerçi bunu son akşam yemeğinde yaparız genelde ama Nalan'ın doğumgününü erken kutlama programı bence gayet uygun bir zaman!
Çok hoş bir kahve molası sonrası tekneye botla dönüp, biraz daha sohbet sonrasında yattık.


GOPR0399 from mehmet erem on Vimeo.




17 Temmuz 2017 Pazartesi

Meganissi-Fiscardo/ Kefalonya

Sabah dümdüz bir denize uyandık. Dünkü kargaşa sanki hiç olmamış gibi, bir gecede bu koy nasıl bu hale gelebiliyor. Bu kadar sakin, huzurlu ve dingin nasıl olabiliyor? Şaşırıyorum...
Doğa bence en hızlı unutma kapasitesine sahip, içimizde...
Meganissi
Çocuklar da erken kalktılar. Onlara geçiştirecek birşeyler verdik kahvaltılık. Ortalığı toplamaya giriştik. Ben botun suyunu boşalttım. Gidip yedek çapayı almak lazım.
Nalan ile burada durmayalım, bir başka yerde kahvaltı edelim ruh halindeyiz.
Bu sırada Raphael de kalkınca, demir konusunda yardımını istedim. İki kişi tüm düzeneği ve çapayı alıp Lotus'un başüstüne, iskele loçaya yerleştirdik.
Motoru çalıştırıp çıkmadan önce havuzlukta birer çay içtik. Bu arada Raphael kendi botuyla tekrar geldi ve küçük bir torba verdi. "İçinde çocuklar için ufak tefek şekerleme, bisküviler var. Bir de sanırım dün akşam şemsiyenizi kırdım, telafi etmez ama onun için de küçük birşey var" dediğinde ne demek istediğini doğrusu anlamadım. "Teşekkür ederim, gerek yoktu" filan gibisinden birşeyler geveledim. Torbayı da mutfağa bıraktım.
Bu arada gözüm avara olma hazırlığındaki motoryata takıldı. Flybridge mevcut motoryatta bir adam ile bir kadın var. İlk gördüğümde çok şaşırmıştım, çünkü motoryattaki adam yaklaşık 55-60 yaşlarında, oldukça fit vücudu olan ancak her iki kolu muhtemelen bir kaza sebebiyle omuz seviyesinde kopuktu. Teknenin tüm işlerini kadıncağız kendisi halletti ve net bir manevrayla çıktılar.
Nalan ile birbirimize baktık... Ancak ikimizin ağzından da tek bir laf bile çıkmadı, çıkamadı!
Hayat ne kadar ilginç ve sürprizlerle dolu.
Kıç koltuğunu çözüp demir aldık. Raphael ve eşi uzaktan el salladılar.
Onları koyda yalnız bırakıp, kendi yolumuza koyulduk.
Gökyüzünde, dün geceden kalan tek tük bulutlar, artık sonuna gelinmiş dans partisinin sarhoş ama eve gitmek istemeyen inatçı dansçıları gibiler... Karışık ve düzensiz hareketlerle hala dans etmeye çalışıyorlar ama dün geceki enerjilerinden eser kalmamış!
Meganissi adasının doğu ucundan Kefalonya'ya rota tutacağız. Belki hemen yakın koylardan birisine girer kahvaltı ederiz diye düşündük. Ama hiçbir koyu tam da beğenmedik.
Meganisi'nin güneyindeki mağaralardan birisinin önünde kısa süreli demirledik.
Kısa bir yüzme molasından sonra kahvaltı yaptık. Kahvaltıyı yeni hediyemiz ile süsleyelim deyince bir sürpriz ile karşılaştık. Alman çiftin verdiği torbanın en dibinde katlanmış bir miktar para var! 30E'luk banknot, kendi üstünde defalarca katlandıktan sonra şeker paketinin kenarına sıkıştırılmış.
Raphael ve nişanlısı, bizi tekrar şaşırttı. Böyle birşeye hiç gerek yoktu tabi ki de... Hatta doğrusu kendimizi kötü hissettik. Paranın veya sahip olunan maddi gücün hiçbir işe yaramayacağı bir doğa olayı karşısında, iki denizcinin yardımlaşmasının bir meblağa dönüştürülmeye çalışılması içimi burktu. Bir gün önce komşusunun botu bordasına çarptığı için rahatsız olan, çocukların uyuduğunu bildiği teknenin güvertesine kakıçla vuran insanların yaşadığı bir dünyada, doğanın tüm şiddeti ve öfkesine şahit olup da teşekkür etmeyi bu kadar değersizleştirmek insanı üzüyor. Ama denizdeki kaptan sayısı kadar farklı karakter var.
Artık şaşırmayacağım dediğim her seferinde, tekrar şaşırtabiliyor ya beni... Hayat işte!
Bu da onun doğrusu imiş... Kırılan şemsiyeye saydım. Çok da üstünde durmamaya karar verdim.
Bot ile mağara ziyareti ve Nalan'ın kısa dalışından sonra  demir alıp Fiscardo'ya rota tuttuk.
Dünkü arıza sebebiyle otopilotumuz artık çalışmıyor. Mecburen hep dümen tutuyoruz. Başta kafadan gelen rüzgar bir süre sonra Lefkada kanalından apaza döndü. Yelken açıp motoru kapattım.
Hava iyice yükseldi, güneş açtı.
Kefalonya bu grup adalar içinde en çok görmek istediklerimizden. Muhtemelen birkaç gün kalıp, araba kiralayıp etrafını gezmek istiyoruz. Ada kendisi oldukça büyük. Tekneyle yapmaya kalksak 1 haftamızı alır. En popüler, hatta sosyetik olan koyu Fiscardo'ya gideceğiz. Tabi haliyle geç saate kaldık. Umuyorum güzel bir yer buluruz kendimize.
Her taraf yelken yapan teknelerle dolu. Farklı farklı, genelde Avrupa ülkelerinden ekipler ve hatta filolar var. Gruplar halinde dolaşıyorlar.
Bundan başka çok lüks yelkenli ve motoryatlar var. Genelde profesyonel ekipler tarafından yönetiliyorlar. İtaka'yı iskelede bırakıp, Kefalonya'nın en kuzeyinde, giriinde fener olan koya girdik. Açıkta demirlemiş lüks yatlar var, Paxoi'de gördüğümüz 5 gurcatalı da burada!
Koya girdiğimizde, rıhtımda hemen hiç yer olmadığını görünce artık şaşırmadım. Koyun kuzey tarafına yan yana tekneler, demir atıp kıçtan kayalara veya ağaçlara bağlamışlar. Hemen hiç yer yok.
Güney kıyısı çok sığ, 1-2 motoryat ve katamaran bağlanmış.
En dışarı doğru bir aralık var gibi. Bir tekne girmeye yeltendi ancak rüzgar bordadan sert bindiriyor. Vazgeçti dışarı çıktı. Kıçtan yanaşınca, iskele tarafta, yani rüzgaraltında 25 metrelik bir motoryat var. 5-6 personeli olan eski model, güzel bir motoryat. Rüzgarüstü yani sancak tarafta da bir Alman çift bağlanmış. Şöyle bir plan yaptık. Nalan dümende, nasıl manevra edeceğimizi konuştuk. Ömer Deniz demirde, uzun uzun nasıl demir atması gerektiğini anlattım. Ben de kıç koltuklarını hazırladım, ancak zaten önemli olan rüzgarüstü taraf, orayı ilk bağlasak tekne sağlamda olur. Olamazsa, motoryata yaslanırız sonrasında rüzgarüstü koltuğun boşunu cenova vinciyle alırız diye kafamda tasarladım.
Bu arada hem sancak hem de iskele taraftakiler, tedirgin bakışlarla bizi süzüyor.
Aslında çok iyi manevra ettik ancak rüzgar şiddetli, bizi motoryata yaslayacak fakat düşünmediğim bir detay o tarafta bir merdiveni var yatın. Mürettebat borda boyunca dizildi, herkes teyakkuzda. Keza kaptan da çıktı, bir şeyler geveliyor.
Bu şekilde yapamayacağız, dışarı çıkıp tekrar gelmek lazım. B planı belli. Sahilde bağlanılacak yerler çok uzak. Önceden kıyıya yollayacağımız bir ekibimiz yok-henüz- Keşke Çağla dingiyi kullanabiliyor olsaydı! )))
Çıkarken birşey farkettim, sancak taraftaki (rüzgarüstü) Alman'ın, iskele koltuğu sanırım kısa gelmiş, suyun üstünde iki izbarço ile ek yapmışlar. Bunu yakalarsak, gayet rahat bir manevra olabilir. Nalan'ın hız kesmeden gelmesi, Ömer Deniz'in de hiç aralık vermeden zinciri döşemesi gerekiyor.
Gerçekten de rahat bir şekilde gelip, koltuk ekine bizim rüzgarüstü koltuğu, neredeyse suya bile girmemize gerek kalmadan bağladık.
Ömer Deniz'e bota binmesini ve kalıcı koltukları bağlamam için beni kıyıy çıkarmasını söyledim. Doğrusu o da, hala bizi seyreden motoryat mürettebatı ve diğer teknedekilerin bakışları arasında, usta manevralarla sahildeki kayalığa yanaştı. Bağlandıktan sonra da ekip olarak bir "aferin" hakettik!
Kokteyl hazırlandı. Bekle bakalım Kefalonya, biz de geldik.
Fiscardo
Tekneyi bağladıktan sonra deniz molası. Sonrasında banyo, süslendik püslendik Fiscardo piyasasına girmeye hazırız. İçeride bir feribot rıhtımı var. Onun hemen yanındaki beton rıhtıma botu bağladık.
İlk restaurant Ellie's, güzel bir italyan tarzı olan restaurant. Et yemekleri genelde meşhur Kefalonya'da. Günlerdir deniz ürünü yedik, değişiklik olsun.
Kumsala yakın bir masada oturup, henüz karanlık çökmeden şarap eşliğinde çok hoş bir akşam yemeği yedik. hesap 74E. Sonrasında rıhtım boyunca yürüyüp, kenti keşfetme. Çocuklara dondurma, bize kahve, birkaç market var ertesi gün öte beri alınabilir.
Fiscardo'yu biz daha çok Gümüşlük'e benzettik. Beğendik.
Bir yeri beğenmek veya nefret etmeyi belirleyen unsur nedir? İlk andaki intibayı ne belirliyor? Zevkleri benzer hatta neredeyse aynı olan iki kişi, aynı yere yanaştığında neden aynı duygulara sahip olmuyorlar? Yanaşırken olan aksilikler mi? Havanın güzelliği mi? Yoksa ilk karşılaştıkları kişinin, yanaşan tekneye gülümsemesi mi? yerin beğenilmesi ya da beğenilmemesini belirliyor?
Pek emin değilim...
Akşam çok da geç olmadan botumuza binip teknemize geri döndük.
Çocuklar hemen uyudu. Biraz kokpitte pinekledikten sonra ben de yattım uyudum.





16 Temmuz 2017 Pazar

Preveze-Lefkada ve Meganisi

Bugünkü rotamız yine güneye doğru. Lefkada'da durmayı hiç düşünmüyoruz. Ancak kanaldan geçeceğiz. İyon adalarını batısı genel olarak melteme açık olduğu için pek popüler değil. Aslında bu seyrimizde beklenen havalar hiç yok. Standart olarak bu sularda 15-20 knot aralığında, meltem karakterinde esen rüzgarlar olması lazımdı ancak şimdiye kadar hiç karşılaşmadık. Bakalım gelecekte biraz esecek mi? ))
Preveze
Sabah erken kalktım. Şehrin sokaklarında fırın arayışım hayal kırıklığı ile sonlandı.
Demir alıp yerimizden çıkalım havası hakim. Çocukların uyumaya devam etmeleri işimize gelir.
Mazot ikmalini Kleopatra Marina'da yapacağız. Girişte kimsecikler yok, kitaptan kanal 67'den çağrı yapılması söylenmiş. Yaptık. Ama yine cevap yok. Biz de kendimiz girelim dedik.
Yakıt istasyonu hemen marinanın girişinde, hiç rüzgar yok.
"Dümdüz denizde, biz buraya yanaşamazsak ben de birşey bilmiyorum" edalarıyla yüzer pontona yollandım. İlginç! Yanına kadar geldim bir türlü varamıyorum...
İskeleden 2 metre uzakta kaldı kayık. İleri yapıyorum olmuyor, tornistan veriyorum olmuyor.
Nalan da boş gözlerle bana bakıyor. "Ne yapıyor bu adam?" diye.
Koşarak bir marina görevlisi geldi, eli telsizli. Halat attık, ittire ç


ektire yanaştırdık lehundayı. Meğer hep akıntı olurmuş burada, hatta kitapta bile yazıyor. Ama okuyan kim? ))
Neyse depoyu saat hesabı 40 E doldurduk.
Biraz da suya ihtiyacımız var dedik, 5E dedi. Anlaştık. Depoyu doldurduktan sonra biraz da güverteye tuttum kalan azıcık suyu... Bu arada Nalan markete gitti öte beri bişeyler almak için ama heyhat. Ancak 10 da açılırmış Beklemedik çıktık.
Levkas Kanalı'na yetişeceğiz. Kanal saat başı açılıyor. 5-10 dk açık kalıyor. Karşılıklı tekneler geçiyorlar. Rotayı filan hesapladık. Normal seyir süratinde tam açıldığı saatte orada olacağız.
Nitekim kanalın dışında bekleyen tekneler var.
Bu arada kanalın dışında belki de şimdiye kadar bu coğrafyada gördüğümüz en güzel ve geniş kumsalı farkettik. Lefkada'nın en kuzeyi. 1 saat mola verip çocukları suya sokmak fikri Çağla'nın uyuyor olması sebebiyle bir başka sefere ertelendi... Artık bakalım kaç sene sonraya?
Kanal çok ilginç. Ama şehir için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Nitekim durmayıp aşağıya doğru devam ettik. Beraber seyrettiğimiz tekneler var.
Kanalın çıkışına yakın, önlü arkalı 3 knot ile seyrederken birden hava kapadı, yumuşak bir yağmur yağmaya başladı. Çok hoş, insanın içini serinleten bir yaz yağmuru.
Yanımızda seyreden teknede, dümendeki hanım ellerini iki yana açarak, kahkahalar atarak yağmuru karşıladı. Neşesi bize de bulaşmış olacak ki bir anda Lotus'un güvertesi yağmur dansına çıkanlarla doldu... Hay Allah! Güverteyi de yeni yıkamıştım halbuki. ))
Levkas Kanalı
Kanaldan çıktıktan sonra motora yol verdik, güneye doğru seyrediyoruz. Etraf yelken yapan teknelerle dolu. Bugün günlerden Pazar. Genelde charter yapan teknelerin ana merkezi burası. Bugün de sanırım değişimin ilk günü...
Biz Lefkada'nın doğu sahilini takip ederek, güneye doğru ilerliyoruz. Önümüzde Aristotle Onasis'in meşhur adası, Scorpion var. Lefkada'da Nidri ve Vlikho önemli merkezleri. Biz içeri girmeyi tercih etmedik. Nisos Madhouri önlerinde, Lefkada kıyısında neredeyse suya değen bir çam ağacı önünde durdum. Ancak teknede herkes uyuyor. Ben de burada vakit kaybetmeyip, güneye doğru devam etmeye karar verdim. Adanın kıyılarını takip ederken, buruna yakın çok hoş bir koyda çok hoş bir ev gördüm. Önünde demirleyip bir yüzme molası vermek için hazırlığa girişirken, birden koydan çıkan 2-3 tane motorlu tekne sahildeki iskeleye yanaştılar.
Meğer bir müzeye aitmiş... Tabi kitaba baştan baksak öğrenirdik ama bir yandan da gurur duydum kendimle, meğer gerçekten de meşhur bir yermiş. Açık denizden geçerken bile farkedebilmişim, demek böyle bir kabiliyetim var?
Bu arada Meganissi'ye uğramaktan vazgeçtik. Birkaç saat mola verdikten sonra akşam direkt İthaca Kioni'ye  devam ederiz diye düşünüyorum.
Yağmurdan sonra hava yükseldi.
Ormos Dessimou'dan önce bir küçük koyda demirleyip, öğle yemeği için durduk.
Koyda sadece bir adet küçük bir bot ve tam ortada demirlemiş bir uzakyol teknesi var. Onlara rahatsızlık vermeyecek tarzda demirledik.
Çocuklar anında suda. Biz de bota bindik ve küçük bir kumsalı gözümüze kestirip oraya yanaştık. Taş toplama ritüeli sonrasında öğle yemeğinde mantı. Artık İstanbul'dan getirdiğimiz bazı yiyecekler bozulmaya başlayacak endişesiyle, tüketmeye bakıyoruz.
Koyda kalanlar birer ikişer ayrıldılar. Biz de vakitlice çıkıp seyre geçtik.
Kanaldan çıktıktan sonra güneyli rüzgar oldukça şiddetlendi. Tam kafadan geliyor. Bu akşam için ihbarlara da pek bakamadık doğrusu. Bahsi geçen hava bu coğrafyayı nasıl etkileyecek ikircikliyim.
25-30 knot aralığına oturan rüzgara karşı 15 NM yapmaktansa, Meganisi adasına doğru dönüp, korunaklı koylarından birinde geceyi geçirmek sanki daha uygun gibi geldi. Kioni rıhtımının küçük olmasından mı endişe ettim? Yoksa haritada Göcek veya Gökova kıyılarına benzeyen Meganissi'nin kuzey koylarında daha güvenli demirleme alternatifi bulurum duygusu mu ağır bastı? Beni motive eden şeyin ne olduğundan hala emin değilim.
180 derece dönüp, kuzeye yollandık. Kanaldan çıkıp Meganissi'ye yaklaşınca, havanın kuzeyden iyice doldurduğunu, etrafta da rüzgardan kaçışan, fırtınayı rahat atlatabilecekleri liman arayan yelkenlilerle dolu olduğunu gördük. Meganisi'de 3 tane yanaşılabilecek iskelesi olan koy var. İlki bize yakın, Sparthakori. Herkesin oraya girdiğini görünce durmadım bile, devam ettim. İkincisi Vathi. Burada bir marina (Odyseeus Marina) ve bir de taverna iskelesi var. Ancak telsizle yaptığımız çağrıda her ikisinin de dolu olduğu söylendi. Liman içi tıklım tıklım.
Bu gibi limanlarda üst üste bağlanmaktansa, kimsenin girmediği bir yere tek başına bağlanmayı yeğlerim. Bu mantıkla yolumuza devam ettik.
Lefkada
Önümüzde 3 tane daha koy var. Bunlar kuzeydoğuya bakıyorlar. Ancak oldukça girintili ve çıkıntılı. Eğer tek başımıza olacağımız bir yer bulursak, bir de başkalarının demiriydi çapasıydı uğraşmam diye düşünüyordum o sırada, naifçe!
Ormos Kapalı adlı koya girdik. İsmi bana çok güven verdi, doğrusu... )))
Etraf yaşlı çam ağaçlarıyla dolu. Koyun ilk bölümü açık gibi. En derin köşesinde rüzgara karşı demirlemiş bir motoryat var, kıçtankara bağlanmış. Onun hemen yanında Hollanda bandıralı bir tekne var. İlginç bir şekilde motoryata dik şekilde demir atmış kıçtankara bağlanmışlar. Tedirgin şekilde güvertede oturuyorlar.
Henüz yağmur başlamadı. Ama rüzgar artık 20-30 bandında esiyor. Koyun içine girince burasının nispeten korunaklı olduğunu gördük.  Ancak iki tekne arasına girmek mümkün değil. Biz de nispeten dışarı ama hala korunaklı olan bir yere mümkün olduğu kadar çok zincir döşeyerek, kıçtankara bağlandık. Demirimiz iyi tuttu. Ancak rüzgarı yandan alacağız, tek endişem o. Eğer tarayacak gibi olursam, kıçkoltuğunu başa alarak karamursala durur, rüzgarı kafadan alırım hesaplarını yapıyorum.
Rüzgar gittikçe şiddetlendi. Bu arada koya giren çıkan tekneler var. Kimisi giriyor, manevra yapıyor, demir atıyor. Kimisi tutturuyor. Çoğu tutturamıyor, dışarı geri kaçıyor.
Ben de yağmur başlamadan, içeri gireyim ıslanmaya gerek yok diye düşünüp, kapıyı bacayı kapattım. Barometre 990'da ve düşmeye devam ediyor. Nitekim bardaktan boşanırcasına bir yağmur başladı.
İçeride çocuklarla oyun oynarken, "DONK" diye bir sesle irkildik, hepimiz.
Hemen dışarı fırladım. Rüzgarüstümde, bir yelkenli, içinde 2 kişi var. Bir çift. Ne yapacaklarını bilemez şekilde şaşkınlıkla sağa sola bakıyorlar. Sonradan adının Raphael olduğunu öğreneceğimiz, erkek olanına, ne yapmak istediğini sordum. O da önce binbir özür dileyerek, söze başladı. Tekneyi yeni kiraladıklarını filan anlatmaya başladı. Yardım etmek amacıyla benim bota atlayıp, kıç koltuğunu yaşlı bir zeytin ağacına bağladım. Normalde zincirin boşunu alsalar, rahatlıkla dururlar.
Bu arada şaldır şuldur yağmur yağıyor.
Geçmiş olsun filan dedim çocuğa, içeri girdim. Kuru bir mayo buldum kendime, değiştim.
Bu arada Nalan yemek yapmış. Tam yemeğe oturduk.
Yine aynı ses.
"DONK"
Yine dışarı fırladım,  yine aynı tekne. Ama Raphael yok, adının sonradan Katerine olduğunu öğreneceğimiz kız arkadaşı dümende bu sefer . Motoru ileri geri bişeyler yapıyor. Erkek arkadaşının nerede olduğunu sordum. Parmağıyla uzakta bir botu gösterdi. Kürekle oraya gitmiş. Bir diğer koltuk halatını rüzgarüstünde bir ağaca bağlamaya çalışıyor.
Bu şekilde bağlayınca kayığın kafası bize doğru dönüyor, demiri de tutmadığı için tekne kafadan Lotus'un bordasına bindiriyor.
Kısa bir durum değerlendirmesi, böyle kalamyız... Hımmm!
Bu arada çocuk geri geldi.
Ben tabi bu ikinci denemede tecrübeliyim, elimde bir şemsiye ile çıkmıştım dışarı. Gerçi o rüzgarda şemsiyeye hakim olmak bayağı alengirli ama "biz yelkenciyiz ya, işimiz rüzgarla oynamak!" )))
Normalde çıkıp demir almaları, tazelemeleri ve hatta bu halleriyle en iyisi marinaya gitmeleri daha uygun olur. Çocuk perişan halde bana bakıyor, "çıkın gidin buradan" diyemedim. Elimdeki şemsiyeyi ona verdim.  Plan değişti.
Onları bizim kayığın üstüne bağlayacağız. Araya usturmaçaları dizdik. Baş kıç birer koltuk ile bağlandık. İki teknenin de yükü bizim demirde, ancak en azından borda bordayayız.
Yağmur şiddetini iyice arttırdı. Etrafta şimşekler çakıyor.
Bu sırada tabi yine sucuk gibi oldum. Tam kıç koltuğunu almak için uzanınca,  "TONK" diye bir ses duydum kafamın içinde! "Hah dedim yıldırım düşünce böyle oluyormuş demek ki" ))) Baktım ceviz kadar bir dolu ayak başparmağımın orada, güvertede duruyor.
Takır tukur boşaldı üstüme. Hemen biminin altına girdim.
Bir anda yeni taktığım güneş panelleri  aklıma geldi. Zavallı güneş panellerim benim...
Ancak bu havada onlar için yapılacak birşey yok!
Raphael durmadan teşekkür ediyor, çok üzgün olduğunu filan söylüyor. Ben de "olur böyle şeyler" filan diyorum durmadan.
Bu arada iki tekne artık bağlandı, içeri girip biraz kuruyalım diye düşündük.
Salona girdiğimde ikinci kıyafetlerimi de çıkartıp, artık kalan son kuru şeylerimi geçirdim üstüme. Eğer bunları da ıslatırsam, son manevrayı anadan üryan yapacağız belli ki!
Rüzgar şiddeti daha da arttı. Bu durumda eğer benim çapa tararsa, durum iyice karışık bir hal alacak. En azından biraz şiddetini azaltsın, o zaman birşeyler yaparız diyorum içimden. Ama zaten tarayacaksa en şiddetli, en çaresiz ve en zor zamanda tarayacağını da hepimiz biliyoruz.
İçeride oturup beklemek içime sinmedi. Kalın ne kadar mont, salopet çizme varsa hepsini giyip, sanki okyanus geçmeye hazırlanıyormuş gibi kuşandım, temmuzun ortasında! Savaş meydanına çıkan bir samuray edasıyla kokpite tırmandım.
Bimini altı nispeten korunaklı, umarım o da parçalanmaz. Etrafta manzara korkunç, koy içinde sağanaklarda 55 knot esiyor. Tekneler kuru direk 15-20 derece yan yatıyor. Demirin esnediğini, zincirin tel gibi gerildiğini kıç koltuklarını boşlamasından belli! Umarım taramaz. Bu kadar sert estiğine göre birazdan bitecek. Motoru her halukarda çalıştırdım, ancak gaz vermiyorum. Tekne içinde elektronik olan herşeyi kapattım, rüzgar ölçer dahil. Teknelerin hareketine bakıyorum. 
Yan taraftaki Hollandalı kayıkta çok tedirgin, keza koyun içindeki diğer teknelerde de hareketlilik var. Bir tek sahildeki motoryat  gayet sakin bir şekilde, sanki dışarda hiçbir şey yokmuş gibi rahat.
Bir süre çok şiddetli yağmur yağdıktan sonra, geldiği kadar hızla kesildi. 
Böyle olacağını bilseydim, sabahtan güverteyi yıkamak için o kadar uğraşmazdım! 
Yağmur kesilince Raphael de çıktı. Ne düşündüğümü sordu. Çok şiddetli olduğunu, ancak tekrar gelebileceğini söyledim. Üşenmemek lazım, gidip bir fırtına çapası atarsak tüm gece rahat rahat burada durabileceğimizi düşündüğümü söyledim. 
"Peki" dedi. Hazırlıklarımızı yapıp, diz boyu yağmur suyu ile dolmuş benim bota binip, motoru çalıştırdık. Başüstünde duran ikinci 25 kg Deltayı, 70 metre naylon halat ve zincirle düzeneğini hazırlayıp, rüzgar üstüne doğru seyir edip kazasız belasız attık. Tekneye gelip boşunu aldık. Tekneler rahatladı. Kıç koltuklar gerildi. Yük iki büyük çapada olunca, Alman çiftin çapasının boşunu da aldık. Gerçi bence o fazla bir işe yaramıyor ama  olsun. 2 birden iyidir, 3 de ikiden )))
Biz ikinci çapayı da atınca, hava iyice yükseldi. Hatta bir ara yıldızlar bile çıktı...
Belki de kendine daha kolay avlar bulmak üzere güneye doğru devam etmiştir. O gece o civarda kaç tekne taramıştır kim bilir? Çapayı atmasaydık ne olurdu? Hala çok merak ediyorum... 
Yorgun ama vakur yatar yatmaz, uyumuşum. 




15 Temmuz 2017 Cumartesi

Paxoi-Preveze



Bugün seyahatin en uzun açık deniz geçişlerinden birisi var. Yaklaşık 35 NM. Tek seferde Levkas kanalını geçersek, belki daha da uzun. Henüz karar vermedik.
Eğer rüzgar eserse, belki aşağıya ineriz. Yoksa alternatif Preveze'de durmak.
Sabah 10'dan önce Gaios'ta bağlı olduğumuz yerden çıkmamız lazım. Mustafa Çam'dan bizim tekne ile güney geçidinden geçilebildiğini duymuştum ama yine geldiğimiz gibi çıkmayı tercih ettim. Limanın dışında 5 gurcatalı, dümdüz güverteli bir lüks yelkenli var. Çok etkileyici birşey. Hayranlıkla izledik... Aşağıya doğru devam ediyoruz.
Merak ettiğimiz için önce Mongonisi'ye girdik. İçerde bir taverna, önünde bir kumsal demirde birkaç tekne var. Aslında geceyi geçirmek için hoş bir yer, ama biz denize girmek için uygun bir yer arıyoruz. Devam ettik. Hemen altında, Kaltsonisi adasının kuytusuna girdik. Küçücük bir kanaldan içeri doğru ilerledik. Eski bir değirmen önünde demirlemiş tek bir yelkenli var. 3 metre suya demirlemiş. O olmasaydı burası kesinlikle favori mekanımızı olurdu ama iki tekne bağlanmadan burada alargada duramaz. Geri çıktık.
Antipaxi'ye doğru devam.
Aslında bu küçük adanın batı kıyılarında çok ilginç yerler olduğunu duyduk ancak hakim rüzgara açık, dalgalı koylar. Doğu kıyısından devam ettik. Gremos daha çok bir beach havasında. Hemen güneyinde adı olmayan bir koya girip demirledik. Koyda bizden başka bir motoryat ve Halberg Rassy var. Bir süre sonra onlar çıktı. Tek başımıza kaldık.
Kahvaltı sonrası kumsala çıktık.
Bu arada başka tekneler de geldiler. Çoğu charter teknesi. Yanaşmalarından ve demir atmalarından hemen anlaşılıyor.
Trelli Garida-Çılgın Karides
Bir tane de motoryat geldi. Fransız bayraklı. Flybridge'te herkese emirler yağdıran bir figür var. Tavır ve hareketlerinden bir aile olduğunu düşündüm. İlgimi çekti. Bu adam sanıyorum bu kadar agresif hareketlerle tekneyi Fransa'dan buraya getirmiş olamaz! Böyle bir kaptanla okyanus geçmek mi? Bırrrr!!! Sanırım gemiye filan koymuş getirmişlerdir kayığı ya da belki buradan kiraladılar.
İki tane demir atıp bir dolu da koltuk ile kıçtankara kayalara bağladılar. Bu arada neden olduğu bilinmez koya giren solugan miktarı arttı. Biz de sallanıyoruz, ardiyedeki meksika şapkalarını çıkarttım. Sanki işe yaradı gibi.
Diğer tekneler birer ikişer demir alıp koydan çıktı.
Biz de öğle yemeğini takiben, demir aldık. Rota Preveze.
Genelde yelken bazen motor+yelken rota 120. Olta suda...
Hava hala daha oldukça sıcak . Pazar günü soğuyacak deniyor. Sanırım bir cephe gelecek. Şimdilik gördüğümüz birşey yok. Devamlı internetimiz yok. Ancak akşamları WiFi bulup bağlanıyoruz.
Anakaraya yaklaştıkça, Preveze kanalına girmeden denize girme ihtiyacı iyice arttı. Ancak ümitler de azalıyor. Sahiller oldukça sığ ve dalgalı. Kanala girip, marinaların tam önünde, alargada duran teknelerin arasında şehirden önce son bir yüzme molası verme fikri kabul gördü. Ancak su düşündüğümüz kadar temiz değil. En çok Çağla beğendi... "Limonata gibi su" deyip duruyor. )))
Preveze
Kısa bir ''hoşgeldiniz kokteyl'' sonrası demir alıp hemen karşıdaki Belediye rıhtımına yanaşmak için manevra ettik. Uzaktan gözüken boşluk, meğer yanaşma yasağı olan bir yermiş. En dışta bir motoryatın yanına yanaşmak için demir atıp tornistan verdik. Motoryatların yanı, bütün gece çalışan jeneratör, yüksek bordalar sebebiyle manzarayı kapatma ve sahiplerinin garip ruh halleri sebebiyle genelde yelkenciler tarafından pek sevilmiyor.
Neyse biz yerimize usulünce girdik. Sahilde son dakikada birisi belirip halatımızı aldı. İskelede pedestal var ama bize uzak. Ama zaten yeni paneller ile elektriğe ihtiyacımız yok. Ama su alabilseydik iyi olurdu.
Preveze'yi biraz Erdek'e benzettik. Yerli turist ağırlıkta. Daha çok yaşlı bir nüfusu var. Buraya gelme sebeplerimizden birisi de sevgili arkadaşımız Tunç ve Julie'nin yaptıkları sunumda bir tavernadan övgüyle bahsetmiş olmaları. The Yemek gecelerimizden birisi burada. Tavernanın adı Treli Garida. Treli "deli" demek, Garida da "karides"... Bence çok anlamlı olmuş, gerçekten de karidesleri "deli" bişeydi... )))
Biraz sokaklarında dolaştık. Market arayışımız boşa çıktı. Çocuklara dondurma. Teknenin tam önündeki kafede WiFi molası. Kokpitten çekiyor olması büyük avantaj.
Bu arada yandaki motoryat sahibi ile beklenen gerilim yaşandı.
Teknenin pruvasında bağlı botun kendi bordasını çizdiği için elinde kakıçla güverteye vuran adamı, Çağla'yı uyutmakla uğraşan Nalan'ın elinden zor aldım!
Genelde marina veya limanlarda yanaştığımızda motoru mutlaka indiriyoruz. Ama motoryat olduğu için bot motoryatın eğimli bordasına çarpmış. Baştan buna önlem alıp, botun kıçındaki ince ile bize paralel duracak şekilde bağlasaydık bu tartışma hiç olmayacaktı. Biraz da benim ihmalim...