Gece çok şiddetli yağdı. Doğrusu sabah kalktığımda güvertenin tüm kışın pisliğinden arındığını görmek süpriz olmadı. Fırından ufak tefek takviye ile güzel biir kahvaltı, bu sefer kokpitte...
Hava açık, rüzgar frişka. Rotamız hemen yanda, Gümbet. İskelede kıçtankara duran Nurettin (İşletici) ağabeylerle buluşacağız. Gerçi onlar kuzeye doğru çıkacaklar. Sadece 1-2 günlük tamir için Bodrum'a geldiler. İşleri bitince uzun bir seyahatin son hazırlıkları için Sığacık'a rota tutacaklar.
Biz 4 gün daha Bodrum'dayız. Melih Ağabey, perşembe sabahı gelip alana kadar kayığı başıboş bırakmak istemiyorum. Malum azalsa da mülteci sorunu hala büyük risk teşkil ediyor.
Son dakikada Gümbet barınak ile yapılan görüşmede yer olmadığı ortaya çıktı. Keza Bitez de çok iyimser değil. Son çare Akyarlar. Gerçi iskele tamirdeymiş ama bize bir yer bulabilecekler gibi.
1 saatlik seyir ile kolaylıkla vardık. Arabayı oraya Mehmet Emin getiriyor. Bize verdikten sonra arabayı teknede birkaç öte beri boya, pasta-poliş işi var. Perşembeye kadar onları halledecek, sağolsun.
Koyun içi rüzgarlı. Yanaşmamız biraz zor oldu. Uzun zincir döşememize ek olarak tonoz halatını da bosa vurduktan sonra ırgatın fenerliği ile iyice kastırdım.
Kıç koltukları kuvvetli, ertesi gün şiddetli güneyli hava veriyor.
Gerekirse elektrik ve su verebileceğini söyledi. 4 günlük toplam 250 TL verdim. Bence Bodrum için mantıklı.
Tekneyi topladık. Arabaya yerleştik ve ver elini SamPi (Samsun Pidecisi)
22 Mayıs 2016 Pazar
21 Mayıs 2016 Cumartesi
Kisse-Bodrum
Sabah demir alan tırhandilin gürültüsüyle uyandım.
Koy çırpıntılı. Delice çifti çoktan uyanmış, kokpitte oyalanıyorlar. Sanırım bizi beklemişler, kibarlıklarından da uyandırmaya kıyamamışlar. Rüzgarın sertleşmesinden korkuyoruz, umuyorum bizim yüzümüden geçe kalmamışlardır.
Bot için biraz yağlı benzin aldım Ahmet Ağabey'den, hazır bottayken onları çözdüm, güneye doğru rota tutacaklar, yolları uzun ve bizimkinden zorlu. Vedalaştık.
Hava kapayıp, rüzgar şiddetini arttırırken kahvaltıya giriştik. Biz de çocuklarla kısa bir bot turu yaptık.
Yağmur başladığı için yemek içeride. Bu arada koy içindeki diğer guletlerin hepsi birer birer demirlerini alıp açıkdenize çıkıyorlar.
Bizim kıçtaki koltuğu çözmemiz yarım metre dalgada biraz zor olacak gibi. Tamer'in çevikliği sayesinde düşündüğümden kolay oldu.
Alakışla'nın girişindeki güya doğu olan ama döküntünün batısındaki kardinalin batısından geçerek açıkdenize çıktık. Yelken bastık. Koca denizde bizden başka yelken yapan yok.
Sonradan Pabuç Burnu'nun oradan bir başka yelkenli çıktı. Güzel bir Hanse 575...Peşpeşe biraz seyrettik, sonra o kavançadan kurtulmak için geniş apaza döndü. Uzaktan selamlaştık.
Biz tam pupadan alıyoruz, ayıbacağı seyirdeyiz. Gönderi donatmaya üşendiğim için 1/3 açılmış cenovayı ahşap saplı kakıç ile kontrol ediyorum. Umarım kırılmaz...
Karaada Boğazı'na girdiğimizde iyice sertleşti.Bir ara göstergede 52 knot gördüm.
Geniş apaza geçtik. Bu arada arkamızdan gelen camadanlı ana yelkeni ile seyir yapan küçük bir Bavaria hızla yanımızdan geçti. Doğrusu şaşırdım. Nasıl bu kadar hızlı? Altımız o kadar mı kirli?
Hollanda bayraklı Bavaria, İçmeler önüne geldiğinde yelkenini indirmek için manevra etti. Biz yanından geçerek devam ettik. Marina ağzına kadar indirmeye niyetim yok. Nitekim net bir manevra ile kolaylıkla indirdik.
Bu arada BAYK'ın son ayağı sert rüzgar sebebiyle iptal edilmiş. Marina ağzına kadar yarışçı tekne ve ekiplerle dolu. Bir kısım tanıdıklarla selamlaştık, hasret giderdik.
Öğle yemeği Sünger Pizza'da. Servis yoğunluk sebebiyle kötü ama fiyat bari makul. Bu arada marinaya verdiğimiz 1 gecelik para evlat acısı gibi oturdu. Sadece isim benzerliğinden dolayı-küçük Lotus da hala benim adıma kayıtlı imiş- geçen Ağustos'ta neden çok daha ucuza kaldığımızı üzülerek farkettim ama artık yapacak birşey yok.
Elektrik su almadım. Banyo da zaten su soğuktu... Bir daha da gelmem! ))
Akşam birçok organizasyon var sanırım hiçbirine katılmayacağız. Yorgunluk hat safhada. Teknenin içini meyhane muhabettine çevirdik. Fonda taş plaktan Müzeyyen Senar, harika mezeler ve Rakı ile on numara sofra oldu...
Çocukları yatırdıktan sonra Nalan'dan dolunayın eşliğinde çember oluşturduk. Bir türk cevizi ve bir gazyağı lambası ile iyi dileklerimizi evrene gönderdik...
Akşamki çorbacı arayışımız sert başlayan sağnak yağmur ile kesintiye uğradı.
Biz de tekneye dönüp yattık uyuduk.
Koy çırpıntılı. Delice çifti çoktan uyanmış, kokpitte oyalanıyorlar. Sanırım bizi beklemişler, kibarlıklarından da uyandırmaya kıyamamışlar. Rüzgarın sertleşmesinden korkuyoruz, umuyorum bizim yüzümüden geçe kalmamışlardır.
Bot için biraz yağlı benzin aldım Ahmet Ağabey'den, hazır bottayken onları çözdüm, güneye doğru rota tutacaklar, yolları uzun ve bizimkinden zorlu. Vedalaştık.
Hava kapayıp, rüzgar şiddetini arttırırken kahvaltıya giriştik. Biz de çocuklarla kısa bir bot turu yaptık.
Yağmur başladığı için yemek içeride. Bu arada koy içindeki diğer guletlerin hepsi birer birer demirlerini alıp açıkdenize çıkıyorlar.
Bizim kıçtaki koltuğu çözmemiz yarım metre dalgada biraz zor olacak gibi. Tamer'in çevikliği sayesinde düşündüğümden kolay oldu.
Alakışla'nın girişindeki güya doğu olan ama döküntünün batısındaki kardinalin batısından geçerek açıkdenize çıktık. Yelken bastık. Koca denizde bizden başka yelken yapan yok.
Sonradan Pabuç Burnu'nun oradan bir başka yelkenli çıktı. Güzel bir Hanse 575...Peşpeşe biraz seyrettik, sonra o kavançadan kurtulmak için geniş apaza döndü. Uzaktan selamlaştık.
Biz tam pupadan alıyoruz, ayıbacağı seyirdeyiz. Gönderi donatmaya üşendiğim için 1/3 açılmış cenovayı ahşap saplı kakıç ile kontrol ediyorum. Umarım kırılmaz...
Karaada Boğazı'na girdiğimizde iyice sertleşti.Bir ara göstergede 52 knot gördüm.
Geniş apaza geçtik. Bu arada arkamızdan gelen camadanlı ana yelkeni ile seyir yapan küçük bir Bavaria hızla yanımızdan geçti. Doğrusu şaşırdım. Nasıl bu kadar hızlı? Altımız o kadar mı kirli?
Hollanda bayraklı Bavaria, İçmeler önüne geldiğinde yelkenini indirmek için manevra etti. Biz yanından geçerek devam ettik. Marina ağzına kadar indirmeye niyetim yok. Nitekim net bir manevra ile kolaylıkla indirdik.
Bu arada BAYK'ın son ayağı sert rüzgar sebebiyle iptal edilmiş. Marina ağzına kadar yarışçı tekne ve ekiplerle dolu. Bir kısım tanıdıklarla selamlaştık, hasret giderdik.
Öğle yemeği Sünger Pizza'da. Servis yoğunluk sebebiyle kötü ama fiyat bari makul. Bu arada marinaya verdiğimiz 1 gecelik para evlat acısı gibi oturdu. Sadece isim benzerliğinden dolayı-küçük Lotus da hala benim adıma kayıtlı imiş- geçen Ağustos'ta neden çok daha ucuza kaldığımızı üzülerek farkettim ama artık yapacak birşey yok.
Elektrik su almadım. Banyo da zaten su soğuktu... Bir daha da gelmem! ))
Akşam birçok organizasyon var sanırım hiçbirine katılmayacağız. Yorgunluk hat safhada. Teknenin içini meyhane muhabettine çevirdik. Fonda taş plaktan Müzeyyen Senar, harika mezeler ve Rakı ile on numara sofra oldu...
Çocukları yatırdıktan sonra Nalan'dan dolunayın eşliğinde çember oluşturduk. Bir türk cevizi ve bir gazyağı lambası ile iyi dileklerimizi evrene gönderdik...
Akşamki çorbacı arayışımız sert başlayan sağnak yağmur ile kesintiye uğradı.
Biz de tekneye dönüp yattık uyuduk.
20 Mayıs 2016 Cuma
Ören-Alakşla
Akşam geç yenince sabah haliyle erken kalkılmadı.
Bugün sabah hava sert veriyor tahminler ama tabi ki de tutmadı. Çok değişken mevsim...
Tahmine bakıp öğleden sonra çıkalım kararı acaba doğru mu? Bunu zaman gösterecek.
Tekneyi alıp aslında, bir sonraki hafta bizden sonra gidecek ekibe kolaylık olması için mümkün olduğunca kuzeye çıkartmak istiyorum. Bizim gitmemizle onların gelmesi arasında 3 gün var, sahiplenilecek bir yere koymak istiyorum. Bitez ve Ortakent dolu. Bodrum olmaz, Akyarlar'a sordurdum. Yer bulduk gibi. Elimiz rahatladı, birden yapacağımız yol 25-30 mil kısaldı...
Dolayısıyla kahvaltıya yayılıp, deniz kenarında güneşin tadını çıkartıyoruz. Teknenin eksikleri benzin ve LPG tüpü. Haldun'un arabayla gidip aldık. Benzin Ören'de yok. Tankerle geliyor. Aradık ama bulamadık. Zaten yarın Bodrum'dayız, oradan alırız diye peşine düşmedik.
Migros'tan alışveriş. Tekneyi yıkadık. Bu arada Haldun'un pervanesini söktük. Tutyelerini ve şaft somununu değiştirecek. Herkesle vedalaşıp vakitlice-güya-yola çıktık. Saat 15.00.
Marinanın çıkışında kafadan gelen rüzgarla irkildim. Aslında hafif esiyor gibi, ama yönü hiç güven vermiyor. Nitekim Santralin bacasını geçince sertleşmeye başladı ve lodos yönüne oturdu. Yelken çalışmıyor, iskotayı iyice gerip, orta hatta aldım. Motor ile destek oluyorum. Kerme burnundan Çökertmeye kadar tırmaladık ama hızımız iyice düştü, rotayı tutturamıyoruz. Açığa dönüp, tramola attım. Bu manevra sayesinde açımız rahatladı dolayısıyla hızımız da arttı ama bayağı da sallanıyoruz. Çocuklar içerde, denizden etkilenmiyorlar en azından. Nalan kötü oldu ama sanırım yediklerinden, kolay kolay deniz tutmaz onu...
Seyri kısa tutup, Orak Adası'ndan önce bir yerlere girmeyi düşündüm ama havaya güvenemiyorum. Eğer gece gece ihbarı verilen keşişlemeye dönerse bu civardaki koyların hiç birisi güvenli değil...
Ahmet ağabey'leri (Delice) aradım. Alakışla denilen Kisse bükündelermiş. "Burada hiç hava yok" dedi. Ben de rotayı Yıldız Adası'na değiştirdim. Uçarak gidiyoruz...
Mazı'yı bordaladıktan sonra rüzgar da azaldı. Rahatça girdik içeri. Ahmet ağabey botla karşıladı bizi, sağolsun koltuğumuzu alıp sahile bağladı. Kayalar keskinmiş, tel ile bağladık...
İki dost tekne bu vesileyle borda bordaya bağlandık.
Akşamki yemek teknede. Yemekten sonra biz sohbetin dibine vururken, çocuklar iki teknede saklambaç oynuyorlar. Yanda jeneratörünü çalıştıran gulet hiç durmadı, herkes yattıktan sonra kürekle gidip kibarca sordum. Birazdan dediler, nitekim 10 dk sonra da kapattılar. Keşke daha önce sorsaymışım...
Bugün sabah hava sert veriyor tahminler ama tabi ki de tutmadı. Çok değişken mevsim...
Tahmine bakıp öğleden sonra çıkalım kararı acaba doğru mu? Bunu zaman gösterecek.
Tekneyi alıp aslında, bir sonraki hafta bizden sonra gidecek ekibe kolaylık olması için mümkün olduğunca kuzeye çıkartmak istiyorum. Bizim gitmemizle onların gelmesi arasında 3 gün var, sahiplenilecek bir yere koymak istiyorum. Bitez ve Ortakent dolu. Bodrum olmaz, Akyarlar'a sordurdum. Yer bulduk gibi. Elimiz rahatladı, birden yapacağımız yol 25-30 mil kısaldı...
Dolayısıyla kahvaltıya yayılıp, deniz kenarında güneşin tadını çıkartıyoruz. Teknenin eksikleri benzin ve LPG tüpü. Haldun'un arabayla gidip aldık. Benzin Ören'de yok. Tankerle geliyor. Aradık ama bulamadık. Zaten yarın Bodrum'dayız, oradan alırız diye peşine düşmedik.
Migros'tan alışveriş. Tekneyi yıkadık. Bu arada Haldun'un pervanesini söktük. Tutyelerini ve şaft somununu değiştirecek. Herkesle vedalaşıp vakitlice-güya-yola çıktık. Saat 15.00.
Marinanın çıkışında kafadan gelen rüzgarla irkildim. Aslında hafif esiyor gibi, ama yönü hiç güven vermiyor. Nitekim Santralin bacasını geçince sertleşmeye başladı ve lodos yönüne oturdu. Yelken çalışmıyor, iskotayı iyice gerip, orta hatta aldım. Motor ile destek oluyorum. Kerme burnundan Çökertmeye kadar tırmaladık ama hızımız iyice düştü, rotayı tutturamıyoruz. Açığa dönüp, tramola attım. Bu manevra sayesinde açımız rahatladı dolayısıyla hızımız da arttı ama bayağı da sallanıyoruz. Çocuklar içerde, denizden etkilenmiyorlar en azından. Nalan kötü oldu ama sanırım yediklerinden, kolay kolay deniz tutmaz onu...
Seyri kısa tutup, Orak Adası'ndan önce bir yerlere girmeyi düşündüm ama havaya güvenemiyorum. Eğer gece gece ihbarı verilen keşişlemeye dönerse bu civardaki koyların hiç birisi güvenli değil...
Ahmet ağabey'leri (Delice) aradım. Alakışla denilen Kisse bükündelermiş. "Burada hiç hava yok" dedi. Ben de rotayı Yıldız Adası'na değiştirdim. Uçarak gidiyoruz...
Mazı'yı bordaladıktan sonra rüzgar da azaldı. Rahatça girdik içeri. Ahmet ağabey botla karşıladı bizi, sağolsun koltuğumuzu alıp sahile bağladı. Kayalar keskinmiş, tel ile bağladık...
İki dost tekne bu vesileyle borda bordaya bağlandık.
Akşamki yemek teknede. Yemekten sonra biz sohbetin dibine vururken, çocuklar iki teknede saklambaç oynuyorlar. Yanda jeneratörünü çalıştıran gulet hiç durmadı, herkes yattıktan sonra kürekle gidip kibarca sordum. Birazdan dediler, nitekim 10 dk sonra da kapattılar. Keşke daha önce sorsaymışım...
19 Mayıs 2016 Perşembe
Kuzeye Tırmanış
Bir kış daha bitti.
Bu yıl Lotus, uzun zamandır gelmediği Gökova'ya geri döndü.
Sert ve soğuk kış günlerinde, sıcak dostlukların sımsıkı doldurduğu Okluk Koyu'ndaydık.
Fırsat buldukça gittik, seyir yaptık, söktük-taktık tamir ettik. Arada da birkaç eğitim yaptık...
Artık yola çıkma zamanı bu seneki plan Kuzey Ege.
İlk etap bizim. Tamer ve sevgili eşi Cansu bizimle, keza çocukları Kuzey de geliyor. Bu işe en çok bizim ufaklıklar sevindi. Teknede çocuk, çocukla çok eğleniyor...
19 Mayıs tatilini de fırsat bilerek, hep beraber arabaya doluşup Okluk'a yollandık.
Çocukların uykusu ve ama asıl İstanbul trafiği endişesiyle gece çıkmaya karar verdik. 4 şoför çok da zorlanmadık doğrusu. Çetibeli'nde Jandarma'nın hemen yanında kahvaltı molası için durduğumuzda saatler sabahın 7'siydi daha...
Turgut'un yeri Yücel Retaurant'a yanaştığımızda, bizi bekleyen kötü haberle sarsıldık. İskelenin en önemli kişiliği, Rıdvan Ağabey bir gün önce bir kaza ile elini ırgata kaptırmış. Ciddi yaralanmış. Bodrum'da Ortopedi'de ameliyata alınmış. Telefon trafiği sonrası iyi olduğunu öğrenince sevindik.
Şimdi tekne ile ilgilenme zamanı. Bir önceki seferden kalma bir angaryamız var, sağolsun Ahmet Ağabey (Delice) yardımlarıyla attığımız tonoz halatı pervaneye dolanmış. Su soğuk, tüpe hamle ettim. İkinci süpriz! Tabi ki de boş... Halbuki daha 2 ay önce doldurmuştum.
Tamer suya girdi, apneist tecrübesiyle kurtarması sadece birkaç dakika sürdü.
Bu gibi durumlarda özellikle kalın halatları kesmektense, ters tarafa doğru döndürerek gevşetmek daha kolay bizim tecrübemize göre.
Tekneyi serbestledikten sonra Lodosa attığımız ilk tonozu aldık. Yaklaşık 50 metre naylon halat, bir o kadar 10'luk zincir ve ucunda 35 kg'luk admiraltiyi almak uğraştırdı ama becerdik bir şekilde. Diğerini toplamadan önce iskelede bira patates molası. Eşyalar yüklendi, tekneye yerleştik fakat bu arada rüzgar da sertledi. Ama bir şekilde kalan tonoz düzeneğini de güverteye alıp, Okluk'a veda ettik.
Rota Ören. Bu akşam hem bir akrabamızın düğünü var Ören'de, hem de tüm dostlar diğer Lotus'un kara parkı sebebiyle toplanmışlar, onlarla buluşup hasret gidereceğiz.
Hem de uzun zamandır marinaya girmeyen kayık da gün yüzü görür, biraz aklar paklarız diye düşünüyoruz.
Yola çıktıktan hemen sonra Körmen kayalıklarının altında kısa bir deniz molası verdik. Hava güzel, su soğuk. Biz çocuklarla botla sahile çıktık. Diğer herkes yüzdü. Asıl görev sahildeki plastik çöpleri, torbaya doldurup bota almak. Buu her seyahatte yapıyoruz, özellikle çocuklar varsa. Bence çevre bilincini geliştiren çok önemli bir uygulama...
Tamer'in dalışından akşamki istihkakı tedarik ettik, sağolsun. Vakitlice ayrılıp motor yelken kafadan gelen rüzgar ve denizle marinaya vardığımızda akşam 17.30'du. Marinanın tamiratı tam olmasa da yapılmış, geçen seneye kıyasla çok daha az sallanıyor gibi. Ama sadece bir gece kaldık. 19 Mayıs sebebiyle alay sancaklarımız donattık...
Akşamki yemek için hazırız. Yer deniz kıyısındaki Eftelya... Servis fena değil, mezeler iyi sayılır düzeydeydi. Hesap makul...
Arabayla tekneye dönüp yattık uyuduk.
Bu yıl Lotus, uzun zamandır gelmediği Gökova'ya geri döndü.
Sert ve soğuk kış günlerinde, sıcak dostlukların sımsıkı doldurduğu Okluk Koyu'ndaydık.
Fırsat buldukça gittik, seyir yaptık, söktük-taktık tamir ettik. Arada da birkaç eğitim yaptık...
Artık yola çıkma zamanı bu seneki plan Kuzey Ege.
İlk etap bizim. Tamer ve sevgili eşi Cansu bizimle, keza çocukları Kuzey de geliyor. Bu işe en çok bizim ufaklıklar sevindi. Teknede çocuk, çocukla çok eğleniyor...
19 Mayıs tatilini de fırsat bilerek, hep beraber arabaya doluşup Okluk'a yollandık.
Çocukların uykusu ve ama asıl İstanbul trafiği endişesiyle gece çıkmaya karar verdik. 4 şoför çok da zorlanmadık doğrusu. Çetibeli'nde Jandarma'nın hemen yanında kahvaltı molası için durduğumuzda saatler sabahın 7'siydi daha...
Turgut'un yeri Yücel Retaurant'a yanaştığımızda, bizi bekleyen kötü haberle sarsıldık. İskelenin en önemli kişiliği, Rıdvan Ağabey bir gün önce bir kaza ile elini ırgata kaptırmış. Ciddi yaralanmış. Bodrum'da Ortopedi'de ameliyata alınmış. Telefon trafiği sonrası iyi olduğunu öğrenince sevindik.
Şimdi tekne ile ilgilenme zamanı. Bir önceki seferden kalma bir angaryamız var, sağolsun Ahmet Ağabey (Delice) yardımlarıyla attığımız tonoz halatı pervaneye dolanmış. Su soğuk, tüpe hamle ettim. İkinci süpriz! Tabi ki de boş... Halbuki daha 2 ay önce doldurmuştum.
Tamer suya girdi, apneist tecrübesiyle kurtarması sadece birkaç dakika sürdü.
Bu gibi durumlarda özellikle kalın halatları kesmektense, ters tarafa doğru döndürerek gevşetmek daha kolay bizim tecrübemize göre.
Tekneyi serbestledikten sonra Lodosa attığımız ilk tonozu aldık. Yaklaşık 50 metre naylon halat, bir o kadar 10'luk zincir ve ucunda 35 kg'luk admiraltiyi almak uğraştırdı ama becerdik bir şekilde. Diğerini toplamadan önce iskelede bira patates molası. Eşyalar yüklendi, tekneye yerleştik fakat bu arada rüzgar da sertledi. Ama bir şekilde kalan tonoz düzeneğini de güverteye alıp, Okluk'a veda ettik.
Rota Ören. Bu akşam hem bir akrabamızın düğünü var Ören'de, hem de tüm dostlar diğer Lotus'un kara parkı sebebiyle toplanmışlar, onlarla buluşup hasret gidereceğiz.
Hem de uzun zamandır marinaya girmeyen kayık da gün yüzü görür, biraz aklar paklarız diye düşünüyoruz.
Yola çıktıktan hemen sonra Körmen kayalıklarının altında kısa bir deniz molası verdik. Hava güzel, su soğuk. Biz çocuklarla botla sahile çıktık. Diğer herkes yüzdü. Asıl görev sahildeki plastik çöpleri, torbaya doldurup bota almak. Buu her seyahatte yapıyoruz, özellikle çocuklar varsa. Bence çevre bilincini geliştiren çok önemli bir uygulama...
Tamer'in dalışından akşamki istihkakı tedarik ettik, sağolsun. Vakitlice ayrılıp motor yelken kafadan gelen rüzgar ve denizle marinaya vardığımızda akşam 17.30'du. Marinanın tamiratı tam olmasa da yapılmış, geçen seneye kıyasla çok daha az sallanıyor gibi. Ama sadece bir gece kaldık. 19 Mayıs sebebiyle alay sancaklarımız donattık...
Akşamki yemek için hazırız. Yer deniz kıyısındaki Eftelya... Servis fena değil, mezeler iyi sayılır düzeydeydi. Hesap makul...
Arabayla tekneye dönüp yattık uyuduk.
17 Mayıs 2016 Salı
Gökova'da Eğitim Seferi-Mayıs 2016
Gökova'da bu sefer çoğunluğu tanıdık-eski dostlarla bir eğitim seferi gerçekleştirdik.
Sevgili Ercan'dan yine sanatsal bir çalışma... Teşekkürler
Sevgili Ercan'dan yine sanatsal bir çalışma... Teşekkürler
11 Şubat 2016 Perşembe
Tamiratlar
Kışın ortasında yine bir Okluk seyahati...
ve soğuk esen kuzeyli rüzgarın ama içimizi ısıtan güneşin altında ufak tefek tamirler
1-Asıl proje elektronikler. Raymarine servisinden gelen Osman ve yardımcısı ile kısa sürede hemen hepsini çözdük. Lotus'un yazın kendi taktığımız elektroniklerinde sorunlar hiç bitmemişti. Geçtiğimiz ay direğe çıkarak taktığımız yeni rüzgar müşirine rağmen çalışmayınca artık iyice moralim bozulmuştu. Rüzgar gülünde ve direk içindeki kabloda sorun yokmuş. Bu sevindirici haber. Eki yeniledik ITC'ye giren uçları kontrol ettik, rüzgar çalıştı. Derinlik zaten çalışıyor. Ama hızda sorun var. Teknenin parakete hızı olmayınca True (Gerçek) ve Apparent (Zahiri) rüzgarları monitorde göstermek mümkün değil. Bana göre çok elzem birşey değil ama birçok arkadaşımız olmuşken tam olsun diyorlar, haklılar ))
Sorun müşirdeymiş, kablosunu sintineden uzakta keserek ölçtük. Sanırım yeni müşire ihtiyacımız var. Aslında yeni pakette Raymarine yeni müşir vermişti ancak eski olandan farklı olarak aynı kovana yerleştirmek mümkün değil. Üstelik bu muşirde hem hız hem derinlik hem de su sıcaklığı aynı cihaz üzerinde. Dolayısıyla 8 tane kablo var. Yeni yapılan teknelerde tekrar tekrar tekneyi delmeye engel olmak amaçlı yapılmış, bence de çok anlamlı. Ama bizim tekne yeni yapılan bir tekne değil. )))
Eğer tekneyi karaya alacak olsam, eski hız müşirini söker, kovanını çıkartır (yenisinin kovanı da farklı, ama allahtan dış çapları aynı imiş) tekneyi delmeden aynı deliği kullanarak hem hızı hem de derinliği bağlardım.
Sadece derinliği gösteren eski müşir ve kovanı da yedek tutardım.
Doğrusu bence teknenin hız paraketesi çok elzem değil, GPS'ten de hızı görmek mümkün.
Ama derinlik şart.
2-Otopilotun pusula kalibrasyonunu yaptık. Miyar pusulası ile olan farkı sıfırladık. Harita masasının yanına ST70 monte ettik. İçeride iken de teknenin süratini ve rüzgarı görmek mümkün olacak. E80 ile bunu bağlayarak seatalk sisteme otopilotu bağlamak mümkün olacak. Bunun için Seatalk2-Seatalk NG dönüştürücü bir kabloya ihtiyaç var. Bunlar windwane kullanmak açısından çok yararlı. Keza waypoint kullanarak seyir yapmayı da sağlayacak ancak bu sonuncusu benim uygulanmasını tasvip etmediğim tipte birşey. Dümenciyi veya navigatörü tembelleştiriyor, sık sık dışarı çıkarak yapılması gereken kontrolleri azaltıyor.
3-Geçen sefer taktığımız tik tutamak ve oturakları tik yağı ile yağladık. Kokpitte altındaki yapışkanın azaldığı tik kaplamaları yapıştırdık. Bir kısmını zımparaladık, yaza kadar hepsini zımaralayıp yağlamak gündemde.
4-Can salını ve hidrostatik kilidini yerine taktık. Açılıp kapanan pleksi kapıya değen saplama civataların uçlarını törpüledik.
5-Pasarellayı güverteye sabitleyen düzeneği dizayn ettik, paslanmaz parçalar ile kolaylıkla yerine takılıp çıkartılan bir hale getirdik. Pasarellanın portatif olmasını, gerektiğinde kaldırılıp güverteye alınmasını tercih ediyoruz, bu yüzden üzerinde herhangi bir metal olmasını istemiyoruz.
6-Deviasyon cetveli çıkarttık. Sonuçlar şaşırtıcı! ))
7-Teknedeki tüm kapı ve çekmece menteşe, kulp ve mekanizmaları yağladım.
8- Balançinayı değiştirdim. Çımasına kasa dikişi yaptım.
9-Özellikle direkteki vinç kötü durumdaydı, o ve kemeredeki 3 vinci sökerek bakımlarını yaptık. Vinç gresi ve ince yağ ile yağladık.
10-Direk tepesindeki demir fenerini değiştirdik, Erol Ağabey sağolsun.
11-70 metrelik 18 mm polietilen 3 kolluyu, kaya Halat'tan aldığım plastik tambura sardım. Yerine tam oturdu, depolama kolaylığının yanı sıra gerektiğinde kokpite alarak açma ve toplama ameliyesini çok kolaylaştıracak.
12-Bu arada bayrak gönderimiz kırıldı, elimizdeki imkanlarla tekrar onardık. Sanırım daha sağlam oldu. )))
13-220V ile çalışan bir nem alıcı aldık. Trotec marka, en küçüğünden. Oldukça başarılı
14-Webasto'nun hortumları ve yerini değiştirdik. Susturucu taktık. Sağolsun Rıza.
Şimdi listede şunlar var;
a-Botun tüplerine örtü yaptırmak
b-Kokpit tiklerine zımpara ve bakım
c-Belki aküleri değiştirmek
d-3. bir güneş paneli.
e-Buzdolaplarının sistemlerini değiştirmek.
f-Belki spray hood
g-Giriş ve merdiveni zımparalayıp verniğini yenileyeceğiz.
h-Bu sene su depolarını söküp sökmemekte kararsızım.
ı-Mazot deposu kapağını açıp içini temizleyeceğim.
... yani teknede işler bitmiyor malum )))
ve soğuk esen kuzeyli rüzgarın ama içimizi ısıtan güneşin altında ufak tefek tamirler
1-Asıl proje elektronikler. Raymarine servisinden gelen Osman ve yardımcısı ile kısa sürede hemen hepsini çözdük. Lotus'un yazın kendi taktığımız elektroniklerinde sorunlar hiç bitmemişti. Geçtiğimiz ay direğe çıkarak taktığımız yeni rüzgar müşirine rağmen çalışmayınca artık iyice moralim bozulmuştu. Rüzgar gülünde ve direk içindeki kabloda sorun yokmuş. Bu sevindirici haber. Eki yeniledik ITC'ye giren uçları kontrol ettik, rüzgar çalıştı. Derinlik zaten çalışıyor. Ama hızda sorun var. Teknenin parakete hızı olmayınca True (Gerçek) ve Apparent (Zahiri) rüzgarları monitorde göstermek mümkün değil. Bana göre çok elzem birşey değil ama birçok arkadaşımız olmuşken tam olsun diyorlar, haklılar ))Sorun müşirdeymiş, kablosunu sintineden uzakta keserek ölçtük. Sanırım yeni müşire ihtiyacımız var. Aslında yeni pakette Raymarine yeni müşir vermişti ancak eski olandan farklı olarak aynı kovana yerleştirmek mümkün değil. Üstelik bu muşirde hem hız hem derinlik hem de su sıcaklığı aynı cihaz üzerinde. Dolayısıyla 8 tane kablo var. Yeni yapılan teknelerde tekrar tekrar tekneyi delmeye engel olmak amaçlı yapılmış, bence de çok anlamlı. Ama bizim tekne yeni yapılan bir tekne değil. )))
Eğer tekneyi karaya alacak olsam, eski hız müşirini söker, kovanını çıkartır (yenisinin kovanı da farklı, ama allahtan dış çapları aynı imiş) tekneyi delmeden aynı deliği kullanarak hem hızı hem de derinliği bağlardım.
Sadece derinliği gösteren eski müşir ve kovanı da yedek tutardım.
Doğrusu bence teknenin hız paraketesi çok elzem değil, GPS'ten de hızı görmek mümkün.
Ama derinlik şart.
2-Otopilotun pusula kalibrasyonunu yaptık. Miyar pusulası ile olan farkı sıfırladık. Harita masasının yanına ST70 monte ettik. İçeride iken de teknenin süratini ve rüzgarı görmek mümkün olacak. E80 ile bunu bağlayarak seatalk sisteme otopilotu bağlamak mümkün olacak. Bunun için Seatalk2-Seatalk NG dönüştürücü bir kabloya ihtiyaç var. Bunlar windwane kullanmak açısından çok yararlı. Keza waypoint kullanarak seyir yapmayı da sağlayacak ancak bu sonuncusu benim uygulanmasını tasvip etmediğim tipte birşey. Dümenciyi veya navigatörü tembelleştiriyor, sık sık dışarı çıkarak yapılması gereken kontrolleri azaltıyor.
3-Geçen sefer taktığımız tik tutamak ve oturakları tik yağı ile yağladık. Kokpitte altındaki yapışkanın azaldığı tik kaplamaları yapıştırdık. Bir kısmını zımparaladık, yaza kadar hepsini zımaralayıp yağlamak gündemde.
4-Can salını ve hidrostatik kilidini yerine taktık. Açılıp kapanan pleksi kapıya değen saplama civataların uçlarını törpüledik.
5-Pasarellayı güverteye sabitleyen düzeneği dizayn ettik, paslanmaz parçalar ile kolaylıkla yerine takılıp çıkartılan bir hale getirdik. Pasarellanın portatif olmasını, gerektiğinde kaldırılıp güverteye alınmasını tercih ediyoruz, bu yüzden üzerinde herhangi bir metal olmasını istemiyoruz.6-Deviasyon cetveli çıkarttık. Sonuçlar şaşırtıcı! ))
7-Teknedeki tüm kapı ve çekmece menteşe, kulp ve mekanizmaları yağladım.
8- Balançinayı değiştirdim. Çımasına kasa dikişi yaptım.
9-Özellikle direkteki vinç kötü durumdaydı, o ve kemeredeki 3 vinci sökerek bakımlarını yaptık. Vinç gresi ve ince yağ ile yağladık.
10-Direk tepesindeki demir fenerini değiştirdik, Erol Ağabey sağolsun.11-70 metrelik 18 mm polietilen 3 kolluyu, kaya Halat'tan aldığım plastik tambura sardım. Yerine tam oturdu, depolama kolaylığının yanı sıra gerektiğinde kokpite alarak açma ve toplama ameliyesini çok kolaylaştıracak.
12-Bu arada bayrak gönderimiz kırıldı, elimizdeki imkanlarla tekrar onardık. Sanırım daha sağlam oldu. )))
13-220V ile çalışan bir nem alıcı aldık. Trotec marka, en küçüğünden. Oldukça başarılı
14-Webasto'nun hortumları ve yerini değiştirdik. Susturucu taktık. Sağolsun Rıza.
Şimdi listede şunlar var;
a-Botun tüplerine örtü yaptırmak
b-Kokpit tiklerine zımpara ve bakım
c-Belki aküleri değiştirmek
d-3. bir güneş paneli.
e-Buzdolaplarının sistemlerini değiştirmek.
f-Belki spray hood
g-Giriş ve merdiveni zımparalayıp verniğini yenileyeceğiz.
h-Bu sene su depolarını söküp sökmemekte kararsızım.
ı-Mazot deposu kapağını açıp içini temizleyeceğim.
... yani teknede işler bitmiyor malum )))
12 Ocak 2016 Salı
Kış Seferi-Ocak 2016
Kışın güneyin hep bildiğimiz koyları nedense gözüme daha bir güzel geliyor.
Hava genelde düşünüldüğü kadar soğuk ve depresif olmuyor.
Yağmur olsa bile kısa sürüyor ve kış güneşi sanki daha bir ısıtıyor insanın içini
Eski dostlarla beraber 2-3 aydır Lotus'un demirde durduğu Okluk koyuna gittik bu haftasonu.
Hem iskelede ve koyda devamlı kalanlar, hem de bizim gibi birkaç günlüğüne gelen komşularımızla çok güzel zaman geçirdik.
Hava da kah açtı, kah kapadı bazen de yağmur olarak bindirdi...
Biz ise hem efsanevi yürüyüşlerimizi yaptık, hem ufak tefek tamirler bitirdik, ateş başı sohbetleriyle neşelendik. Ama yelken seyrini asla eksik etmedik... İşte çekimleri
Ferhat Kardeşimize bu güzel kareler için ayrıca teşekkürler
Hava genelde düşünüldüğü kadar soğuk ve depresif olmuyor.
Yağmur olsa bile kısa sürüyor ve kış güneşi sanki daha bir ısıtıyor insanın içini
Eski dostlarla beraber 2-3 aydır Lotus'un demirde durduğu Okluk koyuna gittik bu haftasonu.
Hem iskelede ve koyda devamlı kalanlar, hem de bizim gibi birkaç günlüğüne gelen komşularımızla çok güzel zaman geçirdik.
Hava da kah açtı, kah kapadı bazen de yağmur olarak bindirdi...
Biz ise hem efsanevi yürüyüşlerimizi yaptık, hem ufak tefek tamirler bitirdik, ateş başı sohbetleriyle neşelendik. Ama yelken seyrini asla eksik etmedik... İşte çekimleri
Ferhat Kardeşimize bu güzel kareler için ayrıca teşekkürler
7 Kasım 2015 Cumartesi
Pratik Denizcilik Bilgileri-YENİ SEZON!
Kış sezonuna girdiğimiz şu son günlerde, hepimizin içini karartan kasvetli ve depresif havadan biraz olsun kurtulmak için PDB serisi- YENİ SEZON çalışmalarına ağırlık verdik! )))
Konumuz piyanlar...
Konumuz piyanlar...
15 Ekim 2015 Perşembe
Lotus ile eğitim
Lotus ile eğitim;
Şimdi konuya şöyle başlayalım... Deniz ile uzaktan yakından bir alakanız yok fakat iyi bir öğrenciyseniz Lotus ile Dr Mehmet Erem kaptanımızdan alacağınız eğitimler sizi iyi bir denizci yapmaya yetecektir...
Ben bir sahil kasabasında doğdum ; okuduğum ilk okul'un penceresinden dışarı baktığımda o hep oradaydı... Tek silindir pancar'ın eşsiz kulak tırmalıyışını an be an günün her saatinde beynime işledim... Liman'ın dalga kıranlarının üzerinde koşturdum yıllarca... Bize denizi öğreten olmadı. Amcamın bir kayığı vardı , ahtopot'a giderdi ; heveslenir yanında giderdik ama hep bir mide bulantısı hep bir kusma... Büyüdüğümüzde zıpkın ile avlanmaya başladık... Botumuz oldu inceden denizi koklamaya esasen o günlerde başadım. Ben aşklarımı , hüzünlerimi sevinçlerimi hep upuzun kumsalımızda yaşadım... Deniz bana hep yakındı...
2009 yılında 4 metrelik bir kayık ile asıl deniz serüvenimiz başladı. Öyle çok şey bildiğimi sanırken aslında daha yolun başında olduğumu Lotus ile anladım...
Mehmet Erem hocamızdan aldığımız dört günlük eğitimde ; navigasyon , tekne yaşamı , gemici bağları , liman giriş çıkış yanaşma ve limandan ayrılma , ışıklar , flamalar , motor ve daha birçok konu hakkında bilmediğim şeyleri öğrendim... Bildiğim sandığım izbarço'nun aslında ''zorbarço'' olduğunu öğrendim bir defa... Paylaşmayı öğrendim , gitmediğim bilmediğim akdenizde ki koyların ne kadar güzel olduğunu , yunan adasında uyanmayı ve hatta kocaman bir orkinos tutmayı öğrendim...
Umarım yine bu eşsiz fırsatı yakalar ve Lotus'un güvertesi de olma şansı yakalarım...
Emeklerin ve öğretilerin için ne kadar teşekkür etsek azdır...
O yüzden bir kez daha Teşekkürler MEHMET EREM...
28 Ağustos 2015 Cuma
Bir Eğitim Seferi Anıları-Sevgili Harun'un kaleminden
Bodrum Gündoğan’dan çıkışlı 3 günlük seyrimiz 8 Ağustos günü başladı. Ekip Mehmet Erem kaptanımız, Meltem,
Yasin, Özgür ve ben Harun toplam 5 kişiyiz. Gündoğan’dan çıkıp Fener Adası’nda
kısa bir serinleme molası ile kuzey batıya doğru Lipsi’ye dümen tutuyoruz. Rüzgar
tam kafadan ve çok az 5-10 knot arası geliyor. Motorla seyrimiz Lipsi’ye kadar
devam ediyor. Saat 18 gibi Lipsi ana limana giriyoruz. Biraz dolaştıktan sonra
birlikte yemeklerimizi malum sıvılarla beraber midemize indiriyoruz. Mehmet
kaptan burada mı yoksa ıssız bir yerde mi uyanmak istersiniz diye sorunca
birlikte ıssız sakin yer seçeneğini istiyoruz ve hazırlanıp gece seyrimize
başlıyoruz saat 23.30, hemen karşımızda olan Lipsi limana girerken iskelemizde
kalan adacıklara doğru dümen tutuyoruz. Mehmet kaptan seyrimizin bir buçuk saat
süreceğini söylüyor. Karanlıkta göz gözü görmez bir halde adacıkların arasından
slalomla fenerlerimizle etrafa bakarak geçiyoruz. Bağlanacağımız yer on metre
civarında yüksekliği olan duvar gibi düz kayalıklardan oluşan bir yer. Yasin ve
ben botla sahile çıkıyoruz ve iskele ve sançak kıç için ayrı ayrı kayalara koltuklarımızı
bağlıyoruz. Deniz
de yakamozların ışık şovu var. Lotus’un demirini atıp
döşedikten sonra bizde elimizdeki halatları onlara veriyoruz ve bağlanıp bir oh
çekiyoruz. Dalgalar teknenin iskele ve sancağına 8-10mt uzakta olan kayalarda
gecenin sessizliğine izin vermeden ardı ardına patlıyorlar. Stresimizi atmak
için bir şeyler yudumlayıp gökyüzündeki yıldızlar geçidini izliyoruz. Bizim için
hepsi gelmiş tam üstümüzdeler. Özgür baş üstünde yıldızlara bakarak uyuyor. Mehmet
kaptanım havuzlukta diğerlerimiz kamaralarımızda uykuya geçiyoruz. Sabah
uyanınca nasıl bir yere bağlandığımıza hayretler içerisinde şaşkın gözlerle
bakıyoruz.
Kahvaltıdan sonra Mehmet kaptanımız sizi mağaraya götüreyim
mi diyor. Hemen dalış gözlüklerini yanımıza alıp botla Lotus tan ayrılıyoruz. Hemen
bir mil sonra bir mağaradan botla geçiyoruz ve sonrası dalış yapacağımız yere
geliyoruz. Hepimiz bottayız Meltem botta kalıyor, biz suya giriyoruz. Dalış
yapacağımız yerden mağaradan geçip başka bir yere çıkacakmışız. Üç metre
uzunluğunda olan mağaradan dipten yüzerek geçiyoruz ve su üstüne çıkıyoruz, manzara
şahane bir gölün içindeyiz. Yasin’le ben kayaların üzerinde yol bulup arka
taraftan çıkıyoruz ve yüzerek Lotusa dönüyoruz. Ekip de botla gelmiş hepimiz
tekrar Lotus dayız. Hazırlıkları yapıp kıç halatlarımızı aldıktan sonra demirimizi
de çekiyor ve Lipsi’ye geri dönüyoruz. Limandan su ve içecek ikmali yaptıktan
sonra iskeleden Leros’a gitmek için avara oluyoruz. Hava sakin yelken motor
derken Mehmet kaptanın attığı oltaya bir Barakuda takılıyor, 3 saatlik seyirle
Leros Xerocampos’dayız. Dip erişte olduğundan koyda tonozlar var. Biz de sahile
yakın bir tonoza bağlanıyoruz, dip üç metre. Yol yorgunluğunu atmak için su
koyunca beyazlaşan sıvı, beyaz peynir ve kavun. Ben buna muhteşem üçlü diyorum.
Lotus’un havuzluğunda muhteşem manzara eşliğinde hepsinin tadı daha bir
lezzetli. Barakudayı da yanımıza alıp sahile kaptanın restoranına gidiyoruz. Kaptan
barakudayı fileto yapıp yağda pişiriyor, ahtapot ızgara, kalamar, karides ve
bir kaç meze ve uzoyla birlikte biraz sonra hepsi geliyor. Hepsi çok taze ve
lezzetliydi. Afiyet ve muhabbetle bir güzel yedikten sonra teknemize geçiyoruz.
Ben de o gece dışarıda yatanlara katılıyorum uyku tulumumu alıp havuzluğa
kıvrılıyorum.
Gökyüzü inanılmaz güzel yıldızlar parıldıyor üstümde onlara
bakarken dalıp gitmişim. Sabah horoz sesleriyle uyandım kimseyi uyandırmadan
yüzümü yıkamadan usulca atladım denize koyun çıkışına doğru gidip geldim, yarım
saat kadar yüzmüşüm döndüğümde tüm ekip uyanmıştı. Mehmet kaptanla bota bindik
ve sahile çıktık. Nereye gitmişti acaba arabasıyla bağırarak önümüzden geçen
zarzavatcı. Az önce tıpkı bizim ülkemizdekiler gibi bağırıyordu tomato patato
marul. Bunların kullandıkları uluslar arası bir makamları var bence. Neyse
adanın içerlerine doğru yürüyoruz bir bakkaldan ekmeklerimizi alırken bağırarak
geliyor bizim zarzavatçı. Kasketi, kareli uzun gömleği ve ağzının yan
tarafındaki cigarasıyla aynı bizim zarzavatçı Emin dayı. Gardaş memleket nire
diyorum anlamıyor tabi neyse two kilogram tomato deyince anlayıveriyor. Hemen
kahvaltı için Lotus’a dönüyoruz. Rotamız önce Leros’dan güneydoğuya Kalimsos’u sancağımızda bırakarak arasından
geçmek sonrası doğuya memlekete doğru bir seyir.
17 Ağustos 2015 Pazartesi
Lotus'ta değişiklikler
Son aylarda Lotus'un envanterine yeni katılımlar oldu
1-Ultra Çapa. Sonunda baş çapamızı galvaniz Ultra 27 kg ile değiştirdik. Firma elinde kalan son galvanizlerden birisini bize ayırmıştı zaten. Ancak bütçeyi denkleştirdik. Delta boşa çıktı. Bakalım şimdiki proje onu, başüstü yuvasına ve makaralarına nasıl yerleştireceğimizle ilgili. Fırdöndü olarak orjinal fırdöndü yerine uzun fırdöndü olarak bilinen tip. Bir tane de yüzen halattan sabit kasa yaptım üzerine, bu kadar para verdikten sonra sağda solda takmaya gönlümüz el vermez.
İlk tecrübelerimize göre Delta'ya göre daha güvenli, o kesin. Zaman bu karardaki haklılığımızı ortaya çıkartacaktır.
2-Çekmek yedeklemek ve kıç koltuğu olarak kullanmak amacıyla, 4 kollu 20 mm polietilen yüzer halat buldum sonunda. Uzun zamandır peşindeydim. Roda etmesi sevimsiz ama onun haricinde çok pratik ve güçlü bir halat. Turuncu rengi sayesinde kolaylıkla farkediliyor. Yüzer olması sebebiyle yelken manevralarında da iş görebilir.
3-PLB. Personal Locating Beacon. Kış fuarından beri peşinde koştuğumuz AIS üzerinden sinyal veren EasyRescue Pro temin ettik. MMSI kaydı gerektirmeyen, kişisel yer belirleyici olarak da kullanılabilen, herhangi bir montun veya can yeleğinin cebine yerleştirilecek kadar küçük bir ünite. Manuel olarak, su ile temasta veya on-off butonu ile aktive ediliyor. AIS üzerinden telsiz yayını ile 96 saat sinyal vermeye devam ediyor. Herhangi bir bakıma gerek yok. Ancak 5 yılda bir pilini kontrol etmek gerekiyor.
4-Uzun zamandır daha büyük boy bir kamış ve makine sistemine geçmek istiyordum. Ancak kullandığım Omoto KAM 500-II'den de çok memnun olduğum için bir üçüncüyü almaya elim varmıyordu. Aradığım fırsat makine ile kamışın açık denizde suya düşürmemle karşıma çıktı! Yine Omoto KAm serisinden ancak bir büyük boy Poseidon S-3 çıkrık makineyi çok hesaplı bulmuştum zaten. Üzerine 0,45 örgü dyneema misinadan 500 metre ve çok uygun bir kamış ile sistem yine tamamlandı. Hatta ilk denememizde de boş çekmedik. ))
5-Ön tuvalet elektrikli motoru hava yapıyordu. Motoru söküp impellerini değiştirmem sonucu değiştirmedi. Meğer alüminyum yanağında yer etmiş, aralık kalmış. Çaresiz motoru komple değiştirdik. Sorun çözüldü. Aynı seansta Sergün sağolsun ön tuvalet duşunu da değiştirdi.
6-Gözümde büyüyordu, artık iplikleri neredeyse tama yakın kopmuş dümen deri kılıfının dikişlerini yenilemeye başladım. Çift iğne ile çapraz dikiş tekniği kullandığım için yavaş ilerliyor ama güzel oluyor. Güneşte iyice açılmış, ek yerleri için, deriyi iyice ıslatıp gerdiriyor, olması gereken yere (ek yerinin üst üste bindiği yere gelene kadar) çekiştirdikten sonra, üzerini kalın iple sıkıştırarak kurumaya bırakıyorum. Yeni deri almamıza gerek kalmadan orjinalinden daha iyi bir sonuç elde edeceğiz galiba ))
7-Bir adet el iskandili ve sualtı dürbünü satın aldım. Dürbün denilen suya girmeden suyun altını incelemeye yarayan sistemlere ayna denirdi eskiden. Bunların birçok modeli mevcut. Gece aydınlatması olandan, her iki tarafında kulpu olan demonte vaziyette saklanabilenlere kadar... Ben en basit modelini tercih ettim.
8-Bodrum'da sadece Geriş köyünde yapılan ahşap balık sepeti (pinter) sipariş vermiştim. Mehmet Emin sağolsun, köyde artık tek kalan son ahşap sepetçiyi buldu. Hasan Hoca artık kimseye öğretemediğinden, gençlerin ilgilenmediğinden şikayet etmiş uzun uzun. Arabayla gelirken sepeti de getirdi. Ahşap sepetin metal sepete üstünlüğü paslanmıyor olması. Daha uzun dayanıyor. Ancak suya kendiliğinden batmadığı için altına ağırlık bağlamak şart. Ahşap olarak yabani zeytin veya yaban mersini dalları kullanılıyor. Metal sepetlere göre daha başarılı olduğunu söyleyebilirim. Saklanmasına özen göstermek gerekli.
1-Ultra Çapa. Sonunda baş çapamızı galvaniz Ultra 27 kg ile değiştirdik. Firma elinde kalan son galvanizlerden birisini bize ayırmıştı zaten. Ancak bütçeyi denkleştirdik. Delta boşa çıktı. Bakalım şimdiki proje onu, başüstü yuvasına ve makaralarına nasıl yerleştireceğimizle ilgili. Fırdöndü olarak orjinal fırdöndü yerine uzun fırdöndü olarak bilinen tip. Bir tane de yüzen halattan sabit kasa yaptım üzerine, bu kadar para verdikten sonra sağda solda takmaya gönlümüz el vermez.
İlk tecrübelerimize göre Delta'ya göre daha güvenli, o kesin. Zaman bu karardaki haklılığımızı ortaya çıkartacaktır.2-Çekmek yedeklemek ve kıç koltuğu olarak kullanmak amacıyla, 4 kollu 20 mm polietilen yüzer halat buldum sonunda. Uzun zamandır peşindeydim. Roda etmesi sevimsiz ama onun haricinde çok pratik ve güçlü bir halat. Turuncu rengi sayesinde kolaylıkla farkediliyor. Yüzer olması sebebiyle yelken manevralarında da iş görebilir.
3-PLB. Personal Locating Beacon. Kış fuarından beri peşinde koştuğumuz AIS üzerinden sinyal veren EasyRescue Pro temin ettik. MMSI kaydı gerektirmeyen, kişisel yer belirleyici olarak da kullanılabilen, herhangi bir montun veya can yeleğinin cebine yerleştirilecek kadar küçük bir ünite. Manuel olarak, su ile temasta veya on-off butonu ile aktive ediliyor. AIS üzerinden telsiz yayını ile 96 saat sinyal vermeye devam ediyor. Herhangi bir bakıma gerek yok. Ancak 5 yılda bir pilini kontrol etmek gerekiyor.
4-Uzun zamandır daha büyük boy bir kamış ve makine sistemine geçmek istiyordum. Ancak kullandığım Omoto KAM 500-II'den de çok memnun olduğum için bir üçüncüyü almaya elim varmıyordu. Aradığım fırsat makine ile kamışın açık denizde suya düşürmemle karşıma çıktı! Yine Omoto KAm serisinden ancak bir büyük boy Poseidon S-3 çıkrık makineyi çok hesaplı bulmuştum zaten. Üzerine 0,45 örgü dyneema misinadan 500 metre ve çok uygun bir kamış ile sistem yine tamamlandı. Hatta ilk denememizde de boş çekmedik. ))5-Ön tuvalet elektrikli motoru hava yapıyordu. Motoru söküp impellerini değiştirmem sonucu değiştirmedi. Meğer alüminyum yanağında yer etmiş, aralık kalmış. Çaresiz motoru komple değiştirdik. Sorun çözüldü. Aynı seansta Sergün sağolsun ön tuvalet duşunu da değiştirdi.
6-Gözümde büyüyordu, artık iplikleri neredeyse tama yakın kopmuş dümen deri kılıfının dikişlerini yenilemeye başladım. Çift iğne ile çapraz dikiş tekniği kullandığım için yavaş ilerliyor ama güzel oluyor. Güneşte iyice açılmış, ek yerleri için, deriyi iyice ıslatıp gerdiriyor, olması gereken yere (ek yerinin üst üste bindiği yere gelene kadar) çekiştirdikten sonra, üzerini kalın iple sıkıştırarak kurumaya bırakıyorum. Yeni deri almamıza gerek kalmadan orjinalinden daha iyi bir sonuç elde edeceğiz galiba ))
7-Bir adet el iskandili ve sualtı dürbünü satın aldım. Dürbün denilen suya girmeden suyun altını incelemeye yarayan sistemlere ayna denirdi eskiden. Bunların birçok modeli mevcut. Gece aydınlatması olandan, her iki tarafında kulpu olan demonte vaziyette saklanabilenlere kadar... Ben en basit modelini tercih ettim.
8-Bodrum'da sadece Geriş köyünde yapılan ahşap balık sepeti (pinter) sipariş vermiştim. Mehmet Emin sağolsun, köyde artık tek kalan son ahşap sepetçiyi buldu. Hasan Hoca artık kimseye öğretemediğinden, gençlerin ilgilenmediğinden şikayet etmiş uzun uzun. Arabayla gelirken sepeti de getirdi. Ahşap sepetin metal sepete üstünlüğü paslanmıyor olması. Daha uzun dayanıyor. Ancak suya kendiliğinden batmadığı için altına ağırlık bağlamak şart. Ahşap olarak yabani zeytin veya yaban mersini dalları kullanılıyor. Metal sepetlere göre daha başarılı olduğunu söyleyebilirim. Saklanmasına özen göstermek gerekli.
31 Temmuz 2015 Cuma
Lotus Bodrum'da
İlkbahar ve yazın çoğunu geçirdiğimiz ve iyi tatlı birçok anımızı da geride bırakarak ama mutlaka geri geleceğimizin sözünü verdiğimiz Sığacık'tan ve orada yaşayan, destek olan, komşuluk yapan dostlarımızdan hüzünle ayrılarak yeni limanlara yelken açtık. Hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyoruz.
Şimdilik rotamız güney.
Ağustos ayında Bodrum ve civarında olacağız.
Kışı nerede geçireceğimiz sorusunun cevabı ise daha da uzak )))
Şimdilik rotamız güney.
Ağustos ayında Bodrum ve civarında olacağız.
Kışı nerede geçireceğimiz sorusunun cevabı ise daha da uzak )))
23 Temmuz 2015 Perşembe
Elektronik Montajı
Geçen sene birçoğunu ebay'den topladığım Raymarine elektroniklerin montajı için haftasonu Lotus'taydık.
Yemek hazırlama programı gibi olacak, elimizdeki malzemeler:
1-Raymarine E-80 monitor, haritalar
2-Raymarine Radome 2kW 18'' radar, kablosu ve direk montajı için braketi
3-Raymarine 120 GPS anteni, kablosu
4-Digital Yacht AIS Receiver
Sistem toplama olduğu için uyumsuzluk olacağını düşünerek öncesinde kurup, çalışıp çalışmadığını kontrol ettik. Doğrusu Erol Ağabey ve Cem Hızlan olmasaydı, zaten böyle bir işe girişmezdim. Bu arada her ikisi de durmaksızın "neden böyle şeylerle uğraşıyorsun?" diye sorup duruyorlar ama... ))
Kurulum manueli bazı yönlerden eksik. Raymarine E80 Installation Manual
Örneğin GPS anten kablosunu, monitor arkasındaki Seatalk'a bağlamak için teknik desteğe ihtiyacımız oldu. Raymarine'den Esinc'e teşekkürlerimizle.
E80 seçmemin önemli sebeplerinden biri, software upgrade ederek, yeni nesil dijital radarlara geçmek mümkün. Ben dokunmatik ekranları tekne ortamında çok güvenilir bulmuyorum, nedense. Ekranı zaten dışarı değil içeri koymak konusundaki tutuculuğum had safhada. Bunun önemli sebebi esasen hırsızlık. Kokpite yerleştirilen bir monitorün bizimki gibi sıkça alargada kalan bir teknede dikkat çekeceği kesin gibi.
Özellikli durumlarda cep telefonları kokpitte bakmak için bence yeterli. Cep telefonu kapsama alanı dışında da zaten açık denizde olacağımız için içeri girip çıkmak çok sorun yaratmayacaktır diye düşündüm.
Doğrusu monitor de harita masasına yakıştı hani ))
Bu tarz bir montajda en zor kısım, eğer işin teknik tarafı halledildiyse, kabloları geçirmek. Çok vakit alıyor, ne kadar tekneye hakim olunsa dahi sürprizlerle karşılaşmak mümkün.
Konektörleri olmayan, çıplak uçlu kabloları geçirmek nispeten kolay, hele de önceden yerleştirilmiş kılavuzlar varsa. Radar kablosunu kesip eklemek mümkün olmadığı için, ucundaki konektörle geçirmekte çok zorlandık.
Monitör ve AIS'in beslemesini aynı sigortadan aldık. GPS anteni ve Radome radarlarda 12V zaten kendi kablosundan, dolayısıyla E80'in sigortasından sağlanıyor. Dijital radarların sarfiyatı çok daha az ama şimdilik çok elektrik yakmaya razıyız ))
AIS antenini rüzgar jeneratörüne monte ettik. Telsiz anteninden splitter ile değil ama ayrı bir anten ile çalıştırmayı tercih ettik. Bu aynı zamanda direkteki ana VHF antenine birşey olduğunda yedek anten görevi de görebilecek.
AIS monitore NMEA0183 kablo ile bağlanıyor. Onun bağlantısı da standart kitapçıklarda bulunmuyor.
AIS ayarlarında baud rate'i de ayarlamak önemli. 34800'e kurmak gerekiyor.
AIS'i çalıştırmak kolay oldu. GPS'te de çok zorlanmadık. Ancak ne kadar uğraştıysak radarı çalıştıramadık. Kablo bağlantıları aşağıdaki gibi. Raymarine ürettiği radar ve monitor uyumlulukları için aşağıdaki gibi bir tablo yayınlamış.
Şimdilik uğraşlarımız devam ediyor, E80'i upgrade ederek sorunu çözeceğimizi düşünüyoruz...
En çok da neden en başından beri Raymarine servisinden yardım istemediğimizi sorguluyoruz aslında. Teknenin herşeyini ben yapacağım inadı yüzünden hem para, hem enerji hem de vakit kayboluyor ama sanırım böylesi çok daha zevkli )))
Yemek hazırlama programı gibi olacak, elimizdeki malzemeler:1-Raymarine E-80 monitor, haritalar
2-Raymarine Radome 2kW 18'' radar, kablosu ve direk montajı için braketi
3-Raymarine 120 GPS anteni, kablosu
4-Digital Yacht AIS Receiver
Sistem toplama olduğu için uyumsuzluk olacağını düşünerek öncesinde kurup, çalışıp çalışmadığını kontrol ettik. Doğrusu Erol Ağabey ve Cem Hızlan olmasaydı, zaten böyle bir işe girişmezdim. Bu arada her ikisi de durmaksızın "neden böyle şeylerle uğraşıyorsun?" diye sorup duruyorlar ama... ))Kurulum manueli bazı yönlerden eksik. Raymarine E80 Installation Manual
Örneğin GPS anten kablosunu, monitor arkasındaki Seatalk'a bağlamak için teknik desteğe ihtiyacımız oldu. Raymarine'den Esinc'e teşekkürlerimizle.
E80 seçmemin önemli sebeplerinden biri, software upgrade ederek, yeni nesil dijital radarlara geçmek mümkün. Ben dokunmatik ekranları tekne ortamında çok güvenilir bulmuyorum, nedense. Ekranı zaten dışarı değil içeri koymak konusundaki tutuculuğum had safhada. Bunun önemli sebebi esasen hırsızlık. Kokpite yerleştirilen bir monitorün bizimki gibi sıkça alargada kalan bir teknede dikkat çekeceği kesin gibi.
Özellikli durumlarda cep telefonları kokpitte bakmak için bence yeterli. Cep telefonu kapsama alanı dışında da zaten açık denizde olacağımız için içeri girip çıkmak çok sorun yaratmayacaktır diye düşündüm.Doğrusu monitor de harita masasına yakıştı hani ))
Bu tarz bir montajda en zor kısım, eğer işin teknik tarafı halledildiyse, kabloları geçirmek. Çok vakit alıyor, ne kadar tekneye hakim olunsa dahi sürprizlerle karşılaşmak mümkün.
Konektörleri olmayan, çıplak uçlu kabloları geçirmek nispeten kolay, hele de önceden yerleştirilmiş kılavuzlar varsa. Radar kablosunu kesip eklemek mümkün olmadığı için, ucundaki konektörle geçirmekte çok zorlandık.
Monitör ve AIS'in beslemesini aynı sigortadan aldık. GPS anteni ve Radome radarlarda 12V zaten kendi kablosundan, dolayısıyla E80'in sigortasından sağlanıyor. Dijital radarların sarfiyatı çok daha az ama şimdilik çok elektrik yakmaya razıyız ))AIS antenini rüzgar jeneratörüne monte ettik. Telsiz anteninden splitter ile değil ama ayrı bir anten ile çalıştırmayı tercih ettik. Bu aynı zamanda direkteki ana VHF antenine birşey olduğunda yedek anten görevi de görebilecek.
AIS monitore NMEA0183 kablo ile bağlanıyor. Onun bağlantısı da standart kitapçıklarda bulunmuyor.AIS ayarlarında baud rate'i de ayarlamak önemli. 34800'e kurmak gerekiyor.
AIS'i çalıştırmak kolay oldu. GPS'te de çok zorlanmadık. Ancak ne kadar uğraştıysak radarı çalıştıramadık. Kablo bağlantıları aşağıdaki gibi. Raymarine ürettiği radar ve monitor uyumlulukları için aşağıdaki gibi bir tablo yayınlamış.
Şimdilik uğraşlarımız devam ediyor, E80'i upgrade ederek sorunu çözeceğimizi düşünüyoruz...
En çok da neden en başından beri Raymarine servisinden yardım istemediğimizi sorguluyoruz aslında. Teknenin herşeyini ben yapacağım inadı yüzünden hem para, hem enerji hem de vakit kayboluyor ama sanırım böylesi çok daha zevkli )))
22 Haziran 2015 Pazartesi
Basınçlı Yıkama
Basınçlı su ile tekne yıkama büyük kolaylık sağlayan bir uygulama. İlk markasına ithafen Karşer (Karcher) olarak bilinen bu aletlerin kullanımına dair dikkat edilmesi gereken birkaç hususu hatırlamakta yarar var:1-Mutlaka ayakkabı veya ucu kapalı sabo giymeli. Yakın mesafeden temasta, basınçlı su ciddi acıtıyor.
2-Makineyi off konumuna getirip. Elektriği bağlayın. Elektrik bağlantısının ıslanmayacak tipte olması önemli.
3-Su bağlantısını yapmadan makineyi çalıştırmak hava yapmasına sebep oluyor. Önce suyu bağlayıp, açıp sonra çalıştırmak şart.
4-Uzun süreli kapatmalarda (>1-2 dk) tabancadan değil, makine üzerindeki butondan off konumuna getirin. Bu tip makinelerde en sık ortaya çıkan arıza içindeki o-ringlerin basınç altında deforme olması, bozulması.
5-Tikler basınçlı suyla çok güzelleşiyor ancak sika ve derzler ciddi zarar görüyor.
6-Keza elektrik ve elektroniklerle temas da önemli. Kapaklarını kapatmak hayati.
3 Haziran 2015 Çarşamba
Videolarımız
Son dönem yaptığımız seyir ve eğitimlerden derlenmiş görseller...
Ercan Tanrıkut ve Burak Günbal'a teşekkürler
Ercan Tanrıkut ve Burak Günbal'a teşekkürler
1-3 Mayıs Sığacık-Samos Eğitim Seferi
28 Mayıs-1 Haziran Sığacık-Sakız Seferi
Lotus Teaser-New Adventures
Yine Yeniden Lotus Seyri
26 Mayıs 2015 Salı
Kurtarma Çalışmaları
1saat boyunca, husursuzca yatakta dönüp durduktan sonra kalktım.
Çocuklar olan bitenden habersiz mutlu mesut uyuyorlar.
Benim kalkmama Tamer de kalktı. "Seni bırakayım" dedi. Arabaya bindik, önce Alaçatı.
Dün geceki havadan eser yok, deniz çarşaf gibi. Daha önemlisi, Lotus bütün heybetiyle ayakta. Sular iyice çekilmiş, neredeyse 1 metre suda, salma ve dümen palası en az 50-60 cm kuma gömülmüş vaziyette.
Korktuğum başıma gelmedi, neyse ki... Lotus tüm gece onu döven dalgalara dayanmış.
Güzel kızım benim, ne badireler atlattık beraber.
Dur bakalım buradan nasıl çıkacağız diye söyleniyorum kendi kendime.
Çeşme limanında, kendisi de dalgıç olan Kurmay Erbaş'ı aradım. Çok yardımcı oldu. Bana bu iş için tavsiye ettiği kişi gündüz turda olacakmış. Ancak akşam 18.00 gibi gelecekmiş. "Ben de gelip bir göreyim tekneyi" dedi. Öğleyin buluşmak için sözleşip ayrıldık.
Tamer beni Alaçatı'ya getirdi. Bu arada yolda Evren'leri aradım. Bu akşam İzmir'de kalacak biryere ihtiyacımız var, sağolsun hemen atlayıp geldiler. Rıza Usta, Mahir Ağabey ve Engin Kozcu'dan bölgede bu işi yapabilecek kişilerle ilgili bilgi alıyorum. Bu arada Erol Ağabey ve Ömer İstanbul'dan kalkıp arabayla geleceklerini yolda olduklarını söylediler. Çok sevindim. Tümay, Çanakkale'den bir römorkörün Mersin'e doğru gittiğini, gerekirse Alaçatı'ya döndürebileceğini, benden haber beklediğini söyledi. Rahatladım.
Nurettin Ağabey'ler öğleyin geldiler. Bu arada etrafta birçok fikirler uçuşuyor. Teknesinin motoruna birazcık güvenen herkesin söylediği şey aynı, "leblebi gibi söküp alırım ben onu oradan". Sakin kalıp doğru kişiyi seçmek önemli.
Bugün hava güzel. İki güne kadar sert bir güneyli hava var. Bugün en geç yarın çıkartmamız lazım kayığı, saplandığı yerden. Özetle akşama kadar beklemeyip, öğleden sonra Dalyanköy barınağından bulduğumuz Volkan Kaptan ile prensipte anlaşıp, kurtarma işlemine başlamaya karar verdik.
Tekne yaklaşık 20 metre, ahşap bir balıkçı kayığından bozma. 700 HP motoru, büyük bir pervanesi ve ırgatı var. Kendi halatını ve sapanlarını getirecek. Daha önemlisi kendisi dalgıç, "teknenin altını kontrol etmeden, karaman vurmamak, kontrollü çekmek" lazım deyince ikna oldum. El sıkıştık.
Kurtaran tekne Çeşme kanalından gelene kadar, Erol Ağabey ve Ömer de yetişti.
Tekne açıkta duruyor. Bir dalgıç uzun bir 3 kollu halatı Lotus'a getirdi. Teknenin altına baktı. Pruva babalara bir sapan vurup, yavaş yavaş asıldılar. Lotus açığa doğru döndü Direği de açık denize doğru yattı. Bu arada dümen palasının ucu hasar gördü ama hiç önemli değil.
Tekne yaklaşık 4-5 metre gittikten sonra yine saplandı. Yer yer sığlıklar değişiyor. Altımızdaki dalgıç kontrollü olarak talimat veriyor açıktaki tekneye.
Lotus'un baş babalarındaki halat bir sonraki asılmada koptu. Kurtaran tekne tarafına attıkları izbarçodan koptuğunu sonradan öğrendik. Bu tür çekme işlerinde standart ameliye güvertedeki yardımcının halatın boşunu devamlı alıp, elinde tutması uygun. Eğer bağ yapılırsa kopma gayet olası. Keza bizim tekneye verdiği çımada da kasa vardı.
Direğin tepesinden aldığımız mandar halatını uzatıp, dışarıdaki bir başka balıkçı teknesine verdik. Lotus'u iyice yana yatırarak asılmaya devam ettik. Bizim makine de çalışıyor, altımızdan ciddi kum atıyor. Kum zeminlerde bu sıkça yapılan bir iş... Bir ara büyük tekne de içeriye girerek kumda geniş bir kanal açtı.
Bu sırada pervanesine dün geceden bizim attığımız çapanın takılmamış olması büyük mucize!
Bazı durumlarda özellikle sert rüzgar varsa, kurtaran teknenin başından açığa atılan bir ağır demiri vira etmek de yardımcı olabiliyor.
Özetle tekne önceleri yavaş sonra kurtulduktan sonra hızla saplandığı yerden derin suya kavuştu. Alkışlar ve ıslıklar arasında bağlı olduğumuz halatları çözerek avara olduk.
Salimen marinaya giriş yaptık...
Çekme ve kurtarma işlemleri ile ilgili çıkarttığımız dersleri şöyle sıralayabiliriz:
1-Öncelikle bir yere oturunca oradan kurtulmak için mümkün olduğu kadar erken müdahale etmek gerektiğini düşünüyorum. Her geçen zaman kurtarılmayı güçleştiriyor.
Aşağıdaki çizimlerde tekneye bağlanacak kurtarma halatlarındaki yükün nasıl dağıtılacağı anlatmaya çalıştık.
Kurtarmanın videosu burada. Ebru İşletici'nin kamerasından
https://vimeo.com/128870767
Çocuklar olan bitenden habersiz mutlu mesut uyuyorlar.
Benim kalkmama Tamer de kalktı. "Seni bırakayım" dedi. Arabaya bindik, önce Alaçatı.
Dün geceki havadan eser yok, deniz çarşaf gibi. Daha önemlisi, Lotus bütün heybetiyle ayakta. Sular iyice çekilmiş, neredeyse 1 metre suda, salma ve dümen palası en az 50-60 cm kuma gömülmüş vaziyette.
Korktuğum başıma gelmedi, neyse ki... Lotus tüm gece onu döven dalgalara dayanmış.
Güzel kızım benim, ne badireler atlattık beraber.
Dur bakalım buradan nasıl çıkacağız diye söyleniyorum kendi kendime.
Çeşme limanında, kendisi de dalgıç olan Kurmay Erbaş'ı aradım. Çok yardımcı oldu. Bana bu iş için tavsiye ettiği kişi gündüz turda olacakmış. Ancak akşam 18.00 gibi gelecekmiş. "Ben de gelip bir göreyim tekneyi" dedi. Öğleyin buluşmak için sözleşip ayrıldık.
Tamer beni Alaçatı'ya getirdi. Bu arada yolda Evren'leri aradım. Bu akşam İzmir'de kalacak biryere ihtiyacımız var, sağolsun hemen atlayıp geldiler. Rıza Usta, Mahir Ağabey ve Engin Kozcu'dan bölgede bu işi yapabilecek kişilerle ilgili bilgi alıyorum. Bu arada Erol Ağabey ve Ömer İstanbul'dan kalkıp arabayla geleceklerini yolda olduklarını söylediler. Çok sevindim. Tümay, Çanakkale'den bir römorkörün Mersin'e doğru gittiğini, gerekirse Alaçatı'ya döndürebileceğini, benden haber beklediğini söyledi. Rahatladım.
Nurettin Ağabey'ler öğleyin geldiler. Bu arada etrafta birçok fikirler uçuşuyor. Teknesinin motoruna birazcık güvenen herkesin söylediği şey aynı, "leblebi gibi söküp alırım ben onu oradan". Sakin kalıp doğru kişiyi seçmek önemli.
Bugün hava güzel. İki güne kadar sert bir güneyli hava var. Bugün en geç yarın çıkartmamız lazım kayığı, saplandığı yerden. Özetle akşama kadar beklemeyip, öğleden sonra Dalyanköy barınağından bulduğumuz Volkan Kaptan ile prensipte anlaşıp, kurtarma işlemine başlamaya karar verdik.
Tekne yaklaşık 20 metre, ahşap bir balıkçı kayığından bozma. 700 HP motoru, büyük bir pervanesi ve ırgatı var. Kendi halatını ve sapanlarını getirecek. Daha önemlisi kendisi dalgıç, "teknenin altını kontrol etmeden, karaman vurmamak, kontrollü çekmek" lazım deyince ikna oldum. El sıkıştık.
Kurtaran tekne Çeşme kanalından gelene kadar, Erol Ağabey ve Ömer de yetişti.
Tekne açıkta duruyor. Bir dalgıç uzun bir 3 kollu halatı Lotus'a getirdi. Teknenin altına baktı. Pruva babalara bir sapan vurup, yavaş yavaş asıldılar. Lotus açığa doğru döndü Direği de açık denize doğru yattı. Bu arada dümen palasının ucu hasar gördü ama hiç önemli değil.
Tekne yaklaşık 4-5 metre gittikten sonra yine saplandı. Yer yer sığlıklar değişiyor. Altımızdaki dalgıç kontrollü olarak talimat veriyor açıktaki tekneye.
Lotus'un baş babalarındaki halat bir sonraki asılmada koptu. Kurtaran tekne tarafına attıkları izbarçodan koptuğunu sonradan öğrendik. Bu tür çekme işlerinde standart ameliye güvertedeki yardımcının halatın boşunu devamlı alıp, elinde tutması uygun. Eğer bağ yapılırsa kopma gayet olası. Keza bizim tekneye verdiği çımada da kasa vardı.
Direğin tepesinden aldığımız mandar halatını uzatıp, dışarıdaki bir başka balıkçı teknesine verdik. Lotus'u iyice yana yatırarak asılmaya devam ettik. Bizim makine de çalışıyor, altımızdan ciddi kum atıyor. Kum zeminlerde bu sıkça yapılan bir iş... Bir ara büyük tekne de içeriye girerek kumda geniş bir kanal açtı.
Bu sırada pervanesine dün geceden bizim attığımız çapanın takılmamış olması büyük mucize!
Bazı durumlarda özellikle sert rüzgar varsa, kurtaran teknenin başından açığa atılan bir ağır demiri vira etmek de yardımcı olabiliyor.
Özetle tekne önceleri yavaş sonra kurtulduktan sonra hızla saplandığı yerden derin suya kavuştu. Alkışlar ve ıslıklar arasında bağlı olduğumuz halatları çözerek avara olduk.
Salimen marinaya giriş yaptık...
Çekme ve kurtarma işlemleri ile ilgili çıkarttığımız dersleri şöyle sıralayabiliriz:
1-Öncelikle bir yere oturunca oradan kurtulmak için mümkün olduğu kadar erken müdahale etmek gerektiğini düşünüyorum. Her geçen zaman kurtarılmayı güçleştiriyor.
2-Hep
dediğimiz gibi ağır devirli, büyük pervaneli, torku yüksek motoru olan ataletli
tekneler çekme, yedekleme ve kurtarma işinde dıştan takma makinelere göre daha
başarılı. Marina botları ki bir tanesi 75HP idi, krom ayağını koparttı.
3-Çeken
teknenin saç olması avantaj ama şart değil. Bu aşamada belki de daha önemli
olan kurtaran kaptanın tecrübesi, bilgisi ve yöreye hakimiyeti. Bunlarda
eksikliği olan kaptanın yarardan fazla zararı olabilir. Saat 04.30'a kadar bizi
kurtarmak için uğraşan yöre dalgıcı Osman, bizi çekemediği gibi kendi kayığının
batmasına da engel olamadı...
4-Benim en
çok zorlandığım kısım zaten bu oldu. Hiçbirini tanımadığım kişilerden,
"merak etme, bu bizim işimiz tereyağından kıl çeker gibi alırız"
lafını birden fazla duyunca insan, ister istemez sinir olmaya başlıyor.
5-Fiyatla
ilgili önceden konuşup anlaşmak önemli. Bunun tercihen-eğer mümkünse-yüzyüze, hatta yazılı yapmakta yarar var. Şahit olması da bir diğer önemli husus...
6-Oturmada
belki de ilk yapılacak iş, içeri girip saplamaların ve dümen kovanının durumunu
kontrol etmek. Eğer zaten su yapıyorsa, hazırlık yapmadan dışarı almamak
lazım.
7-Çeki
halatını çekme yönüne göre, yükü dağıtacak şekilde birden fazla yere sabitlemek
şart. Bu iş için en uygunu birden fazla koçboynuzuna sabitlenmiş bir sapan
kullanmak. Koçboynuzuna volta edilen kasalar, (birer kalın halatla mesela
cenova ıskotaları gibi) güvertedeki vinçlere de sabitlenebilir. Eğer sapan için
uzun bir halat varsa koçboynuzlarına sadece bir tur voltaladıktan sonra hiç kilit
yapmadan vince alınabilir.
8-Bence eğer
direk güverteyi geçip, omurgadaki ıskaçaya inmiyorsa, direği bağlama unsuru
olarak kullanmamak lazım.
9-Esnemesi
olan 3 kollu halatlar kullanmak uygun. Genelde bunu zaten çeken tekne
getiriyor. İlk verilen 28'lik polietilen halat olta misinası gibi koptu. Kendi
babalarına bağ yapmalarından kaynaklanmış. İkinci halat 32 lik idi ve bağ
yapmayıp vincin tamburuna sardılar. Bizi dışarı o halat ile aldılar. Halatların
uçlarının kasa dikişi olması şart!
10-Rüzgar
yoksa iş daha kolay, ama tekneyi yüzdürecek dalga olması bir diğer avantaj.
Hangisi daha iyi emin değilim. Rüzgar yelken açarak tekneyi yatırmak açısından
anlamlı olabilir ama kendi tecrübelerime göre yelken açmanın oluşturacağı
çaparize dikkat etmeli. Eğer açılacaksa da iskotanın boşunu dibine kadar alıp
yatırma momentini arttırmak önemli. Tabi rüzgarın karadan açığa doğru estiği
durumları kast etmiyorum, bu gibi bir durum çok anlamlı ve yararlı olacaktır.
11-Teknenin
içindeki ağırlıkları tamamen boşaltmak lazım. Su depoları ve tekne içindeki
ağır malzemeler gibi... Demiri götürüp açığa atmak ve boşunu almak dolayısıyla
iki açıdan da yararlı. Yeter ki çeken tekneye bir çapariz yaratmasın. Ertesi
gün kumun dibindeki çapanın sırtında üç kanatlı pervanenin izini farkettiğimde
bazı şeylerin ne kadar kolaylıkla rayından çıkabileceğini daha iyi anladım.
12-Teknenin
kendi motorunu da çalıştırmak şart. Hem alttaki kumu kaldırıyor hem de çeken
tekne 700HP makine olsa bile katkı sağlıyor.
13-Çekme
kesinlikle ağır devirde başlatılmalı. Karaman vurmak tabir edilen, halatı
boşaltıp birden yüklenmek çözüm değil. Bu aşamada çeken teknenin gezinmesini
engellemek için Tümay'dan öğrendiğim bir teknik, çeken teknenin kendi ağır
çapasını açığa atarak, sanki kıçtan kara bağlanıyormuş gibi kurtarılan kayığa
yaklaşması çok yararlı olabilir. Hem uskurun döndürme momentini bertaraf
ediyor, hem rüzgar varsa çeken teknenin rotasından çıkmasına engel oluyor hem
de eğer başta birisi ağır ağır ırgatı vira ederse, ekstra güç sağlıyor.
14-Tekneyi
yan yatırmak için biz direk tepesinden uzun bir halatı dışarıdaki bir başka
küçük balıkçı kayığına verdik. Birisi tekneyi yan yatırırken diğeri dışarı
doğru asıldı.
15-Çekilecek
mesafe uzunsa kesinlikle kafadan çekmek lazım. Önden giden salma kumda
bir kanal açarak dümen palasının zarar görmesine engel olabiliyor.
Bu arada bir
dalgıç devamlı olarak tekne altını kontrol etmeli. Hareketler çok yavaş ve
kontrollü olmalı, zaman kısıtlaması olmamalı...
16-Su çok
sığ ise büyük pervaneli kayığı iyice yanaştırmak veya içeri hızla girip kumu
dağıtması denenebilir. Son kertede biz böyle kurtulduk.
17-Eğer
tekne tahliye edilip terk edilecekse, mutlaka çapa atmak ve akü kutup başlarını
çıkartmak lazım. Demir feneri yakmak ve tekne içinde tercihen bir küçük ışık
bırakmak, içeride birisi var izlenimi yaratması açısından yararlı olur diye
düşünüyorum...
18-Sigortayı
haberdar etmek ve güvenilir tanıdıklardan fikir almak, bu gibi durumlarda
hayati önem arz ediyor.

Kurtarmanın videosu burada. Ebru İşletici'nin kamerasından
https://vimeo.com/128870767
23 Mayıs 2015 Cumartesi
Sakız-Alaçatı
KAZA!
Sabah kalktığımızda hava güzeldi. Bugün gerçi yağmur ihbarı var ama henüz iyi durum.
Arabalarımız var, teknede mükellef bir kahvaltı hazırlayıp adayı dolaşmaya çıkmayı planlıyoruz. Henüz gelen giden yok. Adanın özellikle güneyindeki köyler ortaçağdan kalma çok ilginç yerler olarak biliniyor. Mutlaka gezilesi yerler, Pirgi ve Mesta özellikle önemli.
Pirgi'de kahve Mesta'da kuzu çevirme yedik.
Adada çok sayıda Türk turist var. Bayramı fırsat bilip Çeşme'den gelmişler.
Dönüşte Sakız şehrine uğrayıp alışveriş yapmayı planlıyoruz. Bir market bulduk. Şarküteri tarafı iyiydi ama içki reyonu zayıftı. Vakitlice tekneye döndük.
Arabaları teslim edip, akşam yemeğini oralarda bir yerde yiyip, gece yola çıkmayı planlıyoruz.
Planlar limana bir port polis ekibinin gelmesiyle bozuldu. Girişi yapmamız için limana gelmemiz gerektiğini söylediler. Genel olarak kesin ama kibar konuştular.
Biz de alttan aldık. Sorun olmadı ama orada daha fazla kalmamıza da olanak kalmadı.
Avara olduğumuzda saat 17.30 gibiydi. Yol üstünde Alaçatı Marina var, vakitlice oraya varmak iyi bir fikir gibi düşündük. Başımıza ne belalar geleceğini önceden hiç düşünmemiştik.
Mendirekten çıkınca rüzgarı baş omuzluktan almaya başladık. Açı çok dar. Motorla destek oluyoruz, ana yelken açık. Kanalda dalga var, Özdeniz ekibi teknenin altının pis olması sebebiyle hırpalanıyorlar. Onlara yakın seyredince nispeten rahatladıklarını görünce biz de hızımızı düşürdük.
Seyahatin başında cep telefonum kırıldı. Navionics'i kullanamıyorum. Yedek el GPS'inin de bir sebeple haritaları o bölgeyi içermiyormuş. Tam da ihtiyaç olduğunda çalışmaz ya hiç bişey...
Alaçatı koyuna karanlıkta girdik. Bu arada rüzgar iyice sertleşti, dalga boyları büyüdü. Sanki hissetmişim gibi herkese can yeleği giydirdim.
Bilenler bilir Alaçatı koyu, birden sığlaşan kumluk zemini ile karışık bir girişi var. Daha önce gece de gündüz de defalarca girdim. Koyun tam ortasında saç bir şamandıra var. Koyun doğusunda 7-8 tane lateral şamandıra var. Hiçbirisi ışıklı değil. Koyun içinde dalga var, şamandıraları kaçırmaktan endişe ediyorum. Gözüm derinlikte, Tamer de teknenin burnunda şamandıra kolluyor. İlkini yakalasak gerisi kolay.
Derken koca tekneyi bir sörf tahtası gibi kaldıran bir dalgayla kumluğa oturduk. Hemen tornistan falan basmak hiçbir işe yaramadı. Tekneyi döven dalgalar her seferinde biraz daha da oturmamıza sebep oluyor. Zemin kumluk. İçerde çocuklar var.
Telsizle marina botlarından yardım istedik. Önce biraz çekmeye çalıştılar. Ama hem çok dalga var, hem de motorları bu iş için yeterli değil. Büyük olanın krom ayağı kopunca ameliyeye son verdik.
Botlarla çocukları, Cansu ve Nihal'i sahile çıkarttık. Güzelyalı'da evleri var. Çocukların bir arabayla eve ulaştıklarını duyunca biraz olsun rahatladık.
SG ile yaptığımız görüşmeden Alaçatı balıkçı barınağından bir dalgıcın cebini verdiler. Osman Reis ile konuştuk. Bu arada Sığacık'tan Nurettin İşletici ve Rıza Usta da arabaya atlayıp kalkıp gelmişler.
Burak Özdeniz salimen içeri bağlanınca o da kendi botuyla geldi. Bize derinlik ile ilgili detaylı bilgi veriyor.
Çapayı atıık, tekneyi yatırmak için yelkeni açtık, tüm su tanklarını boşalttık. Ama nafile!
Gece yarısı saat 03.00'e kadar uzun uzun uğraşmamıza rağmen Lotus'u çıkartamadık.
Herkes çok yoruldu, kurtarma ameliyesini ertesi güne bıraktık.
Osman'ın dalgıç teknesi stop etti. Makinayı çalıştıramıyor. Benim botla yardıma gittim. Çok fazla su almışlar. Aşağıda bir kaplamanın tamamen kestiğini, içeri su girdiğini miçozların yetişmediğini söyledi. Onları tahliye ettim. İki tane yan yana terkedilmiş kayık var artık, koyda...
Gerçi rüzgar kesildi ama hala dalga var, tekne içinde uyumak mümkün değil.
Tekne içindeki değerli eşyaları bir çantaya doldurdum. Akülerin kutup başlarını söktüm.Tüm şalterleri kapattım. İçerde bir tane fener açık bıraktım. Gurcataya da demir fenerini yaktım.
Gerçi kim gelip tekneye çarpar ki diz boyu suda?
Ve Lotus'u kaderine terkedip, yarın sabaha salimen çıkmasını ümit ederek, tahliye ettik.
Arabaya binip Güzelyalı'daki eve geçtik. Yatağa girdiğimizde saat 05.30'du.
Çağla uyandı ve "teknemize birşey olmadı di mi baba?" diye sorunca artık dayanamadım...
Sabah kalktığımızda hava güzeldi. Bugün gerçi yağmur ihbarı var ama henüz iyi durum.
Arabalarımız var, teknede mükellef bir kahvaltı hazırlayıp adayı dolaşmaya çıkmayı planlıyoruz. Henüz gelen giden yok. Adanın özellikle güneyindeki köyler ortaçağdan kalma çok ilginç yerler olarak biliniyor. Mutlaka gezilesi yerler, Pirgi ve Mesta özellikle önemli.
Pirgi'de kahve Mesta'da kuzu çevirme yedik.
Adada çok sayıda Türk turist var. Bayramı fırsat bilip Çeşme'den gelmişler.
Dönüşte Sakız şehrine uğrayıp alışveriş yapmayı planlıyoruz. Bir market bulduk. Şarküteri tarafı iyiydi ama içki reyonu zayıftı. Vakitlice tekneye döndük.
Arabaları teslim edip, akşam yemeğini oralarda bir yerde yiyip, gece yola çıkmayı planlıyoruz.
Planlar limana bir port polis ekibinin gelmesiyle bozuldu. Girişi yapmamız için limana gelmemiz gerektiğini söylediler. Genel olarak kesin ama kibar konuştular.
Biz de alttan aldık. Sorun olmadı ama orada daha fazla kalmamıza da olanak kalmadı.
Avara olduğumuzda saat 17.30 gibiydi. Yol üstünde Alaçatı Marina var, vakitlice oraya varmak iyi bir fikir gibi düşündük. Başımıza ne belalar geleceğini önceden hiç düşünmemiştik.
Mendirekten çıkınca rüzgarı baş omuzluktan almaya başladık. Açı çok dar. Motorla destek oluyoruz, ana yelken açık. Kanalda dalga var, Özdeniz ekibi teknenin altının pis olması sebebiyle hırpalanıyorlar. Onlara yakın seyredince nispeten rahatladıklarını görünce biz de hızımızı düşürdük.
Seyahatin başında cep telefonum kırıldı. Navionics'i kullanamıyorum. Yedek el GPS'inin de bir sebeple haritaları o bölgeyi içermiyormuş. Tam da ihtiyaç olduğunda çalışmaz ya hiç bişey...
Alaçatı koyuna karanlıkta girdik. Bu arada rüzgar iyice sertleşti, dalga boyları büyüdü. Sanki hissetmişim gibi herkese can yeleği giydirdim.
Bilenler bilir Alaçatı koyu, birden sığlaşan kumluk zemini ile karışık bir girişi var. Daha önce gece de gündüz de defalarca girdim. Koyun tam ortasında saç bir şamandıra var. Koyun doğusunda 7-8 tane lateral şamandıra var. Hiçbirisi ışıklı değil. Koyun içinde dalga var, şamandıraları kaçırmaktan endişe ediyorum. Gözüm derinlikte, Tamer de teknenin burnunda şamandıra kolluyor. İlkini yakalasak gerisi kolay.
Derken koca tekneyi bir sörf tahtası gibi kaldıran bir dalgayla kumluğa oturduk. Hemen tornistan falan basmak hiçbir işe yaramadı. Tekneyi döven dalgalar her seferinde biraz daha da oturmamıza sebep oluyor. Zemin kumluk. İçerde çocuklar var.
Telsizle marina botlarından yardım istedik. Önce biraz çekmeye çalıştılar. Ama hem çok dalga var, hem de motorları bu iş için yeterli değil. Büyük olanın krom ayağı kopunca ameliyeye son verdik.
Botlarla çocukları, Cansu ve Nihal'i sahile çıkarttık. Güzelyalı'da evleri var. Çocukların bir arabayla eve ulaştıklarını duyunca biraz olsun rahatladık.
SG ile yaptığımız görüşmeden Alaçatı balıkçı barınağından bir dalgıcın cebini verdiler. Osman Reis ile konuştuk. Bu arada Sığacık'tan Nurettin İşletici ve Rıza Usta da arabaya atlayıp kalkıp gelmişler.
Burak Özdeniz salimen içeri bağlanınca o da kendi botuyla geldi. Bize derinlik ile ilgili detaylı bilgi veriyor.
Çapayı atıık, tekneyi yatırmak için yelkeni açtık, tüm su tanklarını boşalttık. Ama nafile!
Gece yarısı saat 03.00'e kadar uzun uzun uğraşmamıza rağmen Lotus'u çıkartamadık.
Herkes çok yoruldu, kurtarma ameliyesini ertesi güne bıraktık.
Osman'ın dalgıç teknesi stop etti. Makinayı çalıştıramıyor. Benim botla yardıma gittim. Çok fazla su almışlar. Aşağıda bir kaplamanın tamamen kestiğini, içeri su girdiğini miçozların yetişmediğini söyledi. Onları tahliye ettim. İki tane yan yana terkedilmiş kayık var artık, koyda...
Gerçi rüzgar kesildi ama hala dalga var, tekne içinde uyumak mümkün değil.
Tekne içindeki değerli eşyaları bir çantaya doldurdum. Akülerin kutup başlarını söktüm.Tüm şalterleri kapattım. İçerde bir tane fener açık bıraktım. Gurcataya da demir fenerini yaktım.
Gerçi kim gelip tekneye çarpar ki diz boyu suda?
Ve Lotus'u kaderine terkedip, yarın sabaha salimen çıkmasını ümit ederek, tahliye ettik.
Arabaya binip Güzelyalı'daki eve geçtik. Yatağa girdiğimizde saat 05.30'du.
Çağla uyandı ve "teknemize birşey olmadı di mi baba?" diye sorunca artık dayanamadım...
20 Mayıs 2015 Çarşamba
Nergis-Sakız Adası
Dün geceye kıyasla bu gece daha ılımandı. Sahilden 220V almamamıza rağmen üşümedik pek. Tabi tüm gece Webasto çalıştı durdu hep. Normalde Webasto pek de az çekmiyor, özellikle ilk çalıştırmada ama rüzgar gayet iyi şarj durumumuz fena değil.
Dün geceyi Atilla Ağabey'in tek demirinde borda bordaya geçirdik. Alargada kalınan bu gibi durumlarda ikinci bir demir atmak iyi bir fikir değil. İki teknenin zincirlerinin karışması çözülmesi bayağı berbat bir sorun.
Koyda bizden başka kimsecikler yok.
Sabah Tamer erkenden hazırlanıp dalmaya gitti. Botu alıp tek başına gitti. Cep telefonu yanında.
Herkes kalkınca kahvaltıya giriştik. Sucuklu yumurta, söğüş domates salatalık, bilumum reçel, sarelle ve çay ana menü. Yanında ufak tefekler...
Ben de teknede ufak tefek işlerle ilgileniyorum. Telefon sesiyle irkildim. Koya giren bir tekne var. Meğer Özdeniz'ler sabah erkenden kalkıp yol yapıp bizi Nergis'te yakalamışlar. Ne hoş süpriz. Yanyana bordaladık. Çocuklar buluşunca çok sevindiler.
Hemen dünden ertelediğimiz 23 Nisan bayram kutlaması ve çimariva düzeneğine geçtik. Flamalar uc uca eklendi ve tören kıtası eşliğinde direğe toka edildi.
Bu arada Tamer de döndü... Eli boş değil, porsiyonluk bir "deniz" çipurası ve boylu bir melanur bugünkü nevalemiz. ))
Burak kendi botuyla çocukları kumsala çıkarttı. Önceleri sırf erkek organizasyonu gibi düşünüldü. Ama Çağla kendini çok soyutlanmış hissedince "duygu sömüren" bakışlarına daha fazla direnemedim, ben de bizim botla onu götürdüm. Kumsal zift dolu. Çocukların ayakkabıları berbat.
Kumsalı büyük bir hayal kırıklığı olarak arkamızda bırakarak, ve ziftlere fazla bulaşmadan botla tekneye döndük. Benzinle temizlik faslı bayağı başarılı oldu gibi...
Çok da fazla oyalanmadan batıya, Sakız'a doğru yola çıkmak istiyoruz. Burak'lar da bizimle beraber gelip, akşamı Alaçatı Marina'da geçirmek istediklerini söylediler. Ne güzel... )))
Çağla teknesiyle şimdilik ayrılıp, Nergis'ten çıktık.
Balık çiftlikleri üst üste. Tehlikeli şamandıralarına fazla yaklaşmadan, çiftlikleri sancağımızda bırakıp açık denizden gelen meltemin de etkisiyle motor yelken batıya seyrediyoruz. Bir telefon...
-"Biz karar değiştirdik, sizinle Sakız'a gelebilir miyiz?"
-"Tabi gelebilirsiniz, çok iyi olur"
Sakız'da ana limana girmeyi düşünmüyoruz. Emborios çok güneyde ve akşam güneyli esecek, solugan rahat bırakmaz. Arada Kataraktis ve Ermioni var. İkincisi daha yakın ve korunaklı gibi duruyor. Oraya rota tuttuk. Boğazın içinde sert rüzgar ile uçarak limana vardık. Cep telefonum ekranı kırıldığı için Navionics'i kullanamıyorum. Diğer el GPS'i içindeki haritalar da nedense bu bölgede tam değil. Ne kadar uğraştıysam beceremedim. Kaba hesap bizi üzerine düşürdüğünü düşündüğüm mendireği, şeklen benzetemediğim için kısa bir kararsızlık sonrası giriş fenerini zar zor buldurduk.
Demirdeki sorun sebebiyle zorda kalmadıkça demir atmak istemiyorum pek. Uygun bir yer bulup bordaladık. Burak'lar da bizim üzerimize yanaştılar.
Etrafta pek kimseler yok gibi. Yunanistan'a hoşgeldin kokteyli 3 yıldızlı metaxa'dan. ))
Burak bir rent a car firması bularak merkezden iki adet arabanın getirtilmesini sağladı. Tanesi günlük 35 euro. Yarın akşam yine buradan vereceğiz. Bugün etrafta açık olan hiç bir yer yok...
Laghada'ya gitmeye karar verdik. 20 km kadar.
Bugün olduğunu düşündüğümüz kiliseler arası havai fişek savaşı iki hafta önceymiş meğerse... Paskalya dönemine denk geliyor. Bu sefer kaçırdık. Artık bir dahakine.
Şehrin içinden geçerek kuzeye doğru yollandık, iki araba. Laghada'ya karanlık bastıktan hemen sonra girdik. Henüz sezon başlamamış ama yine de 23 Nisan bayramı dolayısıyla olsa gerek çok miktarda türk turist var. Bir tanesine oturduk. Bence aralarında çok da fark yok.
İyi servis, iyi yemekler makul hesap 7 yetişkin 4 çocuk 135 Euro.
Kalamar tava, ahtapot izgara, bizim balıklar, kişi başı birer barbun, patlıcan-kabak tava, bir dolu uzo için bence mantıklı. Arabaya binip teknemize döndük. Yunan Adaları'nın iyi tarafı dönüşte çevirme yok.
Ertesi gün adayı dolaşacağız, yattık uyuduk
Dün geceyi Atilla Ağabey'in tek demirinde borda bordaya geçirdik. Alargada kalınan bu gibi durumlarda ikinci bir demir atmak iyi bir fikir değil. İki teknenin zincirlerinin karışması çözülmesi bayağı berbat bir sorun.
Koyda bizden başka kimsecikler yok.
Sabah Tamer erkenden hazırlanıp dalmaya gitti. Botu alıp tek başına gitti. Cep telefonu yanında.
Herkes kalkınca kahvaltıya giriştik. Sucuklu yumurta, söğüş domates salatalık, bilumum reçel, sarelle ve çay ana menü. Yanında ufak tefekler...
Ben de teknede ufak tefek işlerle ilgileniyorum. Telefon sesiyle irkildim. Koya giren bir tekne var. Meğer Özdeniz'ler sabah erkenden kalkıp yol yapıp bizi Nergis'te yakalamışlar. Ne hoş süpriz. Yanyana bordaladık. Çocuklar buluşunca çok sevindiler.
Hemen dünden ertelediğimiz 23 Nisan bayram kutlaması ve çimariva düzeneğine geçtik. Flamalar uc uca eklendi ve tören kıtası eşliğinde direğe toka edildi.
Bu arada Tamer de döndü... Eli boş değil, porsiyonluk bir "deniz" çipurası ve boylu bir melanur bugünkü nevalemiz. ))
Burak kendi botuyla çocukları kumsala çıkarttı. Önceleri sırf erkek organizasyonu gibi düşünüldü. Ama Çağla kendini çok soyutlanmış hissedince "duygu sömüren" bakışlarına daha fazla direnemedim, ben de bizim botla onu götürdüm. Kumsal zift dolu. Çocukların ayakkabıları berbat.
Kumsalı büyük bir hayal kırıklığı olarak arkamızda bırakarak, ve ziftlere fazla bulaşmadan botla tekneye döndük. Benzinle temizlik faslı bayağı başarılı oldu gibi...
Çok da fazla oyalanmadan batıya, Sakız'a doğru yola çıkmak istiyoruz. Burak'lar da bizimle beraber gelip, akşamı Alaçatı Marina'da geçirmek istediklerini söylediler. Ne güzel... )))
Çağla teknesiyle şimdilik ayrılıp, Nergis'ten çıktık.
Balık çiftlikleri üst üste. Tehlikeli şamandıralarına fazla yaklaşmadan, çiftlikleri sancağımızda bırakıp açık denizden gelen meltemin de etkisiyle motor yelken batıya seyrediyoruz. Bir telefon...
-"Biz karar değiştirdik, sizinle Sakız'a gelebilir miyiz?"
-"Tabi gelebilirsiniz, çok iyi olur"
Sakız'da ana limana girmeyi düşünmüyoruz. Emborios çok güneyde ve akşam güneyli esecek, solugan rahat bırakmaz. Arada Kataraktis ve Ermioni var. İkincisi daha yakın ve korunaklı gibi duruyor. Oraya rota tuttuk. Boğazın içinde sert rüzgar ile uçarak limana vardık. Cep telefonum ekranı kırıldığı için Navionics'i kullanamıyorum. Diğer el GPS'i içindeki haritalar da nedense bu bölgede tam değil. Ne kadar uğraştıysam beceremedim. Kaba hesap bizi üzerine düşürdüğünü düşündüğüm mendireği, şeklen benzetemediğim için kısa bir kararsızlık sonrası giriş fenerini zar zor buldurduk.
Demirdeki sorun sebebiyle zorda kalmadıkça demir atmak istemiyorum pek. Uygun bir yer bulup bordaladık. Burak'lar da bizim üzerimize yanaştılar.
Etrafta pek kimseler yok gibi. Yunanistan'a hoşgeldin kokteyli 3 yıldızlı metaxa'dan. ))
Burak bir rent a car firması bularak merkezden iki adet arabanın getirtilmesini sağladı. Tanesi günlük 35 euro. Yarın akşam yine buradan vereceğiz. Bugün etrafta açık olan hiç bir yer yok...
Laghada'ya gitmeye karar verdik. 20 km kadar.
Bugün olduğunu düşündüğümüz kiliseler arası havai fişek savaşı iki hafta önceymiş meğerse... Paskalya dönemine denk geliyor. Bu sefer kaçırdık. Artık bir dahakine.
Şehrin içinden geçerek kuzeye doğru yollandık, iki araba. Laghada'ya karanlık bastıktan hemen sonra girdik. Henüz sezon başlamamış ama yine de 23 Nisan bayramı dolayısıyla olsa gerek çok miktarda türk turist var. Bir tanesine oturduk. Bence aralarında çok da fark yok.
İyi servis, iyi yemekler makul hesap 7 yetişkin 4 çocuk 135 Euro.
Kalamar tava, ahtapot izgara, bizim balıklar, kişi başı birer barbun, patlıcan-kabak tava, bir dolu uzo için bence mantıklı. Arabaya binip teknemize döndük. Yunan Adaları'nın iyi tarafı dönüşte çevirme yok.
Ertesi gün adayı dolaşacağız, yattık uyuduk
19 Mayıs 2015 Salı
Sığacık-Nergis
Gece çok soğuktu. Bir ara kalkıp Webasto bile çalıştırdım. Aslında hava kapalı veya yağmurlu değil ama çok soğuk esiyor. Gün içinde güneşle beraber ısınacak diye umuyoruz, moralimizi bozmuyoruz.
Herkes kalkınca kahvaltıya gittik. Köşedeki fırında çay ve bilumum börek çörek. Hesap her zamanki gibi makul. Seviyorum ben bu Sığacık'ı.
Dönüşte alışveriş, tekneye yerleştirme sonrasında her zamanki gibi Lotus'ta "bekleyen işler" uzun listesine saldırdım. Geçtiğimiz hafta sökemediğimiz Rutland'ın ayağını sağolsun Atilla Ağabey atölyede gebertmiş. Onu monte edeceğiz. Bu sayede ortalıkta yer kaplayan bir dolu ıvır zıvırdan kurtulacağız. Kızlı erkekli çalışarak lehundayı diktik. İlk gözlemime göre çalışıyor. Süperrr!
Bu seyahatte çok ihtiyacımız olacak çünkü çoluk çocuk, hiç elektrik olmayan yerlere gideceğiz.
Bu arada hala nereye gideceğimiz belli değil.
Atilla Ağabey'ler de marinaya geldiler. Nuri Ağabey'in yelkenleri yok. Uzun bir yol yapmak istemiyor. Belki tek tekne geliriz dediler. Eğer bize de uyarsa Nergis için ne düşünürsünüz diye sordular. Bayılırız diye cevap verdik.
Özdeniz ekibi de yeni aldıkları tekneyle seyre çıkmak istiyorlar. Bugün değil ama belki yarın sizi yakalarız diye cevapladılar. Gamze ve Ada'nın olması da ayrıca sevindirici. Çocuklar daha sabahtan çok iyi anlaştılar.
Biz önden çıktık. Hafif bir rüzgar var. Anayelkeni açamadım.
İlk durak Kokar. En dibe girip demir atma girişimimiz ırgatla ilgili sorunlar sebebiyle ertelendi. Hemen arkamızdaki Atilla ağabeyler demirledi. Biz üstlerine bağlandık.
Sohbet muhabbet ve ufak tefek işlerden sonra ayrılıp Nergis'e doğru rota tuttuk.
Teke burnunu dönünce denizler kafadan gelmeye başladı. Çocuklar uyandı herkes kokpitte. Soğuk esiyor. İlk defa Lotus'ta sprey hood olmasını istedim.
Oltalar suda ama gelen giden yok. Balık işini ertesi sabaha Tamer'in dalış organizasyonuna havale edeceğiz mecbur. Tamer iyi apneisttir ama dur bakalım kısmette ne var?
Demirimizi geçen sefer galvaniz Ultra ile değiştirmiştik. Çok iyi tutuyor ama maalesef ırgattaki şeytan kilidi (ayırıcı) ile ilgili bir mesele var. Eski zincir Sığacık koyunun dibindeki tonozda. Yeni zincir de dolanıp duruyor. Neyse çözeceğiz bir şekilde.
Akşam yemeği Çağla teknesinde. Çağla bir amatör tarafından Türkiye'de imal edilmiş ilk ve tek aluminyum tekne. Bir cerrah titizliği ile planlanmış ve imal edilmiş mükemmel bir işçilik eseri. Üstelik ben zaten "objektif" bakamıyorum Çağla'ya )))
Özetle hepimiz çok beğeniyoruz, hem Çağla'yı hem sahiplerini.
Bizi çok iyi ağırladılar bir ara 11 yetişkindik salonunda, gayet de güzel sığıştık.
Yattık uyuduk
Herkes kalkınca kahvaltıya gittik. Köşedeki fırında çay ve bilumum börek çörek. Hesap her zamanki gibi makul. Seviyorum ben bu Sığacık'ı.
Dönüşte alışveriş, tekneye yerleştirme sonrasında her zamanki gibi Lotus'ta "bekleyen işler" uzun listesine saldırdım. Geçtiğimiz hafta sökemediğimiz Rutland'ın ayağını sağolsun Atilla Ağabey atölyede gebertmiş. Onu monte edeceğiz. Bu sayede ortalıkta yer kaplayan bir dolu ıvır zıvırdan kurtulacağız. Kızlı erkekli çalışarak lehundayı diktik. İlk gözlemime göre çalışıyor. Süperrr!
Bu seyahatte çok ihtiyacımız olacak çünkü çoluk çocuk, hiç elektrik olmayan yerlere gideceğiz.
Bu arada hala nereye gideceğimiz belli değil.
Atilla Ağabey'ler de marinaya geldiler. Nuri Ağabey'in yelkenleri yok. Uzun bir yol yapmak istemiyor. Belki tek tekne geliriz dediler. Eğer bize de uyarsa Nergis için ne düşünürsünüz diye sordular. Bayılırız diye cevap verdik.
Özdeniz ekibi de yeni aldıkları tekneyle seyre çıkmak istiyorlar. Bugün değil ama belki yarın sizi yakalarız diye cevapladılar. Gamze ve Ada'nın olması da ayrıca sevindirici. Çocuklar daha sabahtan çok iyi anlaştılar.
Biz önden çıktık. Hafif bir rüzgar var. Anayelkeni açamadım.
İlk durak Kokar. En dibe girip demir atma girişimimiz ırgatla ilgili sorunlar sebebiyle ertelendi. Hemen arkamızdaki Atilla ağabeyler demirledi. Biz üstlerine bağlandık.
Sohbet muhabbet ve ufak tefek işlerden sonra ayrılıp Nergis'e doğru rota tuttuk.
Teke burnunu dönünce denizler kafadan gelmeye başladı. Çocuklar uyandı herkes kokpitte. Soğuk esiyor. İlk defa Lotus'ta sprey hood olmasını istedim.
Oltalar suda ama gelen giden yok. Balık işini ertesi sabaha Tamer'in dalış organizasyonuna havale edeceğiz mecbur. Tamer iyi apneisttir ama dur bakalım kısmette ne var?
Demirimizi geçen sefer galvaniz Ultra ile değiştirmiştik. Çok iyi tutuyor ama maalesef ırgattaki şeytan kilidi (ayırıcı) ile ilgili bir mesele var. Eski zincir Sığacık koyunun dibindeki tonozda. Yeni zincir de dolanıp duruyor. Neyse çözeceğiz bir şekilde.
Akşam yemeği Çağla teknesinde. Çağla bir amatör tarafından Türkiye'de imal edilmiş ilk ve tek aluminyum tekne. Bir cerrah titizliği ile planlanmış ve imal edilmiş mükemmel bir işçilik eseri. Üstelik ben zaten "objektif" bakamıyorum Çağla'ya )))
Özetle hepimiz çok beğeniyoruz, hem Çağla'yı hem sahiplerini.
Bizi çok iyi ağırladılar bir ara 11 yetişkindik salonunda, gayet de güzel sığıştık.
Yattık uyuduk
18 Mayıs 2015 Pazartesi
Teos Marina-Sakız Adası
22 Nisan 2015
Aslında seyahatimiz çok güzel başlamıştı. Ekip kuvvetli. Çocuklar ve bizden başka, Lotus ekibinin vazgeçilmez karakteri Nihal bizimle uçakla geldi. Uzun zamandır beraber seyahat etmek istediğimiz Tamer, Cansu ve Kuzey ile ilk defa tekneye gidiyoruz. Hem onları ağırlamak hem de tekneye gitmek için sabırsızlanıyoruz. Uzun bir kış oldu, gerçi ben arada birkaç kez kaçamak yapıp, bir-iki eğitim seferi yaptım ama ailecek geçen yazdan beri tekneye gelmemiştik. Özlemişiz ))
2 hafta önce gittiğim karaya çekme ve tamir bakım seferinden beri fazla birşey değişmiş değil. Tekne son koyduğumuz yerde, tonozunda sakin ve vakur sallanıyor.
Havalimanından bizi almaya gelen Fatih'in arabadan marinanın girişinde indik. Ekibin yarısı çocuk parkına yollandı. Ömer Deniz benimle tekneye gelmek istedi, doğrusu onun gibi bir yardımcıya hiç kimse hayır demez! Beraberce kayığı bağlı olduğu yerden almaya gittik. Bu akşam marinada kalacağız.
Bot tek seferde çalıştı, sorun yok. Hava rüzgarsız, kolaylıkla çözdük.
Pontonda dostlar karşıladı bizleri, İşletici ailesi, Sedat Öztekin ve Burak Özdemir palamarımızı aldılar.
Sonrasında tekneye yerleşip, odalarımızı seçip yemeğe geçtik. Malum lokasyon dere kenarındaki balıkçılardan Mesut. Yine muhteşem lezzetler ve mütevazi sunum.
Tamer'ler karayoluyla gece geç gelecekler, tekneye erken geçip herkes odasına çekildi. Hava rüzgarlı ve soğuk. Elektrikli ısıtıcıları yaktım. İlk günden üşümeyelim.
Nitekim ekibin geri kalanının ulaşması gece yarısını buldu. Sorun yok, hep beraber yerleştik.
Hava soğuk ama kuru. En azından yağmur yok.
Aslında seyahatimiz çok güzel başlamıştı. Ekip kuvvetli. Çocuklar ve bizden başka, Lotus ekibinin vazgeçilmez karakteri Nihal bizimle uçakla geldi. Uzun zamandır beraber seyahat etmek istediğimiz Tamer, Cansu ve Kuzey ile ilk defa tekneye gidiyoruz. Hem onları ağırlamak hem de tekneye gitmek için sabırsızlanıyoruz. Uzun bir kış oldu, gerçi ben arada birkaç kez kaçamak yapıp, bir-iki eğitim seferi yaptım ama ailecek geçen yazdan beri tekneye gelmemiştik. Özlemişiz ))
2 hafta önce gittiğim karaya çekme ve tamir bakım seferinden beri fazla birşey değişmiş değil. Tekne son koyduğumuz yerde, tonozunda sakin ve vakur sallanıyor.
Havalimanından bizi almaya gelen Fatih'in arabadan marinanın girişinde indik. Ekibin yarısı çocuk parkına yollandı. Ömer Deniz benimle tekneye gelmek istedi, doğrusu onun gibi bir yardımcıya hiç kimse hayır demez! Beraberce kayığı bağlı olduğu yerden almaya gittik. Bu akşam marinada kalacağız.
Bot tek seferde çalıştı, sorun yok. Hava rüzgarsız, kolaylıkla çözdük.
Pontonda dostlar karşıladı bizleri, İşletici ailesi, Sedat Öztekin ve Burak Özdemir palamarımızı aldılar.
Sonrasında tekneye yerleşip, odalarımızı seçip yemeğe geçtik. Malum lokasyon dere kenarındaki balıkçılardan Mesut. Yine muhteşem lezzetler ve mütevazi sunum.
Tamer'ler karayoluyla gece geç gelecekler, tekneye erken geçip herkes odasına çekildi. Hava rüzgarlı ve soğuk. Elektrikli ısıtıcıları yaktım. İlk günden üşümeyelim.
Nitekim ekibin geri kalanının ulaşması gece yarısını buldu. Sorun yok, hep beraber yerleştik.
Hava soğuk ama kuru. En azından yağmur yok.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









