-Alo.. Mehmet?
-Evet Kaan, buyur...
-Abi acayip trafik var. 2,5 saattir Bayrampaşa'dan köprüye gelemedim.
-Eh Cuma günü, normal. Var daha vaktimiz... Bekliyoruz biz.
-Yok yok böyle olmayacak. Siz çıkın bana doğru gelin isterseniz.
-Neredesin?
-Levent.
-Yahu Levent'ten Etiler ne yazar? Sap ara sokaklardan falan gel.
-Takıldım kaldım...
Hikayenin devamı şöyle:
Uçağın kalkmasına 2,5 saat kala Etiler'den çıktık...
1 saatte Levent'e geri gidemeyince, eve dönüp motorları almaya karar verdik...
Ancak bulunduğumuz ara sokaktan kurtulmamız mümkün değil. Ne ileri ne geri...
Son dakikada bulduğumuz park yerine arabayı koyduk, koşarak taksi...
Hiçbiri haliyle durmuyor, Kaan cüssesini de kullanarak bir tanesini resmen zorla ele geçirdi...
Elimizde sırtçantaları ıvır-zıvır koşturarak motorlara Etiler'e geri geldik...
Bu proje sebebiyle neredeyse 1 saatten fazla zamanda Etiler-Levent-Etiler yapmış olduk...
Acı ama gerçek! Uçağın kalkmasına artık sadece 1 saat var...
Ama süprizler bitmiyor...
Benim motorda benzin yok...
En yakın benzin istasyonu yine Levent'te...
... ve yolda kalmak hiç de istemiyoruz...
Sonuç:
Benim hayatımda gördüğüm en berbat Istanbul trafiğinde, neredeyse 40 dakikada, benzin de alaraktan Sabiha Gökçen Havalimanına yetiştik...
ve inanılmaz ama uçağa bindik...
En arkada oturduğumuz koltukta ellerimin titremesinin tamamen bitmesi için bir büyü rakı içmem gerektiğini maalesef hostese anlatamadım... ))
Bütün bu motor seyahati boyunca arkamda oturan Kaan, sanıyorum uzunca bir süre motorsiklete binmez...
Uçaktan inince arabasıyla bizi İzmir Havalimanından karşılamaya gelen Nurettin İşletici Ağabey'i üçümüz de neredeyse 40 yıllık dostmuşuz gibi kucakladık, sarmaş dolaş olduk.
Ancak hikayeyi anlatınca hak verdi...
Alengirli başlayan bu tarz seyahatlerim hep olmuştur...
Seyahatin geri kalan kısmının gerçek bir tatil gibi geçmesi için, bu duygudan mümkün olduğunca hızlı kurtulmanın gerekliliğine hep inanmışımdır.
Bu yüzden, Güzelbahçe civarındaki balıkçılardan birisine giderek, harika bir balık-rakı organizasyonu yaptık. Nurettin Ağabey'e ve eski dostu Gürkan Kardeş'e buradan teşekkürler.
Alışverişi de tamamladıktan sonra, tekneye gittik yattık uyuduk.
Alaçatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alaçatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
9 Ekim 2009 Cuma
4 Ekim 2009 Pazar
Bodrum Alinda
Sabah saat 07.00 gibi uyandık, hava yine çok güzeldi, güneş yeni doğuyordu. Önce kahvaltıyı da burada yapalım diye düşündük ama sonra rüzgarı kaçırmamak için vazgeçerek bir başka koya gitmek üzere yola koyulduk, motorla koydan çıktıktan sonra dalgalı ve rüzgarlı bir denizle karşılaştık. Rüzgar düne göre daha şiddetli, deniz ise bayağı dalgalıydı. Bu kez sadece Cenovayı açtık, ana yelkeni böyle bir rüzgar ve dalgada açmaya cesaret edemedik, direği kırabileceğimizi düşündük. Çok kısa bir süre ayı bacağı denedik ama riski görünce vazgeçtik.
İkinci günkü seyrimiz daha zor, ama çok da zevkliydi. Artık sadece rüzgarı değil, dalgaları da kolluyorduk ve rotamızı ona göre ayarlıyorduk. Yer yer dalga boyu 3-4 metrelere varabiliyordu. Ama hızımız da zaman zaman 8-9 nm. yi bulabiliyordu, üstelik sadece Cenovayla. Sabah kahvaltımızı yapmak ve biraz da gezmek, görmek için Leros adasının kuzeyinde Partheni koyunda limana girdik. Burası koy girişinde birçok balık çiftliğinin olduğu ve içeride bir çekek yeri ve büyük gemilerin de yanaşabildiği bir limanı olan küçük bir yerleşim merkeziydi. Bir tonoza bağlanarak sabah kahvaltımızı yaptık ve çok sevimli bir yer olmadığı için daha sonra hemen çıktık ve yola devam ettik. Öğleyin yemek molası için Patmos adasının güney-batısında yer alan geniş bir koya girdik de ama rüzgar bizi o kadar şiddetli savuruyordu ki ancak makarnamızı yedik ve hızla o koydan uzaklaştık. Oysa orada denize de girmeyi planlamış ve hayal etmiştik.
İkinci gecemizi İkaria adasında Kirykos limanında geçirmeyi planlamıştık ve öngörümüze göre oraya varışımız çok geç olmayacaktı, saat 19.00 gibi orada olmayı planlıyorduk. Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı ve saat 19.00 da ancak boğazdan geçip Foumi adası limanına varabilmiştik. Yine zik zaklar çizerek, tramolalar atarak seyretmiştik. Malum hem dalga hem rüzgar yolu biraz zorlaştırdı. Limana girdiğimizde önce tekneyi kıçtan kara bağlamak için bir yer baktık, daha çok balıkçı tekneleri vardı. Ancak tüm yerlerin balıkçı teknelerine ait olduğu konusunda uyarılınca, Alman bayraklı bir katamaranın yanına gittik ve ona demirlediği yerin bize de uygun olup olmadığını sorduk ve tam yanına 4 metreye demirleyecekken limandan bizi çağırdılar ve evraklarımız olup olmadığını sordular, biz de olmadığını ama kısa süre kalıp yolumuza saat 04.00 gibi devam edeceğimizi söyledik. Görevli olduğunu söyleyen bir şahıs bu şekilde nasıl buraya geldiğimizi ve asla duramayacağımızı söyleyerek bizi yolumuza devam etmek konusunda zorladı. Ben de bunun üzerine Melih’e yürü yavrum gidiyoruz, ilk hedef Alaçatı Marina dedim. Alman yatçıdan aldığımız hava durumu tahmini yarın rüzgarın hafif şiddette olacağı ve kuzeye döneceğiydi. Zorlu bir gece bizi bekliyordu, hazır güneyden esen bir rüzgar varken yelkenle yola devam edebilirdik. Saat 19.30 gibi hava kararırdı ve biz Fournoi (Foumi) den ayrıldık, yine cenova ile ve dalgalarla yol alıyorduk. Hava parçalı bulutluydu ve dolunay vardı. Ay ara sıra bulutlar arasından yüzünü gösterdiğinde etrafımız bayağı aydınlanıyordu, bunun dışında ise zifiri bir karanlık vardı, kendi ışıklarımız dışında bir ışık yoktu. Rotamızı yaptığım hesaplara göre 335 derece kuzey-doğuya hedeflemiştik. Daha sonra Melih Mehmet Erem’le yaptığı görüşme ile bunu doğruladı biraz daha kuzeye kayarak 350-360 a kadar çıktık. Dalgalar gittikçe irileşmişti, rüzgar da artık biraz daha serin esiyordu. Dalga ile aynı zamanda rüzgarı hesaplamak ve yelkeni doldurmak gittikçe zor olmaya başlamıştı. Saat 24.00 de yekeyi Melih’e devredip, ben uyumaya gittim. Melih tek başına battaniyeye sarınarak 01.45 e kadar devam etti, sonra ben uyandım ve tekrar yekeye geçtim, bu kez Melih dinlenmeye çekildi. Ortalama hızımız 6-6,5 nmildi. Saat 03.00 gibi çok uzaklarda Alaçatı’nın rüzgar santrallarının ışıklarını gördük. Ve 03.45 gibi sahile daha yaklaşınca tramola atarak kayan rotamızdan şimdi hafif kuzey batıya 2-3 mil seyrettik ve Alaçatı limanı koyunun girişine geldik. Orada Melih’i uyandırdım ve cenovayı topladık, motorla seyretmeye başladık. Çok sığ olduğu için bir gözümüz derinlik ölçerde, rüzgar altında seyrediyorduk. Derinlik kimi yerlerde 3 metre olabiliyordu. Korkarak ve koyu tam ortalayarak marina ağzına kadar ilerledik, Melih bu arada marinayı telefon ile arayarak bizi karşılamalarını istedi. Ve saat 04.00 gibi marinada çekek yerinin önüne (Marinada o saatte boş yer yoktu) rüzgar altında biraz acemice ve bottaki arkadaşın yardımlarıyla tekneyi bağladık. Tahmin ediyorum ki, çocuk bizim gibi acemiliği her hallerinden belli iki kişinin gecenin bu saatinde, böyle bir havada nasıl geldiğimize çok şaşırdı. Ertesi sabah tekneyi marinaya çeker ve yanaştırırken de aynı şaşkınlığı bir kez daha yaşadığına adım gibi eminim.
Açık denizde canavarız, ama demirlerken ve bağlanırken tam bir acemi olduğumuz ve daha çok deneyim edinmemiz gerektiği kesin. Onu da öğreneceğiz….
Etrafı temizledikten sonra, geride arızalı bir otomatik pilot bırakarak tekneyi terk ettik.
30 Ağustos 2005 Salı
BODRUM-MİKONOS-ALAÇATI/2005-X
ALAÇATISalı 30.08.05 Yelkenle Alaçatı’ya girmeye çalışıyorum, telsizle marinayı aradım, cevap yok. Muhtemelen henüz menzil dışındayız. Serkan telefon numarasını yolladı, cepten aradım, marinaya girersek palamar botuyla bizi çekebileceklerini söyledi. Tramolalarla körfezden içeriye giriyoruz, nefis bir rüzgarda yatarak marinanın ağzını süper tutturduk, hemen yelkenleri indirdim, palamar halatını bota attım, usturmaçalar sancağa takıldı ve problemsiz şekilde çok güzel yanaştık. Off yani. Teknenin içi minik bir çevre felaketi şeklinde her yer simsiyah yağ. Tüm farşlarım altı, motorun içi rezalet! Akşama kadar her yeri temizledim. Cemil Usta (0 535 398 01 31) gelip baktı. Motorun sökülmesi lazım, takoz kırmış, conta yakmış, yağ filtresi delinmiş. OK dedik, tamirat en kısa zamanda başlayacak. Böylece güzel gezimiz problemli de olsa sağ salim sona erdi. Hepimiz gayet memnunuz…
29 Ağustos 2005 Pazartesi
BODRUM-MİKONOS-ALAÇATI/2005-IX
MİKONOS VE YOLA ÇIKIŞ
Sabah erkenden tekrar havaalanına gittik, her gidiş tek yön 10 Euro. Yine kimsenin nasıl çıkış işlemi yapacağından haberi yok. Sonuçta terminalin önündeki polis karakoluna gitmemiz gerektiği ortaya çıktı. Fakat bize gerekli memur öğleden sonra 4’te gelecekmiş. Mecburen geri döndük. 10:30 gibi mazotu tamamladık, 30 Euro. Şehri dolaşmaya gittik, hediyeler aldık, 15:45 te taksi durağında buluştuk ve hayatımızın en uzun süren taksi beklemesi başladı, tam bir buçuk saat!!! Saat 17:15 gibi havaalanına vardık ve bizim adam gitmişti… Neyse ki 18:00 gibi yeniden gelecekmiş, biz de terminale gidip orada oturup bekledik. 18:00 de adam geldi, işlemleri yaptı, hemen tekneye gittik. Hava çok sıkı ama bir an önce yola çıkmamız lazım ertesi gün saat 12:30 da İzmir’den uçağımız var. Tüm hazırlıkları yaptık, tekneyi neta ettik, çok sallanacağız, giyindik kuşandık, çok ıslanacağız. Burnu döndükten sonra Mikonos-Tilos boğazında tam kafadan yiyeceğiz firtınayı, tekne tutunabilecek mi bilemiyorum. Sonra’da yelken açınca 38O’yi Çeşme için tutturabilecek miyiz? Yola çıktık. Botu iyicene tekneye yapıştırdık. Sancak tarafına bağladım. Barınaktan çıkar çıkmaz havayı ve dalgayı yemeğe başladık. Bir süre sonra Pınar sırılsıklam oldu onu içeri yolladım. Herkes 0.5-1 civarı dramamin aldı. Burna doğru gidiyoruz. İyi sallanıyoruz ama esas zorluğu burun civarında boğazda göreceğiz. Burna geldik, hava azgın, 3-3.5 m dalga derinliği var, serpinti tekneye paralel geçiyor ve tam burundan alıyoruz. Bir ara Nazife kafayı uzatıp manzaraya baktı ve “geri mi dönsek?” dedi. Biraz sonra yelken açınca rahatlayacağımız söyledim. Herkes endişeli. Boğazı geçince, 1/3 yarım arası cenovayı bastım tekne boştayken 6.5 knot hız yapıyor. Hızlı gitmemiz lazım diye 1900-2000 devirde motoru bıraktım, 7.5 knot la 40OC yi tutturduk. İstikamet Çeşme, moralım çok yerine geldi. Sert havada güzel bir seyir yapıyoruz. Teknenin içinde ayakta durmak çok tehlikeli, yerler ıslak olduğu için çok kayıyor. 12 gibi nöbeti Mustafa’ya devrettim. 02 de bana geri verdi, 03 de Pınar’a devrettim, yolu daha yeni yarılayabilmişiz. Pınar beni 06.00 gibi Sakız burnunda uyandırdı. Türk karasularına çok yakınız. Boğazda Çeşmeyi tutturamıyoruz. Ancak 70o ile karşıya geçiyoruz. Türkiye’de yunuslar karşıladı bizi, kocaman bir sürü geldi, bir süre sonra karaya iyice yaklaşınca Yunan bayrağını gurcatadan indirdim. Artık Türkiye’deyiz ama Çeşme’ye vakitli varmamız imkansız. Sağolsun Maria hanim uçağımızı ertesi sabah 08:45 e aldı. Mustafa’lar zaten akşam gidiyor, onlara sorun yok. Acaba bir ara Alaçatı’ya mı gitsek diye düşündüm sonra yine de hedefe kilitlenip Çeşme’ye doğru rota tutmaya çalıştım.Sabah 08:00 gibi liningde vuruntu çok arttı, devri 1500 e düşürdüm ses kesildi ama 1500 devirle boğazı geçmemiz akşama kadar sürer. Alaçatı’ya çok yakınız. Alarm ötmeye başladı, fırladım motoru kapattım, açtım bir baktım ki sarj dinamosu düşmüş ve her yer siyah bir sıvı… Dinamoyu taktım bir şekilde, motoru bir çalıştırdım ki acayip yağ atıyor, hemen geri kapattım. Motor çalışmaz halde…
Sabah erkenden tekrar havaalanına gittik, her gidiş tek yön 10 Euro. Yine kimsenin nasıl çıkış işlemi yapacağından haberi yok. Sonuçta terminalin önündeki polis karakoluna gitmemiz gerektiği ortaya çıktı. Fakat bize gerekli memur öğleden sonra 4’te gelecekmiş. Mecburen geri döndük. 10:30 gibi mazotu tamamladık, 30 Euro. Şehri dolaşmaya gittik, hediyeler aldık, 15:45 te taksi durağında buluştuk ve hayatımızın en uzun süren taksi beklemesi başladı, tam bir buçuk saat!!! Saat 17:15 gibi havaalanına vardık ve bizim adam gitmişti… Neyse ki 18:00 gibi yeniden gelecekmiş, biz de terminale gidip orada oturup bekledik. 18:00 de adam geldi, işlemleri yaptı, hemen tekneye gittik. Hava çok sıkı ama bir an önce yola çıkmamız lazım ertesi gün saat 12:30 da İzmir’den uçağımız var. Tüm hazırlıkları yaptık, tekneyi neta ettik, çok sallanacağız, giyindik kuşandık, çok ıslanacağız. Burnu döndükten sonra Mikonos-Tilos boğazında tam kafadan yiyeceğiz firtınayı, tekne tutunabilecek mi bilemiyorum. Sonra’da yelken açınca 38O’yi Çeşme için tutturabilecek miyiz? Yola çıktık. Botu iyicene tekneye yapıştırdık. Sancak tarafına bağladım. Barınaktan çıkar çıkmaz havayı ve dalgayı yemeğe başladık. Bir süre sonra Pınar sırılsıklam oldu onu içeri yolladım. Herkes 0.5-1 civarı dramamin aldı. Burna doğru gidiyoruz. İyi sallanıyoruz ama esas zorluğu burun civarında boğazda göreceğiz. Burna geldik, hava azgın, 3-3.5 m dalga derinliği var, serpinti tekneye paralel geçiyor ve tam burundan alıyoruz. Bir ara Nazife kafayı uzatıp manzaraya baktı ve “geri mi dönsek?” dedi. Biraz sonra yelken açınca rahatlayacağımız söyledim. Herkes endişeli. Boğazı geçince, 1/3 yarım arası cenovayı bastım tekne boştayken 6.5 knot hız yapıyor. Hızlı gitmemiz lazım diye 1900-2000 devirde motoru bıraktım, 7.5 knot la 40OC yi tutturduk. İstikamet Çeşme, moralım çok yerine geldi. Sert havada güzel bir seyir yapıyoruz. Teknenin içinde ayakta durmak çok tehlikeli, yerler ıslak olduğu için çok kayıyor. 12 gibi nöbeti Mustafa’ya devrettim. 02 de bana geri verdi, 03 de Pınar’a devrettim, yolu daha yeni yarılayabilmişiz. Pınar beni 06.00 gibi Sakız burnunda uyandırdı. Türk karasularına çok yakınız. Boğazda Çeşmeyi tutturamıyoruz. Ancak 70o ile karşıya geçiyoruz. Türkiye’de yunuslar karşıladı bizi, kocaman bir sürü geldi, bir süre sonra karaya iyice yaklaşınca Yunan bayrağını gurcatadan indirdim. Artık Türkiye’deyiz ama Çeşme’ye vakitli varmamız imkansız. Sağolsun Maria hanim uçağımızı ertesi sabah 08:45 e aldı. Mustafa’lar zaten akşam gidiyor, onlara sorun yok. Acaba bir ara Alaçatı’ya mı gitsek diye düşündüm sonra yine de hedefe kilitlenip Çeşme’ye doğru rota tutmaya çalıştım.Sabah 08:00 gibi liningde vuruntu çok arttı, devri 1500 e düşürdüm ses kesildi ama 1500 devirle boğazı geçmemiz akşama kadar sürer. Alaçatı’ya çok yakınız. Alarm ötmeye başladı, fırladım motoru kapattım, açtım bir baktım ki sarj dinamosu düşmüş ve her yer siyah bir sıvı… Dinamoyu taktım bir şekilde, motoru bir çalıştırdım ki acayip yağ atıyor, hemen geri kapattım. Motor çalışmaz halde…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)