14 Temmuz 2017 Cuma

Paxoi



Sabah demir alan bir teknenin sesiyle uyandım. Küçücük koyda, tüm tekneler dip dibe... Akşam meltem eserken, hepsi aynı yöne baktığı için kimin nereye attığı ne kadar kaloma verdiği yine belli oluyor ama sabah hepsinin kafası bir başka yöne bakarken bunu söylemek çok zor. Dolayısıyla herhangi bir teknenin demir alırkan bizim üstümüze çıkması an meselesi...
Yan tarafta, mendireğe kıçtankara olmuş motoryatın demiriymiş.
Nemrut bir mürettebatı vardı. Selam bile vermeden koydan çıktılar.
Çay suyunu koydum. Kokpitte pinekliyorum.
Rıhtıma baştankara olmuş bir İngliz-sonradan İrlandalı olduğunu öğreniyoruz-elle demirini alırken, zincire geldiğinde takıldı. Yanındaki İtalyan ile karışmışlar belli ki...
Bir süre izledim. Adamcağız hiç üşenmeden tekrar bota bindi sahile gitti İtalyan'a birşeyler anlattı. Yine kendi teknesine geldi ama elle kaldıramıyor. Çaresizce sağa sola bakınıyorlar. Adettendir diye bota binip yanlarına gittim, ne yapacaksam?
Meğer oldukça uzun zincir varmış hala daha suda. Su da çok berrak değil hani. Aşağıdaki durumu değerlendirmek için maske palet şart. Zincire bosa vurup biraz ileri geri yapıp oynatmaya çalıştık ancak pek bir işe yaramadı. Tekrar İtalyan'ın yanına gittik. Onun çıkması uygun olur görüşünde herkes, mantıklı bir adammış. İtiraz etmedi. O çıkınca da İrla
ndalı kendi çapasını rahatlıkla aldı. Selam verip teşekkür ederek ayrıldılar koydan.
Bu arada çay demlenmiş. Bir yandan da ufak tefek tamirler yapıyorum. Solmuş bayrağı değiştirdim. Biraz da büyüktü bizim tekne için, bu sularda fazla dikkat çekiyor. Güneydeki dükkanlarda 150 cm'in altında raşel kumaştan bayrak bulmak mümkün değil. İstanbul'da var. Bir adet yedek getirmiştim onu kullandım.
Bizimkiler kalkınca Ömer Deniz ile sahile çıktık. Fırından ufak tefek birşeyler aldık. Kendi kayığını yüzdürmek istiyor. Birkaç ay önce evde, kendi imkanlarımız ile yaptığımız bir kayık var. Bu seyahatte favori oyuncağı bu kayık. O'nun da ismi Lotus... ))
Bugün çok az yolumuz var. Akşam adanın merkezi Gaios'da kalacağız. Dolayısıyla Lakka'da uzun uzun oyalanabiliriz. Sahilde 2 tane kumsal var. Bir tanesini seçtik, kahvaltıdan sonra teknenin yerini değiştirmeden botla gidip küçük çakıl taşlarının üzerine yayıldık.
Yolda Ömer Deniz'in kayığının direği kırıldı. Moral yerlerde...
Üzülecek birşey yok, bir yaptık yine yaparız diyerek, tekneye döndük. Malum Lotus-yani büyük olan ))- tamirat konusunda gayet donanımlı! Direk denilen ahşap bir çubuk. Şans bu ya verevlemesine kırılmış. Ahşap işiyle uğraşanlar buna parla diyor. Japon ile yapıştırıp, Fransız piyanı ile kuvvetlice sardık. Eskisinden dayanıklı oldu. Yüzler gülüyor...
Herkes tekneye dönünce sabah baktığım, kafada çözümlediğim yeni güneş panellerini bimini üzerine nasıl monte edileceği konusuna yoğunlaştım. Şimdilik fermuarları dikmeyeceğim 4 kenarından el inceleri ile yerine bağladım. Oldu gibi, sert rüzgarda bakalım nasıl duracak? MPPT regülatöre 135 wattlık 2 yarı esnek paneli seri bağladım. Bağlarken önce akü ile iştireklendirmek, sonra güneş panellerini çalıştırmak koruma mekanizmaları açısından önemli.
Lakka'dan çıkışımız öğleyi buldu.
Longos'da durmadık. Buradan merkeze kadar seyirde, açıkdenizde birçok resif tarif edilmiş. Tehlikeli sular. Sahilde de birçok hoş irili ufaklı kumsal var.
Bir tanesine girip demir attık. Paxos'un suyu çok güzel gerçekten. Hoş bir turkuaz mavi deniz hakim bu adalarda. Sebebini bilmiyorum...
Koyun sahilinde ağaçların arasında keman ve akordeon çalan birkaç müzisyen var. Koyun içi müziğin nameleri ile doldu. Çok hoş bir ortam...
Akşamüstü çok da geç olmadan limana girmek istiyoruz. Yer bulmak ile ilgili Gaios'un da kötü bir şöhreti var. Liman gayet ilginç. Çok dar bir kanal olarak içeri doğru kıvrılıyor. Genişliği yer yer on metrel


ere kadar düşüyor. Yer bulmak ile ilgili endişelerimize rağmen yine de içeri kadar girdik. Güney tarafında bir geçit daha var, açık denize çıkmak için. Aslında şehrin mekanlarına çok yakın bir yere yanaşmak güzel olurdu ancak, Mustafa Çam'dan ücretlerin çok pahalı olduğunu duymuştuk. Diğer bir alternatif adaya kıçtankara olmak. Ancak farelere karşı önlem alınması özellikle belirtilmiş. Saat 10 ile 17 arasında feribotun seyrini etkilediği için demirlenmesi yasak olan bölgeye, çok güzel bir ahşap BCC teknenin yanına kıçtankara olduk.
Çocuklara duş banyo. Sonrasında botla karaya çıktık.
Yemek meydanda Del Pescatore'de. Esasen bu civarın sanırım en lüks yerlerinden birisi ancak zaten çok aç değiliz. Çocuklar için menü uygun. Kalamar ızgara, kabak köftesi, cacık, salata ve uzoya 45 E verdik. Çok da fena değil.
Akşam geç vakit, botla tekneye döndük.

13 Temmuz 2017 Perşembe

Korfu-Paxoi




Sabah oldukça basık ve sıcak bir havaya uyandık. Kalenin önünde, demirdeki tekneler miskin miskin sallanıyorlar. Rüzgar neredeyse sıfır.
Çocuklar henüz uyanmadılar. Nalan ile kısa bir istişare yapıp, planı gözden geçirdik. Bu kadar sıcak bir havada araba kiralayıp adayı gezmek bana göre eziyet olacak. Orjinal planı revize edip, Korfu güneydoğu sahilini tekneyle yapmaya karar verdik. Ada aslında oldukça büyük ve tarihi. Eminim ki gezilecek görülecek birçok yeri vardır. Ancak bugün karadan bir seyahat için hava çok sıcak, hele de çocuklarla.
Mazot ihtiyacımız var ve hala doğru düzgün bir alışveriş yapmadık tekne için. Bulunduğumuz yat klubünde mazot bulabileceğimiz sanmıyorum. Kalenin kuzeyinde Gouvia marina D-Marin tarafından işletilen bir yer. Yolumuzu biraz uzatacak ama orada her türlü ihtiyacı karşılamamız mümkün gibi gözüküyor.  Demi,r alıp dümdüz denizde motorla kuzeye doğru çıkmaya başladık.
Ağaçlar arasında saklanmış bir girişi var. İşaretlenmiş bir kanaldan giriliyor. İçerisi oldukça geniş bir koy. Pilot kitaba göre mazot iskelesi kuzey tarafında. Mazot alırken, hızlı bir alışveriş de yapabiliriz fikri, palamar görevlisi tarafından daha iyi bir plana çevrildi. Alışveriş amaçlı 2 saate kadar konaklamalardan ücret alınmadığını öğrenince aynen marinaya doğru yollandık. İlk pontona rüzgarsız bir havada yanaşmayı Nalan yaptı. Ben tonoz halatını aldım.
Genel olarak derli toplu bir marina. Yunanistan ve adalarda bizde görmeye alışık olduğumuz gibi kaliteli marinalar pek yok. Burası bir istisna...
Market oldukça kaliteli. Doğrusu ürünler üzerinde fiyat etiketi olmamasından şüphelenmemiz lazımdı ama basiretimiz bağlandı. Sanırım tüm tekne seyahatlerimizin en pahalı alışverişini yaptık!
Fiyatlar meğer Nişantaşı Şütte ayarındaymış. Kuyrukta arkamızda bekleyen onca kişiden utandığımızdan, tıpış tıpış ödedik ve çıktık.
Ancak Nalan sağolsun, aldığımız malzemelerden gerçekten de çok güzel şeyler yaptı yolculuk boyunca. Malzemeleri tekneye yerleştirip, telsiz ile çağrı yapıp marinadan ayrıldık.
Rota güney. Kalenin yanından geçip, şehri takip ederek aşağıya doğru iniyoruz. Kartpostal simgesi haline gelmiş Pondikonisi'ye denizden baktık. Sığlık sebebiyle çok yaklaşamadık. Devam.
Benitses'e gelmeden hemen önce, deniz kenarına yapılmış muhteşem bir evin neredeyse bahçesine demirledik! ev sahibi pencereden baksa, burun buruna geleceğiz.
Biz durunca, sağımıza solumuza da bir dolu charter teknesi geldi, onlar da demirlediler. Bu bölge charter açısından çok zengin.Genelde belli tip davranış ve seyir planları var. Bunun dışına çıkmayı pek sevmiyorlar. Biz de chatre teknelerinden uzak durmak için bazı taktikler geliştirdik.
Mesela genelde kıçtankara durmayı sevmiyorlar. Alargayı tercih ediyorlar. Dolayısıyla garip yerlere, özellikle de derin suya demir atıp, kıçtankara olmak daha da çok hoşumuza gitmeye başladı!
Genelde limanlar çok popüler ve yer bulabilmek için erken saatte girilmesi tavsiye ediliyor. Ancak o saatte yanaşınca çocuklar sıcaktan bunalıyor, keza biz de. Dolayısıyla limana mümkün olduğunca geç girmek genel prensibimiz halini aldı. Limanda yer bulamazsak alargada kalıyoruz. Hem bu şekilde sabah kalkınca denize girmek açısından da çok iyi oluyor. Şehrin gürültüsünden uzak olmak da cabası.
Benitses Korfu'nun eğlence merkeziymiş ancak biz bu açıdan bir arayış içerisinde değiliz. Sahile çıkıp kumsalda biraz vakit geçirdikten sonra çocukların şişme hayvanlarını botla tekneye çekerek getirdim. Çok eğlendiler.
Öğle yemeği biraz brunch gibi oldu. Sucuklu yumurta, peynir, zeytin, salata ve çay.
Aşağıya doğru yola devam ediyoruz. Sıcaklar öğleden sonra iyice artınca Petriti'den hemen önce bir deniz molası daha verdik. Petriti küçük bir barınak ve önünde alargadaki birçok tekne ile bana çekici gelmedi. Paxoi Lakka Koyu yaklaşık 15 NM mesafede. Buralarda oyalanacağımıza biraz yol yapalım mantığı ile rotayı Levkimmis Burnu'na çevirdim.
Oldukça sığ bir koy, çok açıktan geçmek gerekiyor.
Korfu'nun güneyinden çıkınca açıkdenizden gelen kaba dalgaları dengelemek için cenova açtım. Motor yelken ilerliyoruz.
Koya varmamız neredeyse akşamı buldu. Oldukça popüler, masmavi suyu olan güzel bir koy Lakka. Dışarısı biraz solugan alıyor, her yer tıklım tıklım dolu. Önümüzden büyükçe bir yelkenli içeri girdi. Ondan cesaret alıp, peşine düştüm. Rıhtımda yaklaşık 100 yıllık bir, kabasorta armalı ahşap bir tekne var. Zincir döşemiş. Onun zincirine takmamaya azami dikkat ederek en son tekne olarak demirledik. Dip uygun, hava sakin. Genel prensibin tersine çok az kaloma verdik. Uzun kaloma vermek, dip dibe tekneler arasında çapariz çıkartabilir. Gerekirse ikinci çapayı da atarım diye düşünüyorum.
Bu sene ilk defa, yedeğe aldığımız 25 kg'luk deltayı ikinci bir makara yaparak, başüstüne aldım. Bazen tandem, bazen sansabosa (Hammerlock) bazen de uzun kalomalı yedek demir olarak kullanıyorum.
Koy ve ortam çok hoş. Daha çok Heybeli veya Burgaz gibi bir görüntüsü var. Ağaçlartın arasındaki evler çocukluğumu hatırlatıyor biraz. Denize girmek için biraz geç kaldık. Ama hoşgeldin kokteyline hep zaman bulunur!
Hava iyice kararmadan botla sahile çıktık. Botu hep Ömer Deniz kullanıyor. Genelde herkes demirde kalıp, bot ile sahile çıktığı için rıhtım bot cenneti gibi. Bir yere girdik bağlandık.
Her yer oldukça kalabalık. Biraz da yer bulma endişesiyle sahildeki ilk tavernaya oturduk. Halbuki asıl içeride birçok alternatif ve tarzı hoşumuza giden farklı farklı birçok mekan varmış. Ertesi sabah geri gelmek üzere fırını gözümüze kestirdik. Biraz ara sokaklarda dolaşıp, bot ile tekneye döndük. Yattık uyuduk.



12 Temmuz 2017 Çarşamba

Sivotha-Korfu



Sabah erken kalktım. Sıcak daha güneşin ilk ışıkları ile kendini belli etmeye başlamış. Çay suyunu koydum. Kokpitte oturdum, etrafta yeni yeni uyanan kasaba halkını seyrediyorum.
Tam bir fincan çayı bitirmiştim ki önce Çağla sonra da Nalan uyandı. Ömer Deniz bana benzemiş galiba. Küçükken ben de bir türlü yataktan çıkamazdım... Nedense?
Dünkü koşturmadan kalan öte beriyi sağa sola yerleştirdim. Arabayla getirdiğim dolu dalış tüpünü ön ardiyeye koydum. Şimdilik küçük olanı doldurmaya gerek yok.
Teknede ufak tefek kazalar olmuş. Kırık bir heçimiz var. Girişteki tiklerin arasındaki sikalar çıkmış. Daha 2 sene yeni olmuştu halbuki tamir edeli. İskele fenerimiz çalışmıyor. En kısa sürede mazot tankını temizlemem lazım. Dümen derisinde de birkaç yerde yırtıklar var. Onu da kendim dikmiştim. Teknede aynı tamirleri tekrar tekrar yapmak kadar insanı yoran bir başka şey yok, sanıyorum. Neyse, ben yapmıştım yine yaparım mantığı ile çok da üzerinde durmadım.
Herkes uyanınca, Nalan kahvaltıya girişti.
Yunan tarafında akşam yemeklerini genel olarak beğeniyoruz ama doğrusu kahvaltı konusunda birkaç istisna haricinde berbatlar. Dolayısıyla prensip olarak kahvaltıyı teknede yapmak, bizim genel uygulamamız.
Menüde omlet, sucuk, söğüş domates biber, peynir ve zeytin var.
Yemekten sonra, Port Polis'e uğradım ve birazdan çıkacağımızı söyledim. Kağıtları onaylayıp yolladılar. Transitlog ile ilgili bir sorunumuz var. Samos'ta sadece 1 aylık vermişler, alırken dedikkat etmemişiz.
Bizden sonra devam edecekler, henüz Kos veya Kalimnos'a gelmeden transitlog süresi dolmuş olacak. Gümrük olan bir yerde değiştirmemiz gerekecek. Bakalım.
Tekneye geldikten sonra, hazırlandık. Nalan demirde, ben halatları koyverdim. Net bir manevra ile beton rıhtımdan ayrıldık.
Hemen güneyimizdeki Mourtos adaları ile ilgili birgün önce dolaşırken bazı tüyolar almıştık. Onlara doğru rota tuttuk. Ömer Deniz dümen tutmayı seviyor. Ona verdim.
Zaten çok yakın mesafe. Adaların kuzeyinden güneyine iki adet kanal var ikisi de bizim tekne için çok sığ. Açık denizden dolaştık. Birkaç mağara gördük. Bot ile gelip onları incelemek ilginç olabilir.
Adaların hemen güneyine dönüp, ilk kanalın ağzında demirledik.
Herkes bota bindi. Mağaraya gittik. Büyükçe bir mağara. Tam ortasında dıştan takma motorlu 5 mt bir bot var. Mağarada da 2 kişi. Onları rahatsız etmemek adına, girince hemen yandaki duvara doğru dönüp demir attım. Konuşmalarımıza kulak veren diğer bottakiler de Türkçe selam verdiler. Ne ilginç? O kadar yol gel, Allah'ın unuttuğu bir mağarada hemşerilerinle karşılaş. )))
Fakat bu ilginç tesadüf daha da ilginç olan bir başka keşfe yol açtı. Bizim botun yanında suya atlayınca, açık denize bakan duvarın altında bir ışık gördüm. Bir maske ile dalıp bakınca, duvarın altında yaklaşık 3-4 metre çapında, 6-8 metre uzunluğunda bir su altı tüneli olduğunu farkettim. Esasen çok da dalgalı değil dışarısı ama, açıkdenizden gelen soluganlar tepesi normalde tavana kadar suyla kaplı tünele girince, çıkışında insanın içine ürperti veren bir su ve rüzgar sesiyle mağaranın içine üflüyor. Kamerayla çekmeye çalıştım ama tabi bu tür doğa olaylarını insan gözünün gördüğü ve hissettiği gibi ekrana yansıtmak hala bile pek mümkün değil gibi...
Mağarada çok da fazla kalmadık.
Teknenin demirde durduğu yere yakın bir kumsala geri döndük.
Öğle yemeği, deniz ve yüzme molasından sonra.
Botun motorunda bir sorun var sanki, biraz zor çalışıyor. Su atması da sorunlu gibi. İleride bakacağız.
Kumsal güzeldi, iki ada arasında yaklaşık 1 knot akıntı var. Dip kum.
Çocuklar çok eğlendiler. Bir süre oyalanıp yemek için tekneye döndük. Nalan yüzdü.
Öğle yemeğinden sonra herkesin uykuya çekilmesini fırsat bilip, Korfu analimana doğru yola çıktım.
Korfu
Yaklaşık 20 NM kadar yolumuz var. Rüzgar yok, deniz dümdüz. Motorla kuzeye çıkıyoruz.
Arnavutluk sırtlarında dünden beri devam eden orman yangını hala devam ediyor.
Kalenin önlerine geldiğimizde neredeyse akşam olmak üzereydi. Mandraki tarafı değil ama kalenin güneyinde demirde duran teknelere uygun şekilde demir attık. Alargada duracağız.
Çocukların şişme deniz yatakları, timsahları ve bilumum deniz canlısının tümünü kendi ciğerimdeki nefesle şişiremeyeceğimi erken farkedip bir başka çözüm arayışına girdim. Bot pompasını hayvancıkların sibopuna bantla yapıştırıp şişirmek kolay oldu. Çocuklar denizde ve mutlu...
Bot ile yat klubü olduğu anlaşılan rıhtıma yanaştık. Kalenin hemen yanındaki, çok etkileyici parka açılan merdivenleri var. Henüz ortalık iyice kararmadan, eski şehrin dar sokaklarında dolaştık.
Alışveriş kısmını erteleyip, önce bir yemek yeri aradık. Korfu'nun kendine has et ağırlıklı bir mutfağı olduğunu duymuştuk. Buna uygun bir taverna seçtik.
Kuzu eti ağırlıklı birer yemek ile çocuklara ızgara hamburger köftesi sipariş ettik.
Herkes mutlu.
Şehrin sokaklarında biraz daha dolaşıp, birer kahve ve dondurma yeme bahanesiyle WiFi bağlantısı sağladıktan sonra yürüyerek, önce parka, sonra yat klübe ve sonrasında da teknemize geçtik.
Yat klubün içindeki bar meğer şehrin en popüler müzik yerlerinden birisiymiş. Demirde sallanan teknenin kokpitinde, çocukları yatırdıktan sonra biraz daha vakit geçirdikten sonra yattık uyuduk.


GOPR0223 from mehmet erem on Vimeo.


11 Temmuz 2017 Salı

İYON DENİZİ SEYAHATİ


Pindos Bölgesi Otoyolu
Bu seneki plan geçen seneki yaz seyahatinden de karışık bir şekilde kurgulandı. Yıllardır gitmek istediğimiz İyon Denizi ve adaları için, 4 ayrı ekibin yaz tatillerini ayarlayıp, gidiş-dönüş uçak ve transferlerini organize etmemiz, tekneyi hazır etmemiz ve karşılaşılacak problemlere çözümler üretmemiz gerekecekti.
Ancak başlangıçta hiç birimiz bu kadar çok tesadüfün ve aksiliğin bir araya geleceğini doğrusu tahmin etmemiştik. Tanrılar Lotus'un Ege'den çıkmasını istemiyor sanırım!
İlk etap Melih Ömür'ler ve üniversiteden arkadaşlarının Bodrum'dan tekneyi alıp, çıkış-giriş yapıp Ege'yi geçip, Atina'da bir diğer ekibe teslim etmesiyle son bulacaktı. Teknenin evrakları ile ilgili sorunu son dakikada halledip acenta ile çıkış aldılar. Beklediğimizin aksine, tüm Siklad adaları bölgesini neredeyse tamamen rüzgarsız bir havada, motor ile geçip Atina'ya salimen ulaştılar.
Oraya uçakla ulaşan ekibe tekneyi teslim etmeleri biraz zor ve dolambaçlı oldu. Büyük şehirlerde bu tür resmi evrak işleri biraz daha karışık oluyor sanırım. herhangi bir adada birkaç dakikada halledilebilecek crew list değişikliği Atina'da, ancak bir acentanın araya girmesi ile, neredeyse 2 gün sürdü.
Mazot deposundaki pislik sebebiyle motor arızası yaşamalarına rağmen, yine neredeyse tamamen rüzgarsız bir havada tekneyi Korint Kanalı, Korint Körfezi ve İyon adaları üzerinden, Korfu'ya kadar getirdiler. Biz, yani çocuklar Nalan ve bendeniz, arabayla yaptığımız gece yolculuğunun ertesinde onlarla anakarada Sivotha Mourtos'da buluştuk. Igourmenitsa esasen o civardaki büyük liman ancak ekip değişikliği yapmak için gümrüğe ihtiyacımız olmayacağı için nispeten turistik bir yerini tercih ettik.
Araba yolculuğunu geçen seneki profesyonel minibüsten farklı olarak kendi kullandığımız arabayla
yaptık. Doğrusu yorucu ama zevkli bir yoldu. Selanik'ten sonraki bölüm sık sık tünellerle geçilen paralı bir otoyol. Oldukça dağlık bir araziden geçiliyor. Burası Meteora Manastırları ile meşhur Pindos Bölgesi.
Bu kadar aksilik ve soruna rağmen, tekneye vardığımızda bir anda rahatladık.Tekneye biner binmez insanın ruh hali değişiveriyor hemen. Ama asıl değişiklikler bence ilk 24 saat, 7 gün ve 3 haftalarda oluyor. Şehir hayatının ritmine alışmış bünyenin, bir anda refklekslerinden kurtulması tabi mümkün değil...
Sivotha-Mourtos
Sivotha küçük bir yerleşim. Daha çok yerli ve lokal turiste yönelik bir sayfiye yeri gibi.
Tekne tam da liman polisinin karşısında kendi demirinde kıçtankara. Mustafa Ağabeyler, bizi karşıladılar. Teknedeki bir dolu eşyayı taşımak için arabayı, limana sokmamız biraz zor oldu ama becerdik. Port Polis'te değişikliği yapmamız çok kısa sürdü. Saat 14.00'te gün arası tatiline çıkmadan evrakları yetiştirdik.
Mustafa Ağabey'leri uğurladık. Onları da uzun bir araba yolculuğu bekliyor.
Biz ise sanırım biraz da sıcağın etkisiyle üşendik ve yerimizden çıkmadık. Denize girmek için bot ile hemen koyun dışındaki küçük bir kumsal bulduk.
Normalin dışında bir sıcak var. Yol yorgunluğunu ben ön kamarada kısa bir sieasta ile geçiştirdim.
Nalan tekneyi toplamaya ve yerleştirmeye girişti bile.
Çocukların her ikisinin de kendilerine ait birer kamaraları olması bir ilk. Bu işe haliyle çok sevindiler. Akşamüstü öte beri almak ve birşeyler atıştırmak için şehre çıktık. Büyük bir market yok.
Küçük bir büfede bira patates yaptık. Çocuklar hamburger yedi.
Akşam olmasıyla piyasa artmaya başladı. Çocuklara teknenin tam önündeki oyuncakçıdan 1-2 birşey aldık. Onlarla eğleniyorlar.
Elektrik fişini bulunca ne olur, ne olmaz mantığı ile kabloyu bağladım. Bingo!
Bu gece buradayız. Hemen içeri grip ne kadar 3'lü priz varsa hepsini devreye alıp; 220V ile şarj olan tüm üniteleri şarj ettim. El süpürgesi, fener, şarjlı tornavida ve telsiz en önemlileri.
Mazotumuz 3/4 depo. Yedekler az. Suyumuzu  buradan aldık. Alışverişi artık ancak yarın Korfu'dan yapacağız sanırım.
Tüm Ekip Sivotha Mourtos'ta

9 Şubat 2017 Perşembe

Halatlar, Bağlar ve Kasa Dikişleri sunumu

19 Şubat 2017 tarihinde Boat Show CNR'da, Denizlerdeyiz Sunumları dahilinde, Halatlar, Bağlar ve Kasa Dikişleri ile ilgili bir sunum yapacağız. Sunuma katılmak için bir ön kayıt gerekmemekle beraber, salonun kapasitesi sebebiyle katılım kısıtlaması olabilir. Daha detaylı bilgiye Denizlerdeyiz'in 7 C-13'te fuar boyunca devam edecek standından bilgi almak mümkündür.



13 Eylül 2016 Salı

Rodos-Göcek

Sabah oldu ama marina içinde hala çok sert esiyor. Karşı rıhtıma, rüzgaraltına aborda olmuş bir gulet var. Avara olmak için yarım saattir manevra yapıyor, nafile...
Bir kahve koydum, kokpitte oyalanıyorum. Yan komşularımız Ünal ağabey ve oğlu Atilla geldiler. Biraz sohbet ettik. Çocuklar uyanınca teknenin güvertesini yıkadık beraber. Su deposunu doldurduk.
Nalan teknede kaldı çocuklarla beraber markete gittik. Marina ana girişinin tam karşısıymış, dün gece taksi ile gelirken farketmiştim.
Oldukça uzak olduğu için botu aldım. Marketin yanında bir de deniz malzemeleri mağazası var. Özellikle farklı farklı yerlerde, bu tip mağazalara girmek hoşuma gidiyor. Yöresel uygulamaları öğrenmek için ideal. Bazı ürünler de çok hesaplı olabiliyor. Yunan adalarında favori ürünlerim sağlam saplı kova, bazı fenerler ve balıkçılık malzemeleri...
Çocuklar çabuk sıkıldılar, uzun uzun oyalanamadık. Marketten öte beri aldık. Ancak taşıması zor olacak, kasadaki kadın tekneye servis olduğunu söyleyince sevindim. Küçükten bir römork gibi birşeyi arkasından çeken siyah ATM'yi gören Ömer Deniz'in gözleri yerinden fırladı. Adamcağız da sakin hareketlerle sanki birer alışveriş torbası gibi bizimkileri kucaklayıp kasaya koydu! Dönüş seyahatimiz düşündüğümüzden çok daha çabuk, kolay ve zevkli oldu... ))
Kahvaltıdan sonra yakıt almak için mazota yanaşacağız. Görevliler de geldi, sahil ekibi kuvvetli ama yine de motor çalıştırıp usulüne uygun manevra etmekte yarar var. Yunanlı görevliler aynı bizim gibi, "çekiştirerek yanaştırırdık" dediler ama böylesi daha uygun.
Nitekim ani bir rüzgar sağanağı ile, motora rağmen tekne çok kuvvetle yaslandı pontona. Eğer motor ile olmasaydık, koca kayığı el ile tutabilmemiz mümkün olamazdı sanıyorum.
Mazotu doldurunca,   uzaktan Ünal ağabey ve ailesine selametler diledik, vedalaşıp ayrıldık.
Henüz daha erken, buralarda bir yerde denize girelim istiyoruz.
Mendireğin güneyine döndük, yaklaşık 5-6 mil ileride Anthony Quinn koyu olarak bilinen yere rota tuttuk. İçerisi çok kalabalık. Günübirlik teknelerin favori mekanı. Öncesinde bir kumsal var, pas geçtik. Sonrasında bir küçük koy daha var. Oldukça dar, nitekim içeride demir atacak yer yok. Güneye doğru devam. Bir sonra devasa bir kumsalın kayalık ile birleştiği yerde demirleyip deniz molası verdik.
Çok güzel suyu var, genelde teknelerin tercih ettiği bir yer gibi değil. Daha çok karadan gelen sahil tatilcilerine hitap ediyor sanki.. Ama kayalar, kumsal ve hatta iki tane mağarası ile bizim çok hoşumuza gitti. Biraz kumsalda taş toplama-bu seyahatin standart ritueli- deniz banyosu, teknede birşeyler atıştırma sonrasında çok da geç kalmadan yola çıkalım istiyorum. Malum 40 mile yakın yolumuz var Göcek'e.
Rüzgar kuvvetli, arkadan alacağız. Tam arma çıktık. Başlarda düz denizde 8-9 knotlarda seyrediyorduk. Herkes yattı, dümendeyim. Bir süre sonra denizler büyümeye başladı, dümeni otopilottan aldım. Dalgalarla sörf yaparak Kurdoğlu Burnu'na doğru uçarcasına gidiyoruz.
Yolda Nejat ve Fatih ile konuştuk. Göbün veya Manastır'da buluşalım dedik. Sonradan Nejat'lar Göbün'de yer bulamayınca Tersane Adası'na gitmişler. Yolumuzu biraz uzatacak ama önemli değil biz de oraya gitmeye karar verdik.
Peksimet adası'nı bordaladığımızda saat 7'di idi. Neredeyse 40 millik yolu 4 saatte almışız!
Burundan sonra Ağa Limanı açıklarnda dalgalar iyice küçüldü. Oltaları topladım. Yelkeni indirdim. Dar Boğaz'ı bordaladığımızda artık iyice karanlığa kalmıştık.
Tersane adası iskelesini bulmamız zor olmadı. Nejat'ların kiraladığı  kayığın yanına kıçtankara olduk. Yemek güzeldi. Keza sohbet de...
Sonrasında çocukları yatırdıktan sonra yan yana teknelerin kokpitinde, Single Malt eşliğinde devam etti bir süre daha. Özleşmişiz...

12 Eylül 2016 Pazartesi

Tilos-Rodos

Tüm gece esti. Bulunduğumuz yer aslında rüzgara açık bir yer değil ama teknenin yan yatması ve gezinmesi, dışarıda fırtına sınırında rüzgar olduğunu düşündürüyor.
Arka arkaya attığımız tandem (çift) çapa var, zemin de kum. İyi tuttu, tarayacağımızı düşünmüyorum ama nedense bir huzursuzluk var içimde, yatakta birkaç sağa sola döndükten sonra güverteye çıkıyorum.
Her yer sessiz, uğuldayan rüzgar haricinde ayakta kimseler yok.
Saat 04.00. Aslında ertesi gün yaklaşık 40 küsur mil yolumuz var, Rodos'a gideceğiz. Ama rüzgarı arkadan alacağımız için bu seyri gündüz yapmayı planlamıştım. Ancak gece de böyle esiyorsa neden olmasın?
Uzun geçişleri gece seyri ile yapmayı severim. Çocuklar uyuduğu için onları eylemeye gerek olmaz, vardığımızda sabah olmuş, onların da sahile çıkıp oyalanması daha kolay olur. Yolu gece bitirmiş oluruz. Hele de gökyüzü-aynı bugün olduğu gibi-güzelse keyfine doyum olmaz.
Nalan da kalktı arkamdan. Yola çıkma fikrini biraz tarttık kafamızda, ve aksiyona geçtik.
Önce motor, seyir fenerleri, navigasyonu açtım ve çay suyunu kaynattık, kokpit için güvenlik elemanları...
Ben demire geçtim. Rahatlıkla aldık. Sorun olmadı.
Koydan çıkınca yelken bastık. Doğuya doğru seyredeceğiz. Rüzgar 20 knotlarda, halbuki koyda daha sert esiyordu. Yine de iskele kıç omuzluktan geliyor.
Çaylarımızı koyduk, kapkaranlık denizin ortasında ışıl ışıl bir gökyüzü altında yelken seyrinin tadını çıkartıyoruz. Çocuklar uyuyor.
Sergün'ler ile sabah buluşacaktık, haber veremedik ama çok sorun değil. Onlar da kuzeye çıkacaklardı zaten. Burada ayrılıyoruz, kim bilir bir daha ne zaman yan yana seyredeceğiz.
Güneşin ilk ışıkları ile rotamız üzerinde Simi'nin en güney ucu var. Seskli adası kuytusunda demirleyip, kahvaltı molası yapabiliriz. Kimsecikler yok. Boğaz'a girmeden yelkenleri indirdim. Motor ile tonoza yanaştım. Kumsalın önünde bir beton iskele, karada küçük bir kilise var. Sanırım denize girmek için Simi limandan gelen günübirlik teknelerin yanaşması için yapılmış.
Seniz pırıl pırıl. 3-4 adet tonoz şamandırası var. Rüzgar yok. Tekneyi bağlayıp motoru stop edince çocuklar kalktı. Nalan hala uyuyor. Karaya çıkmak istedi çocuklar.
Ömer Deniz artık botu kullanabiliyor. Her fırsatta bota binip çalıştırmak isteği var. O sebeple, kıçtankara veya bordalamak yerine alargada kalmamız daha çok hoşuna gidiyor. ))
Shilde birkaç keçi ve bazı inşaatlardan kalma müştemilat haricinde beton bir yol var. Adanın içlerine doğru devam ediyor, merak edip yürümeye başladık. Tepenin arkasında genişçe bir toprak arazi var, onun haricinde de hiçbir şey yok. Geri döndük.
Kısa bir kahvaltı.
Sonrasında hemen iskelemize bir uzak yol teknesi geldi. Demir attı.
Sonra da büyükçe bir günübirlik tekne. Turistleri karaya çıkarttı. Beton iskelede bekliyor.
Ortalık kalabalıklaşınca, yola çıkıp Rodos'a erken erken varalım moduna girdik. Demir alıp ayrıldık koydan. Rüzgar iyice oturmuş, 20 knotlarda pupa seyri ile gideceğiz Rodos'a. Önceleri geniş apaz ile kanala çıktım. Tam iğnecikten gelecek şekilde rota değişikliği yapıp, ayı bacağına geçtim.
Nalan ve Çağla içeride uyuyor. Ömer Deniz benimle kokpitte...
O da uyuyunca sıkılmamak için ufak tefek tamiratlara baktım. Sintine pompasını dağıttım. Diyaframlı pompa içine giren pislikler yüzünden çalışmıyormuş meğer. Bir tane de tel filtre taktım.
Rodos'a yaklaşırken rüzgar iyice arttı.
Bizde hidrolik şanzıman var. Pervane hep dönüyor, dalgadan inerken yüksek süratlerde vuruntu yapıyor. Acaba bir kulak mı kırıldı? Yanaşınca bakarız...
Mandraki'yi bordaladık, Rodos marina'ya gireceğiz. Telsizden çağrı yaptık. Yakıt istasyonuna yakın bordalamamızı söylediler. Net bir manevra ile yanaştık.
Hemen arkamızda bir motoryat var. Meğer senelerdir görmediğim çocukluk yıllarımızdan tanışık olduğumuz Ünal Bey ve sevgili ailesi ile Marmaris'e gidiyorlarmış.
Sohbet, muhabbet... Anıları canlandırdık, eski dostları yad ettik.
Bot ile marina ofise gittik, yürümek için oldukça uzun mesafe. Sonrasında da tüm ekip duşa taşındık, yine botla...
Akşam yemeği için çok da geç saate kalmadan, şehre yürümeye karar verdik.
Limanın önünden, meşhur surları geçerek turistik sokaklarında biraz turladıktan sonra bir tavernaya oturduk.
Ancak Rodos maalesef çok turistik olmuş. Seneler olmuş gelmeyeli...
Kendimizi Kapalıçarşı esnafından kurtulmaya çalışan, İstanbul'a ilk defa gelmiş yabancı gibi hissetmemek için çok zorladık.
Biraz da deniz kenarında turladıktan sonra taksi ile tekneye döndük. Yattık uyuduk.

11 Eylül 2016 Pazar

Knidos-Tilos

Sabah çok da erken olmayan bir saatte kalktık. Koydaki teknelerin bazıları çıkmış. Henüz yeni gelenler yok, ama diğerlerinden farklı attığımız için zincirin koca bir guletin altında kalmasını istemiyorum. Kahvaltıdan sonra, küçük bir deniz molası.
Biraz tamirat ve bota binip sahile çıktık. Harabelerde turlama ve Deveboynu Feneri'ne kısa bir yürüyüş. Knidos'ta büyük limanın tam aksi yönde bir liman daha var. Bizim boy teknelerin girebileceği gibi bir yer değil. İçeride birkaç balıkçı sandalı küçük iskeleye yanaşmışlar.
Lokantaya uğramadık, ihtiyacımız yok.
Sergün'lerle selamlaştık, giriş çıkış yapmamıza gerek olmadığını öğrenince bizimle Tilos'a gelmeye karar verdiler. Yalnız arkadaşlarının bugün uçağı varmış, onu karada nereye bırakacaklarını sordular. Palamutbükü bir alternatif olabilir diye düşüncemiz, Datça'daki servis saati ile uyuşmayacağını ve yetişmesinin imkansız olduğunu anlamamız ile son buluyor. Hemen ilerimize çok büyük bir gulet yanaştı, ellerinde çantalar ile iki kişi sahile bıraktıklarını görünce Sergün'e peşlerinden gitmelerini söyledim. Nitekim onları almaya gelen bir araba varmış, yer sorunu da olmayınca bizim adamın transfer işi de hallolmuş oldu. Nitekim guletin kaptanı aylar öncesinde Lipsi'de yan yana durduğumuz Mazıköy'lü Erdal kaptanmış. Uaktan selamlaştık...
Denize girdik, vakit öldürüyoruz. Yandan gelen bir esinti ile bizim zaten kılı kılına tutan çapa taradı. Kıçtan kayalara da yakınız, merdivenden tırmanıp çalıştırmakta biraz daha geç kalsak dümen palasını vurmak işten değil. Neyse, büyük bir sorun olmadı...
Demir alıp çıkınca basıp adaya geçelim dedik. Sergün'lere haber verdim.
Koyun dışına çıkınca yelken bastık, apazdan gelen güzel bir rüzgar ile güneye doğru rota tuttuk. Peşimiz sıra Sergün'ler de çıkmışlar. Telsizden haberleşiyoruz, ırgatında sorun olduğunu söyledi. Tilos'ta liman var, aborda olmak veya tonoz almak mümkün olur diye düşünüyorum bu mevsimde. Hiç olmadı ikinci çapa ile dururlar, bir şekilde çözeriz nasılsa.
Tilos'un ana limanı girişinde manevra eden bir yelkenli farkettim. Belli ki bir uzakyol teknesi. Koyun mendirek tarafı değil ama tam tersi, doğusuna doğru rota tuttu ve alargada demirledi. O tarafta alargada birkaç tekne daha var.
Biz limana doğru gittik ancak limanda kalmak istemiyoruz, Sergün'ler için yer olduğunu görünce telsizden onlara haber verdik. Girdiler.
Biz de açıkta aralıklı yerleştirilmiş, belli ki yüzme sınırını belirleyen sarı büyük şamandıraları takp ederek, uygun bir demir yeri aradık. Belli ki bu hattın içine demirlemek yasak. Açıkta derinlik 10 metrelerde, rüzgar da karadan esiyor.
2 kere manevra etmemize rağmen beceremedik, tekne hızla açığa akıyor, tutturamıyoruz ultrayı. Dip genelde eriştelik arada kumluklar var. Nalan dümene geçti, ben de ultranın önüne tandem britaniyi bağladım. İkisini birden arka arkaya atınca saplandı zemine. Şimdilik rahatız.
Bu sırada bot ile diğer tekne ekibi geldi ve tabi köpekleri de. Çağla ile Ömer Deniz köpeğe bayıldılar.
Bot ile karaya çıkıp deniz banyosu ritüelini tamamladık.
Koyun en doğusunda tek başına bir ev var. Belli ki bir taverna. Küçük bir kayık mendireğinin hemen yanında. Botla keşfe gittik. Yaşlıca bir kadın var işletmeci olarak. Birkaç da odası varmış. Henüz servis başlamamıştı, doğrusu deneme fırsatımız olmadı bu sefer. Bir dahaya belki...
Nevcan'lar limanda karaya çıkıp biraz dolaşmışlar birkaç taverna olduğunu söylediler. Biz de yıkanıp paklanıp bot ile liman tarafına geçtik.
Liman görevlisi Stavros karşıladı bizi. Botumuzu bağladı, bir de restaurant tavsiyesi aldık. Ama bu gibi durumlarda kendi iç sesimizi dinlemeyi hep tercih ediyoruz genelde...
Limana yakın çocuk parkının hemen arkasında adanın lokal müşterileri olan bir taneyi gözümüze kestirdik ancak masası yokmuş. Aslında belki bulunurdu masa ama, adamcağız bayağı negatifti üstelemedik. Ara yoldan devam edince Mikailis Taverna'yı bulduk. Yakın zamanda adaya gelenlerden tavsiye edildiini hatırlıyorum. Nitekim fena değildi yemek ve servis.
Nalan arada içki stoğumuzu destekledi biraz. Çok da geç olmadan kalktık, biraz kumsalda turlayıp botumuza geçtik ve tabi tekne...

10 Eylül 2016 Cumartesi

Gümüşlük-Knidos

Sabah çok da erken olmayan bir saatte kalktım. Tekneler, hakim rüzgar etkisini kaybedince, sarhoş olmuş meyhane müdavimleri gibi kafaları ayrı ayrı taraflara bakarak gelişigüzel sallanıyorlar. Kimseyle çapariz olmamışız. Bu iyi...
Denize girerek uyandım. Nalan ve çocuklar da kalktı.
Bot ile karaya çıktık. Kahvaltı kahvede. Ferit'lere rastladık tesadüfen, bir kez daha oturduk onlarla. Geceki sohbet devam etti. Sahildeki marketlerden öte beri tedarik ettik.
Yolumuz çok uzun değil. Nsiros'tan vazgeçtim, belki Tilos'a uğrarız. Bu akşam Knidos'ta geceleyelim diye düşünüyoruz. Çok fazla geçe kalmadan, çıkmak istiyoruz.
Çocuklarla bir kez daha vedalaşıp, Gümüşlük'ten ayrıldık.  Kim bilir bir daha ne zaman geleceğiz?
Demr alma kolay oldu, ırgat sonunda güzel çalışıyor.
Koydan çıkınca hafif bir rüzgar karşıladı bizi, Ana yelkeni açtım.
Turgutreis açığında 3 adet sarı şamandıra atmışlar. Sığlığı işaretliyor. Tam önünde durup Navionics'e işaretledim.
Kanala girince batı rüzgarı şiddetlendi, yelkenle gidiyoruz. Rota Kos'un doğu burnu Ak Fokas.
Sığlıklara dikkat ederek otellerin önünden geçip, Deveboynu Feneri'ne doğru rota tuttuk. Çocuklar içeride. Rüzgar bizi biraz doğuya atıyor ancak sorun değil.
Sergün'lerle konuştum. Henüz daha Körmen'den çıkamamışlar. Ama geleceklerini söylediler.
Akşamüstünden önce büyük limana girdik. Bayram sebebiyle oldukça yoğun. Alargada değil ama kıçtankara, mendireğin bitimine doğru bir yer bulduk kendimize. Demiri istediğimden kısa atmak zorunda kaldım ama çok önemli değil...
Deniz sefası. Sofra çok iyiydi.
Artık mümkün mertebe teknede yemek yiyoruz. Çoğu yerdeki fiyatlar, yediklerimizin kalitesi veya verilen hizmeti karşılamıyor diye düşünüyoruz. Bu sadece Türkiye için değil, Yunan adaları için de geçerli. Belki haklılar, maliyetler iyice artmış vaziyette. Ancak teknede yaptığımız yemeğin en azından ne olduğunu biliyoruz. Biraz bulaşık çıkıyor ancak o da çok sorun değil hani...
Sergün'ler geldiğinde artık iyice karanlıktı. Teknesini yaz başında Hırvatistan'dan aldı, kendileri getirdiler. O zamandan beri sık sık geziye çıkıyorlar. Bizim aşağıya doğru ineceğimizi duyunca, sağolsun yolunu değiştirdi, Knidos'a geldi.
Uzun zamandır hayalini kurduğumuz bir şey bu, iki tekne yan yana seyahat etmek.
Bot ile gidip koltuk halatlarını aldım. Kıçtankara bağlandılar. Biraz dinlendikten sonra gidip ziyaret ettim bu yeni kızı. Geyet güzel duruyor...
Biraz sohbetten sonra kalktım.
Gece çok da geç olmadan yattık.

9 Eylül 2016 Cuma

Akyarlar-Gümüşlük

Lotus Akyarlar'da. Bir hafta önce Melih ağabeyler gelip demirlediler, alargada duruyoruz.
Bayram tatilini fırsat bilip muhtemel kışı geçirmek için, Göcek'e gitme seferini buraya koyalım dedik. Nalan, ben ve çocuklar yalnız olacağız. Ancak yine son dakikaya kaldığımız için uçak fiyatları korkunç. Arabayla gideceğiz. Arabayı Mehmet Emin Bodrum'dan alacak, "Göcek'e getiririm" dedi. Sayesinde bu karışık planı da çözeceğiz gibi.
Ferit'ler bayram için Turgutreis'ten tekne kiralayacaklarmış. Erken gidince Bodrum'a, gidip Lotus'ta kalın dedim. Çok sevindiler.
Gitmemize birgün kala, akülerin şarjı azaldı, motor basayım mı diye sorunca. Ben de gönül rahatlığı ile bas tabii dedim. Teknecidir Ferit, bu işlerden anlar. Çalışır çalışmaz su atmasına bakmış. Attığını görünce ilgilenmemiş, bir süre sonra farkatmiş sesi. Su atımını kestiğini görünce hemen kapatmış makineyi. Hararet yapmamıştı ama çok yükselmişti diyor. Yaklaşık 4-5 dk kadar sürmüş.
Sonradan hatırladık, Melih ağabeyler devridaimden su damlatıyor diye vanayı kapatmışlar. Deniz suyu vanası kapatılırsa mutlaka anahtar üzerine uyarı notu koymak lazım, bu prensip çok önemli.
Neyse fazla zarar yok, ertesi gün gidip impelleri söktüğümüzde tüm kanatlarının  kopuk olduğunu gördük. Yedeği var. Ancak İstanbul'dan yedek olarak getirdiğim keçe uymuyor. Bizim mil 12 değil, 16'lıkmış. Muhtemel rulmanlarında da sorun var, en iyisi pompayı söküp, sanayiye gitmek.
Arabamız var, kızlar çocuklarla kaldılar. Biz düştük Turgutreis Sanayi yollarına...
Mehmet Emin de oraya geldi, bizi ustaya bıraktıktan sonra arabayı aldı ayrıldı.
Ustanın başında bekledik, becerikli, konuya hakim biri. Sanayi içinde Mehmet Usta, tornacı.
Pompayı dağıttı, rulmanları çıkardı. Nitekim bir tanesi bozulmak üzere, Onlar da değişti.
Sonunda pompa toplandı.
Minibüsle tekneye döndük, yerine taktık. Çalıştırdık. Sorun yok.
Demir alıp, Gümüşlük'e rota tuttuk. Ferit'ler arkadaşlarıyla orada buluşacaklar.
Akşam yemeği kahvede, köfte ve dürüm döner...
Onların tüm ekip toplanınca Ferit'ler ile kucaklaştık, selametler diledik. Ayrıldık ve teknemize döndük.

12 Ağustos 2016 Cuma

Xerocampos-Gümüşlük

Bugün artık dönüş günü. Akşama Gümüşlük'te olmalıyız, Mustafa Ağabeyler ile eğitim seferine oradan çıkmaya karar verdik. Gündüz rüzgarıyla koya gidip demirleyeceğiz. Akşam Nalan ve çocuklar arkadaşlarımızla buluşup onlarda kalacak, biz sefere çıkacağız.
Sabahtan kaptanın kayığı ile balığa çıkma projemiz vardı ama haliyle sabah 6.00'da uyanamadık. Bari dönüşüne yetişelim dedik. Mezat yapıldı filan, böcek çıkmış bol miktarda... Ömer Deniz ve Çağla bayıldı olaya. Diğer ekip de çok meraklıydı ama yetişemediler, bir dahaya artık.
Ön tuvalet ile ilgili sorun var. En iyisi gidip yeni bir tane alayım takayım diye düşündüm.
Lakki'de büyük bir marin dükkan olduğundan bahsediyorlar. Hayk'ın arabayı alıp oraya gitmeye karar verdim. Cidden güzel ve gelişmiş bir dükkanmış ama aradığım malzemeyi bulamadım. Tüm taşı ile beraber tuvaleti değiştirmeye de gerek görmedim. Şimdilik böyle idare edeceğiz bakalım...
Şehirde ufak tefek başka şeyler buldum. Onları aldım. Bira ve buz takviyesi ile galonluk metaxa bunlardan...
Xerocampos'a döndüğümde Vedat'lar gitmişlerdi. Bizimkiler kumsalda. Kısa bir sohbet ve Hayk ile vedalaşma sonrasında tonozu bırakıp yola çıktık. Bu sefer karaya oturma filan yok ))
Açıkdenize çıktık ancak rüzgar çok hafif tam iğnecikten geliyor. Yelkeni açtık ama esas motorla gidiyoruz, bir ara açıp kontrol edeyim diye şeytan dürttü baktım sintinede olduğundan fazla su var. Yedek pompaları da kurup çalıştırıp suyu boşalttım. Ama motorda bazı bölümler ıslanmış tabi.
Sıcak motorun üzerine deniz suyu temas ettiğinde tuz birikiyor. Bu da aluminyum olan parçalar üzerinde özellikle korozyona sebep olabiliyor.
Kurumadan temizlemek en iyisi. Ancak kuruduktan sonra da temizleyebilmek için WD40 yerine kontak spreylerin daha iyi olduğunu duymuştum. Bende Wurz marka olanı var. Motor tekrar güzelleşti. İş kaldı suyun nereden geldiğine. Görünen o ki şaft dönerken biraz damlatıyor. Kelepçe ile sıkmayı denedim. Azalması bir kenara fazlalaştı  hatta. Bıraktım. Şimdilik böyle. En kısa sürede değişmesi lazım deep sealin...
Gümüşlük'e akşamüstü girdik. Oldukça dolu, her zamanki gibi. Ortaya, çıkışa yakın demir attık. Son deniz molası. Ufak tefek birşeyler atıştırdık. Tekneyi toparladık, bu akşam pansiyonda kalacağız. Botla sahile çıktık.
Akşam eğitim için gelen, sevdiğimiz dostlarımız Mustafa Ağabey ve ailesi ile kahvede buluştuk. Yarın sefer var.



11 Ağustos 2016 Perşembe

Lipsi-Xerocampos

Hayk ile dünden konuşmuştuk, kendilerine yeni bir motorbot almışlar. Xerocampos'ta duruyor ama bir günlüğüne seyre çıkma olasılıkları var, "belki Patmos'a gideceğiz, geçerken  uğrarız" dedi ama bence sırf bizi görmek için limana girip, rotalarını değiştirmelerine gerek yok, nasılsa bir gün sonra görüşeceğiz.
Sabah erkenden kalktım. Kimseler kalkmamıştı, kokpitte oyalanırken Ömer Deniz de kalktı. Beraberce tekneden inip şehri dolaşmaya çıktık. Karşı kıyıda, doğu köşesinde limanın, yanaşmak için uygun yerler olduğunu gördüm. Anlamak için o tarafa yürüdük.
Balıkçılar kaldırımda ağlarını ayıklıyor. Selamlaştık.
Bordalamış kocaman bir alman bandıralı yelkenli var. Onun önünde kıçtankara yapmış 3-4 yelkenli daha var. Bazısı tonoz almış. Sonuncusu da demir atmış.
Gerçi şu anda hava yok ama limanın bu köşesi sert rüzgarda nasıl olur? Emin değilim.
Kahvaltılık birşeyler almak için fırına gittik. Sonrasında alışveriş yapacağımıza orada yemenin uygun olduğunu düşünüp, tekneye geri döndük.
Nalan ve Çağla da kalkmış. Onları da aldık...
Fırın her zamanki gibi güzel, oldukça da kalabalık. Çocuklar seçmekte zorlandılar. Kahvelerimizi içtik-maalesef çay yok- yanımızdaki guletin uzaktan demir aldığını görünce biraz da apar topar kalktık.
Limana geldiğimizde gulet problemsiz çıkmıştı. Üstümüze birisi daha gelmesin diye mümkün olduğunca hızlı çıkmayı düşünüyorum. Nalan süpermarkete gitti, öte beri eksiğimizi tamamladık. Zaten 3 saatlik bir yol var. Hafif bir rüzgar eşliğinde kolay şekilde çıkacağımızı düşünürken, demirin yandaki tekneye takılı olduğunu farkettim.
Irgatta ben varım, Nalan dümende. Standart prosedür her iki kayığı zincirleri birbirine paralel olacak hale getirip zincirin boşunu alıyoruz. Fakat adamcağızın çapasını dipten kaldırdık bu arada, hemen altından bir sapan, funda demir, bizimkini kurtardık, sapan fora yola devam. Ancak sahilde bize bakanlara, adamcağızı haberdar etmeleri gerektiğini söylemeyi unutmadık.
Çapası tarayınca beton rıhtıma yaslanması işten bile değil.
Zevkli bir seyirle Xerocampos'a öğle vakti girdik. İçerisi gayet sakin.
Her zamanki gibi kaptanın beton iskelesine en yakın, en içerideki tonozu aldık. Bu sayede botla gidip gelmek kolay oluyor. Çocuklar ve Nalan hemen kumsala çıktılar. Bugün aküleri değiştirmeyi planlıyorum.
Yaklaşık 7 sene önce aldığımız derin döngülü 6V mutlu aküleri, Federal (ABD malı) marka olanlarla değiştireceğim. Herşey aynı fakat en azıcık farklı. Avuç içi taşlama ile biraz rötuş yapmam lazım yerine. Jeneratörü çalıştırdım, tabi sessiz koyun içi bir anda çekilmez hale geldi 90dB ses yüzünden. Düşündüğümden kolay olacak gibi. Gelmeden her ihtimale karşı Erol ağabeyden takımları ve biraz 50 mm kablo da almıştım. Bazı pabuçları değiştirdim.
Aslında yerlerine takınca biraz motor ile takviye etmekte yarar var gibi ama güneş panellerini bağlayınca şarj başladı, ben de üzerinde durmadım.
Botla sahile çıktım. Bira molası.
Akşamüstüne doğru Hayk ve misafirleri tekneyle geldiler. Kucaklaştık.
Çok uzun zamandır tanıdığımız, insanın içini aydınlatan bir karakterdir. Çok severim.
Akşamüstü diğer tekne de geldi. Vedat'lar geceyi Leros Pandelis'te geçirmişler. Yarın Bodrum'a dönecekler. Bu gece hep beraber büyük bir son akşam yemeği masasını hakediyor durum...
Kima'nın standart bir menüsü yok. O sabah ağdan ne çıktıysa. Sipariş vermek için Hayk'ı bekledik, evden gelince önce bizimle ilgilendi. Tek kelime ingilizce bilmeyen taverna sahipleri ile rumca anlaştı. Bize harika bir sofra kurdular. Fava, kalamar ızgara, barbun tava şahaneydi.
Vedat'lar ve sonradan Hayk ve ailesinin de katılımıyla geç saatlere kadar sohbet ettik, Türkiye ve yakın zaman gelişmeleri masaya yatırdık.
Tekneye dönüp, güvertede bir süre yıldız yağmuru bekledik. Ancak koy içinde çok ışık var.
Yan tarafta demirde üst üste duran 3 tane tekneden inanılmaz müzik geliyor. Gece 12 olmasını bekleyip,  kürek çekerek yanlarına gittim. Bu tür sessizlik için yapılan uyarılarda kürek çekerek gitmenin çok yararlı olduğunu düşünüyorum.
Nitekim doğum günü partisi olduğunu öğrendiğim   kutlama birkaç dakika sonra sona erdi. Koy alıştığımız sessizliğine büründü.
Yattım uyudum.

10 Ağustos 2016 Çarşamba

Arkhi-Lipsi

Çok güzel bir sabaha uyandık. Bulunduğumuz koydaki teknelerin bir kısmı usulca sabah erkenden koyu terketmişler. Diğerleri hala pineklemekte. Sessizlik ve dinginlik hakim...
Zaman sanki durmuş gibi.
Bizde herkes uyuyor, bir kahve koydum, kokpitte anın keyfini çıkartıyorum.
Uzun sürmedi tabi, şeytan hatırlattı hemen, dün demir atarken çalışmayan ırgat kumandasına giriştim.
Önce kumandayı açıp içine baktım. Görünüde birşey yok. Selenoid kutusunu açıp çıkmış kablo ucu filan var mı diye baktım. Yok. Şalteri açtım kapadım, sigortasına baktım. Yine çalışmadı. Ölçü aletini aldım, ölçtüm. Ana kablolarda akım var. Kumanda üzerindeki kabloları söktüm, kısa devre ettim. Bir çalışır gibi oldu, yine sustu. Neyse çalışması iyi alemet. Selenoid üzerinde (bende iki adet var) bağlantılara baktım, yok birşey ama yine de kesip uçlarındaki pabuçları değiştirdim. Sonundaaa...
Ama pabuçları tek tek değiştirmediğim için hangisinde sorun vardı artık hiç bir zaman öğrenemeyeceğim!
Bu kadar tıkırtıya herkes uyandı tabi, kahvaltıya oturduk.
Biraz deniz molası sonrasında Vedat'lar ile konuştum. Marathi'de geçirmişler geceyi.
Hem onları görmek hem de Pandelis'i ziyaret amaçlı karşıya geçmeye karar verdik. Demir alırken zorlandık, o kadar uğraştım hala kesintili çalışıyor. Bakacağız.
Marathi'de bari tonoz şamandırasına bağlanacağız, demir yok. Irgat da haliyle...
Manevra kolay oldu, en dışardayız. Bot ile karaya çıktık. Çocuklar kumsalda oynarlarken ben Vedat ile Aydın'ın kiraladıkları tekneye geçtim. Sohbet, muhabbet. Ufak tefek eksikleri varmış, tadlarını kaçırıyor. Nasıl çözeriz diye kafa yorduk.
Kiralık teknelerde ortaya çıkan sorunlar küçük bile olsa, insanın kendi teknesinden daha büyük algılanıyor nedense. Benzer sorunlar bence her teknede çıkabilir ama neden bareboat teknelerde daha önemli hale geliyor. Acaba sadece konu para vermekle mi ilgili? Emin olamadım...
Dostlarla vedalaşıp, kumsala geçtim. Çocuklar suda. Yüzme molasını takiben Pandelis'e oturduk. Çocuklar dondurma yiyor, biz tavla oynuyoruz. Çekişmeli bir maç oldu...
Tekneye geçip, yola çıktık. Suyumuz azaldığı için Lipsi'de durup takviye edeceğiz. Rüzgar iyice hafif ama acelemiz yok. Sadece cenova ile Lipsi limana girdik. Girdiğimizde fazlaca tekne yoktu ama mendireğin rüzgaraltı tarafı tamamen doluydu. Ben de ilk tekne olarak rüzgarüstü tarafına demir atmak için hazırlık yapıp kıçtankara olmak için manevraya başladık.
Rıhtımdaki liman görevlisi koşarak geldi, anlamsız el kol hareketleri yapıyor. Ancak zaten demir atmış, neredeyse yanaşmışız. Meğer içeri taraf girmemiz gerektiğini, bu tarafa büyük guletlerin geleceğini söylüyor. Zaten çalışmayan kumanda ile tekrar demiri kaldırıp içeri girmeye üşendim.
Adamın itirazlarına rağmen yanaştım, biliyorum birazdan burası da zaten dolacak.
Fakat bir şekilde adamla papaz olduk. Geçen seneden kalma da bir yıldız ve barışmama durumumuz vardı zaten, iyice perçinlendi... Halbuki Lipsi'yi severim.
Gerçekten bir süre sonra üzerimize kocaman bir gulet yanaştı, kaptanı tanıdık çıktı. Keza tanıdık dostlarımızdan birkaçı daha gelince ve rıhtımda sohbet koyulaşınca görevli de bir türlü, çok istemesine rağmen bana bulaşamadı. Suyumuzu doldurduk, elektriğe ihtiyaç yok. Henüz yeni aküleri takmadım. Eskiler idare ediyor.
Rıhtıma gelip tanıtım yapan, kilisenin yanındaki etiyle meşhur tavernaya gittik. Girişte oturduk. Üst kat da var. Dekorasyona filan biraz özen göstermiş, Lipsi'nin Manos'u olma yolunda... Ama ben çok bayılmadım doğrusu. Hala daha bu adada benim için favori yer meydanda marketin yanındaki ahtapotçu. Bir de parkın arkasındaki fırın...
Tekneye erken geçtik, bu gece yıldız yağmuru var. Güverteye yattık ama nafile...
Uyumuşuz.

9 Ağustos 2016 Salı

Samos-Arkhi

Sabah tersine dönmüş rüzgar ile uyandık. Oldukça hafif esiyor. Hemen açığımızda, ilk demirlediğimizde çok endişelenen Alman çiftin teknesinden oldukça uzağız. Sorun yok...
Denize girdik, Ömer Deniz de istedi... O da benimle yüzüyor.
Suda oyalanırken, palet ve şnorkel ile dalan 2 kişi gördük. Önce uzak, sonra gittikçe yakınlaştılar. Neredeyse bizim tekneye çıkacak kadar gelip, "Mehmet sen misin?" diye sorunca irkildim!
Atilla imiş. Oğulları, kız kardeşi İdil ve annesiyle beraber karadan tatil amacıyla gelmişler Samos'a. Dün çok beğendiğimiz yerde kalıyorlarmış, 10-15 odalı bir apart otel olduğunu söylediler. Davet ettiler. Kahvaltıdan sonra buluşacağız.
Keyfimiz yerinde, bu sabah için vaktimiz var. Dün yaptığımız yol sayesinde, rotayı 15-20 mil kısalttık. Bugün akşam Marathi veya Arkhi planlıyoruz.
Teknede hızlıca birşeyler yedik, bu arada arkadaşımız İdil yüzerek geldi. En son Samos'a seneler önce beraber geldiğimizi hatırladık ve çok güldük. Dünya ne kadar küçük ve hayat ne kadar tesadüflerle dolu!
Botla sahile çıktık. Küçük bir kumsal var, çocukların keyfi yerinde. Atilla'nın büyük oğlu Barbaros bot ile dolaşmak istedi. Çok hoşuna gitti. Sık sık tekneye gidip-gelmesi amacıyla, unuttuğumuz bir şeyleri getirmek gibi bahaneler üretiyoruz... ))
Ömer Deniz henüz o aşamada değil, ama Barbaros'tan ilham aldığı kesin. Bir de şu kaytanı çekmek kısmı olmasa )))
Sabah kahvesi, bol sohbet ve yolluk bir adet soğuk beyaz şarap sonrasında demir alıp çıkmak için vedalaştık. İskeleye dizilmiş bize el sallarken, kim bilir bir daha ne zaman nerede görüşebileceğimizi düşündüm kendi kendime.
Rüzgar oturdu, dağdan inen sağanaklar Fourni kanalı içinde deniz kaldırıyor.
Önce camadanlı ana yelken sonra camadanlı cenova ile 170 rotasında koydan çıktık. Kanaldan gelen dalgalar zaman zaman 4 metre sınırını zorluyor.
Otopilotu devreden çıkarttım elde tutuyorum. Ama geniş apaz olduğu için zorlanmayacağız çok fazla. Yunusları farketmemiz ile ekibin keyfi yerine geliyor. Bize moral veriyorlar...
Dalgaların içinde fındık kabuğu gibi sallanan on dört tonluk tekne ile aynı denizde rahatça yüzen yunuslara baktığımda insanlık olarak belki o kadar da gelişmiş olmadığımızı düşünüyorum kendimce!
Yaklaşık 1 saat kadar sonra kanalın getirdiği ağır denizler azaldı, Fourni'yi bordaladık. Bu sefer gitmek yine nasip olamadı. Bir dahakine...
Arkhi uzaktan belirdi ancak, rota düzeltmesi yapınca cenova çalışmıyor. Ayı bacağına döndüm. Henüz daha 2,5-3 saat daha yolumuz var. Gönder donattım. Seyir rahatladı.
Önce tavla oynadık, sonra bira, sonra elimde pasta cila ile kromları parlattım. Kokpit tiklerini fırçaladım, güverteyi yıkadım. Tekne kendine geldi.
Kuzeyden Arkhi ile Marathi arasındaki boğaza gireceğiz. Denizler azaldı. Birçok tekne var etrafta. Marathi'nin içi tıklım tıklım dolu. Bodrum'dan tekne kiralamış arkadaşlarımızla buluşacağız ancak yer bulamayınca Arkhi'ye geçmeye karar verdik. Muhtemel ana liman Port Augusta'da da yer yoktur düşüncesiyle, hemen güneyindeki koya girdik. Aslında iki koydan oluşuyor, kuzeyindekinin dibinde bir taverna ve küçük iskelesi var. Botu bağlamak için uygun. Birkaç tane de tonoz şamandırası var. Sadece en dipteki boştu, derinlik sebebiyle almaya cesaret edemedim.
Kıçtankara olmak için hazırlık yaptık. Irgat takıldı. Selenoidlerin bulunduğu kutuyu açıp, temassızlığı buldum. Oynayınca düzeldi. Kayalara kadar yanaşıp, koltuğu bağladım. Su harika. Hemen deniz sefası!
Bu sırada yanımıza gelen zodyaktaki bir türk yardıma ihtiyacımız olup olmadığını sordu. Dışardaki guletten gelmiş. Böyle kaptanlarımız da var. Teşekkür ettik. Selametler diledik, karşılıklı...
Deniz sefası sonrası teknede biraz oyalanıp, botla karaya çıktık. Tavernanın da aslında iyi olduğunu duymuştum ama Arkhi ana limana kadar 10 dk'lık bir yürüyüş yolu var, yürümeye karar verdik. İyi ki de böyle yapmışız, liman içindeki bir havuzda gece ışıklandırılan bir model tekne limanı yapmışlar, dekoratif. Çok hoş. Ömer Deniz ve Çağla bayıldılar...
Ancak ben cüzdanımı teknede unuttuğumu farkettim. Yürüyerek geri gittim, tekneye vardığımda harita masası üzerinde unuttuğumu görünce sevindim, en azından yolda düşürmemişim.
O yolu tekrar yürümeye üşenip, bir de Çağla'nın uyuma ihtimaline önlem amacıyla botla gitmeye karar verdim. Burna çıktığımda biraz deniz yedim kafadan ama, sanıyorum gece dönüşünde azalır...
Botu rıhtımda büyükçe bir RIB üzerine bağladım. Geldiğimde yemekler ısmarlanmıştı bile.
Ahtapot ızgara, kalamar, kabak köftesi, patates kızartması, salata ve uzo ile gayet başarılı bir yemekti. Servis fena değildi, belki model gemileri göreceğiz diye en dışarı oturduğumuz içindir. Bilemiyorum.
Botla dönüşümüz düşündüğümden kolay oldu. Yattık uyuduk.

8 Ağustos 2016 Pazartesi

Gökliman-Samos

Sabah rüzgar çok hafif. Su harika. Teknede tatilin vazgeçilmezi denize girerek uyanmak!
Fakat suyun dibi, senelerce devam etmiş balık çiftliğinin endüstriyel atıkları ile dolu.
Bu cennet koya yazık olmuş. Tabiatın tek başına bu kirlenmeyi temizlemesi mümkün değil, en kısa zamanda makro kirlenmeyi en azından ortadan kaldırmak için bir girişim yapmamız lazım...
Delice'ler ile sabah kahvaltısı sonrasında vedalaştık. Onlar kuzeye doğru çıkıyorlar. Biz güneye.
Rotamız Samos üzerinden Arkhi ve Marathi ama hala daha karar vermiş değilim, Fourni mi yoksa Dar Boğaz'dan mı dolaşacağımıza...
Tektaş Burnu'nu dönüp açıkdenize çıktığımızda gelen rüzgarın yönünün rotayı kurtardığını, batıdan dolaşırsak yaklaşık 15-20 mil kazanacağımızı gördüm. Dar apaz seyirle otomatik pilotta 180 derece rotasında seyrediyoruz. Karlovassi'yi pas geçtim, güney batısındaki koylardan birisinde konaklayacağız eğer uygun olursa.
Çocuklar uykuda, oltalar suda. İçeride tamiratla uğraşıyorum.
Otopilot devreden çıktığında oltanın misinası rüzgar jeneratörüne takılmış, dönmeye devam ettikçe de iyice sarılmış 0,40 dyneema. Öyle sevimsiz bir şekilde dolaşmış ki çözmeye imkan yok.
Misinayı kesip ortadan yine bağladım. Yola devam.
Samos'un batı burnuna yaklaştıkça rüzgar güneybatıya doğru drise etti, şiddetlendi ve sanırım akıntı da eklendi. Hepsi aleyhimize, SOG oldukça düştü. Motor devrini arttırıp, hava kararmadan rahat demirlenecek bir koya girme isteğindeyiz.
Samos'un batısı ve Fourni Kanalı'nın girişinde çok ilginç bir deneyim yaşadık. Adanın kuzeyinde güneybatı eserken, güneyinde kuzeybatı rüzgarı vardı. Arada yaklaşık 3-4 millik bir üçgende, adanın her iki batı burnu arasında da akıntı ve rüzgar karmakarışık şekilde esiyordu. Birçok olta balıkçısı vardı avda...
Fenerin olduğu Dhomenikos burnunu dönüp, doğuya rota tuttuğumuzda, kaba dalgalar kesildi, devasa Kherkis (1300 m)  dağından kopup gelen sağanaklar ile uçarak gidiyoruz...
İlk iki koy oldukça vahşi ve sadece özel mülk olan yerlerdi. Pas geçtik. Makriya Punda olarak gösterilen dar koya girdik ancak burada da sert esiyor, sahilde küçük bir iskele ve 1-2 ev var. Beğenmedik. Haritada adı verilmeyen, sonradan Limnionas olduğunu öğrendiğimiz koyda 2 yabancı bayraklı yelkenli var, demirde. Onların etrafından dolaşıp, derinlik ve dip yapısına baktık. Henüz hava aydınlık. En batıda, önünde bir beton iskele ve tonozda bir küçük balıkçı sandalı olan, çok hoş dekoru olan bir taş evin önüne demirlemeye karar verdik.
Ona hiçbir çapariz çıkartmamamıza rağmen, endişeli gözlerle bizi izleyen alman tekne sahibi defalarca zincirini nasıl döşediğini hatırlattı... Sorun yok.
Rahatça demirledik. Bulunduğumuz yer kuytuda kalıyor. Sahildeki yapının ev mi? otel mi olduğunu anlamamız ertesi sabah tesadüfen karşılaştığımız dostlarımız sayesinde mümkün oldu.
Karaya botla çıkıp, hemen tepede uzaktan gördüğümüz kadarıyla taverna olduğundan fazlasıyla şüphelendiğimiz ışıklı mekana doğru seyirttik. Doğruymuş...
Çok hoş dekorasyonu olan, tepeden koya hakim tavernanın en güzel masasına kurulduk. Aşağıda usul usul sallanan Lotus'un görüntüsü eşliğinde, et ağırlıklı güzel bir yemek yedik. Hesap makul.
Fazla da geç olmadan botla geri dönüp, yattık uyuduk.

7 Ağustos 2016 Pazar

Sığacık-Gökliman


2 haftadır İstanbul'dayız. Bu seneki uzun tekne tatili çok iyi geldi. İstanbul'a geleli beri, artık memleketin genel halinden mi yoksa bizden mi kaynaklanıyor bilemiyorum, ciddi bir depresyon içindeyiz sanki.
Ağustos ortası gibi Bodrum çıkışlı bir eğitim seferi var. Tekne Sığacık'ta. Bir şekilde aşağıya indirmek gerekiyor, gerçi uzun bir yol değil, keza rüzgara da uygun bir seyir. Başkaca da bir ekip yok. Bari biz gidelim dedik. Nalan ve çocuklar olacağız, sadece dördümüz. Son dakika olduğu için uçak biletleri fena, keza tekneye de götürülecek bir dolu malzeme var. Arabayla gidelim dedik. Bodrum'dan Mehmet Emin ile konuştum, "ben arabayı gelir İzmir'den alır, Gümüşlük'e getiririm" dedi sağolsun. O sorun da çözüldü.
Bir gece her türlü malzemeyi yüklendik, bagajı da doldurduk. Aküler var, teknik malzemeler var. Tüpü de dolduracaktım. Onu alamadım yanıma. Bir sonraki sefere artık, bakacağız.
Yola çıktık.
Yeni açılan İzmit Köprüsü'nden geçtik. Yolu bayağı kısaltıyor, ama ücreti hiç de hesaplı filan değil tabi...
Değişe değişe yol yapıp sabaha karşı Sığacık'a vardık. Bugün pazarı var, ama henüz şehir daha uyanmamış. Marinanın yeni uygulaması birkaç saatliğine girişlerde bile artık para kestikleri için mazot iskelesine yanaşıp malzemeleri orada yükleyeceğiz diye planladık.
Çocuklar hala uyuyor. Arabada Nalan kaldı, ben gidip tekneyi getireceğim. Bot A pontonu, Utku Ağabey teknesine bağlı. Bir detayı düşünememişim. Samos'a feribot varmış, 8'de kalkıyormuş. 15-20 dk onu beklemem gerekti. Bu arada Utku ağabey ve Ayşe abla ile sohbet, sonrasında Delice korsanlar ile selamlaşma. Onlar da Kıyıkışlacık'tan kuzeye çıkıyorlar...
Bu arada çalan telefon ile tekneyi yanaştırmadan önce, gidip alışveriş yapmamız gerektiğine karar verdik. Çocuklar uyanmış. Kahvede kahvaltı. Sonrasında alışveriş, pazar gezmesi...
Ömer Deniz benim ile geldi.
Tekneye varıp, demiri almamız çok zor olmadı. Mazot iskelesine yanaştık.
Nalan arabayı oraya getirdi. Malları indirdik, bindirdik.  Mazotu doldurduk.
Çok da oyalanmadan denize çıktık... Oh beeee!!!
Tatil başladı...
Alargada duran Delice Korsan'lara selam ettik. "Pazara uğrayacağız peşiniz sıra geliriz" dediler.
Demirleyip denize girecek uygun koy arıyoruz, Demirciler'den hemen iki önceki koya demirledim. Adını bilmiyorum. İçerde iyice kıyıya yakın demirlemiş bir yelkenli var. Onlara rahatsızlık vermeyecek gibi açıkta durduk. Zemin uygun...
Hemen denize....
Birazdan Delice'ler de geldiler. Onlar da bizim üstümüze aborda oldular. Sohbet muhabbet, sağlık konuları, kışı nerede geçireceğimiz gibi konularda dolaştı.
Anayelken haftasonu tamir olmuş, Bahri Usta sağolsun bitirip bota koymuş. Rüzgar da fena değil kafadan geliyor, ama 4 kişiyiz yaparız diye düşündük. Bir ara üst üste demirde tekneler, bir de tararsak ne olur? diye kafamı kaldırıp baktım ama şanslıyız. Sorun olmadı.
Mandarı değiştirmemiz de  ayrıca iyi oldu.
Demir alıp hemen iki yan koyda olduğunu öğrendiğimiz Atilla Ağabey'lere uğradık. Yer darlığı sebebiyle fazla kalamadık. Rota Kokar (Gökliman). Gece orada kalacağız. Biz ertesi gün aşağıya, Delice Korsanlar kuzeye çıkacaklar.
Koya biz önce girdik. En dipte favori yerim maalesef dolu.
Bir önce, eski yükleme iskelesinin olduu yere kıçtankara olduk. Rüzgar yandan geliyor. Oldukça da derin suya (30 m) demir atmak zorunda kaldık ama sorun yok.
Delice Korsanlar rüzgaraltııza aborda oldular.
Akşam yemeği dolma, barbunya,  bilumum rakı mezeleri ve çocuklara köfte...
Yeni ay var. Gökyüzü yıldızlarla dolu. Sohbetin ardından yattık uyuduk.

20 Temmuz 2016 Çarşamba

Sığacık

Tamer ile Cansu geceden arabayla Urla'ya geçtiler. Sabah erken gelip, arabayla bizi alıp uçağa bırakacaklar. Tekneyi marinadan çıkartıp alargaya demirlememiz lazım.
Hava artık o kadar da sert değil. Ancak sert rüzgarda demirlemeyi genelde tercih ediyorum.
Teknelerin zincirlerinin nerede ve ne kadar olduğu daha iyi anlaşılıyor.
Hafif havada pruvaları karman çorman olmuş alargadaki teknelerin arasına demirlemek en sevmediğim iş.
Dünden su almıştık. Mazotu da Çeşme'de doldurmuştuk. Ondan beri fazla harcamadık zaten.
Çocukları ve valizleri indirdikten sonra Tamer ile ben Lotus'u demir yerine götürdük. Azami kaloma verdik, tekneyi kilitledik, bayrağı sardık, kapı ve heçleri kilitledik. Tekneyi neta edip son bir kez baktıktan sonra bot ile marinaya döndük.
Oradan da havalimanı...
Uzun bir seyahat de böylece sona erdi...

Seyahatin enleri şöyle:
1-Seyahatin sözü:  "Aman, aman, aman" Ömer Deniz'in bottan denize düşerkenki bağrışı
2-Seyahatin Şarkısı: Mamma Mia
3-En güzel yemek yeri. Agnonthas'taki taverna
4-En güzel seyir: Ege Geçişi. Denizin tam ortasında durup yüzme molası vermemiz!
5-En güzel koy: Kyra Panagia hemen kuzeyinde Vrak Sfika
6-En güzel yemek: Psara'da teknedeki kuru fasulye ))
7-En etkileyici manzara: Gündoğumunda Atos Dağı
8-En ilginç olay: Marmaro'da zar zor telefon irtibatı altında Türkiye'deki gelişmeleri izlememiz.

19 Temmuz 2016 Salı

Çeşme-Sığacık

Haliyle tüm gece kesik kesik uyudum. Biz ara kalktığımda hava iyice sertleşmişti. Tamer'i kaldırdım, İkinci demiri atacağız. Düzeneği kurduk, bota yükledik. Rüzgarın deniz suyunu her tarafımıza serpiştirdiği havada botla uygun yere gelince, demiri ve kısa zinciri peşisıra yolladım. Halatı tekneye getirip bağladık. Bu sayede gezinme azaldı. O rüzgarda gece gece güneş panellerini söküp de tenteyi kazasız belasız nasıl katladık hala aklım almıyor.
Sabah kalktığımızda hava hala aynı sertlikte esmeye devam ediyordu. Teknenin özellikle pruva tarafından gelen gıcırtılar artık gürültü seviyesine ulaşmış, her iki demire binen yükü kafamıza kazıyacak şekilde devamlı hatırlatıyordu.
Dışarıda yemek yemek mümkün değil. İçtiğim kahve fincandan rüzgarın etkisiyle uçtu gitti. Rüzgar göstergesini özellikle açtım. 52 okuyunca hemen kapattım ))
Karşı koyda, Sarpdere'de, sanırım saçak altı olduğu için daha fazla sayıda tekne var. Görebildiğim kadarıyla hemen hepsi alargada duruyorlar, ama daha mı rahatlar pek emin değilim.
İyi tarafı Nergiz içinde, demirde bizden başka tekne yok.
Tekne içinde hızlı bir kahvaltı hazırladık. Önce ikinci demiri botla aldık. Sonra demirin üzerine yürüyerek ilk demiri de aldık. Motorla koyun dışına çıktık. Küçük bir ana yelken, küçücük bir cenova ile arkamızdan gelen rüzgarla Teke Burnu'na doğru seyre geçtik. Yolda dün gelirken kırdığımız rekorların hepsini yeniledik!
Kırkdilim açıklarına gelince koridordan gelen hava bizi biraz zorladı ama sorun çıkarmadı burna doğru devam ettik.
Asıl konu burnu döndükten sonra kafadan gelecek rüzgar ve dalga.
Burnu döner dönmez, cenovayı kapatıp anayelken motor ile Sığacık'ı tutturup tutturamadığımıza baktım. Olmuyor.
Anayelkeni tamamen kapatıp, neredeyse batı sahilini yalayarak kuzeye doğru yükselme kararı aldım. Bu İstanbul ve Çanakkale boğazı'nda sık yaptığımız bir uygulama. Açıkdenizde neredeyse 2 knotlara düşen seyir hızımız hem kıyıda dalganın azalması hem de sanırım akıntının burunlar sebebiyle etkili olmaması sebebiyle hemen arttı. Neredeyse tam devirde 1 saate yakın seyir ettikten ve Sığacık'ı artık tutturacağımıza kanaat getirdikten sonra rotayı düzelttim. Mendil kadar bir cenova da bayağı bir katkı sağladı. Koya girdik.
Önceleri demirde kalırız diye düşünüyordum ancak koy içinde çok sert esiyor, marinaya girmeye ve geceyi oarada geçirmeye karar verdik.
Palamar bot sayısı ve personel az. "Sadece tek bot ile yardımcı olacağım, tonoz falan uğraşmayalım, bordalamak için hazır olun" dedi. İşi bilen bir çocuk. Ancak son dakikada rıhtımda peydah olan bir kadıncağız telaşlı telaşlı, sağa sola koşturuyor, el kol hareketleri yapıyor. Önceleri komşu tekne sahibi sandım. Değilmiş...
Gireceğimiz yer gerçekten dar, rüzgarı kafadan alacak şekilde manevra edeceğiz. Tek seferde girdik, girdik. Giremezsek ciddi sorun olacak biryer. Mühim olan hızlıca tekneyi kafadan sabitlemek. Baş koltuğunda Tamer var, sahildeki tek kişi olan kadına atacak halatı. Bot yardımıyla net bir şekilde giriyoruz yere, ama kadıncağız hala anlamsız şekilde bağırıp çağırıp koşturuyor.
Tartışma çıkmıyor ama ortam geriliyor. Herkesi sakinleştirip, kadıncağızı gönderdikten sonra öğreniyoruz meseleyi. Fırtına ihbarı olduğu için kimse girip çıkmıyormuş, "biz nereden gelmişiz ki?" diye söylene söylene ofisten gelen, neler olduğuna bakmaya çıkan marina sorumlusu imiş... ))
Neyse, biz bağlandık ya...
Tüm geceyi 50 knot rüzgarda demirde geçirmişiz... Bizim ekibe bu manevra ne yapar?
Ama bazen dışardan yardım almaktansa, tekne ve ekibin kendisiyle tüm işi çözmek, özellikle bu tip alengirli yanaşma ve ayrılmalarda daha anlamlı diye düşünmeden edemedim. Sahilden gelen yardımdan çok köstek olabiliyor.
Tekneyi temizledik, toparladık, duş aldık. Ertesi gün erkenden çıkacağız.
Akşam yemeği Dağ Restaurant'ta. Ama botla gitmeye cesaret edemedik.
Yemekte süpriz misafirlerimiz, Cansu'nun babası Mehmet Bey ve Evren-Engin Kozcu ikilisi oldu. Bu gece Nalan'ın doğumgünü.  Tabak gibi dolunay altında bol bol sohbet ve kahkaha ile dolu güzel bir doğumgünü yemeğini idrak ettik.
Arabayla tekneye dönüp, geç saatte uyuduk.

18 Temmuz 2016 Pazartesi

Laghada-Chios-Çeşme

Uykumdan bangır bangır devam eden müzik sesiyle, irkilerek kalktım. Artık nasıl bir rüya görüyorduysam, neredeyse yataktan düşüyordum. Gümbürtüye Nalan ve Tamer de kalktılar.
Önceleri romantik başlayan müzik artık gecenin 4'ü olmasına rağmen, ritminde en ufak bir azalma olmaksızın devam ediyordu. Kafamı heçten uzatıp baktığımda, saatler önce tıklım tıklım olan dans pistinde şuursuzca sallanmaya devam eden sadece birkaç figür kalmış olmasına rağmen müzisyenlerin bitirmeye niyetlerinin hiç olmadığını şaşkınlıkla farkettik. Bu eziyet daha ne kadar böyle devam edebilirdi ki?
Hızlı bir kararla, gece de olsa demir alıp ayrılmaya karar vermekte fazla tereddüt etmedik.
Motoru çalıştırdım, seyir ve güverte ışıklarını yaktım, koltuk halatlarını düzenleyerek, pasarellayı içeri aldım. Başüstünden attığımız sepeti son dakikada hatırlamamız, olası bir çaparizi engelledi. Net bir manevrayla ayrıldık.
Koyun çıkışında kafa karıştıran balık çiftliğinin tüm ışıklarını sancakta bıraktık. O karanlıkta adanın boğazına girmeye gözüm yemedi. Sakız kanalında karşıdan gelen hafif bir rüzgar var. Burnu dönmeden önce geri dönüp baktığımızda müziğin hala devam ettiğini şaşkınlıkla izledik.
Sanırım bir süre rembetiko dinleyemeyeceğim, bünyem kaldırmaz...
Güneye indikçe hava iyice kaldı. Motorla ana limana doğru seyrediyoruz. Anadolu kıyısından doğmakta olan güneşin ilk ışıkları geliyor.
Mendireği bordaladığımızda gün neredeyse ışımış gibiydi. Hala fazla rüzgar yok. Geniş liman. Demir atmakla uğraşmadık, in cin top oynayan kordon boyundaki cadde üzeri kafelerden birinin önüne bordaladık. Sakız'da en dikkat edilmesi gereken husus belli aralarla konmuş otomobil lastiklerinin tekne bordasını boyamaması. Onun haricinde yanaşma-ayrılması gayet kolay...
Yattım uyudum...
Birkaç saatlik uykudan uyandığımızda ilk iş liman polisi ve gümrüğe giderek çıkış işlemlerini yapmak. Evrakları alıp Nalan ile ikimiz yola koyulduk. Bizim kayık limanın en güneyinde duruyor, dolayısıyla tüm kıyıyı yürümemiz gerekti.
Önce liman polisi, sonra gümrük ve sonra pasaport derken işlemler kolayca halloldu. Çıkışları almış halde yine yürüyerek tekneye gelirken, yolda bizimkileri gördük. Kağıt üstünde güya çıkış yapmış olmalarına rağmen, adayı sanki daha da bir benimsemiş tarzda mükellef bir kahvaltı masasında yemek yerken bulduk onları... Biz de oturduk.
Teknenin ufak tefek eksiklerini yakında bir marketten tamamlayıp avara olduk. Çıkışta kanal 12'den ayrıldığımızı limana bildirdik.
Güzel bir rüzgar ve rahat bir seyirle Çeşme'yi bulduk. Marinanın girişindeki mazot istasyonunda kimseler yok. Kendimiz yanaştık. Rüzgar liman içinde sert esiyor ancak rahatız.
Tamer ile evrakları toplayıp bir acentadan da 65 TL'ye transitlog edinip liman başkanlığına gittik. İlk iş aramızda devlet memuru olup olmadığı soruldu, meğer darbe girişimi sonrası çıkartılan ilk uygulama devlet memurlarının ülke dışına çıkma yasağıymış.
İyi de biz içeri giriyoruz... )))
Neyse fazla zorlanmadan gümrüğe, sonra pasaport polisine sonra da karantinaya girip çıktıktan sonra işlemleri bitirdik.
Bu arada rüzgar sertleşmiş, kayık rıhtımdan iyice uzaklaşmış, hala sancak gurcatada taşıdığımız yunan bayrağı yüzünden liman görevlisinden azar işitmiş vaziyette tekneye ve ekibine geri döndük.
Limandan kolaylıkla çıktık. Mendil kadar bir anayelken ve cenova ile Boğaz Adası içinden geçerek Karaabdullah Koyu'na dümen tuttuk.
Kayınbirader Mustafa ve ailesi ile burada buluşacağız. Fun Beach önlerine demir atarak, alargada duran diğer tekneler gibi Lotus'u rüzgara bıraktık. Botla karaya çıktık.
Plaj aktiviteleri, özlem giderme, midye dolma muhabbeti, erken doğumgünü kutlaması sonrası yine bota binerek tekneye geri geldik.
Artık gece olmuştu.
Demir alıp tehlikeli sığlıklar arasından açıkdenize çıkarak Nergiz'e dümen tuttuk. Mersin koyu'ndaki balık çiftliklerinden açık geçerek, girişi tamamen karanlık hiç işaretlenmemiş koyu zar zor bulduk.
5 metreye funda demir. Uyuduğumuzda saat 02.00 idi...

17 Temmuz 2016 Pazar

Ouinoussa-Laghada (Chios)

Sabah sakin bir havaya uyandık.
Liman içi gayet huzurlu. İlginç bir limanı var Koyun Adası'nın. Şehri çevreleyen birkaç ada, birbirlerine neredeyse su seviyesinde kıstaklar ile bağlı. Bunlar doğal bir mendirek oluşturuyorlar. Zaten tamamen kuzeye ve melteme kapalı bir şehir. Limanın batı tarafında bir açıklık var. Balıkçı kayıkları ve botların çıkması için yeterli ancak bizim su çekerini kurtaracağını sanmıyorum.
Ömer Deniz'in aldığı botu denemek için kendimize uygun bir kumsal ararken, feribotun yanaştığı rıhtımın hemen yanında küçücük bir kumsal bulduk. Şehirden merdivenlerle yaya olarak da ulaşmak mümkün. Kısa süreli ve küçük çapta "armatörlük" denemesinden sonra tekneye geri döndük.
Limana girişte, hemen güneyimizde kalan deniz kızı heykelini selamlamayı unutmadık tabi...
Tekneye geldiğimizde, liman polisinin gelip evrakları istediğini öğrendim. Nalan ve çocukları da alıp hep beraber ofise gittik. Geç geldiğimiz için bizden liman ücreti almayacaklar ancak nedense çıkış saatimizle ilgili çok titizler. Çok kısa bir süre sonra çıkacağımızı söylememize rağmen transitlogu vermediler, çıkıştan hemen önce gelip almamızı özellikle üzerine basarak söylediler.
Biz de biraz daha oyalanmaya karar verdik.
Limanın en batısındaki barda, koydan esen rüzgarın serinliği altında kahve ve bira keyfi yaptık.
Bu bar Yunan Adaları'nda gördüğüm en hoş barlardan birisi diyebilirim, neredeyse kayalıkların üzerine yapılmış gibi...
Bakkaldan bir iki öteberi takviyesinden sonra yola çıkmaya karar verdik. Aslında bugünkü yolumuz kısa, sadece 5 NM seyir yapacağız. Bugünden itibaren kuzeye dönüyor ve yarın ve sonrasında sertleşiyor. Ama bu bizim kolayımıza bir seyir demek...
Akşam Laghada'da yemek yemeği düşünüyoruz. Pazartesi (yarın) ise Sakız'dan çıkış yapıp Çeşme'den giriş yapmak konusunda hala kararsızız. Türkiye'den gelen haberler hala çok açık ve net değil...
Bütün günümüz olduğu için limanın hemen batısındaki koylardan birisine demir atıp deniz sefasına giriştik. Neredeyse tüm günü orada öldürdük. Defalarca botla karaya çıkmalar, bira keyfi, kumsalda su topu, telefonu deniz suyu ile yıkamalar! gibi aktiviteler sonrasında artık demir alıp karşıya geçme vakti geldiğine karar verdiğimizde rüzgar 20-25 aralığına oturmuştu.
Etrafımızda  yüksek beygir gücüne sahip 8-10 metrelik RIB botlardan bolca var. Öğrendiğimize göre çoğu Sakız'dan çıkıyormuş. Bu civar adaları ve koyları geziyorlar, uzun mesafe seyir pek tercih etmiyorlar gibi. Yaşadıkları yerde çoğunun römorku varmış ve tabi çekme atma platformları. Çok pratik...
Adanın kuytusundan kurtulup, boğazdaki rüzgarı görünce yelkeni camadanlı açmaya karar verdik.
25-30 aralığında değişiyor, ama yön olarak kolayımıza. Rahat bir apaz seyirle Laghada'ya girdiğimizde saat 17.00 gibiydi. Koyda kıçtankara bağlanmış 2-3 yelkenli var. Geçen sene geldiğimizden beri rıhtımda yenilenme çalışmaları tamamlanmış, girişte sancaktaki rıhtıma aborda olmak mümkün. Laghada alargada kalmaya pek uygun değil.
İki yelkenli tekne arasına kıçtankara yanaşmak için manevra ettik. Hatırladığım bir tonoz düzeneği olduğu için demiri çok açıktan atmaya başladım. Bu gibi durumlarda zincir kısa gelse bile son baklasını zincirlikten ve kavaletadan çıkartıp üzerine uzun bir halat ekleyerek yanaşıyoruz. Kalın tonoz zincirlerine takılmaktansa böylesi daha iyi...
Fakat sorun şu ki sahilde sancak iskele bağlanacak yeterli baba veya anele yok. Bir bank ayağı var ama ona da bağlanılmaz ki... )))
Tam ortada duran babadan çapraz alarak koltukları sorunu şimdilik çözdük.
Bir adet pedestal var ama elektrik almadık, zaten gelip giden bir görevli de yok görünürde.
Favori tavernamız köşede deniz kıyısında olan. Standart menüyü ısmarladık. Bugün Tamer dalmadığı için tabildota tabiyiz mecburen... ))
Sahilde balık tutan gözlüklü bir çocukla arkadaş oldu bizimkiler. Bolca balık var ama oltaya gelen pek yok. Ne kadar ekmekle besleseler de kapasiteyi arttıramadılar. Çocuğun adı Deniz'miş, yan teknedeki çiftin oğulları. Lotus'a döndüğümüzde beraber sepet atacağımıza söz verdim.
Yemekten sonra biraz dolaştık, bakkaldan öte beriyi ertesi sabah almak için geleceğimizi söyledik. Nereden bilebilirdik?
Tekneye geçtiğimizde hemen ilerimizde sahile yakın kurulan müzik düzeneği önce ilgimizi çekti. Sonrasında rembetiko müziğin ezgilerine kapıldık. Yaklaşık yüzyıl önce tüm malını mülkünü hatta kimliğini bırakıp da Yunanistan'a göçen orada da hep ikinci sınıf insan muamelesi görenlerin dokunaklı müziği aslında hep ilgimi çekmiştir. Bir süre havuzlukta dinledikten sonra kamaraya indim. Yattım uyudum...