18 Temmuz 2017 Salı

Kefalonya

Sabah ön kamarada, lumbozdaki görüntüyü farketmemle güverteye fırlamam bir oldu. İskeledeki motoryatın göz demiri neredeyse bizim küpeştede.
Dün akşamüstü hakim esen rüzgarda, rüzgaraltında kalan koca tekne sabah İtaka boğazından esen imbat ile demirini esnetmiş, bize doğru iyice yaklaşmış. Şimdilik taramıyor gibiyiz ama motoryat yaslanırsa bizi de hatta bizim altımızdaki diğer tüm tekneleri de taratır. Doğrusu ben onlardan sorun çıkar diye düşünüyordum, koca motoryatın 7 mürettebatıyla tarayacağını hiç düşünmemiştim, ama oldu işte...
Kaptan Yunanlı. Tedirgin hareketlerle güvertede bir öne bir arkaya gidiyor, ırgatta bir mürettebat var ara ara zincirin az az boşunu alıyor ama herşey rüzgarın esip esmemesine bağlı.
Eğer üstüne koyarsa tarayacak o kesin. O zaman bizde zaten güvende olabilir miyiz? Hiç emin değilim.
Bu arada dün akşam, sancağımdaki Alman ile aramıza İngiliz bayraklı bir tekne daha girmiş. Hiç farketmedik. Onlar da güvertedeler... Tedirgin olarak herkes bekliyor. Motoryat yaslanmasın diye iskele koltuğu biraz daha gevşettim, pay var. Nitekim bindiren bir sağanakta  koca motoryat iyice bizim tarafa doğru esnedi, azıcık dayanırsa bizim çapayı da dipten sökecek. Kaptan artık tahammülsüz bir şekilde dümene geçti, manevra pervanesi ile dışarı çıktılar.
Ancak bu sefer de bizim rüzgarüstünde hiç tekne kalmadığı için iyice rüzgara açık hale geldik. Rüzgar şiddetini de iyice arttırmış durumda, rüzgaraltımızdaki ingiliz ile aramızda çok az mesafe kaldı. Tam bordadan alıyoruz.
İngiliz ailenin en yaşlısı, sanırım teknenin de sahibi, gayet sakin hareketlerle motoru çalıştırdı, "merak etmenize gerek yok, böyle şeyler olabilir. Biz rüzgaraltı tekneyiz rahatlıkla çıkarız" dedi. Gerçekten de şaşkınlıkla izliyorum manevralarını. Gayet net bir hareketle çıktılar. Ancak şaşkınlığım manevraya değil, İngiliz kaptanın zerafetine ve denizcilik kültürüne... Öte tarafta 7 mürettebatı ile havalı havalı dolaşan güya profesyonel kaptan ile kıyaslayınca içim açıldı. İngilizler çıkınca bizim kayık biraz daha rüzgaraltına esnedi ancak, Almana yaslanmadan kazık gibi durdu. Nitekim bir süre sonra da rüzgar iyice hafifledi. Rahatladık.
Ömer Deniz ile bota binip, alargaya çıkmış İngiliz'in yanına gittik. Teşekkür ettik. Hiç önemli değil gibilerinden bir hareketle geçiştirdi.
Rahmetlinin dediği gibi, herkesten öğreneceğin birşeyler var hayatta. Kimisinden neyi bazısından ise neyi yapmayacağını öğreniyorsun... ))
Meğer kitapta da yazarmış bu olay. Eğer ilk tekne tararsa, domino taşı gibi bütün tekneler tarar diye. Neyse biz ucuz kurtulduk.
Bu arada bir süre ben teknede kalmak istedim. Ancak bugün araba kiralayıp adayı gezmek istiyoruz. Fiscardo'da araba kiralayan tek bir yer var. Nalan ve Ömer Deniz beraber bot ile oraya bakmaya gittiler. Araba bulmuşlar. Telefonun pili bittiği için el telsizi ile haberleştik.
65 E günlüğü. En küçüğünden arabayı almışlar. Rıhtımda yer yokmuş, belki beklersek çıkar ama biz de vakit kaybetmeyelim dedik. Sabah imbatı artık iyice azaldı. Muhtemel akşam yine terse dönecek.
Nalan istersen ikinci bir çapa atalım dedi ama ben burada sorun olacağını sanmıyorum.
Yanımıza giyecek ve yedekleri alıp sahile çıktık.
Botu uygun yere bağladık.
Arabayı aldığımızda artık saat öğleye gelmişti.
İlk durak Assos. Burası bizdeki Assos'a çok benziyor. Tepede bir kale, onun altında taşlık bir kumsalı var. Farklı olarak arada küçük bir kıstak ile bağlı iki koydan oluşuyor. Adanın kuzeybatısında olduğu için olsa gerek tekneciler açısından çok da popüler değil.
Fiscardo
Tam köşede harika konumu olan bir taverna var. Acıktık yemek yiyelim dedik ama tabi bu saatte taverna full! Arabadan birşey almak için geri döndüm, tam bu sırada en köşedeki tavernanın en güzel masası kalktı. Anında oturduk tabii...
Assos
Menü kalamar tava, zucchini balls, patates, bira ve ice tea limon.
Çocuklar biraz kumsalda eğlendiler ama deniz sefasını burada değil, biraz güneyde Mirthos koyunda yapacağız. Yol Assos'tan sonra adanın batısındaki kıyıları yüksek yarlardan izleyerek güneye doğru devam ediyor. Merkez Argostoli ama biz oraya kadar gitmeyeceğiz. Kefalonya hiç de küçük bir ada değil. Yaklaşık Sakız kadar. Ancak büyük koylar ve körfezler var.
En güneyinde 1600 metre civarında zirvesi olan dağ var.
Mirtos ve diğer koyları hayranlıkla izliyoruz. Denizin rengi bir harika.
Mirthos 
Normalden daha sakin bir deniz varmış bugün. Ona rağmen, masmavi sular, kumsalda patlıyor. Çocuklar dalgalara bayıldılar.
Uzun süre kalmayıp, yola devam ettik. İkinci durak Melissani mağarası.
Adanın doğusunda önemli yerleşim yeri Sami'ye yakın bir mağara. Kefalonya diğer İyon adaları gibi özellikli bir jeolojik yapıya sahip. Mağaralar bu coğrafyada en sık karşılaşılan bir olgu.
Bahsi geçen mağara da içerisinde kayık turunun yapıldığı, bir deprem ile üzeri açılınca tesadüfen keşfedilmiş bir boşluk. Girişi yetişkinlere 7E. Çocuklar mağaranın suyunu ve akustiğini çok beğendiler.
"Bu da bitti" mantığı ile dolaşıyoruz, araba ile sadece bu akşama kadar plan yaptık. Yarın İtaka'ya geçeceğiz. Dolayısıyla İyon Denizi'nin bu en büyük adasında mümkün olduğu kadar çok yer görmek ana hedefimiz. Aslında şehir olarak Sami ve Argostoli'yi çok da merak etmiyoruz doğrusu. Ancak tüm Yunanistan'ın en büyük ada dağı olan Ainos nedense bizi mıknatıs gibi çekiyor. Listede ikinci sırada Samotraki var seneler önce orayı da çok beğenmiştik.
Abies Cephalonica adıyla bilinen, buraya özgü göknar ormanı binlerce yıldır birçok geminin inşaasına hammadde sağlamış.  1962 yılında Ulusal Parka dönüştürülen bölgede çok hoş yürüme yolları ve hiking parkurları var. Pek de turistik olmadığı için sanırım çok beğendik.
Neredeyse tamamı deniz seviyesinde geçen bir yelken yolculuğunun bu en "yüksek" anında, bütün etraftaki adaları görebilecek kadar yukarıda olmak duygusu tarif edilemez.
Akşamüstü rüzgarının ağaçların dallarında çıkarttığı sesi hatıralamıza kaydedip, tekneye dönmek için yola koyulma vakti geldi maalesef...
Geldiğimiz yoldan Fiscardo'ya geri döndük. Arabanın camı bozuk olduğu için geri verelim dedik, park etmek istemedik.Çocuklar kumsalda eğleniyor. Ben öte beri almaya markete gittim.
Akşam yemeği teknede. Yanımıza yeni tipler gelmiş, dünküler ayrılmış.
Teknede biraz yüzdük, bulunduğumuz yer koyun belki de en güzel suyunun olduğu yer. Sonrasında akşam yemeği yine teknede. Bugün artık son mantıyı bitireceğiz.
Akşamın ilerleyen saatlerinde kahve içmeye sahile çıktık.
Fiscardo'yu yansıttığı ruh olarak çok beğendik.  En uzun süre burada kaldığımız için değil ama burayı nedense Gümüşlük'e çok benzettik. Orayı da çok sevdiğimiz için belki de...
Her tatilin "en" lerini seçmek Lotus'ta adettendir. Gerçi bunu son akşam yemeğinde yaparız genelde ama Nalan'ın doğumgününü erken kutlama programı bence gayet uygun bir zaman!
Çok hoş bir kahve molası sonrası tekneye botla dönüp, biraz daha sohbet sonrasında yattık.


GOPR0399 from mehmet erem on Vimeo.




17 Temmuz 2017 Pazartesi

Meganissi-Fiscardo/ Kefalonya

Sabah dümdüz bir denize uyandık. Dünkü kargaşa sanki hiç olmamış gibi, bir gecede bu koy nasıl bu hale gelebiliyor. Bu kadar sakin, huzurlu ve dingin nasıl olabiliyor? Şaşırıyorum...
Doğa bence en hızlı unutma kapasitesine sahip, içimizde...
Meganissi
Çocuklar da erken kalktılar. Onlara geçiştirecek birşeyler verdik kahvaltılık. Ortalığı toplamaya giriştik. Ben botun suyunu boşalttım. Gidip yedek çapayı almak lazım.
Nalan ile burada durmayalım, bir başka yerde kahvaltı edelim ruh halindeyiz.
Bu sırada Raphael de kalkınca, demir konusunda yardımını istedim. İki kişi tüm düzeneği ve çapayı alıp Lotus'un başüstüne, iskele loçaya yerleştirdik.
Motoru çalıştırıp çıkmadan önce havuzlukta birer çay içtik. Bu arada Raphael kendi botuyla tekrar geldi ve küçük bir torba verdi. "İçinde çocuklar için ufak tefek şekerleme, bisküviler var. Bir de sanırım dün akşam şemsiyenizi kırdım, telafi etmez ama onun için de küçük birşey var" dediğinde ne demek istediğini doğrusu anlamadım. "Teşekkür ederim, gerek yoktu" filan gibisinden birşeyler geveledim. Torbayı da mutfağa bıraktım.
Bu arada gözüm avara olma hazırlığındaki motoryata takıldı. Flybridge mevcut motoryatta bir adam ile bir kadın var. İlk gördüğümde çok şaşırmıştım, çünkü motoryattaki adam yaklaşık 55-60 yaşlarında, oldukça fit vücudu olan ancak her iki kolu muhtemelen bir kaza sebebiyle omuz seviyesinde kopuktu. Teknenin tüm işlerini kadıncağız kendisi halletti ve net bir manevrayla çıktılar.
Nalan ile birbirimize baktık... Ancak ikimizin ağzından da tek bir laf bile çıkmadı, çıkamadı!
Hayat ne kadar ilginç ve sürprizlerle dolu.
Kıç koltuğunu çözüp demir aldık. Raphael ve eşi uzaktan el salladılar.
Onları koyda yalnız bırakıp, kendi yolumuza koyulduk.
Gökyüzünde, dün geceden kalan tek tük bulutlar, artık sonuna gelinmiş dans partisinin sarhoş ama eve gitmek istemeyen inatçı dansçıları gibiler... Karışık ve düzensiz hareketlerle hala dans etmeye çalışıyorlar ama dün geceki enerjilerinden eser kalmamış!
Meganissi adasının doğu ucundan Kefalonya'ya rota tutacağız. Belki hemen yakın koylardan birisine girer kahvaltı ederiz diye düşündük. Ama hiçbir koyu tam da beğenmedik.
Meganisi'nin güneyindeki mağaralardan birisinin önünde kısa süreli demirledik.
Kısa bir yüzme molasından sonra kahvaltı yaptık. Kahvaltıyı yeni hediyemiz ile süsleyelim deyince bir sürpriz ile karşılaştık. Alman çiftin verdiği torbanın en dibinde katlanmış bir miktar para var! 30E'luk banknot, kendi üstünde defalarca katlandıktan sonra şeker paketinin kenarına sıkıştırılmış.
Raphael ve nişanlısı, bizi tekrar şaşırttı. Böyle birşeye hiç gerek yoktu tabi ki de... Hatta doğrusu kendimizi kötü hissettik. Paranın veya sahip olunan maddi gücün hiçbir işe yaramayacağı bir doğa olayı karşısında, iki denizcinin yardımlaşmasının bir meblağa dönüştürülmeye çalışılması içimi burktu. Bir gün önce komşusunun botu bordasına çarptığı için rahatsız olan, çocukların uyuduğunu bildiği teknenin güvertesine kakıçla vuran insanların yaşadığı bir dünyada, doğanın tüm şiddeti ve öfkesine şahit olup da teşekkür etmeyi bu kadar değersizleştirmek insanı üzüyor. Ama denizdeki kaptan sayısı kadar farklı karakter var.
Artık şaşırmayacağım dediğim her seferinde, tekrar şaşırtabiliyor ya beni... Hayat işte!
Bu da onun doğrusu imiş... Kırılan şemsiyeye saydım. Çok da üstünde durmamaya karar verdim.
Bot ile mağara ziyareti ve Nalan'ın kısa dalışından sonra  demir alıp Fiscardo'ya rota tuttuk.
Dünkü arıza sebebiyle otopilotumuz artık çalışmıyor. Mecburen hep dümen tutuyoruz. Başta kafadan gelen rüzgar bir süre sonra Lefkada kanalından apaza döndü. Yelken açıp motoru kapattım.
Hava iyice yükseldi, güneş açtı.
Kefalonya bu grup adalar içinde en çok görmek istediklerimizden. Muhtemelen birkaç gün kalıp, araba kiralayıp etrafını gezmek istiyoruz. Ada kendisi oldukça büyük. Tekneyle yapmaya kalksak 1 haftamızı alır. En popüler, hatta sosyetik olan koyu Fiscardo'ya gideceğiz. Tabi haliyle geç saate kaldık. Umuyorum güzel bir yer buluruz kendimize.
Her taraf yelken yapan teknelerle dolu. Farklı farklı, genelde Avrupa ülkelerinden ekipler ve hatta filolar var. Gruplar halinde dolaşıyorlar.
Bundan başka çok lüks yelkenli ve motoryatlar var. Genelde profesyonel ekipler tarafından yönetiliyorlar. İtaka'yı iskelede bırakıp, Kefalonya'nın en kuzeyinde, giriinde fener olan koya girdik. Açıkta demirlemiş lüks yatlar var, Paxoi'de gördüğümüz 5 gurcatalı da burada!
Koya girdiğimizde, rıhtımda hemen hiç yer olmadığını görünce artık şaşırmadım. Koyun kuzey tarafına yan yana tekneler, demir atıp kıçtan kayalara veya ağaçlara bağlamışlar. Hemen hiç yer yok.
Güney kıyısı çok sığ, 1-2 motoryat ve katamaran bağlanmış.
En dışarı doğru bir aralık var gibi. Bir tekne girmeye yeltendi ancak rüzgar bordadan sert bindiriyor. Vazgeçti dışarı çıktı. Kıçtan yanaşınca, iskele tarafta, yani rüzgaraltında 25 metrelik bir motoryat var. 5-6 personeli olan eski model, güzel bir motoryat. Rüzgarüstü yani sancak tarafta da bir Alman çift bağlanmış. Şöyle bir plan yaptık. Nalan dümende, nasıl manevra edeceğimizi konuştuk. Ömer Deniz demirde, uzun uzun nasıl demir atması gerektiğini anlattım. Ben de kıç koltuklarını hazırladım, ancak zaten önemli olan rüzgarüstü taraf, orayı ilk bağlasak tekne sağlamda olur. Olamazsa, motoryata yaslanırız sonrasında rüzgarüstü koltuğun boşunu cenova vinciyle alırız diye kafamda tasarladım.
Bu arada hem sancak hem de iskele taraftakiler, tedirgin bakışlarla bizi süzüyor.
Aslında çok iyi manevra ettik ancak rüzgar şiddetli, bizi motoryata yaslayacak fakat düşünmediğim bir detay o tarafta bir merdiveni var yatın. Mürettebat borda boyunca dizildi, herkes teyakkuzda. Keza kaptan da çıktı, bir şeyler geveliyor.
Bu şekilde yapamayacağız, dışarı çıkıp tekrar gelmek lazım. B planı belli. Sahilde bağlanılacak yerler çok uzak. Önceden kıyıya yollayacağımız bir ekibimiz yok-henüz- Keşke Çağla dingiyi kullanabiliyor olsaydı! )))
Çıkarken birşey farkettim, sancak taraftaki (rüzgarüstü) Alman'ın, iskele koltuğu sanırım kısa gelmiş, suyun üstünde iki izbarço ile ek yapmışlar. Bunu yakalarsak, gayet rahat bir manevra olabilir. Nalan'ın hız kesmeden gelmesi, Ömer Deniz'in de hiç aralık vermeden zinciri döşemesi gerekiyor.
Gerçekten de rahat bir şekilde gelip, koltuk ekine bizim rüzgarüstü koltuğu, neredeyse suya bile girmemize gerek kalmadan bağladık.
Ömer Deniz'e bota binmesini ve kalıcı koltukları bağlamam için beni kıyıy çıkarmasını söyledim. Doğrusu o da, hala bizi seyreden motoryat mürettebatı ve diğer teknedekilerin bakışları arasında, usta manevralarla sahildeki kayalığa yanaştı. Bağlandıktan sonra da ekip olarak bir "aferin" hakettik!
Kokteyl hazırlandı. Bekle bakalım Kefalonya, biz de geldik.
Fiscardo
Tekneyi bağladıktan sonra deniz molası. Sonrasında banyo, süslendik püslendik Fiscardo piyasasına girmeye hazırız. İçeride bir feribot rıhtımı var. Onun hemen yanındaki beton rıhtıma botu bağladık.
İlk restaurant Ellie's, güzel bir italyan tarzı olan restaurant. Et yemekleri genelde meşhur Kefalonya'da. Günlerdir deniz ürünü yedik, değişiklik olsun.
Kumsala yakın bir masada oturup, henüz karanlık çökmeden şarap eşliğinde çok hoş bir akşam yemeği yedik. hesap 74E. Sonrasında rıhtım boyunca yürüyüp, kenti keşfetme. Çocuklara dondurma, bize kahve, birkaç market var ertesi gün öte beri alınabilir.
Fiscardo'yu biz daha çok Gümüşlük'e benzettik. Beğendik.
Bir yeri beğenmek veya nefret etmeyi belirleyen unsur nedir? İlk andaki intibayı ne belirliyor? Zevkleri benzer hatta neredeyse aynı olan iki kişi, aynı yere yanaştığında neden aynı duygulara sahip olmuyorlar? Yanaşırken olan aksilikler mi? Havanın güzelliği mi? Yoksa ilk karşılaştıkları kişinin, yanaşan tekneye gülümsemesi mi? yerin beğenilmesi ya da beğenilmemesini belirliyor?
Pek emin değilim...
Akşam çok da geç olmadan botumuza binip teknemize geri döndük.
Çocuklar hemen uyudu. Biraz kokpitte pinekledikten sonra ben de yattım uyudum.





16 Temmuz 2017 Pazar

Preveze-Lefkada ve Meganisi

Bugünkü rotamız yine güneye doğru. Lefkada'da durmayı hiç düşünmüyoruz. Ancak kanaldan geçeceğiz. İyon adalarını batısı genel olarak melteme açık olduğu için pek popüler değil. Aslında bu seyrimizde beklenen havalar hiç yok. Standart olarak bu sularda 15-20 knot aralığında, meltem karakterinde esen rüzgarlar olması lazımdı ancak şimdiye kadar hiç karşılaşmadık. Bakalım gelecekte biraz esecek mi? ))
Preveze
Sabah erken kalktım. Şehrin sokaklarında fırın arayışım hayal kırıklığı ile sonlandı.
Demir alıp yerimizden çıkalım havası hakim. Çocukların uyumaya devam etmeleri işimize gelir.
Mazot ikmalini Kleopatra Marina'da yapacağız. Girişte kimsecikler yok, kitaptan kanal 67'den çağrı yapılması söylenmiş. Yaptık. Ama yine cevap yok. Biz de kendimiz girelim dedik.
Yakıt istasyonu hemen marinanın girişinde, hiç rüzgar yok.
"Dümdüz denizde, biz buraya yanaşamazsak ben de birşey bilmiyorum" edalarıyla yüzer pontona yollandım. İlginç! Yanına kadar geldim bir türlü varamıyorum...
İskeleden 2 metre uzakta kaldı kayık. İleri yapıyorum olmuyor, tornistan veriyorum olmuyor.
Nalan da boş gözlerle bana bakıyor. "Ne yapıyor bu adam?" diye.
Koşarak bir marina görevlisi geldi, eli telsizli. Halat attık, ittire ç


ektire yanaştırdık lehundayı. Meğer hep akıntı olurmuş burada, hatta kitapta bile yazıyor. Ama okuyan kim? ))
Neyse depoyu saat hesabı 40 E doldurduk.
Biraz da suya ihtiyacımız var dedik, 5E dedi. Anlaştık. Depoyu doldurduktan sonra biraz da güverteye tuttum kalan azıcık suyu... Bu arada Nalan markete gitti öte beri bişeyler almak için ama heyhat. Ancak 10 da açılırmış Beklemedik çıktık.
Levkas Kanalı'na yetişeceğiz. Kanal saat başı açılıyor. 5-10 dk açık kalıyor. Karşılıklı tekneler geçiyorlar. Rotayı filan hesapladık. Normal seyir süratinde tam açıldığı saatte orada olacağız.
Nitekim kanalın dışında bekleyen tekneler var.
Bu arada kanalın dışında belki de şimdiye kadar bu coğrafyada gördüğümüz en güzel ve geniş kumsalı farkettik. Lefkada'nın en kuzeyi. 1 saat mola verip çocukları suya sokmak fikri Çağla'nın uyuyor olması sebebiyle bir başka sefere ertelendi... Artık bakalım kaç sene sonraya?
Kanal çok ilginç. Ama şehir için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Nitekim durmayıp aşağıya doğru devam ettik. Beraber seyrettiğimiz tekneler var.
Kanalın çıkışına yakın, önlü arkalı 3 knot ile seyrederken birden hava kapadı, yumuşak bir yağmur yağmaya başladı. Çok hoş, insanın içini serinleten bir yaz yağmuru.
Yanımızda seyreden teknede, dümendeki hanım ellerini iki yana açarak, kahkahalar atarak yağmuru karşıladı. Neşesi bize de bulaşmış olacak ki bir anda Lotus'un güvertesi yağmur dansına çıkanlarla doldu... Hay Allah! Güverteyi de yeni yıkamıştım halbuki. ))
Levkas Kanalı
Kanaldan çıktıktan sonra motora yol verdik, güneye doğru seyrediyoruz. Etraf yelken yapan teknelerle dolu. Bugün günlerden Pazar. Genelde charter yapan teknelerin ana merkezi burası. Bugün de sanırım değişimin ilk günü...
Biz Lefkada'nın doğu sahilini takip ederek, güneye doğru ilerliyoruz. Önümüzde Aristotle Onasis'in meşhur adası, Scorpion var. Lefkada'da Nidri ve Vlikho önemli merkezleri. Biz içeri girmeyi tercih etmedik. Nisos Madhouri önlerinde, Lefkada kıyısında neredeyse suya değen bir çam ağacı önünde durdum. Ancak teknede herkes uyuyor. Ben de burada vakit kaybetmeyip, güneye doğru devam etmeye karar verdim. Adanın kıyılarını takip ederken, buruna yakın çok hoş bir koyda çok hoş bir ev gördüm. Önünde demirleyip bir yüzme molası vermek için hazırlığa girişirken, birden koydan çıkan 2-3 tane motorlu tekne sahildeki iskeleye yanaştılar.
Meğer bir müzeye aitmiş... Tabi kitaba baştan baksak öğrenirdik ama bir yandan da gurur duydum kendimle, meğer gerçekten de meşhur bir yermiş. Açık denizden geçerken bile farkedebilmişim, demek böyle bir kabiliyetim var?
Bu arada Meganissi'ye uğramaktan vazgeçtik. Birkaç saat mola verdikten sonra akşam direkt İthaca Kioni'ye  devam ederiz diye düşünüyorum.
Yağmurdan sonra hava yükseldi.
Ormos Dessimou'dan önce bir küçük koyda demirleyip, öğle yemeği için durduk.
Koyda sadece bir adet küçük bir bot ve tam ortada demirlemiş bir uzakyol teknesi var. Onlara rahatsızlık vermeyecek tarzda demirledik.
Çocuklar anında suda. Biz de bota bindik ve küçük bir kumsalı gözümüze kestirip oraya yanaştık. Taş toplama ritüeli sonrasında öğle yemeğinde mantı. Artık İstanbul'dan getirdiğimiz bazı yiyecekler bozulmaya başlayacak endişesiyle, tüketmeye bakıyoruz.
Koyda kalanlar birer ikişer ayrıldılar. Biz de vakitlice çıkıp seyre geçtik.
Kanaldan çıktıktan sonra güneyli rüzgar oldukça şiddetlendi. Tam kafadan geliyor. Bu akşam için ihbarlara da pek bakamadık doğrusu. Bahsi geçen hava bu coğrafyayı nasıl etkileyecek ikircikliyim.
25-30 knot aralığına oturan rüzgara karşı 15 NM yapmaktansa, Meganisi adasına doğru dönüp, korunaklı koylarından birinde geceyi geçirmek sanki daha uygun gibi geldi. Kioni rıhtımının küçük olmasından mı endişe ettim? Yoksa haritada Göcek veya Gökova kıyılarına benzeyen Meganissi'nin kuzey koylarında daha güvenli demirleme alternatifi bulurum duygusu mu ağır bastı? Beni motive eden şeyin ne olduğundan hala emin değilim.
180 derece dönüp, kuzeye yollandık. Kanaldan çıkıp Meganissi'ye yaklaşınca, havanın kuzeyden iyice doldurduğunu, etrafta da rüzgardan kaçışan, fırtınayı rahat atlatabilecekleri liman arayan yelkenlilerle dolu olduğunu gördük. Meganisi'de 3 tane yanaşılabilecek iskelesi olan koy var. İlki bize yakın, Sparthakori. Herkesin oraya girdiğini görünce durmadım bile, devam ettim. İkincisi Vathi. Burada bir marina (Odyseeus Marina) ve bir de taverna iskelesi var. Ancak telsizle yaptığımız çağrıda her ikisinin de dolu olduğu söylendi. Liman içi tıklım tıklım.
Bu gibi limanlarda üst üste bağlanmaktansa, kimsenin girmediği bir yere tek başına bağlanmayı yeğlerim. Bu mantıkla yolumuza devam ettik.
Lefkada
Önümüzde 3 tane daha koy var. Bunlar kuzeydoğuya bakıyorlar. Ancak oldukça girintili ve çıkıntılı. Eğer tek başımıza olacağımız bir yer bulursak, bir de başkalarının demiriydi çapasıydı uğraşmam diye düşünüyordum o sırada, naifçe!
Ormos Kapalı adlı koya girdik. İsmi bana çok güven verdi, doğrusu... )))
Etraf yaşlı çam ağaçlarıyla dolu. Koyun ilk bölümü açık gibi. En derin köşesinde rüzgara karşı demirlemiş bir motoryat var, kıçtankara bağlanmış. Onun hemen yanında Hollanda bandıralı bir tekne var. İlginç bir şekilde motoryata dik şekilde demir atmış kıçtankara bağlanmışlar. Tedirgin şekilde güvertede oturuyorlar.
Henüz yağmur başlamadı. Ama rüzgar artık 20-30 bandında esiyor. Koyun içine girince burasının nispeten korunaklı olduğunu gördük.  Ancak iki tekne arasına girmek mümkün değil. Biz de nispeten dışarı ama hala korunaklı olan bir yere mümkün olduğu kadar çok zincir döşeyerek, kıçtankara bağlandık. Demirimiz iyi tuttu. Ancak rüzgarı yandan alacağız, tek endişem o. Eğer tarayacak gibi olursam, kıçkoltuğunu başa alarak karamursala durur, rüzgarı kafadan alırım hesaplarını yapıyorum.
Rüzgar gittikçe şiddetlendi. Bu arada koya giren çıkan tekneler var. Kimisi giriyor, manevra yapıyor, demir atıyor. Kimisi tutturuyor. Çoğu tutturamıyor, dışarı geri kaçıyor.
Ben de yağmur başlamadan, içeri gireyim ıslanmaya gerek yok diye düşünüp, kapıyı bacayı kapattım. Barometre 990'da ve düşmeye devam ediyor. Nitekim bardaktan boşanırcasına bir yağmur başladı.
İçeride çocuklarla oyun oynarken, "DONK" diye bir sesle irkildik, hepimiz.
Hemen dışarı fırladım. Rüzgarüstümde, bir yelkenli, içinde 2 kişi var. Bir çift. Ne yapacaklarını bilemez şekilde şaşkınlıkla sağa sola bakıyorlar. Sonradan adının Raphael olduğunu öğreneceğimiz, erkek olanına, ne yapmak istediğini sordum. O da önce binbir özür dileyerek, söze başladı. Tekneyi yeni kiraladıklarını filan anlatmaya başladı. Yardım etmek amacıyla benim bota atlayıp, kıç koltuğunu yaşlı bir zeytin ağacına bağladım. Normalde zincirin boşunu alsalar, rahatlıkla dururlar.
Bu arada şaldır şuldur yağmur yağıyor.
Geçmiş olsun filan dedim çocuğa, içeri girdim. Kuru bir mayo buldum kendime, değiştim.
Bu arada Nalan yemek yapmış. Tam yemeğe oturduk.
Yine aynı ses.
"DONK"
Yine dışarı fırladım,  yine aynı tekne. Ama Raphael yok, adının sonradan Katerine olduğunu öğreneceğimiz kız arkadaşı dümende bu sefer . Motoru ileri geri bişeyler yapıyor. Erkek arkadaşının nerede olduğunu sordum. Parmağıyla uzakta bir botu gösterdi. Kürekle oraya gitmiş. Bir diğer koltuk halatını rüzgarüstünde bir ağaca bağlamaya çalışıyor.
Bu şekilde bağlayınca kayığın kafası bize doğru dönüyor, demiri de tutmadığı için tekne kafadan Lotus'un bordasına bindiriyor.
Kısa bir durum değerlendirmesi, böyle kalamyız... Hımmm!
Bu arada çocuk geri geldi.
Ben tabi bu ikinci denemede tecrübeliyim, elimde bir şemsiye ile çıkmıştım dışarı. Gerçi o rüzgarda şemsiyeye hakim olmak bayağı alengirli ama "biz yelkenciyiz ya, işimiz rüzgarla oynamak!" )))
Normalde çıkıp demir almaları, tazelemeleri ve hatta bu halleriyle en iyisi marinaya gitmeleri daha uygun olur. Çocuk perişan halde bana bakıyor, "çıkın gidin buradan" diyemedim. Elimdeki şemsiyeyi ona verdim.  Plan değişti.
Onları bizim kayığın üstüne bağlayacağız. Araya usturmaçaları dizdik. Baş kıç birer koltuk ile bağlandık. İki teknenin de yükü bizim demirde, ancak en azından borda bordayayız.
Yağmur şiddetini iyice arttırdı. Etrafta şimşekler çakıyor.
Bu sırada tabi yine sucuk gibi oldum. Tam kıç koltuğunu almak için uzanınca,  "TONK" diye bir ses duydum kafamın içinde! "Hah dedim yıldırım düşünce böyle oluyormuş demek ki" ))) Baktım ceviz kadar bir dolu ayak başparmağımın orada, güvertede duruyor.
Takır tukur boşaldı üstüme. Hemen biminin altına girdim.
Bir anda yeni taktığım güneş panelleri  aklıma geldi. Zavallı güneş panellerim benim...
Ancak bu havada onlar için yapılacak birşey yok!
Raphael durmadan teşekkür ediyor, çok üzgün olduğunu filan söylüyor. Ben de "olur böyle şeyler" filan diyorum durmadan.
Bu arada iki tekne artık bağlandı, içeri girip biraz kuruyalım diye düşündük.
Salona girdiğimde ikinci kıyafetlerimi de çıkartıp, artık kalan son kuru şeylerimi geçirdim üstüme. Eğer bunları da ıslatırsam, son manevrayı anadan üryan yapacağız belli ki!
Rüzgar şiddeti daha da arttı. Bu durumda eğer benim çapa tararsa, durum iyice karışık bir hal alacak. En azından biraz şiddetini azaltsın, o zaman birşeyler yaparız diyorum içimden. Ama zaten tarayacaksa en şiddetli, en çaresiz ve en zor zamanda tarayacağını da hepimiz biliyoruz.
İçeride oturup beklemek içime sinmedi. Kalın ne kadar mont, salopet çizme varsa hepsini giyip, sanki okyanus geçmeye hazırlanıyormuş gibi kuşandım, temmuzun ortasında! Savaş meydanına çıkan bir samuray edasıyla kokpite tırmandım.
Bimini altı nispeten korunaklı, umarım o da parçalanmaz. Etrafta manzara korkunç, koy içinde sağanaklarda 55 knot esiyor. Tekneler kuru direk 15-20 derece yan yatıyor. Demirin esnediğini, zincirin tel gibi gerildiğini kıç koltuklarını boşlamasından belli! Umarım taramaz. Bu kadar sert estiğine göre birazdan bitecek. Motoru her halukarda çalıştırdım, ancak gaz vermiyorum. Tekne içinde elektronik olan herşeyi kapattım, rüzgar ölçer dahil. Teknelerin hareketine bakıyorum. 
Yan taraftaki Hollandalı kayıkta çok tedirgin, keza koyun içindeki diğer teknelerde de hareketlilik var. Bir tek sahildeki motoryat  gayet sakin bir şekilde, sanki dışarda hiçbir şey yokmuş gibi rahat.
Bir süre çok şiddetli yağmur yağdıktan sonra, geldiği kadar hızla kesildi. 
Böyle olacağını bilseydim, sabahtan güverteyi yıkamak için o kadar uğraşmazdım! 
Yağmur kesilince Raphael de çıktı. Ne düşündüğümü sordu. Çok şiddetli olduğunu, ancak tekrar gelebileceğini söyledim. Üşenmemek lazım, gidip bir fırtına çapası atarsak tüm gece rahat rahat burada durabileceğimizi düşündüğümü söyledim. 
"Peki" dedi. Hazırlıklarımızı yapıp, diz boyu yağmur suyu ile dolmuş benim bota binip, motoru çalıştırdık. Başüstünde duran ikinci 25 kg Deltayı, 70 metre naylon halat ve zincirle düzeneğini hazırlayıp, rüzgar üstüne doğru seyir edip kazasız belasız attık. Tekneye gelip boşunu aldık. Tekneler rahatladı. Kıç koltuklar gerildi. Yük iki büyük çapada olunca, Alman çiftin çapasının boşunu da aldık. Gerçi bence o fazla bir işe yaramıyor ama  olsun. 2 birden iyidir, 3 de ikiden )))
Biz ikinci çapayı da atınca, hava iyice yükseldi. Hatta bir ara yıldızlar bile çıktı...
Belki de kendine daha kolay avlar bulmak üzere güneye doğru devam etmiştir. O gece o civarda kaç tekne taramıştır kim bilir? Çapayı atmasaydık ne olurdu? Hala çok merak ediyorum... 
Yorgun ama vakur yatar yatmaz, uyumuşum. 




15 Temmuz 2017 Cumartesi

Paxoi-Preveze



Bugün seyahatin en uzun açık deniz geçişlerinden birisi var. Yaklaşık 35 NM. Tek seferde Levkas kanalını geçersek, belki daha da uzun. Henüz karar vermedik.
Eğer rüzgar eserse, belki aşağıya ineriz. Yoksa alternatif Preveze'de durmak.
Sabah 10'dan önce Gaios'ta bağlı olduğumuz yerden çıkmamız lazım. Mustafa Çam'dan bizim tekne ile güney geçidinden geçilebildiğini duymuştum ama yine geldiğimiz gibi çıkmayı tercih ettim. Limanın dışında 5 gurcatalı, dümdüz güverteli bir lüks yelkenli var. Çok etkileyici birşey. Hayranlıkla izledik... Aşağıya doğru devam ediyoruz.
Merak ettiğimiz için önce Mongonisi'ye girdik. İçerde bir taverna, önünde bir kumsal demirde birkaç tekne var. Aslında geceyi geçirmek için hoş bir yer, ama biz denize girmek için uygun bir yer arıyoruz. Devam ettik. Hemen altında, Kaltsonisi adasının kuytusuna girdik. Küçücük bir kanaldan içeri doğru ilerledik. Eski bir değirmen önünde demirlemiş tek bir yelkenli var. 3 metre suya demirlemiş. O olmasaydı burası kesinlikle favori mekanımızı olurdu ama iki tekne bağlanmadan burada alargada duramaz. Geri çıktık.
Antipaxi'ye doğru devam.
Aslında bu küçük adanın batı kıyılarında çok ilginç yerler olduğunu duyduk ancak hakim rüzgara açık, dalgalı koylar. Doğu kıyısından devam ettik. Gremos daha çok bir beach havasında. Hemen güneyinde adı olmayan bir koya girip demirledik. Koyda bizden başka bir motoryat ve Halberg Rassy var. Bir süre sonra onlar çıktı. Tek başımıza kaldık.
Kahvaltı sonrası kumsala çıktık.
Bu arada başka tekneler de geldiler. Çoğu charter teknesi. Yanaşmalarından ve demir atmalarından hemen anlaşılıyor.
Trelli Garida-Çılgın Karides
Bir tane de motoryat geldi. Fransız bayraklı. Flybridge'te herkese emirler yağdıran bir figür var. Tavır ve hareketlerinden bir aile olduğunu düşündüm. İlgimi çekti. Bu adam sanıyorum bu kadar agresif hareketlerle tekneyi Fransa'dan buraya getirmiş olamaz! Böyle bir kaptanla okyanus geçmek mi? Bırrrr!!! Sanırım gemiye filan koymuş getirmişlerdir kayığı ya da belki buradan kiraladılar.
İki tane demir atıp bir dolu da koltuk ile kıçtankara kayalara bağladılar. Bu arada neden olduğu bilinmez koya giren solugan miktarı arttı. Biz de sallanıyoruz, ardiyedeki meksika şapkalarını çıkarttım. Sanki işe yaradı gibi.
Diğer tekneler birer ikişer demir alıp koydan çıktı.
Biz de öğle yemeğini takiben, demir aldık. Rota Preveze.
Genelde yelken bazen motor+yelken rota 120. Olta suda...
Hava hala daha oldukça sıcak . Pazar günü soğuyacak deniyor. Sanırım bir cephe gelecek. Şimdilik gördüğümüz birşey yok. Devamlı internetimiz yok. Ancak akşamları WiFi bulup bağlanıyoruz.
Anakaraya yaklaştıkça, Preveze kanalına girmeden denize girme ihtiyacı iyice arttı. Ancak ümitler de azalıyor. Sahiller oldukça sığ ve dalgalı. Kanala girip, marinaların tam önünde, alargada duran teknelerin arasında şehirden önce son bir yüzme molası verme fikri kabul gördü. Ancak su düşündüğümüz kadar temiz değil. En çok Çağla beğendi... "Limonata gibi su" deyip duruyor. )))
Preveze
Kısa bir ''hoşgeldiniz kokteyl'' sonrası demir alıp hemen karşıdaki Belediye rıhtımına yanaşmak için manevra ettik. Uzaktan gözüken boşluk, meğer yanaşma yasağı olan bir yermiş. En dışta bir motoryatın yanına yanaşmak için demir atıp tornistan verdik. Motoryatların yanı, bütün gece çalışan jeneratör, yüksek bordalar sebebiyle manzarayı kapatma ve sahiplerinin garip ruh halleri sebebiyle genelde yelkenciler tarafından pek sevilmiyor.
Neyse biz yerimize usulünce girdik. Sahilde son dakikada birisi belirip halatımızı aldı. İskelede pedestal var ama bize uzak. Ama zaten yeni paneller ile elektriğe ihtiyacımız yok. Ama su alabilseydik iyi olurdu.
Preveze'yi biraz Erdek'e benzettik. Yerli turist ağırlıkta. Daha çok yaşlı bir nüfusu var. Buraya gelme sebeplerimizden birisi de sevgili arkadaşımız Tunç ve Julie'nin yaptıkları sunumda bir tavernadan övgüyle bahsetmiş olmaları. The Yemek gecelerimizden birisi burada. Tavernanın adı Treli Garida. Treli "deli" demek, Garida da "karides"... Bence çok anlamlı olmuş, gerçekten de karidesleri "deli" bişeydi... )))
Biraz sokaklarında dolaştık. Market arayışımız boşa çıktı. Çocuklara dondurma. Teknenin tam önündeki kafede WiFi molası. Kokpitten çekiyor olması büyük avantaj.
Bu arada yandaki motoryat sahibi ile beklenen gerilim yaşandı.
Teknenin pruvasında bağlı botun kendi bordasını çizdiği için elinde kakıçla güverteye vuran adamı, Çağla'yı uyutmakla uğraşan Nalan'ın elinden zor aldım!
Genelde marina veya limanlarda yanaştığımızda motoru mutlaka indiriyoruz. Ama motoryat olduğu için bot motoryatın eğimli bordasına çarpmış. Baştan buna önlem alıp, botun kıçındaki ince ile bize paralel duracak şekilde bağlasaydık bu tartışma hiç olmayacaktı. Biraz da benim ihmalim...

14 Temmuz 2017 Cuma

Paxoi



Sabah demir alan bir teknenin sesiyle uyandım. Küçücük koyda, tüm tekneler dip dibe... Akşam meltem eserken, hepsi aynı yöne baktığı için kimin nereye attığı ne kadar kaloma verdiği yine belli oluyor ama sabah hepsinin kafası bir başka yöne bakarken bunu söylemek çok zor. Dolayısıyla herhangi bir teknenin demir alırkan bizim üstümüze çıkması an meselesi...
Yan tarafta, mendireğe kıçtankara olmuş motoryatın demiriymiş.
Nemrut bir mürettebatı vardı. Selam bile vermeden koydan çıktılar.
Çay suyunu koydum. Kokpitte pinekliyorum.
Rıhtıma baştankara olmuş bir İngliz-sonradan İrlandalı olduğunu öğreniyoruz-elle demirini alırken, zincire geldiğinde takıldı. Yanındaki İtalyan ile karışmışlar belli ki...
Bir süre izledim. Adamcağız hiç üşenmeden tekrar bota bindi sahile gitti İtalyan'a birşeyler anlattı. Yine kendi teknesine geldi ama elle kaldıramıyor. Çaresizce sağa sola bakınıyorlar. Adettendir diye bota binip yanlarına gittim, ne yapacaksam?
Meğer oldukça uzun zincir varmış hala daha suda. Su da çok berrak değil hani. Aşağıdaki durumu değerlendirmek için maske palet şart. Zincire bosa vurup biraz ileri geri yapıp oynatmaya çalıştık ancak pek bir işe yaramadı. Tekrar İtalyan'ın yanına gittik. Onun çıkması uygun olur görüşünde herkes, mantıklı bir adammış. İtiraz etmedi. O çıkınca da İrla
ndalı kendi çapasını rahatlıkla aldı. Selam verip teşekkür ederek ayrıldılar koydan.
Bu arada çay demlenmiş. Bir yandan da ufak tefek tamirler yapıyorum. Solmuş bayrağı değiştirdim. Biraz da büyüktü bizim tekne için, bu sularda fazla dikkat çekiyor. Güneydeki dükkanlarda 150 cm'in altında raşel kumaştan bayrak bulmak mümkün değil. İstanbul'da var. Bir adet yedek getirmiştim onu kullandım.
Bizimkiler kalkınca Ömer Deniz ile sahile çıktık. Fırından ufak tefek birşeyler aldık. Kendi kayığını yüzdürmek istiyor. Birkaç ay önce evde, kendi imkanlarımız ile yaptığımız bir kayık var. Bu seyahatte favori oyuncağı bu kayık. O'nun da ismi Lotus... ))
Bugün çok az yolumuz var. Akşam adanın merkezi Gaios'da kalacağız. Dolayısıyla Lakka'da uzun uzun oyalanabiliriz. Sahilde 2 tane kumsal var. Bir tanesini seçtik, kahvaltıdan sonra teknenin yerini değiştirmeden botla gidip küçük çakıl taşlarının üzerine yayıldık.
Yolda Ömer Deniz'in kayığının direği kırıldı. Moral yerlerde...
Üzülecek birşey yok, bir yaptık yine yaparız diyerek, tekneye döndük. Malum Lotus-yani büyük olan ))- tamirat konusunda gayet donanımlı! Direk denilen ahşap bir çubuk. Şans bu ya verevlemesine kırılmış. Ahşap işiyle uğraşanlar buna parla diyor. Japon ile yapıştırıp, Fransız piyanı ile kuvvetlice sardık. Eskisinden dayanıklı oldu. Yüzler gülüyor...
Herkes tekneye dönünce sabah baktığım, kafada çözümlediğim yeni güneş panellerini bimini üzerine nasıl monte edileceği konusuna yoğunlaştım. Şimdilik fermuarları dikmeyeceğim 4 kenarından el inceleri ile yerine bağladım. Oldu gibi, sert rüzgarda bakalım nasıl duracak? MPPT regülatöre 135 wattlık 2 yarı esnek paneli seri bağladım. Bağlarken önce akü ile iştireklendirmek, sonra güneş panellerini çalıştırmak koruma mekanizmaları açısından önemli.
Lakka'dan çıkışımız öğleyi buldu.
Longos'da durmadık. Buradan merkeze kadar seyirde, açıkdenizde birçok resif tarif edilmiş. Tehlikeli sular. Sahilde de birçok hoş irili ufaklı kumsal var.
Bir tanesine girip demir attık. Paxos'un suyu çok güzel gerçekten. Hoş bir turkuaz mavi deniz hakim bu adalarda. Sebebini bilmiyorum...
Koyun sahilinde ağaçların arasında keman ve akordeon çalan birkaç müzisyen var. Koyun içi müziğin nameleri ile doldu. Çok hoş bir ortam...
Akşamüstü çok da geç olmadan limana girmek istiyoruz. Yer bulmak ile ilgili Gaios'un da kötü bir şöhreti var. Liman gayet ilginç. Çok dar bir kanal olarak içeri doğru kıvrılıyor. Genişliği yer yer on metrel


ere kadar düşüyor. Yer bulmak ile ilgili endişelerimize rağmen yine de içeri kadar girdik. Güney tarafında bir geçit daha var, açık denize çıkmak için. Aslında şehrin mekanlarına çok yakın bir yere yanaşmak güzel olurdu ancak, Mustafa Çam'dan ücretlerin çok pahalı olduğunu duymuştuk. Diğer bir alternatif adaya kıçtankara olmak. Ancak farelere karşı önlem alınması özellikle belirtilmiş. Saat 10 ile 17 arasında feribotun seyrini etkilediği için demirlenmesi yasak olan bölgeye, çok güzel bir ahşap BCC teknenin yanına kıçtankara olduk.
Çocuklara duş banyo. Sonrasında botla karaya çıktık.
Yemek meydanda Del Pescatore'de. Esasen bu civarın sanırım en lüks yerlerinden birisi ancak zaten çok aç değiliz. Çocuklar için menü uygun. Kalamar ızgara, kabak köftesi, cacık, salata ve uzoya 45 E verdik. Çok da fena değil.
Akşam geç vakit, botla tekneye döndük.

13 Temmuz 2017 Perşembe

Korfu-Paxoi




Sabah oldukça basık ve sıcak bir havaya uyandık. Kalenin önünde, demirdeki tekneler miskin miskin sallanıyorlar. Rüzgar neredeyse sıfır.
Çocuklar henüz uyanmadılar. Nalan ile kısa bir istişare yapıp, planı gözden geçirdik. Bu kadar sıcak bir havada araba kiralayıp adayı gezmek bana göre eziyet olacak. Orjinal planı revize edip, Korfu güneydoğu sahilini tekneyle yapmaya karar verdik. Ada aslında oldukça büyük ve tarihi. Eminim ki gezilecek görülecek birçok yeri vardır. Ancak bugün karadan bir seyahat için hava çok sıcak, hele de çocuklarla.
Mazot ihtiyacımız var ve hala doğru düzgün bir alışveriş yapmadık tekne için. Bulunduğumuz yat klubünde mazot bulabileceğimiz sanmıyorum. Kalenin kuzeyinde Gouvia marina D-Marin tarafından işletilen bir yer. Yolumuzu biraz uzatacak ama orada her türlü ihtiyacı karşılamamız mümkün gibi gözüküyor.  Demi,r alıp dümdüz denizde motorla kuzeye doğru çıkmaya başladık.
Ağaçlar arasında saklanmış bir girişi var. İşaretlenmiş bir kanaldan giriliyor. İçerisi oldukça geniş bir koy. Pilot kitaba göre mazot iskelesi kuzey tarafında. Mazot alırken, hızlı bir alışveriş de yapabiliriz fikri, palamar görevlisi tarafından daha iyi bir plana çevrildi. Alışveriş amaçlı 2 saate kadar konaklamalardan ücret alınmadığını öğrenince aynen marinaya doğru yollandık. İlk pontona rüzgarsız bir havada yanaşmayı Nalan yaptı. Ben tonoz halatını aldım.
Genel olarak derli toplu bir marina. Yunanistan ve adalarda bizde görmeye alışık olduğumuz gibi kaliteli marinalar pek yok. Burası bir istisna...
Market oldukça kaliteli. Doğrusu ürünler üzerinde fiyat etiketi olmamasından şüphelenmemiz lazımdı ama basiretimiz bağlandı. Sanırım tüm tekne seyahatlerimizin en pahalı alışverişini yaptık!
Fiyatlar meğer Nişantaşı Şütte ayarındaymış. Kuyrukta arkamızda bekleyen onca kişiden utandığımızdan, tıpış tıpış ödedik ve çıktık.
Ancak Nalan sağolsun, aldığımız malzemelerden gerçekten de çok güzel şeyler yaptı yolculuk boyunca. Malzemeleri tekneye yerleştirip, telsiz ile çağrı yapıp marinadan ayrıldık.
Rota güney. Kalenin yanından geçip, şehri takip ederek aşağıya doğru iniyoruz. Kartpostal simgesi haline gelmiş Pondikonisi'ye denizden baktık. Sığlık sebebiyle çok yaklaşamadık. Devam.
Benitses'e gelmeden hemen önce, deniz kenarına yapılmış muhteşem bir evin neredeyse bahçesine demirledik! ev sahibi pencereden baksa, burun buruna geleceğiz.
Biz durunca, sağımıza solumuza da bir dolu charter teknesi geldi, onlar da demirlediler. Bu bölge charter açısından çok zengin.Genelde belli tip davranış ve seyir planları var. Bunun dışına çıkmayı pek sevmiyorlar. Biz de chatre teknelerinden uzak durmak için bazı taktikler geliştirdik.
Mesela genelde kıçtankara durmayı sevmiyorlar. Alargayı tercih ediyorlar. Dolayısıyla garip yerlere, özellikle de derin suya demir atıp, kıçtankara olmak daha da çok hoşumuza gitmeye başladı!
Genelde limanlar çok popüler ve yer bulabilmek için erken saatte girilmesi tavsiye ediliyor. Ancak o saatte yanaşınca çocuklar sıcaktan bunalıyor, keza biz de. Dolayısıyla limana mümkün olduğunca geç girmek genel prensibimiz halini aldı. Limanda yer bulamazsak alargada kalıyoruz. Hem bu şekilde sabah kalkınca denize girmek açısından da çok iyi oluyor. Şehrin gürültüsünden uzak olmak da cabası.
Benitses Korfu'nun eğlence merkeziymiş ancak biz bu açıdan bir arayış içerisinde değiliz. Sahile çıkıp kumsalda biraz vakit geçirdikten sonra çocukların şişme hayvanlarını botla tekneye çekerek getirdim. Çok eğlendiler.
Öğle yemeği biraz brunch gibi oldu. Sucuklu yumurta, peynir, zeytin, salata ve çay.
Aşağıya doğru yola devam ediyoruz. Sıcaklar öğleden sonra iyice artınca Petriti'den hemen önce bir deniz molası daha verdik. Petriti küçük bir barınak ve önünde alargadaki birçok tekne ile bana çekici gelmedi. Paxoi Lakka Koyu yaklaşık 15 NM mesafede. Buralarda oyalanacağımıza biraz yol yapalım mantığı ile rotayı Levkimmis Burnu'na çevirdim.
Oldukça sığ bir koy, çok açıktan geçmek gerekiyor.
Korfu'nun güneyinden çıkınca açıkdenizden gelen kaba dalgaları dengelemek için cenova açtım. Motor yelken ilerliyoruz.
Koya varmamız neredeyse akşamı buldu. Oldukça popüler, masmavi suyu olan güzel bir koy Lakka. Dışarısı biraz solugan alıyor, her yer tıklım tıklım dolu. Önümüzden büyükçe bir yelkenli içeri girdi. Ondan cesaret alıp, peşine düştüm. Rıhtımda yaklaşık 100 yıllık bir, kabasorta armalı ahşap bir tekne var. Zincir döşemiş. Onun zincirine takmamaya azami dikkat ederek en son tekne olarak demirledik. Dip uygun, hava sakin. Genel prensibin tersine çok az kaloma verdik. Uzun kaloma vermek, dip dibe tekneler arasında çapariz çıkartabilir. Gerekirse ikinci çapayı da atarım diye düşünüyorum.
Bu sene ilk defa, yedeğe aldığımız 25 kg'luk deltayı ikinci bir makara yaparak, başüstüne aldım. Bazen tandem, bazen sansabosa (Hammerlock) bazen de uzun kalomalı yedek demir olarak kullanıyorum.
Koy ve ortam çok hoş. Daha çok Heybeli veya Burgaz gibi bir görüntüsü var. Ağaçlartın arasındaki evler çocukluğumu hatırlatıyor biraz. Denize girmek için biraz geç kaldık. Ama hoşgeldin kokteyline hep zaman bulunur!
Hava iyice kararmadan botla sahile çıktık. Botu hep Ömer Deniz kullanıyor. Genelde herkes demirde kalıp, bot ile sahile çıktığı için rıhtım bot cenneti gibi. Bir yere girdik bağlandık.
Her yer oldukça kalabalık. Biraz da yer bulma endişesiyle sahildeki ilk tavernaya oturduk. Halbuki asıl içeride birçok alternatif ve tarzı hoşumuza giden farklı farklı birçok mekan varmış. Ertesi sabah geri gelmek üzere fırını gözümüze kestirdik. Biraz ara sokaklarda dolaşıp, bot ile tekneye döndük. Yattık uyuduk.



12 Temmuz 2017 Çarşamba

Sivotha-Korfu



Sabah erken kalktım. Sıcak daha güneşin ilk ışıkları ile kendini belli etmeye başlamış. Çay suyunu koydum. Kokpitte oturdum, etrafta yeni yeni uyanan kasaba halkını seyrediyorum.
Tam bir fincan çayı bitirmiştim ki önce Çağla sonra da Nalan uyandı. Ömer Deniz bana benzemiş galiba. Küçükken ben de bir türlü yataktan çıkamazdım... Nedense?
Dünkü koşturmadan kalan öte beriyi sağa sola yerleştirdim. Arabayla getirdiğim dolu dalış tüpünü ön ardiyeye koydum. Şimdilik küçük olanı doldurmaya gerek yok.
Teknede ufak tefek kazalar olmuş. Kırık bir heçimiz var. Girişteki tiklerin arasındaki sikalar çıkmış. Daha 2 sene yeni olmuştu halbuki tamir edeli. İskele fenerimiz çalışmıyor. En kısa sürede mazot tankını temizlemem lazım. Dümen derisinde de birkaç yerde yırtıklar var. Onu da kendim dikmiştim. Teknede aynı tamirleri tekrar tekrar yapmak kadar insanı yoran bir başka şey yok, sanıyorum. Neyse, ben yapmıştım yine yaparım mantığı ile çok da üzerinde durmadım.
Herkes uyanınca, Nalan kahvaltıya girişti.
Yunan tarafında akşam yemeklerini genel olarak beğeniyoruz ama doğrusu kahvaltı konusunda birkaç istisna haricinde berbatlar. Dolayısıyla prensip olarak kahvaltıyı teknede yapmak, bizim genel uygulamamız.
Menüde omlet, sucuk, söğüş domates biber, peynir ve zeytin var.
Yemekten sonra, Port Polis'e uğradım ve birazdan çıkacağımızı söyledim. Kağıtları onaylayıp yolladılar. Transitlog ile ilgili bir sorunumuz var. Samos'ta sadece 1 aylık vermişler, alırken dedikkat etmemişiz.
Bizden sonra devam edecekler, henüz Kos veya Kalimnos'a gelmeden transitlog süresi dolmuş olacak. Gümrük olan bir yerde değiştirmemiz gerekecek. Bakalım.
Tekneye geldikten sonra, hazırlandık. Nalan demirde, ben halatları koyverdim. Net bir manevra ile beton rıhtımdan ayrıldık.
Hemen güneyimizdeki Mourtos adaları ile ilgili birgün önce dolaşırken bazı tüyolar almıştık. Onlara doğru rota tuttuk. Ömer Deniz dümen tutmayı seviyor. Ona verdim.
Zaten çok yakın mesafe. Adaların kuzeyinden güneyine iki adet kanal var ikisi de bizim tekne için çok sığ. Açık denizden dolaştık. Birkaç mağara gördük. Bot ile gelip onları incelemek ilginç olabilir.
Adaların hemen güneyine dönüp, ilk kanalın ağzında demirledik.
Herkes bota bindi. Mağaraya gittik. Büyükçe bir mağara. Tam ortasında dıştan takma motorlu 5 mt bir bot var. Mağarada da 2 kişi. Onları rahatsız etmemek adına, girince hemen yandaki duvara doğru dönüp demir attım. Konuşmalarımıza kulak veren diğer bottakiler de Türkçe selam verdiler. Ne ilginç? O kadar yol gel, Allah'ın unuttuğu bir mağarada hemşerilerinle karşılaş. )))
Fakat bu ilginç tesadüf daha da ilginç olan bir başka keşfe yol açtı. Bizim botun yanında suya atlayınca, açık denize bakan duvarın altında bir ışık gördüm. Bir maske ile dalıp bakınca, duvarın altında yaklaşık 3-4 metre çapında, 6-8 metre uzunluğunda bir su altı tüneli olduğunu farkettim. Esasen çok da dalgalı değil dışarısı ama, açıkdenizden gelen soluganlar tepesi normalde tavana kadar suyla kaplı tünele girince, çıkışında insanın içine ürperti veren bir su ve rüzgar sesiyle mağaranın içine üflüyor. Kamerayla çekmeye çalıştım ama tabi bu tür doğa olaylarını insan gözünün gördüğü ve hissettiği gibi ekrana yansıtmak hala bile pek mümkün değil gibi...
Mağarada çok da fazla kalmadık.
Teknenin demirde durduğu yere yakın bir kumsala geri döndük.
Öğle yemeği, deniz ve yüzme molasından sonra.
Botun motorunda bir sorun var sanki, biraz zor çalışıyor. Su atması da sorunlu gibi. İleride bakacağız.
Kumsal güzeldi, iki ada arasında yaklaşık 1 knot akıntı var. Dip kum.
Çocuklar çok eğlendiler. Bir süre oyalanıp yemek için tekneye döndük. Nalan yüzdü.
Öğle yemeğinden sonra herkesin uykuya çekilmesini fırsat bilip, Korfu analimana doğru yola çıktım.
Korfu
Yaklaşık 20 NM kadar yolumuz var. Rüzgar yok, deniz dümdüz. Motorla kuzeye çıkıyoruz.
Arnavutluk sırtlarında dünden beri devam eden orman yangını hala devam ediyor.
Kalenin önlerine geldiğimizde neredeyse akşam olmak üzereydi. Mandraki tarafı değil ama kalenin güneyinde demirde duran teknelere uygun şekilde demir attık. Alargada duracağız.
Çocukların şişme deniz yatakları, timsahları ve bilumum deniz canlısının tümünü kendi ciğerimdeki nefesle şişiremeyeceğimi erken farkedip bir başka çözüm arayışına girdim. Bot pompasını hayvancıkların sibopuna bantla yapıştırıp şişirmek kolay oldu. Çocuklar denizde ve mutlu...
Bot ile yat klubü olduğu anlaşılan rıhtıma yanaştık. Kalenin hemen yanındaki, çok etkileyici parka açılan merdivenleri var. Henüz ortalık iyice kararmadan, eski şehrin dar sokaklarında dolaştık.
Alışveriş kısmını erteleyip, önce bir yemek yeri aradık. Korfu'nun kendine has et ağırlıklı bir mutfağı olduğunu duymuştuk. Buna uygun bir taverna seçtik.
Kuzu eti ağırlıklı birer yemek ile çocuklara ızgara hamburger köftesi sipariş ettik.
Herkes mutlu.
Şehrin sokaklarında biraz daha dolaşıp, birer kahve ve dondurma yeme bahanesiyle WiFi bağlantısı sağladıktan sonra yürüyerek, önce parka, sonra yat klübe ve sonrasında da teknemize geçtik.
Yat klubün içindeki bar meğer şehrin en popüler müzik yerlerinden birisiymiş. Demirde sallanan teknenin kokpitinde, çocukları yatırdıktan sonra biraz daha vakit geçirdikten sonra yattık uyuduk.


GOPR0223 from mehmet erem on Vimeo.


11 Temmuz 2017 Salı

İYON DENİZİ SEYAHATİ


Pindos Bölgesi Otoyolu
Bu seneki plan geçen seneki yaz seyahatinden de karışık bir şekilde kurgulandı. Yıllardır gitmek istediğimiz İyon Denizi ve adaları için, 4 ayrı ekibin yaz tatillerini ayarlayıp, gidiş-dönüş uçak ve transferlerini organize etmemiz, tekneyi hazır etmemiz ve karşılaşılacak problemlere çözümler üretmemiz gerekecekti.
Ancak başlangıçta hiç birimiz bu kadar çok tesadüfün ve aksiliğin bir araya geleceğini doğrusu tahmin etmemiştik. Tanrılar Lotus'un Ege'den çıkmasını istemiyor sanırım!
İlk etap Melih Ömür'ler ve üniversiteden arkadaşlarının Bodrum'dan tekneyi alıp, çıkış-giriş yapıp Ege'yi geçip, Atina'da bir diğer ekibe teslim etmesiyle son bulacaktı. Teknenin evrakları ile ilgili sorunu son dakikada halledip acenta ile çıkış aldılar. Beklediğimizin aksine, tüm Siklad adaları bölgesini neredeyse tamamen rüzgarsız bir havada, motor ile geçip Atina'ya salimen ulaştılar.
Oraya uçakla ulaşan ekibe tekneyi teslim etmeleri biraz zor ve dolambaçlı oldu. Büyük şehirlerde bu tür resmi evrak işleri biraz daha karışık oluyor sanırım. herhangi bir adada birkaç dakikada halledilebilecek crew list değişikliği Atina'da, ancak bir acentanın araya girmesi ile, neredeyse 2 gün sürdü.
Mazot deposundaki pislik sebebiyle motor arızası yaşamalarına rağmen, yine neredeyse tamamen rüzgarsız bir havada tekneyi Korint Kanalı, Korint Körfezi ve İyon adaları üzerinden, Korfu'ya kadar getirdiler. Biz, yani çocuklar Nalan ve bendeniz, arabayla yaptığımız gece yolculuğunun ertesinde onlarla anakarada Sivotha Mourtos'da buluştuk. Igourmenitsa esasen o civardaki büyük liman ancak ekip değişikliği yapmak için gümrüğe ihtiyacımız olmayacağı için nispeten turistik bir yerini tercih ettik.
Araba yolculuğunu geçen seneki profesyonel minibüsten farklı olarak kendi kullandığımız arabayla
yaptık. Doğrusu yorucu ama zevkli bir yoldu. Selanik'ten sonraki bölüm sık sık tünellerle geçilen paralı bir otoyol. Oldukça dağlık bir araziden geçiliyor. Burası Meteora Manastırları ile meşhur Pindos Bölgesi.
Bu kadar aksilik ve soruna rağmen, tekneye vardığımızda bir anda rahatladık.Tekneye biner binmez insanın ruh hali değişiveriyor hemen. Ama asıl değişiklikler bence ilk 24 saat, 7 gün ve 3 haftalarda oluyor. Şehir hayatının ritmine alışmış bünyenin, bir anda refklekslerinden kurtulması tabi mümkün değil...
Sivotha-Mourtos
Sivotha küçük bir yerleşim. Daha çok yerli ve lokal turiste yönelik bir sayfiye yeri gibi.
Tekne tam da liman polisinin karşısında kendi demirinde kıçtankara. Mustafa Ağabeyler, bizi karşıladılar. Teknedeki bir dolu eşyayı taşımak için arabayı, limana sokmamız biraz zor oldu ama becerdik. Port Polis'te değişikliği yapmamız çok kısa sürdü. Saat 14.00'te gün arası tatiline çıkmadan evrakları yetiştirdik.
Mustafa Ağabey'leri uğurladık. Onları da uzun bir araba yolculuğu bekliyor.
Biz ise sanırım biraz da sıcağın etkisiyle üşendik ve yerimizden çıkmadık. Denize girmek için bot ile hemen koyun dışındaki küçük bir kumsal bulduk.
Normalin dışında bir sıcak var. Yol yorgunluğunu ben ön kamarada kısa bir sieasta ile geçiştirdim.
Nalan tekneyi toplamaya ve yerleştirmeye girişti bile.
Çocukların her ikisinin de kendilerine ait birer kamaraları olması bir ilk. Bu işe haliyle çok sevindiler. Akşamüstü öte beri almak ve birşeyler atıştırmak için şehre çıktık. Büyük bir market yok.
Küçük bir büfede bira patates yaptık. Çocuklar hamburger yedi.
Akşam olmasıyla piyasa artmaya başladı. Çocuklara teknenin tam önündeki oyuncakçıdan 1-2 birşey aldık. Onlarla eğleniyorlar.
Elektrik fişini bulunca ne olur, ne olmaz mantığı ile kabloyu bağladım. Bingo!
Bu gece buradayız. Hemen içeri grip ne kadar 3'lü priz varsa hepsini devreye alıp; 220V ile şarj olan tüm üniteleri şarj ettim. El süpürgesi, fener, şarjlı tornavida ve telsiz en önemlileri.
Mazotumuz 3/4 depo. Yedekler az. Suyumuzu  buradan aldık. Alışverişi artık ancak yarın Korfu'dan yapacağız sanırım.
Tüm Ekip Sivotha Mourtos'ta

9 Şubat 2017 Perşembe

Halatlar, Bağlar ve Kasa Dikişleri sunumu

19 Şubat 2017 tarihinde Boat Show CNR'da, Denizlerdeyiz Sunumları dahilinde, Halatlar, Bağlar ve Kasa Dikişleri ile ilgili bir sunum yapacağız. Sunuma katılmak için bir ön kayıt gerekmemekle beraber, salonun kapasitesi sebebiyle katılım kısıtlaması olabilir. Daha detaylı bilgiye Denizlerdeyiz'in 7 C-13'te fuar boyunca devam edecek standından bilgi almak mümkündür.



13 Eylül 2016 Salı

Rodos-Göcek

Sabah oldu ama marina içinde hala çok sert esiyor. Karşı rıhtıma, rüzgaraltına aborda olmuş bir gulet var. Avara olmak için yarım saattir manevra yapıyor, nafile...
Bir kahve koydum, kokpitte oyalanıyorum. Yan komşularımız Ünal ağabey ve oğlu Atilla geldiler. Biraz sohbet ettik. Çocuklar uyanınca teknenin güvertesini yıkadık beraber. Su deposunu doldurduk.
Nalan teknede kaldı çocuklarla beraber markete gittik. Marina ana girişinin tam karşısıymış, dün gece taksi ile gelirken farketmiştim.
Oldukça uzak olduğu için botu aldım. Marketin yanında bir de deniz malzemeleri mağazası var. Özellikle farklı farklı yerlerde, bu tip mağazalara girmek hoşuma gidiyor. Yöresel uygulamaları öğrenmek için ideal. Bazı ürünler de çok hesaplı olabiliyor. Yunan adalarında favori ürünlerim sağlam saplı kova, bazı fenerler ve balıkçılık malzemeleri...
Çocuklar çabuk sıkıldılar, uzun uzun oyalanamadık. Marketten öte beri aldık. Ancak taşıması zor olacak, kasadaki kadın tekneye servis olduğunu söyleyince sevindim. Küçükten bir römork gibi birşeyi arkasından çeken siyah ATM'yi gören Ömer Deniz'in gözleri yerinden fırladı. Adamcağız da sakin hareketlerle sanki birer alışveriş torbası gibi bizimkileri kucaklayıp kasaya koydu! Dönüş seyahatimiz düşündüğümüzden çok daha çabuk, kolay ve zevkli oldu... ))
Kahvaltıdan sonra yakıt almak için mazota yanaşacağız. Görevliler de geldi, sahil ekibi kuvvetli ama yine de motor çalıştırıp usulüne uygun manevra etmekte yarar var. Yunanlı görevliler aynı bizim gibi, "çekiştirerek yanaştırırdık" dediler ama böylesi daha uygun.
Nitekim ani bir rüzgar sağanağı ile, motora rağmen tekne çok kuvvetle yaslandı pontona. Eğer motor ile olmasaydık, koca kayığı el ile tutabilmemiz mümkün olamazdı sanıyorum.
Mazotu doldurunca,   uzaktan Ünal ağabey ve ailesine selametler diledik, vedalaşıp ayrıldık.
Henüz daha erken, buralarda bir yerde denize girelim istiyoruz.
Mendireğin güneyine döndük, yaklaşık 5-6 mil ileride Anthony Quinn koyu olarak bilinen yere rota tuttuk. İçerisi çok kalabalık. Günübirlik teknelerin favori mekanı. Öncesinde bir kumsal var, pas geçtik. Sonrasında bir küçük koy daha var. Oldukça dar, nitekim içeride demir atacak yer yok. Güneye doğru devam. Bir sonra devasa bir kumsalın kayalık ile birleştiği yerde demirleyip deniz molası verdik.
Çok güzel suyu var, genelde teknelerin tercih ettiği bir yer gibi değil. Daha çok karadan gelen sahil tatilcilerine hitap ediyor sanki.. Ama kayalar, kumsal ve hatta iki tane mağarası ile bizim çok hoşumuza gitti. Biraz kumsalda taş toplama-bu seyahatin standart ritueli- deniz banyosu, teknede birşeyler atıştırma sonrasında çok da geç kalmadan yola çıkalım istiyorum. Malum 40 mile yakın yolumuz var Göcek'e.
Rüzgar kuvvetli, arkadan alacağız. Tam arma çıktık. Başlarda düz denizde 8-9 knotlarda seyrediyorduk. Herkes yattı, dümendeyim. Bir süre sonra denizler büyümeye başladı, dümeni otopilottan aldım. Dalgalarla sörf yaparak Kurdoğlu Burnu'na doğru uçarcasına gidiyoruz.
Yolda Nejat ve Fatih ile konuştuk. Göbün veya Manastır'da buluşalım dedik. Sonradan Nejat'lar Göbün'de yer bulamayınca Tersane Adası'na gitmişler. Yolumuzu biraz uzatacak ama önemli değil biz de oraya gitmeye karar verdik.
Peksimet adası'nı bordaladığımızda saat 7'di idi. Neredeyse 40 millik yolu 4 saatte almışız!
Burundan sonra Ağa Limanı açıklarnda dalgalar iyice küçüldü. Oltaları topladım. Yelkeni indirdim. Dar Boğaz'ı bordaladığımızda artık iyice karanlığa kalmıştık.
Tersane adası iskelesini bulmamız zor olmadı. Nejat'ların kiraladığı  kayığın yanına kıçtankara olduk. Yemek güzeldi. Keza sohbet de...
Sonrasında çocukları yatırdıktan sonra yan yana teknelerin kokpitinde, Single Malt eşliğinde devam etti bir süre daha. Özleşmişiz...

12 Eylül 2016 Pazartesi

Tilos-Rodos

Tüm gece esti. Bulunduğumuz yer aslında rüzgara açık bir yer değil ama teknenin yan yatması ve gezinmesi, dışarıda fırtına sınırında rüzgar olduğunu düşündürüyor.
Arka arkaya attığımız tandem (çift) çapa var, zemin de kum. İyi tuttu, tarayacağımızı düşünmüyorum ama nedense bir huzursuzluk var içimde, yatakta birkaç sağa sola döndükten sonra güverteye çıkıyorum.
Her yer sessiz, uğuldayan rüzgar haricinde ayakta kimseler yok.
Saat 04.00. Aslında ertesi gün yaklaşık 40 küsur mil yolumuz var, Rodos'a gideceğiz. Ama rüzgarı arkadan alacağımız için bu seyri gündüz yapmayı planlamıştım. Ancak gece de böyle esiyorsa neden olmasın?
Uzun geçişleri gece seyri ile yapmayı severim. Çocuklar uyuduğu için onları eylemeye gerek olmaz, vardığımızda sabah olmuş, onların da sahile çıkıp oyalanması daha kolay olur. Yolu gece bitirmiş oluruz. Hele de gökyüzü-aynı bugün olduğu gibi-güzelse keyfine doyum olmaz.
Nalan da kalktı arkamdan. Yola çıkma fikrini biraz tarttık kafamızda, ve aksiyona geçtik.
Önce motor, seyir fenerleri, navigasyonu açtım ve çay suyunu kaynattık, kokpit için güvenlik elemanları...
Ben demire geçtim. Rahatlıkla aldık. Sorun olmadı.
Koydan çıkınca yelken bastık. Doğuya doğru seyredeceğiz. Rüzgar 20 knotlarda, halbuki koyda daha sert esiyordu. Yine de iskele kıç omuzluktan geliyor.
Çaylarımızı koyduk, kapkaranlık denizin ortasında ışıl ışıl bir gökyüzü altında yelken seyrinin tadını çıkartıyoruz. Çocuklar uyuyor.
Sergün'ler ile sabah buluşacaktık, haber veremedik ama çok sorun değil. Onlar da kuzeye çıkacaklardı zaten. Burada ayrılıyoruz, kim bilir bir daha ne zaman yan yana seyredeceğiz.
Güneşin ilk ışıkları ile rotamız üzerinde Simi'nin en güney ucu var. Seskli adası kuytusunda demirleyip, kahvaltı molası yapabiliriz. Kimsecikler yok. Boğaz'a girmeden yelkenleri indirdim. Motor ile tonoza yanaştım. Kumsalın önünde bir beton iskele, karada küçük bir kilise var. Sanırım denize girmek için Simi limandan gelen günübirlik teknelerin yanaşması için yapılmış.
Seniz pırıl pırıl. 3-4 adet tonoz şamandırası var. Rüzgar yok. Tekneyi bağlayıp motoru stop edince çocuklar kalktı. Nalan hala uyuyor. Karaya çıkmak istedi çocuklar.
Ömer Deniz artık botu kullanabiliyor. Her fırsatta bota binip çalıştırmak isteği var. O sebeple, kıçtankara veya bordalamak yerine alargada kalmamız daha çok hoşuna gidiyor. ))
Shilde birkaç keçi ve bazı inşaatlardan kalma müştemilat haricinde beton bir yol var. Adanın içlerine doğru devam ediyor, merak edip yürümeye başladık. Tepenin arkasında genişçe bir toprak arazi var, onun haricinde de hiçbir şey yok. Geri döndük.
Kısa bir kahvaltı.
Sonrasında hemen iskelemize bir uzak yol teknesi geldi. Demir attı.
Sonra da büyükçe bir günübirlik tekne. Turistleri karaya çıkarttı. Beton iskelede bekliyor.
Ortalık kalabalıklaşınca, yola çıkıp Rodos'a erken erken varalım moduna girdik. Demir alıp ayrıldık koydan. Rüzgar iyice oturmuş, 20 knotlarda pupa seyri ile gideceğiz Rodos'a. Önceleri geniş apaz ile kanala çıktım. Tam iğnecikten gelecek şekilde rota değişikliği yapıp, ayı bacağına geçtim.
Nalan ve Çağla içeride uyuyor. Ömer Deniz benimle kokpitte...
O da uyuyunca sıkılmamak için ufak tefek tamiratlara baktım. Sintine pompasını dağıttım. Diyaframlı pompa içine giren pislikler yüzünden çalışmıyormuş meğer. Bir tane de tel filtre taktım.
Rodos'a yaklaşırken rüzgar iyice arttı.
Bizde hidrolik şanzıman var. Pervane hep dönüyor, dalgadan inerken yüksek süratlerde vuruntu yapıyor. Acaba bir kulak mı kırıldı? Yanaşınca bakarız...
Mandraki'yi bordaladık, Rodos marina'ya gireceğiz. Telsizden çağrı yaptık. Yakıt istasyonuna yakın bordalamamızı söylediler. Net bir manevra ile yanaştık.
Hemen arkamızda bir motoryat var. Meğer senelerdir görmediğim çocukluk yıllarımızdan tanışık olduğumuz Ünal Bey ve sevgili ailesi ile Marmaris'e gidiyorlarmış.
Sohbet, muhabbet... Anıları canlandırdık, eski dostları yad ettik.
Bot ile marina ofise gittik, yürümek için oldukça uzun mesafe. Sonrasında da tüm ekip duşa taşındık, yine botla...
Akşam yemeği için çok da geç saate kalmadan, şehre yürümeye karar verdik.
Limanın önünden, meşhur surları geçerek turistik sokaklarında biraz turladıktan sonra bir tavernaya oturduk.
Ancak Rodos maalesef çok turistik olmuş. Seneler olmuş gelmeyeli...
Kendimizi Kapalıçarşı esnafından kurtulmaya çalışan, İstanbul'a ilk defa gelmiş yabancı gibi hissetmemek için çok zorladık.
Biraz da deniz kenarında turladıktan sonra taksi ile tekneye döndük. Yattık uyuduk.

11 Eylül 2016 Pazar

Knidos-Tilos

Sabah çok da erken olmayan bir saatte kalktık. Koydaki teknelerin bazıları çıkmış. Henüz yeni gelenler yok, ama diğerlerinden farklı attığımız için zincirin koca bir guletin altında kalmasını istemiyorum. Kahvaltıdan sonra, küçük bir deniz molası.
Biraz tamirat ve bota binip sahile çıktık. Harabelerde turlama ve Deveboynu Feneri'ne kısa bir yürüyüş. Knidos'ta büyük limanın tam aksi yönde bir liman daha var. Bizim boy teknelerin girebileceği gibi bir yer değil. İçeride birkaç balıkçı sandalı küçük iskeleye yanaşmışlar.
Lokantaya uğramadık, ihtiyacımız yok.
Sergün'lerle selamlaştık, giriş çıkış yapmamıza gerek olmadığını öğrenince bizimle Tilos'a gelmeye karar verdiler. Yalnız arkadaşlarının bugün uçağı varmış, onu karada nereye bırakacaklarını sordular. Palamutbükü bir alternatif olabilir diye düşüncemiz, Datça'daki servis saati ile uyuşmayacağını ve yetişmesinin imkansız olduğunu anlamamız ile son buluyor. Hemen ilerimize çok büyük bir gulet yanaştı, ellerinde çantalar ile iki kişi sahile bıraktıklarını görünce Sergün'e peşlerinden gitmelerini söyledim. Nitekim onları almaya gelen bir araba varmış, yer sorunu da olmayınca bizim adamın transfer işi de hallolmuş oldu. Nitekim guletin kaptanı aylar öncesinde Lipsi'de yan yana durduğumuz Mazıköy'lü Erdal kaptanmış. Uaktan selamlaştık...
Denize girdik, vakit öldürüyoruz. Yandan gelen bir esinti ile bizim zaten kılı kılına tutan çapa taradı. Kıçtan kayalara da yakınız, merdivenden tırmanıp çalıştırmakta biraz daha geç kalsak dümen palasını vurmak işten değil. Neyse, büyük bir sorun olmadı...
Demir alıp çıkınca basıp adaya geçelim dedik. Sergün'lere haber verdim.
Koyun dışına çıkınca yelken bastık, apazdan gelen güzel bir rüzgar ile güneye doğru rota tuttuk. Peşimiz sıra Sergün'ler de çıkmışlar. Telsizden haberleşiyoruz, ırgatında sorun olduğunu söyledi. Tilos'ta liman var, aborda olmak veya tonoz almak mümkün olur diye düşünüyorum bu mevsimde. Hiç olmadı ikinci çapa ile dururlar, bir şekilde çözeriz nasılsa.
Tilos'un ana limanı girişinde manevra eden bir yelkenli farkettim. Belli ki bir uzakyol teknesi. Koyun mendirek tarafı değil ama tam tersi, doğusuna doğru rota tuttu ve alargada demirledi. O tarafta alargada birkaç tekne daha var.
Biz limana doğru gittik ancak limanda kalmak istemiyoruz, Sergün'ler için yer olduğunu görünce telsizden onlara haber verdik. Girdiler.
Biz de açıkta aralıklı yerleştirilmiş, belli ki yüzme sınırını belirleyen sarı büyük şamandıraları takp ederek, uygun bir demir yeri aradık. Belli ki bu hattın içine demirlemek yasak. Açıkta derinlik 10 metrelerde, rüzgar da karadan esiyor.
2 kere manevra etmemize rağmen beceremedik, tekne hızla açığa akıyor, tutturamıyoruz ultrayı. Dip genelde eriştelik arada kumluklar var. Nalan dümene geçti, ben de ultranın önüne tandem britaniyi bağladım. İkisini birden arka arkaya atınca saplandı zemine. Şimdilik rahatız.
Bu sırada bot ile diğer tekne ekibi geldi ve tabi köpekleri de. Çağla ile Ömer Deniz köpeğe bayıldılar.
Bot ile karaya çıkıp deniz banyosu ritüelini tamamladık.
Koyun en doğusunda tek başına bir ev var. Belli ki bir taverna. Küçük bir kayık mendireğinin hemen yanında. Botla keşfe gittik. Yaşlıca bir kadın var işletmeci olarak. Birkaç da odası varmış. Henüz servis başlamamıştı, doğrusu deneme fırsatımız olmadı bu sefer. Bir dahaya belki...
Nevcan'lar limanda karaya çıkıp biraz dolaşmışlar birkaç taverna olduğunu söylediler. Biz de yıkanıp paklanıp bot ile liman tarafına geçtik.
Liman görevlisi Stavros karşıladı bizi. Botumuzu bağladı, bir de restaurant tavsiyesi aldık. Ama bu gibi durumlarda kendi iç sesimizi dinlemeyi hep tercih ediyoruz genelde...
Limana yakın çocuk parkının hemen arkasında adanın lokal müşterileri olan bir taneyi gözümüze kestirdik ancak masası yokmuş. Aslında belki bulunurdu masa ama, adamcağız bayağı negatifti üstelemedik. Ara yoldan devam edince Mikailis Taverna'yı bulduk. Yakın zamanda adaya gelenlerden tavsiye edildiini hatırlıyorum. Nitekim fena değildi yemek ve servis.
Nalan arada içki stoğumuzu destekledi biraz. Çok da geç olmadan kalktık, biraz kumsalda turlayıp botumuza geçtik ve tabi tekne...

10 Eylül 2016 Cumartesi

Gümüşlük-Knidos

Sabah çok da erken olmayan bir saatte kalktım. Tekneler, hakim rüzgar etkisini kaybedince, sarhoş olmuş meyhane müdavimleri gibi kafaları ayrı ayrı taraflara bakarak gelişigüzel sallanıyorlar. Kimseyle çapariz olmamışız. Bu iyi...
Denize girerek uyandım. Nalan ve çocuklar da kalktı.
Bot ile karaya çıktık. Kahvaltı kahvede. Ferit'lere rastladık tesadüfen, bir kez daha oturduk onlarla. Geceki sohbet devam etti. Sahildeki marketlerden öte beri tedarik ettik.
Yolumuz çok uzun değil. Nsiros'tan vazgeçtim, belki Tilos'a uğrarız. Bu akşam Knidos'ta geceleyelim diye düşünüyoruz. Çok fazla geçe kalmadan, çıkmak istiyoruz.
Çocuklarla bir kez daha vedalaşıp, Gümüşlük'ten ayrıldık.  Kim bilir bir daha ne zaman geleceğiz?
Demr alma kolay oldu, ırgat sonunda güzel çalışıyor.
Koydan çıkınca hafif bir rüzgar karşıladı bizi, Ana yelkeni açtım.
Turgutreis açığında 3 adet sarı şamandıra atmışlar. Sığlığı işaretliyor. Tam önünde durup Navionics'e işaretledim.
Kanala girince batı rüzgarı şiddetlendi, yelkenle gidiyoruz. Rota Kos'un doğu burnu Ak Fokas.
Sığlıklara dikkat ederek otellerin önünden geçip, Deveboynu Feneri'ne doğru rota tuttuk. Çocuklar içeride. Rüzgar bizi biraz doğuya atıyor ancak sorun değil.
Sergün'lerle konuştum. Henüz daha Körmen'den çıkamamışlar. Ama geleceklerini söylediler.
Akşamüstünden önce büyük limana girdik. Bayram sebebiyle oldukça yoğun. Alargada değil ama kıçtankara, mendireğin bitimine doğru bir yer bulduk kendimize. Demiri istediğimden kısa atmak zorunda kaldım ama çok önemli değil...
Deniz sefası. Sofra çok iyiydi.
Artık mümkün mertebe teknede yemek yiyoruz. Çoğu yerdeki fiyatlar, yediklerimizin kalitesi veya verilen hizmeti karşılamıyor diye düşünüyoruz. Bu sadece Türkiye için değil, Yunan adaları için de geçerli. Belki haklılar, maliyetler iyice artmış vaziyette. Ancak teknede yaptığımız yemeğin en azından ne olduğunu biliyoruz. Biraz bulaşık çıkıyor ancak o da çok sorun değil hani...
Sergün'ler geldiğinde artık iyice karanlıktı. Teknesini yaz başında Hırvatistan'dan aldı, kendileri getirdiler. O zamandan beri sık sık geziye çıkıyorlar. Bizim aşağıya doğru ineceğimizi duyunca, sağolsun yolunu değiştirdi, Knidos'a geldi.
Uzun zamandır hayalini kurduğumuz bir şey bu, iki tekne yan yana seyahat etmek.
Bot ile gidip koltuk halatlarını aldım. Kıçtankara bağlandılar. Biraz dinlendikten sonra gidip ziyaret ettim bu yeni kızı. Geyet güzel duruyor...
Biraz sohbetten sonra kalktım.
Gece çok da geç olmadan yattık.

9 Eylül 2016 Cuma

Akyarlar-Gümüşlük

Lotus Akyarlar'da. Bir hafta önce Melih ağabeyler gelip demirlediler, alargada duruyoruz.
Bayram tatilini fırsat bilip muhtemel kışı geçirmek için, Göcek'e gitme seferini buraya koyalım dedik. Nalan, ben ve çocuklar yalnız olacağız. Ancak yine son dakikaya kaldığımız için uçak fiyatları korkunç. Arabayla gideceğiz. Arabayı Mehmet Emin Bodrum'dan alacak, "Göcek'e getiririm" dedi. Sayesinde bu karışık planı da çözeceğiz gibi.
Ferit'ler bayram için Turgutreis'ten tekne kiralayacaklarmış. Erken gidince Bodrum'a, gidip Lotus'ta kalın dedim. Çok sevindiler.
Gitmemize birgün kala, akülerin şarjı azaldı, motor basayım mı diye sorunca. Ben de gönül rahatlığı ile bas tabii dedim. Teknecidir Ferit, bu işlerden anlar. Çalışır çalışmaz su atmasına bakmış. Attığını görünce ilgilenmemiş, bir süre sonra farkatmiş sesi. Su atımını kestiğini görünce hemen kapatmış makineyi. Hararet yapmamıştı ama çok yükselmişti diyor. Yaklaşık 4-5 dk kadar sürmüş.
Sonradan hatırladık, Melih ağabeyler devridaimden su damlatıyor diye vanayı kapatmışlar. Deniz suyu vanası kapatılırsa mutlaka anahtar üzerine uyarı notu koymak lazım, bu prensip çok önemli.
Neyse fazla zarar yok, ertesi gün gidip impelleri söktüğümüzde tüm kanatlarının  kopuk olduğunu gördük. Yedeği var. Ancak İstanbul'dan yedek olarak getirdiğim keçe uymuyor. Bizim mil 12 değil, 16'lıkmış. Muhtemel rulmanlarında da sorun var, en iyisi pompayı söküp, sanayiye gitmek.
Arabamız var, kızlar çocuklarla kaldılar. Biz düştük Turgutreis Sanayi yollarına...
Mehmet Emin de oraya geldi, bizi ustaya bıraktıktan sonra arabayı aldı ayrıldı.
Ustanın başında bekledik, becerikli, konuya hakim biri. Sanayi içinde Mehmet Usta, tornacı.
Pompayı dağıttı, rulmanları çıkardı. Nitekim bir tanesi bozulmak üzere, Onlar da değişti.
Sonunda pompa toplandı.
Minibüsle tekneye döndük, yerine taktık. Çalıştırdık. Sorun yok.
Demir alıp, Gümüşlük'e rota tuttuk. Ferit'ler arkadaşlarıyla orada buluşacaklar.
Akşam yemeği kahvede, köfte ve dürüm döner...
Onların tüm ekip toplanınca Ferit'ler ile kucaklaştık, selametler diledik. Ayrıldık ve teknemize döndük.

12 Ağustos 2016 Cuma

Xerocampos-Gümüşlük

Bugün artık dönüş günü. Akşama Gümüşlük'te olmalıyız, Mustafa Ağabeyler ile eğitim seferine oradan çıkmaya karar verdik. Gündüz rüzgarıyla koya gidip demirleyeceğiz. Akşam Nalan ve çocuklar arkadaşlarımızla buluşup onlarda kalacak, biz sefere çıkacağız.
Sabahtan kaptanın kayığı ile balığa çıkma projemiz vardı ama haliyle sabah 6.00'da uyanamadık. Bari dönüşüne yetişelim dedik. Mezat yapıldı filan, böcek çıkmış bol miktarda... Ömer Deniz ve Çağla bayıldı olaya. Diğer ekip de çok meraklıydı ama yetişemediler, bir dahaya artık.
Ön tuvalet ile ilgili sorun var. En iyisi gidip yeni bir tane alayım takayım diye düşündüm.
Lakki'de büyük bir marin dükkan olduğundan bahsediyorlar. Hayk'ın arabayı alıp oraya gitmeye karar verdim. Cidden güzel ve gelişmiş bir dükkanmış ama aradığım malzemeyi bulamadım. Tüm taşı ile beraber tuvaleti değiştirmeye de gerek görmedim. Şimdilik böyle idare edeceğiz bakalım...
Şehirde ufak tefek başka şeyler buldum. Onları aldım. Bira ve buz takviyesi ile galonluk metaxa bunlardan...
Xerocampos'a döndüğümde Vedat'lar gitmişlerdi. Bizimkiler kumsalda. Kısa bir sohbet ve Hayk ile vedalaşma sonrasında tonozu bırakıp yola çıktık. Bu sefer karaya oturma filan yok ))
Açıkdenize çıktık ancak rüzgar çok hafif tam iğnecikten geliyor. Yelkeni açtık ama esas motorla gidiyoruz, bir ara açıp kontrol edeyim diye şeytan dürttü baktım sintinede olduğundan fazla su var. Yedek pompaları da kurup çalıştırıp suyu boşalttım. Ama motorda bazı bölümler ıslanmış tabi.
Sıcak motorun üzerine deniz suyu temas ettiğinde tuz birikiyor. Bu da aluminyum olan parçalar üzerinde özellikle korozyona sebep olabiliyor.
Kurumadan temizlemek en iyisi. Ancak kuruduktan sonra da temizleyebilmek için WD40 yerine kontak spreylerin daha iyi olduğunu duymuştum. Bende Wurz marka olanı var. Motor tekrar güzelleşti. İş kaldı suyun nereden geldiğine. Görünen o ki şaft dönerken biraz damlatıyor. Kelepçe ile sıkmayı denedim. Azalması bir kenara fazlalaştı  hatta. Bıraktım. Şimdilik böyle. En kısa sürede değişmesi lazım deep sealin...
Gümüşlük'e akşamüstü girdik. Oldukça dolu, her zamanki gibi. Ortaya, çıkışa yakın demir attık. Son deniz molası. Ufak tefek birşeyler atıştırdık. Tekneyi toparladık, bu akşam pansiyonda kalacağız. Botla sahile çıktık.
Akşam eğitim için gelen, sevdiğimiz dostlarımız Mustafa Ağabey ve ailesi ile kahvede buluştuk. Yarın sefer var.



11 Ağustos 2016 Perşembe

Lipsi-Xerocampos

Hayk ile dünden konuşmuştuk, kendilerine yeni bir motorbot almışlar. Xerocampos'ta duruyor ama bir günlüğüne seyre çıkma olasılıkları var, "belki Patmos'a gideceğiz, geçerken  uğrarız" dedi ama bence sırf bizi görmek için limana girip, rotalarını değiştirmelerine gerek yok, nasılsa bir gün sonra görüşeceğiz.
Sabah erkenden kalktım. Kimseler kalkmamıştı, kokpitte oyalanırken Ömer Deniz de kalktı. Beraberce tekneden inip şehri dolaşmaya çıktık. Karşı kıyıda, doğu köşesinde limanın, yanaşmak için uygun yerler olduğunu gördüm. Anlamak için o tarafa yürüdük.
Balıkçılar kaldırımda ağlarını ayıklıyor. Selamlaştık.
Bordalamış kocaman bir alman bandıralı yelkenli var. Onun önünde kıçtankara yapmış 3-4 yelkenli daha var. Bazısı tonoz almış. Sonuncusu da demir atmış.
Gerçi şu anda hava yok ama limanın bu köşesi sert rüzgarda nasıl olur? Emin değilim.
Kahvaltılık birşeyler almak için fırına gittik. Sonrasında alışveriş yapacağımıza orada yemenin uygun olduğunu düşünüp, tekneye geri döndük.
Nalan ve Çağla da kalkmış. Onları da aldık...
Fırın her zamanki gibi güzel, oldukça da kalabalık. Çocuklar seçmekte zorlandılar. Kahvelerimizi içtik-maalesef çay yok- yanımızdaki guletin uzaktan demir aldığını görünce biraz da apar topar kalktık.
Limana geldiğimizde gulet problemsiz çıkmıştı. Üstümüze birisi daha gelmesin diye mümkün olduğunca hızlı çıkmayı düşünüyorum. Nalan süpermarkete gitti, öte beri eksiğimizi tamamladık. Zaten 3 saatlik bir yol var. Hafif bir rüzgar eşliğinde kolay şekilde çıkacağımızı düşünürken, demirin yandaki tekneye takılı olduğunu farkettim.
Irgatta ben varım, Nalan dümende. Standart prosedür her iki kayığı zincirleri birbirine paralel olacak hale getirip zincirin boşunu alıyoruz. Fakat adamcağızın çapasını dipten kaldırdık bu arada, hemen altından bir sapan, funda demir, bizimkini kurtardık, sapan fora yola devam. Ancak sahilde bize bakanlara, adamcağızı haberdar etmeleri gerektiğini söylemeyi unutmadık.
Çapası tarayınca beton rıhtıma yaslanması işten bile değil.
Zevkli bir seyirle Xerocampos'a öğle vakti girdik. İçerisi gayet sakin.
Her zamanki gibi kaptanın beton iskelesine en yakın, en içerideki tonozu aldık. Bu sayede botla gidip gelmek kolay oluyor. Çocuklar ve Nalan hemen kumsala çıktılar. Bugün aküleri değiştirmeyi planlıyorum.
Yaklaşık 7 sene önce aldığımız derin döngülü 6V mutlu aküleri, Federal (ABD malı) marka olanlarla değiştireceğim. Herşey aynı fakat en azıcık farklı. Avuç içi taşlama ile biraz rötuş yapmam lazım yerine. Jeneratörü çalıştırdım, tabi sessiz koyun içi bir anda çekilmez hale geldi 90dB ses yüzünden. Düşündüğümden kolay olacak gibi. Gelmeden her ihtimale karşı Erol ağabeyden takımları ve biraz 50 mm kablo da almıştım. Bazı pabuçları değiştirdim.
Aslında yerlerine takınca biraz motor ile takviye etmekte yarar var gibi ama güneş panellerini bağlayınca şarj başladı, ben de üzerinde durmadım.
Botla sahile çıktım. Bira molası.
Akşamüstüne doğru Hayk ve misafirleri tekneyle geldiler. Kucaklaştık.
Çok uzun zamandır tanıdığımız, insanın içini aydınlatan bir karakterdir. Çok severim.
Akşamüstü diğer tekne de geldi. Vedat'lar geceyi Leros Pandelis'te geçirmişler. Yarın Bodrum'a dönecekler. Bu gece hep beraber büyük bir son akşam yemeği masasını hakediyor durum...
Kima'nın standart bir menüsü yok. O sabah ağdan ne çıktıysa. Sipariş vermek için Hayk'ı bekledik, evden gelince önce bizimle ilgilendi. Tek kelime ingilizce bilmeyen taverna sahipleri ile rumca anlaştı. Bize harika bir sofra kurdular. Fava, kalamar ızgara, barbun tava şahaneydi.
Vedat'lar ve sonradan Hayk ve ailesinin de katılımıyla geç saatlere kadar sohbet ettik, Türkiye ve yakın zaman gelişmeleri masaya yatırdık.
Tekneye dönüp, güvertede bir süre yıldız yağmuru bekledik. Ancak koy içinde çok ışık var.
Yan tarafta demirde üst üste duran 3 tane tekneden inanılmaz müzik geliyor. Gece 12 olmasını bekleyip,  kürek çekerek yanlarına gittim. Bu tür sessizlik için yapılan uyarılarda kürek çekerek gitmenin çok yararlı olduğunu düşünüyorum.
Nitekim doğum günü partisi olduğunu öğrendiğim   kutlama birkaç dakika sonra sona erdi. Koy alıştığımız sessizliğine büründü.
Yattım uyudum.

10 Ağustos 2016 Çarşamba

Arkhi-Lipsi

Çok güzel bir sabaha uyandık. Bulunduğumuz koydaki teknelerin bir kısmı usulca sabah erkenden koyu terketmişler. Diğerleri hala pineklemekte. Sessizlik ve dinginlik hakim...
Zaman sanki durmuş gibi.
Bizde herkes uyuyor, bir kahve koydum, kokpitte anın keyfini çıkartıyorum.
Uzun sürmedi tabi, şeytan hatırlattı hemen, dün demir atarken çalışmayan ırgat kumandasına giriştim.
Önce kumandayı açıp içine baktım. Görünüde birşey yok. Selenoid kutusunu açıp çıkmış kablo ucu filan var mı diye baktım. Yok. Şalteri açtım kapadım, sigortasına baktım. Yine çalışmadı. Ölçü aletini aldım, ölçtüm. Ana kablolarda akım var. Kumanda üzerindeki kabloları söktüm, kısa devre ettim. Bir çalışır gibi oldu, yine sustu. Neyse çalışması iyi alemet. Selenoid üzerinde (bende iki adet var) bağlantılara baktım, yok birşey ama yine de kesip uçlarındaki pabuçları değiştirdim. Sonundaaa...
Ama pabuçları tek tek değiştirmediğim için hangisinde sorun vardı artık hiç bir zaman öğrenemeyeceğim!
Bu kadar tıkırtıya herkes uyandı tabi, kahvaltıya oturduk.
Biraz deniz molası sonrasında Vedat'lar ile konuştum. Marathi'de geçirmişler geceyi.
Hem onları görmek hem de Pandelis'i ziyaret amaçlı karşıya geçmeye karar verdik. Demir alırken zorlandık, o kadar uğraştım hala kesintili çalışıyor. Bakacağız.
Marathi'de bari tonoz şamandırasına bağlanacağız, demir yok. Irgat da haliyle...
Manevra kolay oldu, en dışardayız. Bot ile karaya çıktık. Çocuklar kumsalda oynarlarken ben Vedat ile Aydın'ın kiraladıkları tekneye geçtim. Sohbet, muhabbet. Ufak tefek eksikleri varmış, tadlarını kaçırıyor. Nasıl çözeriz diye kafa yorduk.
Kiralık teknelerde ortaya çıkan sorunlar küçük bile olsa, insanın kendi teknesinden daha büyük algılanıyor nedense. Benzer sorunlar bence her teknede çıkabilir ama neden bareboat teknelerde daha önemli hale geliyor. Acaba sadece konu para vermekle mi ilgili? Emin olamadım...
Dostlarla vedalaşıp, kumsala geçtim. Çocuklar suda. Yüzme molasını takiben Pandelis'e oturduk. Çocuklar dondurma yiyor, biz tavla oynuyoruz. Çekişmeli bir maç oldu...
Tekneye geçip, yola çıktık. Suyumuz azaldığı için Lipsi'de durup takviye edeceğiz. Rüzgar iyice hafif ama acelemiz yok. Sadece cenova ile Lipsi limana girdik. Girdiğimizde fazlaca tekne yoktu ama mendireğin rüzgaraltı tarafı tamamen doluydu. Ben de ilk tekne olarak rüzgarüstü tarafına demir atmak için hazırlık yapıp kıçtankara olmak için manevraya başladık.
Rıhtımdaki liman görevlisi koşarak geldi, anlamsız el kol hareketleri yapıyor. Ancak zaten demir atmış, neredeyse yanaşmışız. Meğer içeri taraf girmemiz gerektiğini, bu tarafa büyük guletlerin geleceğini söylüyor. Zaten çalışmayan kumanda ile tekrar demiri kaldırıp içeri girmeye üşendim.
Adamın itirazlarına rağmen yanaştım, biliyorum birazdan burası da zaten dolacak.
Fakat bir şekilde adamla papaz olduk. Geçen seneden kalma da bir yıldız ve barışmama durumumuz vardı zaten, iyice perçinlendi... Halbuki Lipsi'yi severim.
Gerçekten bir süre sonra üzerimize kocaman bir gulet yanaştı, kaptanı tanıdık çıktı. Keza tanıdık dostlarımızdan birkaçı daha gelince ve rıhtımda sohbet koyulaşınca görevli de bir türlü, çok istemesine rağmen bana bulaşamadı. Suyumuzu doldurduk, elektriğe ihtiyaç yok. Henüz yeni aküleri takmadım. Eskiler idare ediyor.
Rıhtıma gelip tanıtım yapan, kilisenin yanındaki etiyle meşhur tavernaya gittik. Girişte oturduk. Üst kat da var. Dekorasyona filan biraz özen göstermiş, Lipsi'nin Manos'u olma yolunda... Ama ben çok bayılmadım doğrusu. Hala daha bu adada benim için favori yer meydanda marketin yanındaki ahtapotçu. Bir de parkın arkasındaki fırın...
Tekneye erken geçtik, bu gece yıldız yağmuru var. Güverteye yattık ama nafile...
Uyumuşuz.