Marmara Denizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Marmara Denizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ekim 2009 Salı

Bir Fırtına Seferi

Sergün'ün kuzeni ve babasıyla beraber, bir Lodos fırtınasının tam ortasında yaptığı Marmara seferi. 7-8 kuvvetinde esen güneyli rüzgarlar ve dalgalarla 24 saatlik boğuşmanın kendi ağızlarından hikayesi...

Detaylı teknik bilgi ve görüşlere http://www.gezginkorsan.org/forum/index.php/topic,4616.0.htm den ulaşılabilir...


Gelibolu-Istanbul
Eylül 2009

12 Ekim 2009; Mehmet ağabeyle daha önce konuştuğumuz üzere, Kaan’ın arabasıyla İstanbul’dan sabah 10 sularında ayrılmayı planlıyordum. Çanakkale İstanbul seferi için bırakın ekip kurmayı, bana eşlik edecek bir kişiyi bile bulmak oldukça zor olmuştu. Bizim işler ters, herkes tatil yaparken turizmciler çalışır, herkes çalışırken tatil yaparlar, bu yüzden haftanın bu alakasız gününde 2-3 günlük bir seyire çıkacak birileri zor bulunuyor. Arabayla yüksek lisanstan arkadaşım olan Süphan’ı almaya gidiyordum ancak pazartesi trafiği malum, baktım geç kalacağım hemen telefonla haber vereyim dedim ki 3-4 aramadan sonra telefon ancak açıldı yorgun bir ses “ben bütün gece uyumadım, çok yorgunum gelemeyeceğim” dedi. Yolculuğa dahil olacak üçüncü kişi ise babamdı ve gelme olasılığı zaten çok zayıftı. Mehmet ağabeyle konuşup istanbuldan çıkış saatimi akşam 4-5 sularına kadar atınca üçüncü bir alternatif yol arkadaşının gelme ihtimali belirdi. Hemen cefakar kuzenim Nevcan’ı aradım. Nevcan ilk seyirini daha eylül ayında doktor Cem’in teknesi Psari’yi Marmaris Bozburun’dan İstanbul’a getirirken yapmıştı. İlk seyir için gerçekten de yanlış seçim üstelik Bozburun’dan Çeşme’ye kadar sürekli kuzeyli esen rüzgarlarla bir temiz de sopa yemiştik. Çeşme’de, 91 senesinden beri yelkenci olan 20 senelik arkadaşım İlke bile yola devam etmeme kararı almışken Nevcan İstanbul’a kadar yanımdaydı, o zaman anladım ki yeni bir denizci keşfetmiştim. Nevcan bana katılabileceğini söyleyince öğlen 12 sularında yola çıktık. Buluşma noktamız Gelibolu’ydu.
Akşam 6 sularında Gelibolu’daki küçük balıkçı limanına giren Lotus’u karşıladık. Yakıt ikmali ve limandaki meyhanelerden birinde midye bira faslından sonra Mehmet ağabeyleri geldiğimiz arabayla İstanbul’a uğurladık. Daha sonra otobüsle yola çıkan babam da bize katıldı. Babam, bir zamanlar yük gemilerinde kaptanlık yapan dedemin yanında gemicilik yapmak için liseyi bırakmış, 10 sene kadar gemilerde çalışmış, yağcılık, serdümenlik yapmış denizi çok seven ancak hayatında yelkenliye binmemiş biridir. Bu seyirde denizi seven birine yelkeni de sevdirmek çok zor olmaz diye düşünüyordum.
Alışveriş yapıp Akşam 10 sularında Gelibolu limanından ayrıldık. Hava 3-5 kuvvet lodos esiyordu ve hemen anayelkenimizi basıp cenovayı açarak ayı bacağı yaptık, son derece keyifli bir seyir oluyordu. Rakı ve biralar açıldı, insana işte hayat budur dedirten anlar hızla akıp gitti, babam da yelken güzelmiş yahu deyince keyfim iyice yerine geldi. Gece yarısına doğru yattım, sabaha karşı babam “bak bakalım Marmara Adası hangisi diyerek uyandırdı. Hava, kuvvetini biraz arttırmıştı. Cenovayı ve anayelkeni kapatıp Marmara Adası Limanına girdik, mendirekteki boş bulduğumuz bir yere bağlanarak öğlene kadar dinlendik.
Öğlen uyandığımızda hava şiddetini iyice arttırmış ve lodostan kıbleye dirise etmişti, telsizde fırtına uyarısı yapılmaktaydı ancak tekneyi Marmara Adasında bırakıp İstanbula dönmek veya orada beklemek bir alternatif gibi görünmüyordu, lakin Nevcanın ertesi gün sınavı, benim ve babamın ise işlerimiz vardı. Zaten o havada çalışan bir yolcu gemisi bulmak da imkansızdı. Adada öğlen 12 civarında kahvaltımızı edip yola çıktık. Ana yelkeni birinci camadanla küçülttük, cenovayı ise hiç açmadık, çok kuvvetli sağnaklarda dalganın da etkisiyle teknenin dümen dinlemediği, hatta köre düştüğü ve motor çalıştırmak zorunda kaldığımız bile oluyordu. Sanırım cenovayı fırtına floğu gibi, çok küçük de olsa açmak sorunu ortadan kaldırabilirdi. Aldığımız hava raporuna göre akşam 9’a kadar 7-8 kuvvet kıble ile keşişlemeden esecek, daha sonra aniden karayele dirise edecekti. Biraz da buna güvenerek seyir konforu daha fazla olduğu için rotamızı gereğinden fazla kuzeye yöneltmiştim. Hava şiddetli de olsa son derece keyifli ve hızlı bir seyir oluyordu. Tek sıkıntım, arada bir babamın sallantıdan şikayet etmesiydi. Yine de peşimize takılan yunusların da yardımıyla keyfim son derece yerindeydi.
Saat 16 sularında Mehmet Ağabey telefonla ulaştı, koordinatlarımı verince fazla kuzeye düştüğümü söyledi. Umduğumdan çok daha hızlı gitmekte olduğumuz için akşam 9’da havanın dönecek olması artık işime yaramıyordu, kaldı ki hava tahmininin yanılma payı da her zaman vardır. Mehmet Ağabey’in önerisiyle rotamı düzelttim. Artık tam apaz gidiyorduk ve seyir konforumuz azalmıştı. Kısa bir süre sonra ufukta kara belirmişti, bu şekilde akşam 9’a kadar seyrimize devam ettik. İstanbul’a yaklaştıkça hava sertleşiyor, dalgalar derinleşiyordu, 8-10 mil arasında değişen hızımız artık 10 milin altına inmiyor, çoğu dalgadan inerken 14-15 millere çıkıyordu. Dalgalardan birinden inerken 18 milin üzerine çıktık ki bu benim Lotus’ta gördüğüm en yüksek hızdı. Yeşilköy açıklarına vardığımızda üzerimizden uçaklar kalkıyordu. Herhangi bir aksilikte hava bizi hızla karaya sürükleyebileceği için karayı oldukça açıktan geçiyordum böylece Yenikapı açıklarına kadar geldik. Saat dokuz olmuştu. Yelkeni kapatıp motor seyrine dönmek için havanın değişmesini son ana kadar beklemeye karar vermiştim. Ahırkapı ile Kadıköy’ün hemen hemen tam ortasındayken rotamı iyice boğazın girişine doğru çevirdim ve rüzgarı pupadan almaya başladım. Dalgaların birinden inerken kavança yemek üzere olduğumuzu farkettim ama çok geçti. Son derece sert bir kavança yedik babam kamaradan “direk mi kırıldı” diyerek çıktı. Ne yazık ki ana yelkenimiz camadan yerlerinden yırtılmıştı. Hemen motor çalıştırıp orsaya döndük. Güverteye çıkıp ana yelkeni topladım. Kavança esnasında pusulaya çarpan ıskota makarası pusulamızı da kırmıştı. 15 dakika sonra hava birden durdu ve 5 dakika içinde karayelden esmeye başladı. Mehmet ağabeye kötü haberi telefonla verdik. Bütün gün esen fırtınadan sonra çok şiddetli bir yağmurla beraber deniz çarşaf gibi olmuştu.
Gece yarısına doğru Bebek’te Mehmet ağabey tarafından karşılandık. Çok güzel bir seyir, son dakika golüyle gerçekten çok kötü bitmişti.



16 Mayıs 2009 Cumartesi

YAZA MERHABA ETKİNLİĞİ-2009/I


Kalamış-Asmalı
Ekip: Erol Ağabey, Ömer Kırcal, Kaan Paray, Murat İçmez arkadaşı Meryem ve Ben

Nalan son dakikaya kadar karar veremedi, Ömer ile çok gelmek istiyorlardı ama vazgeçtiler.
Bugün büyük gün. Günlerdir aylardır hazırlandığımız “Yaza merhaba Etkinliği” için tüm detayları halletme endişesiyle bir gün geçirdim. Hafta başından beri zaten Lotus için ciddi bir hazırlık vardı. Çünkü o Marmara Adasından dönmeyecek, aşağıya devam edecek.Yaz için kıç demiri mekanizması, 75 metre yüzer halat, bir takım eksik kilitler, at nalı can simidi, flama eksiklikleri falan tamamlandı. Her şey hazır gibi.İşten erken çıkıp akşamüstü saat 5 gibi tekneye geldim.
Ponton oldukça hareketli, B6’nın ilk üç teknesi ELİCE ve PİA da etkinliğe katılacak. “Komşu” Cem son dakikada gelebileceğini bildirdi. Toplam sayı son değişikliklerle 16’da henüz, belki ertesi gün yola çıkıp gelecek, 2 tekne daha olabilir. Henüz belli değil.
Hareket saati 22.00. Kalamış koyunda buluşup konvoy halinde yola çıkacağız. Telefon hiç susmuyor, tüm tekne reislerini seyahatin heyecanı sarmış durumda. Erol Ağabey her zamanki “bişeycik olmaz” deyip duruyor…Tekneyi derleyip topladım, dolapları yerleştirdim, kış boyunca kullanılan ama yazın raflara kalkacakları yerleştirdim. Teknenin içi zaten tertemiz gibi, yeni bitirdiğimiz vernikler pırıl pırıl parlıyor. Umuyorum hep böyle kalırlar! Gece seyrinde 6 kişi olacağız, Meryem ile Murat’a ön kamarayı verdik. Ben zaten hemen hep içerde harita başında olacağım, Ömer “dışarıda yatarım” dedi, Erol Ağabey’e sormadım bile… O, nerede isterse orada yatar ))
Taner ve Özgür Evren bizden yaklaşık 1 saat kadar önce çıkıp rota tutacaklar.
Cebimde herkese dağıtmak için oluşturduğum, telefon listesi var ama vakit kalmadı, kimseye veremedim. Haldun son dakikada yetişti ve LogBook’ları getirdi. Bizim alışveriş yapmamız lazım, Migros’a yöneldik! Mazot takviyesi için, istasyon- kapanış saatini ileri çekmiş olmamıza rağmen- her an paydos edebilir-, Haldun ve Kadir’i bu iş için yolladık. Haldun üstünde, işten gelmiş takım elbisesi ve mokasen ayakkabılarıyla komik bir tablo oluşturuyorlar. Dediğine göre mazot alırken başka teknelerden “saat 10 da çıkıyoruz değil mi?” gibilerinden soruları duymazdan gelmiş )) Kim olduklarını bilmiyorum ama muhtemel beni tanımıyorlar, ama Haldun’u kıyafetlerle görüp de “yeni komodor bu işi çok ciddiye alıyor galiba” diye düşünmedilerse sol kolumu veririm )))Neyse son dakikada Develi’den lahmacun keyfi, Cem Gür de geldi. TAYOMAR, UÇARI ve İPEK ile beraber arkadan gelecek ekibi oluşturacaklar, gece yarısına doğru çıkıyorlar. Bizim grupta her şey hazır gibi, palamar çözdük, yollandık…Güle güle Kalamış!
Cemil her sene olduğu gibi arkamızdan el salladı, selametler diledi…Bir an hüzünlendim, nedense?
Neyse önümüze bakalım...
Telsizler kanal 72’ye ayarlı. Marina çıkışında beklediğini bildiğimiz tekneler var, bir tanesi MacGregor. Turhan Akman son dakikada eşi ve kızıyla katılmaya karar vermiş ve beni birkaç saat önce aramıştı. “Yer kaldı mı?” diye sorunca, “son bir kontenjan var, sizin için saat 21.59’a kadar opsiyon verebilirim” demem üzerine kahkahayı basmıştı ))
İlk onu gördük, teknenin adı SHE. Sonra teker teker diğerleri geldi. Umut’tan son tekne olmasını ve arkayı kollamasını rica ettim, kırmadı kabul etti. Boğaz’dan gelen BSEA ile ekip tamam oldu, anonsumuzu yaptık ve rota 210 yola koyulduk.
Gemi trafiğinin güneyinden seyredeceğiz, zaten çok fazla ve tehlike yaratacak kadar çok gemi de yok pek. Eski yıllara göre bayağı azalmış durumda.Koyun açığındaki kardinali, geçer geçmez, bir ara, körfezden gelen hafif bir rüzgar yakaladık, hemen genova açtık. Bu hem görünmeyi kolaylaştıracak hem de biraz da olsa motora katkı sağlayacak.
Saat başı, telsizden temas ile özellikle görüş alanı dışındaki BUPP ve TALYA ile Pendik’ten çıkıp daha güneyden bir rota tutan BREEZİN ile koordinat alışverişi yapıyoruz. Bizim grupta kimin kim olduğunu bilemiyorum sayınca rakamlar tutuyor, en arkada POYRAZ herkesin kendi önünde olduğunu, düzgün ve problemsiz bir şekilde seyredildiğini söylüyor.Arkaya bakınca görünen ışıklar çok etkileyici… Bir de bunun yüzlerce tekneden oluşan bir filo olduğunu hayal ettim birden, neden olmasın?
İçim kıpır kıpır…
Ömer’in ve Erol Ağabey’in Lotus’ta olması, doğrusu çok güven verici bişey. Kaan da tekne muhabetini bilir. Meryem ve Murat da çok güzel insanlar, bizim için zahmet etmişler hediyeler. Herkes uyumlu… Şimdilik her şey yolunda!
Yavaş yavaş el ayak çekiliyor, yakamozlu suları yaran pervane izi, ve gökyüzünü her zamanki gibi taçlandıran Samanyolu arasında ilerliyoruz, gemi yolunu sancağımızda bıraktıktan sonra, rota 250.Tüm gece Ömer ile beraber dümendeyiz. Ben aralıklarla içeri girip koordinat alıyorum. Eskimiş haritanın üzerine, bunları işlemenin daha kolay bir yolu olmalı ama ne?Buna çalışmak lazım.
Saat 12.00 gibi yola çıkan UÇARI, İPEK ve TAYOMAR’ın telsiz konuşmaları geliyor. Onlarda da sorun yok, daha yavaş ama kararlı bir şekilde peşimizden geliyorlar. Göz teması sağlamak mümkün değil ama telsizle hep temas halindeyiz.Telsiz konuşmalarından halbuki hiç hazetmem ama her ahizeye konuştuğumda arkamdan bana cevap veren bir düzine korsanın güven dolu sesini duymanın insan kalbinde nasıl bir rüzgar estirdiğini anlatabilmem de mümkün değil. Tüm geceyi bu şekilde geçirdik. Sabaha doğru yattım. Vardiya Erol Ağabey ve Ömer’de…
Saat 06.00’da kalktığımda gün ağarmıştı, telsiz teması ve karşılıklı teyitler ile rutin konuşmayı gerçekleştirdik. Görüyor olmamız lazım ama TALYA ve BUPP hala görüş alanı dışında…
Gün ışıyınca her şey daha bir rahatlamış sanki, herkesin sesine yansıyor, hemen arkamızda BELLE ve NAR var, yanımızda TUTKUM ve SHE seyrediyor. Uzakta BSEA olduğunu sandığım bir tekne var. Uzaktan arka grubun direkleri görülüyor. Asmalı adasının yalnız ve gururlu fenerine yaklaşırken, yunuslar eşlik etmeye geldiler, her zamanki gibi! Ama doğrusu biraz geç kalmışlar, ben dün gece gelmelerini hayal ediyordum!Asmalı sağolsun, Hüsam’ın ve adada tanıdıkları sayesinde bizim gelişimiz için hazırlanmış, süslenmiş-püslenmiş!Balıkçı barınağına, büyük tekneler, kıçtan kara oldu. Diğerleri borda bordaya bağlandı.
İlk grubu eksiksiz yerleştirdikten sonra etrafa dağıldık.
LOTUS’da bir dolu iş var. Genovanın güngörmez yakası yine sökülmüş, güneye indiği için canım çok sıkkın, dikmeye giriştim ama altından kalkılacak gibi değil. Bıraktım.
Bu arada Ömer ile Erol ağabey haftalardır bir türlü yapıştıramadığımız hatch kapağının iç fitilini yapıştırdılar. Kaan her zamanki gibi, yine suda ))
Asmalı’yı tavaf etmeye çıktık. Adının Azem mi yoksa Adem’mi olduğunu her sene karıştırdığımız adamcağız bizi görünce sarıldı, kucakladı… Sağolsun gayet hazırlıklılar. Normalde bu mevsimde, Ada’da hele de Asmalı’da pek bir hizmet bulmak mümkün değildir. Ama sağolsun muhtar barınaktaki tekneleri boşalttırmış, bakkal açık, kahvaltılıklar hazırlanmış, zeytinyağı sıkıntısı yok!DENİZKURDU, yaklaşık 44 feet alüminyum, Judel-Vrolick dizayn, yerli yapım bir yelken makinesi! Sahipleri Ata ve Burak Yalkılday kendileri işinbaşında durup yaptırmışlar. Büyük emek harcamışlar, sonuçta çok hoş bir tekne çıkmış ortaya… Erol ağabey ve Ömer ile DENİZKURDU’nu, büyükçe bir balıkçı kayığına bordalattık. Oldukça fazla su kesimi var, ama karşı kıyıda daha rahat olan pontona yalnız başına yollamaya gönlümüz elvermedi.Tüm GK’lar, pontonda yan yana duralım istiyoruz. Son gelenleri de üst üste bağladıktan sonra, etrafımızda koşuşturan çocukların meraklı bakışları altında Erol Ağabey ile beraber mendirekte, rutin av sahamızdaki midyeleri kolaçan etmeye gittik. Sevgili “dalgıç-pompa” Ekrem’den bize bir hayır yok!
Su aslında sıcak değil ama bir süre sonra alışıyor insan, bu vesileyle sezonu da açmış olduk. Midyeler bizi yanıltmadı, hepsi yerli yerinde duruyor. Toplam 60-70 kişi olduğumuz düşünerek 4-5 torba çıkarttık. Ayıklama uzun sürecek gibi. Nitekim… Artık kaşınana kadar her tarafımız midye suyu olduktan sonra, üstümüz başımız kovanın başından kalktık. Yan teknelerden, fırın ve tepsi desteği sayesinde bir kısmını graten yaptık, Rahmetli Rebap Ağabey usulü! Geri kalanları tava! Gerçi benzinli ocağımız yok ama, piknik tüpü de idare eder. ELİCE’den Alp sağolsun, midye servisi ve “tava başı” yeteneği ile servis kalitemizi çok arttırdı. Tüm pontona yayılmış korsanların sanıyorum hiçbirini “midyesiz” aç komadık!
Bundan yola çıkarak ve Turhan Korsan’ın reddedilemez ikna kabiliyeti sayesinde, kahvaltıcıyı, servis için kullandığı tahta masaları bir traktöre yükleyip, pontonda dev gibi bir masa oluşturmayı ve etrafına çöreklenmeyi başardık.Tam bu sırada avdan dönen köyün genci, adını unuttum, kovboy şapkalı badisi ile beraber getirdikleri şıkış şıkır eşkinaları ve sivriburunları mönüye dahil etme kararı aldık. Gidip tarttırdık, pazarlık mazarlık, gencin hakkını ödedikten sonra Azem’i ve daha önemlisi karısını fırını yakmaya ikna ettik!
Sanıyorum şimdiye kadar Asmalı’nın bu mevsimde şahit olduğu en şen şakrak sofrayı kurduk. LOTUS’dan katkı olarak ev yapımı şarap ve her tekne reisine hediye etmek için önceden hazırladığımız Türk Cevizlerinden birer adet getirdim.
Akşam sohbet harikaydı.Bir sonraki gün ve asıl Salı günü artacak kuzeyli hava ihbarını bir araya gelip değerlendirdik. Küçük teknelerin erken çıkmak gibi bir kararı var, sanıyorum. Haklılar…Biz planı bozmadan ertesi gün Marmara Adası köyüne gitmek için, palamar çözeceğiz.Karayoluyla erken dönecek korsanlar da, Batu Göker’in girişimiyle ayarlanan minibüs ve adı Güzel Marmara’mı yoksa Mavi bişey’mi çeşitli polemiklere konu olmuş, gemi seferiyle Istanbul’a vatandaş usulü hasıl olacaklar.
Sohbet bu kadar güzel olunca gece de oldukça yüklü geçti…

18 Mayıs 2006 Perşembe

Kalamış-Marmara Adası

Erol Ağabey, ARI'yı Istanbul'a getirmiş. Yaklaşık 2 aydır, Kuruçeşme'de kıçtan kara demirli. Istanbul'da tekne sahibi olan kalabalık bir grubuz artık. Serdar, Gürkan hatta belki Ömer Ağabey, hatta Hüsam-kendi yaptığı teknesiyle- "ben de gelirim" dedi...

Son dakika iptalleri, tekne sayısı olarak katılımı azalttı, ama kafa başı sayı hiç de azımsanacak gibi değil. Hamit Ağabey İngiltere'den yeni dönmüş, "aşağıya devam ederiz" modundalar onlar, Serdar Çongar-"Apo"- kız arkadaşıyla beraber gelecek ama bir gün önce dönecek. Emre de Sevilay'la beraber erken döneceklerden. Serdar, son dakika değişiklik ile, LOTUS'a transfer oldu. Biz de Nalan ile beraber çok eski dostları Zeynep ve Koray var. Son dakikada ARI ekibine Şenol ağabey ve ailesi de katıldı.


Teknede-her zamanki gibi- bir takım eksiklikler var. 1/Ps su tankı kokusu meselesini hala çözemedik, 2/Tuvalet pompası kaçırıyor, bakmak lazım, 3/Biraz yağ sızdırması haricinde motorda sorun yok, mazot almam lazım, 4/erken gidip tekneyi ciddi temizledim, buzdolabını boşalttım, 5/Annem sağolsun, yeni çarşaf ve nevresimleri aldık. Hepsi ince ince işlenmiş... ama güzel duruyorlar, ne diyeyim!


Mazot iskelesine yanaştık, Erol Ağabey'ler de Boğaz'dan çıkıp üstümüze bordaladılar. Setur Marinalar'daki mazot iskeleleri mühürlenmiş, işe bak! Neyse, kaçak maçak bir şekilde aldık.
Yol ve trafik durumu berbat. Nalan, Koray ve Zeynep'i bekliyoruz.
Saat 10 gibi geldiler, Allahım! O ne alışveriş? Abartsalardı keşke ))


Neyse bir şekilde, o kadar öte beriyi sığdırdık tekneye...
"Alesta Avara"


Saat 22.30'da Istanbul'dan ayrıldık. Rota 240, rüzgar yok. Hava açık...
Dümende Serdar var. Şimdilik motorla gittiğimiz için, otopilot devrede. Sorun yok.


Sivri'yi bordaladığımızda, çok hafif körfezden gelen rüzgar ile genova açtım. Hem deniz trafiğinde görünmemizi kolaylaştırıyor. Bu gibi durumlarda, özellikle motor yelken giderken kesinlikle, silyonu kapatmıyoruz. Direk önündeki ışık, yelkeni aydınlatıyor, daha kolay görünmemizi sağlıyor.


Erol Ağabeyler, sancak bordamızda. Onlarda da yelken var. Kuğu gibi bir ARI!
Parakete çalışmıyor. Muhtemel marina içinde kakamoz tuttu, dalıp bakmak lazım. Giderken şu paraketenin uskurunu çıkartıp temizleme işini hiç sevmiyorum, nedense?
Ay olmadığı için süper yakamoz var. Seyir fenerlerini kapatınca, sanki bir "nur denizinde" seyretmiyoruz da uçuyoruz gibi. Tam bu sırada yanımızdan geçen iki tane yunus, seyrimize katıldı. İnanılmaz bir sahne... Yakamozun içinde çok uzaktan, yüzlerce metre öteden bize doğru hızla geldiklerini görüyorsunuz, sanki bir torpil gibi. Son dakikada tam altımızda yön değiştiriyor, bir seyir şöleni. Böyle bir şeyi ilk defa görüyoruz hepimiz, belki de son! Once in a lifetime!!


Belki yarımsaat bu şekilde seyrettik. Ay çıkınca kayboldu etkisi...


Bu arada Erol Ağabeyler, bizi kaybetmiş. Telsizden bağrış çağırış, "neredesiniz?" diye yana yakıla arıyorlar...

Neyse bir şekilde buluştuk, yanyana seyretmeye devam!




9 Ağustos 2004 Pazartesi

Çanakkale-Marmara Adası

Saat 05.00 gibi kalktım. Hava karanlık.
Bir gece önce marina işlerimizi bitirip parayı falan ödediğimiz için sorun yok, zaten marinada da in-cin top oynuyor. Motoru çalıştırınca, Haldun da uyandı. Beraber palamar çözdük, fenerlerimiz falan tam, kuzeye doğru Boğaz seferi.
Fazla bir trafik yok. Boğaz'ın oltacıları güneşin doğuşuyla seferden dönüyorlar. Ben yattım, Haldun devraldı.
Kitaba göre, Boğaz'dan yukarı çıkarken, doğuyu izlemek lazım. Sadece yol hakkıyla ilgili bişey değil, batı yakasında kuzey-güney akıntısının daha şiddetli olduğunu yazıyor. Boğaz çıkışında Zincirbozan feneri. Büyük bir bankı işaretlemiş. Tam açığında direği suyun üstünde gözüken bir batık var...
Marmara denizine çıktıktan sonra, rüzgar falan yok, güney sahili izleyerek Marmara Adası'na doğru yükseliyoruz. Karabiga'ya gelmeden ıssız bir koy bulduk. Tayland'daki Phuket'e çok benziyor. Denize girdik, kumsala çıktık...
Etrafımız de denizanalarıyla kuşatılınca, tırstık ve doğru tekneye.
Pis su tankı meselesi, neyse hallettik.
Akşam 18.00 gibi adadayız. Önce anliman mazot ikmali. Bu sefer orada kalmayacağız, dışarı çıkınca oltacılar. Biz de attık, nevale tamam...
Yan koyda funda demir, istavrit tava... ve denizdeki son akşam yemeği.
Yattık uyuduk.

2 Ağustos 2004 Pazartesi

Kalamış-Gelibolu

Lotus'la bu ilk açıkdeniz Ege seferi olacak.
Heyecanlıyız...

Haldun, Pınar, Hüma, Ben

23.30'da palamar çözdük. Yüksek devirlerde vuruntu var, ustalar falan geldi ve sorun yaratmayacağına karar verildi hep beraber.
Hava düşük, rüzgar hiç yok. Rota 220.
Gemi rotasının güneyinden, dolunayda Marmara Adasına doğru otopilotla seyirdeyiz.
04.00'da vardiya değişimi. Dümeni bıraktım yattım uyudum.
06.00'da tekrar kalktım. Güneş yeni doğuyor.
Oltayı hazırladım 1.00 mm beden, çift fırdöndü, arasına 400-500 gm kıstırmaç kurşun, ucunda ağır kaşık var. Tekneye lastik ile bağladım. Bakalım nasıl iş yapacak?
06.30 gibi rüzgar çıktı, hafif, kuzeyli. Genova bastım, yelken-motor süratimiz 0,30 Mil arttı.
Rüzgar üstüne koymaya başladı. Anayelkeni de açtım, motoru kapattım.
Haldun'a bıraktım tekrar yattım.
08.00 gibi rüzgar kesilmiş. 09.30 gibi Marmara Adasını bordaladık. Akıntıyı da hesaba katarak 6-6,30 Mil ortalama tutturmuşuz. Bayağı iyi.
Adanın kuzeyinden geçtik. Batı burnunda funda demir, kahvaltı ve midye.
Hayırsız Ada üstü tamamen çıplak.
Motorla yeni rota Gelibolu.
Akşama doğru tekrar rüzgar çıktı. Gelibolu açıklarında istavrit. 15 dakikada istikhakımızı tamamladık. Derin suda av veriyor, 40 metrelere indirecek uygun kurşun kullanmak lazım.
Eski liman balıkçı barınağına girdik. Ticaret limanının kuzeyinde, girişi oldukça dar. Misafir tekneler girişte sağlı sollu bağlanıyor. Sağda büyük bir motor yat var, jeneratör çalıştırıyor. Ondan uzak durduk.
Karşı sahilin sığ olduğunu çok içeri girmemek gerektiğini söylediler.
Balıkçılar söyledi, nargile ile dalıp rafa çıkartıyorlar, şu içi turuncu renkli küçüklüğümüzde küllük olarak kullanılan kabuklular... Japonlara satıyorlarmış.
Diğer ticaret limanına yürüyüş sırasında şöyle bir baktım, mümkün değil bağlanmak.
Teknede kızartma istavrit partisi sonrasında akşam tüm eşrafın çekirdek çıtladığı kordonboyunda yürüyüş yaptık. Sardalye festivali yeni bitmiş.
Yattık uyuduk...

7 Haziran 2004 Pazartesi

Marmara Adası Limanı-Mola Adaları


Sabah çok da erken olmadan kalkındık. Çay bahçesinde kahvaltı. Vira demir.
37 milyona depoyu doldurduk. 4 kuvvet Poyraz ile limandan çıktık. Rota doğuya, Asmalı'da mola verdik. Çok ilginç bir doğa parçası. Oldukça vahşi. Tekneyi zar zor bir kayadan koltuk-moltuk alarak sabitledik.

Daldık ve midye çıkarttık. Küçük olanların üstünü temizleyip, moules marinier için azırladık. Gerisi tava ve makarnaya sos.
Rüzgar kaldı, motorla Kapıdağ yarımadasının kuzey kıyısında seyrediyoruz. Koylar ve tek tük yerleşimler var ama kuzeyli rüzgarlara açık.

Çok sayıda yunus var, dümdüz denizde çok uzaktan farkediliyorlar. Güneş batışı muhteşem, neredeyse aynı zamanda adalara geldik. Bandırma körfezi açığında birbirine komşu, 2'si büyük 3-4 ıssız kayalıktan oluşuyorlar. Bir fener ve çok sayıda deniz kuşu ve martı sahneyi tamamlayan yegane figuranlar. Güneş batışını kaçırmamak için batıya bakan, koya funda demir.
Gündüzden hazırladığımız midyeler ve yanına şarap ile harika oldu.

Yattık uyuduk...

6 Haziran 2004 Pazar

Asmalı-Marmara Adası

Akşam poyraz çıkmış. Rüzgarltımızdaki mendireğe yaslanıyorz. Önce 64'lük tekneye yardım ettik, gerçi sağlam denizciler, biz olmasaydık da yaparlardı ya, serde misafirperverlik var ne de olsa! Bizim kız o lehundanın yanında "kuş" gibi... İttirerek ayrıldık.
4-5 kuvvetinde frişka bir rüzgar var. Hava açık.
Rota Paşalimanı adası. Erdek tarafındaki Narlı kanalına doğru zevkli bir geniş apaz seyriyle uçarcasına geldik. Koca yelkenli Çanakkale'ye doğru gidiyor.
İlhanköy ve Narlı'da birer mendirek var.
Paşalimanı üzerinde antenler çok uzaktan belirginler. Adanın doğusunda sanki küçük bir ada daha varmış gibi duruyor, meğer aralarında sığ bir kara parçası varmış. Üstünde elektrik direkleri ve geçen arabalar, zor bela farkediliyor.
Paşalimanı Marmara Adasına göre daha az nüfusa sahip, ama oldukça büyük bir ada.
Güneyine doğru dönerek, beğendiğimiz bir yere, funda demir ettik.
Deniz banyosu ve kumsalda yürüyüş.
Güneybatısında, Avşa tarafında 3 tane kayalık var. Araları oldukça sığ.
Avşa ile Paşalimanı arasına Araplar kanalı deniyor. Aynı isimle anılan bir de köy var, biz çıkmadık. Paşalimanı merkezi-merkez denebilirse-batıya bakıyor. Korunaklı bir koy, kuzeyinde Mamali adası. Batıdan girişi zor, 3 adet kardinalle işaretli. Gece girmek tavsiye edilmiyor. Güneydeki koyuna Harmanlı da deniyor, kuzeydeki çıkışı daha güvenli.
Biz de kanaldan kuzeye yelkenle yükseldik, Mamali adasını iskelemizde bırakarak, taze esen poyrazla doğru Marmara Adası limanına.
Ada açıklarında balıkçıları görünce durduk...
Av istavrit. Bir kova tuttuk. Kovayı dolduracağız diye limana karanlıkta girdik. Girişinde kırmızı feneri sağlam, kuzeyde mazot istasyonu, mendirek güneyde. Limanda elektrik ve su bulmak mümkün. 10 milyon bağlama parası. Adalarda cep telefonu çekiyor.
Balık ziyafetinden sonra, hafif bir yürüyüş...
Yattık uyuduk.