7 Mart 2014 Cuma

Leros-Akyarlar/ 08 Temmuz 2012

Gece sert esti. Ben de içeri girmedim, kokpitte uyudum. Ara ara sertleşen sağanakların sesiyle sık sık da uyandım. Ama yanımızdaki Najad da biz de zıpkın gibi duruyoruz. Sabaha doğru hava hafifledi, ben de uykumu aldım.
Sabah bir ekip öte beri almak için sahile çıktılar, Raşit her zamanki gibi mutfakta. Ben de ayılmak için denize girdim biraz. Bu arada Alper artık dünden kalan sersemliğini tamamen atmış, elinde biraz ekmek balıkları besliyor. Kısa sürede o kadar çok balık toplandı ki teknenin kıçına daha önceden hiç görmediğim ve duymadığım bir balıkavı tekniğini bizzat izleme şansımız oldu hepimizin. Kısa saplı bir kepçe ile-balıkçılar buna livar kepçesi derler- bir elindeki ekmekleri tekneye yakın atarken, neredeyse hemen ayaklarının dibinde yemleri kapmak için birbirinin üstüne çıkan balık sürüsüne daldırıyor. Tabi cins ve boy ayırmak mümkün değil, nitekim küçük olanları hemen atıyoruz, aslında çevreci de bir yöntem yanii... ))) Kısa sürede kovada yaklaşık 20 küsür balık oldu bile. Genelde sarpa, kupez ve biraz da ispari… )))
Balıkların kurumuş ekmeğe bu kadar iştahla saldırmalarını Yunanistan’daki ekonomik krize bağladıktan sonra, kendi kahvaltı faslımıza geçtik.
Ancak sofradaki halimiz, biraz önce sudaki balıklardan pek de farklı değil hani… Açık hava ve sert rüzgar insanı acıktırıyor.
Hakan’lar ile temasa geçtik, onlar Kalimnos'a uğrayıp çıkış yapmak istiyorlar. Sonrasında Akyarlar tarafına geçecekler. Ancak bizim işimiz çok, önden gitmeye yolda oyalanmamaya karar verdik. Güzel bir yelken seyriyle kolayına, Çatal Ada. Kısa bir deniz ve yemek molası sonrası ver elini Akyarlar.
Yolda ben tonoz düzeneğini oluşturdum.
Yaklaşık bir hafta kadar tekneye kimse gelmeyecek. Akyarlar ciddi rüzgar alan bir yer. Pek kuytu sayılmaz. Dip uygun. Daha iyisi pek demirde kimse yok. İki tane sabit tonoz arasına, bizim düzeneği tekne ile döşedik. Burası aslında sığlığa yakın ancak diğer alargada demir döşeyecek teknelerin pek tercih edeceği bir yer olmadığı için özellikle seçtim. 
Tonoz düzeneğini kendimiz kuruyoruz, tekne belli bir süre kaldıktan sonra, çıkışta tekrar toplayıp yola devam ediyoruz. Düzenek resimdeki gibi. Önce hakim rüzgar yönünde baştaki ana çapayı atarak tornistanda zincirin yarısını (bizim kayıkta toplam 85 metre) zemine güzelce döşüyoruz. Zincirin tam ortası olan 40 metre baklasına özel bir kilit ve üzerine ağır fırdöndü bağlıyoruz. Fırdöndüden çıkan iki halatın ucuna bir şamandıra bağlayarak suya bırakıyoruz, zinciri aynı yönde sermeye devam ediyoruz.  Zincirlikte, hırça mapasına bağlı son halkanın bağlantısını çözüyor ve uygun kilitlerle, zeminin durumuna göre ya ağır fırtına çapasını (bizde 35 kg'luk katlanır admiralti) veya kıç demirini (12 kg'luk britany) suya bırakıyoruz.
Tekne ile manevra ederek, şamandırayı yakalıyoruz. Halatların birini sancak diğerini iskele başomuzluktan, kurt ağızlarından geçirip, sürtünme aşınmamalarına dikkat ederek sabitliyoruz. Bu sayede rüzgar yön değiştirse dahi tarama olmayacak diğer teknelerle çapariz yaratmayacak bir düzenek oluşturuyoruz.





5 Mart 2014 Çarşamba

Pithagarion-Pandelis (Leros)/ 08 Temmuz 2012-Pazar


Tüm gece esti ama demirimiz sağlam, birkaç kez kalkıp kontrol ettim, sorun yok. Sabah çalar saat ile uyandım. Benim uyanmama Raşit ve Nusret de uyandılar. Bu ilginç bir durum, çünkü genelde ben teknede en son uyananlar grubundayımdır hep! 
Motoru çalıştırıp, demiri aldık.
Tandem demiri eğer kalabalık ekip varsa, baştan botla almak her zaman daha kolay. Yoksa koca yedek çapayı, vardavela üzerinden atlatıp içeri almak çok da kolay olmuyor.
Demir aldıktan sonra Ekip teknesine baktık, kimsecikler yok. Hakan Erim’i çaldırdım. Cevap veren olmayınca liman dışına çıktık. Güzel rüzgar esiyor, yelkenleri açtık.
Tam rotaya girmiştik ki telefon çaldı.
Hakan Erim: -Biz de geliyoruz…
Merem: -Tamam oyalanırız…
Herim:-Telsizin açık mı?
Merem:-Kanal 73
Herim:-Anlaşıldı, tamam.

Adanın kuytusundan çıkana kadar gayet kararlı ve neredeyse sert esen rüzgar, yaklaşık 1 saat sonra kesildi. Bulunduğumuz sular aynı zamanda Dar Boğaz’ın getirdiği akıntılarla gayet karışık. Burası ara bir deniz belli ki…
Motor artı yelken, sonra sırf motor, sonra sırf yelken yolumuza devam ettik. Arkhi’nin laguna göletine girdiğimizde neredeyse öğle vaktiydi.
Oldukça karışık ve iç içe geçmiş kayalıklarla bölünmüş arşipel içinde dikketle ilerledik. Hep belirlediğim 2 tane yer vardır. İlki tutulmuş.
İkincisine gittik. Hakim rüzgar pek avantajımıza değil ama uzun zincir döşeyerek yanaştık. Biraz zorlu bir manevra oldu ama demir şimdilik bizi tartıyor. Hakan’lar da hemen arkamızdan yetiştiler. Onları da üzerimize aldık… Bakalım bizim emektar delta hepimizi taşıyacak mı?
Raşit’in ellerinden mükellef bir kahvaltı. Menü menemen, sucuk tava, söğüş domates ve salatalık, bilumum reçeller ve tabi ki çay.
Hakan’ın tam bu aşamada Umut’a seslendiği, “oğlum gel bak burada çok eğlenceli ağabeyler var” lafı bence seyahatin sözüydü…
Önce biraz tekne temizliği, güverteyi suladık. Bordada bir önceki Sakız limanından kalma siyah lastik izlerini ve hatıralarını temizledik. Kaan daldı, diğerlerimiz birazcık denizin keyfini çıkarttıktan sonra vakitlice çözüldük ve ayrıldık. Hakan’lar akşamı Lipsi’de geçirecekler. Raşit’in isteği ile biz rotayı Lipsi-Makronisi’ye kırdık… Daha önce birkaç kez gittiğimiz, önünde devasa bir mağaranın olduğu yerde denize girmek istiyor.
Yolda biminin tutamaklarını  monte ettim.
Tam düşündüğüm gibi, günübirlik tur tekneleri küçük koyda mutad demirledikleri yerden ayrılmış. Ancak boğazdan dolayı içerisi çok sert esiyor. Onun yerine biraz dışarı, bizimle beraber alargada demirdeki 2-3 yelkenlinin yanına zincir serdik.
Mağaraya botla gideceğiz. Herkes bindi.
Maske ve şnorkel bu turun olmazsa olmazı! Varsa palet de…
Suyun altındaki mağarayı Kaan’a gösterdim. Hemen bir fok balığı (irice bir tane))) edasıyla karşıya geçti. Nusret’in cesaretini toplaması çok uzun sürmedi ama Raşit tam olarak gözünde canlandıramıyor. Sözkonusu mesafeyi geçme denemeleri yapıyor, nefes egzersizleri falan en son o geçti. Alper’e bir kez daha baktım. “Benim burada kalıp bota göz kulak olmam daha yerinde olur” dedi, üstelemedim.
Suyun altından yaklaşık 4-5 metrelik mesafeyi bir kez daha yüzmek, yine bile tedirgin edici ve heyecanlı. Çıktığımda herkesin yüzünde o meşhum gülümseme ve neşe var!
Raşit’in deyimiyle gayet “seksi bir tecrübe bu!”
İçerideki lagünü tavaf ettik. Küçük mağaraya girdik ve Alper’i sıkıntılı sıkıntılı daha da fazla bekletmeden, botun olduğu tarafa geri geçtik.
Büyük ısrarlar ve telkinlerimize rağmen, geçmemekte kararlı. Bir dahaki sefere…
Tekneye çıkınca hep bir elden, kromları parlatmaya giriştik, Lotus kısa sürede pırıl pırıl olmuştu bile…
Deniz sefası bittiğinde saat henüz 17.00 idi. Rüzgar hala şiddetinden bir şey kaybetmemiş. Yaklaşık 1 saatlik yol olan Lipsi analiman yerine, güneye Leros Pandelis’e rota tutmanın bir sonraki günkü yolumuzu kısaltması adına daha anlamlı olduğunda hem fikiriz.
Demir alıp yelkenleri bastık…
Gönder ile beraber uçarak Pandelis’e yelkenle girmemiz 2 saat sürmedi.
Mendirek içerisinde direkler var ancak ben pek hazetmem, dışarıya kıçtankara olmak daha anlamlı gibi. Bir motoryat ile uzakyolcu olduğu tüm donanımından belli 38’lik bir Najad arasına, mutad önce kıç halatı, sonra demir sonra kıçtankara manevrası ile zıpkın gibi yanaştık. Ekip kuvvetli tabii!!
Sert esiyor, iskele kıç omuzluktan alıyoruz ama bayağı çok zincir serdik sanmıyorum tarasın.
Akşam botla sahile çıktık. Buranın en meşhur tavernası Zorba. Hemen sağında ve solundakilere baktık ama yine onda karar kıldık. Her zamanki iri yarı kız servis yapıyor…
Kumsaldaki masalardan birisinde hem Türkiye’yi kurtardık hem de bir önceki geceye göre çok daha başarılı bir sunumla servis edilen yemeğimizi yedik.
Greek salad, baby shrimps, octopus grilled, muscle marinier ve bu sefer Ouzo Plomari…
Hesap aynı 84 Euro!
Akşam turu için taksi tutup şehre gitmek istiyoruz. Nedense şeytan dürttü, Agia Maria yerine Lakki Marina’ya gidelim dedik. Meğer tatilin önemli bir diğer tesadüfü ile karşılaşacakmışız bu sefer…
Rıhtım her zamankinden de boş. Deniz kenarından yürüyüp, teknelere bakarken, bir sesle irkildim! Mehmet Türkiye’de sık rastlanan bir isim kabul ediyorum. Hatta bazen başkalarına olan seslenmelere bile yakalandığım olur ama Leros adasında adıma bağrılmasının tek bir açıklaması var!
Nurettin Ağabey ve sevgili eşi Ebru, tekneyle bağlandıkları limanda bizi görünce önce çok şaşırmış sonra da sevinmişler. Biz de aynı şekilde, hemen kucaklaştık…
Ben tekneye atladım, ekibin geri kalanı hem biraz bacakları açmak isteği hem de rahatsızlık vermemek endişesi ile kısa bir tur yapmayı tercih ettiler.
Bayağıdır bir araya gelemediğimiz bu çok eski olmayan ama çok sağlam dostlarımızla görüşmenin heyecanıyla, sohbeti hemencecik koyulaştırdık ve birbirinden bağımsız birçok mevzuyu konuşma fırsatı bulduk. Cumartesi gecesi olmasına rağmen sahilde umdukları gibi bir ortam bulamayan grubun geri kalanı kısa sürede geri döndü ve onlar da sohbete katıldı.

Akşam çok da geç olmadan vedalaşıp, geldiğimiz gibi taksiyle Pandelis’e geri döndük. Hesap 10E.

3 Mart 2014 Pazartesi

Eski Seyirlerden Devam...

07 Temmuz 2012
Sığacık-Samos
Yaz dönemi için Lotus’u Bodrum’a indireceğiz. Temmuz ayında geleneksel temmuz ayı Yunan Adaları turumuz var. Akyarlar’da bir otelde kalmayı düşünüyoruz bu sene, onun önü uygunmuş dendi, alargada demirde kalmak gibi bir fikrimiz var. Raşit, ahbabı Alper bizim ekipten Nusret Ağabey (Başaran) ve her zamanki gibi Kaan.
Uçak sabah, İzmir uçağı. Elimizde yeni diktiğimiz fırtına floğu, balık takımları, metal piyano yazıları ve pasarella için özel yapım civatalar ile kabine girmemiz mümkün değil aslında. Ancak havalimanının girişinde bir kalabalık, yine her zamanki gibi uçağa son saniyede bindik! Artık bu duruma, benimle birkaç kere seyahat etmiş hiç kimse şaşırmıyor NEDENSE?
Dolayısıyla son kontrolden geçerken elimizde taşıdığımız koca beyaz “şeyin” fırtına yelkeni olduğunu anlatmakla vakit kaybedemezdim, "basit bir branda" dedim… Uzun uzun yüzüme baktı polis, peki geçin bakalım dedi. Rahatladık.
Raşit ile İzmir havalimanında buluştuk, Alper otobüs ile dün geceden binmiş. O direkt Sığacık’a gelecek. Güven Birkan sağolsun, verdiği telefondan taksi şoförünü aradık. 100TL imiş, geçen sene 80’di… Değişmeyen tek şey, malum değişimin kendisi!
Kayık uzunca bir zamandır Sığacık’ta tonozda duruyordu. Sağolsun Nurettin ağabey’in arkadaşı Gidon’un ağır bir tonozu var, limanın girişinde hemen, dingi ise marinada. Dostlar kayığa göz kulak oldular hep, arada haberlerini aldım, hiç hasretini çekmedim.
Marina’nın girişinde Migros’tan yolluk alışveriş. Ekibi ikiye ayırdık bir kısım eşyaları, öte beriyi ve valizleri mazot iskelesine taşıyacak. Ben de Raşit ile kayığa gidip, bağlı olduğu yerden çözüp iskeleye getireceğiz diye düşündük.
Bot yerinde sıkıntı yok…
Tekne de yerinde, o konuda da bir sıkıntı yok… )))
Melih ağabeyler bırakırken sağlam bağlamışlar. Şamandıranın üstündeki halkaya bağ yapılmamış bu birinci doğru, bunun tek bir istisnası var. O da ağır iş için üretilmiş büyük şamandıralar. Onların üst metal halkaları kendinden fırdöndülü olabiliyor. Keza alttaki bağ da izbarço değil bu da ikinci doğru. Bu tür tonoz bağlantılarında izbarço gide gele halatı aşındırıyor, zamanla kopuyor. İzbarçonun kasası iki kez volta edilerek aşınmaya engel olmak mümkün ya da anele veya balıkçı bağı kullanılmalı,  biraz halat israfı tabi ama teknenin başıboş kalmasından iyidir.
Şamandıranın altndaki bağlantıda fırdöndü olması ve kuvvetli olması da hayati, tonoz bağlantılarında en zayıf halka genelde hep fırdöndü oluyor. Alargada kalınacaksa fırdöndü şart.
Esasen en iyi yol, ucunda radansa ve kasa dikişi olan 3 kollu birer halatı kilit ile, hem sancaktan hem de iskeleden şamandıraya bağlamak. Nitekim öyle bir düzenek var Lotus’ta. Bunların tekne tarafına yangın hortumları geçirilmiş, halatlarda aşınma kopma falan yok.
Ege’nin sert rüzgarı başladı, kayığı çözüp, mazota yanaştık. Adet yerini bulsun diye de 200TL mazot aldık. Sonra avara!
Çıkışta Matay’a rastladık, ailesi ile yakında bir koya gidiyorlarmış. Sanırım Güven Bey’ler de oralarda bir yerdeler. Peşlerine takıldık, bu sayede dostları görür, hasret gideririz diye düşündük.  Nitekim koyun içinde alargada 3 tekne olduk birden.
Kısa bir yüzme molası, hava çok güzel. Sohbeti çok iesetemize rağmen kısa tuttuk.  Yolumuz uzun, dostlarla vedalaşarak  yola koyulduk. Samos’a kadar en az 20 milimiz var. Henüz neresinde duracağımıza karar vermedim.
Rüzgar iyi, rota Dar Boğaz’a doğru. Adaya yaklaştıkça dalgalar biraz büyüdü, Alper etkileniyor ama henüz daha dayanılmayacak gibi değil. Hem yolu kısaltmak amacıyla hem de bu kadar sert kuzeyli havada kuzey kıyısında durmak istemediğim için rotayı böyle planladık. 
Kanala girmeden önce oltalardan birisine bir balık geldi. Diğerini Nusret sararken ben büyük oltadaki balığı kaçırdım. Bu sularda aynı takıma geçen sene de bir şey gelmiş, aynı böyle, daha ne olduğunu anlayamadan kaçırmıştık. Diğer oltayı el altından kaldırmak için, o kargaşada biminin üstüne koydum ve haliyle unuttum.
Nitekim ilk rüzgarda, tekne yan yatınca cup suya. Gitti güzelim takım, çıkrığı da yeniydi halbuki!

Limana girişte alargada demirli birçok tekne var. Geç bir saatte vardık, normalde kıçtankara bağlanmak için yer var ancak hiçbirimizde pasaport olmadığı için karaya bağlı kalmak istemiyoruz. Karaya botla çıkacağız.
Bu tip demirlemelerde mümkün olduğu kadar karaya yakın durup, sığ suya bırakmak lazım çapayı  ancak en avantajlı yerler tutulmuş. Daha derin suya demirlememiz gerekli, tandem çapa hazırlayıp ikisini beraber attık. Yeterli kalomayla beraber biraz liman girişini kapatıyor gibiyiz ancak, çakarlı, güneşe duyarlı-gündüz sönen, su geçirmez balıkçı şamandırasından bozma portatif demir fenerimizi genova ıskotasına astık, güvendeyiz…
Tek seferde, bu kez kimseyi ıslatmadan beton mendireğe çıktık.
Yeni aldığımız dıştan takma gayet güzel çalışıyor, hepimizi taşıdı.
Alargada demirli teknelerden bir tanesi gayet tanıdık bir sima. Birkaç hafta önce Istanbul’dan uğurladığımız sevgili dostumuz Hakan Erim’i cepten aradık, ulaşamadık. Cüsse itibarıyla en kolay fark edilecek bir yapıya sahip olduğu için çok fazla üstünde durmadım, nasılsa kolayca buluruz dememe kalmadı rıhtım boyunca dizilmiş masalardan birisinde sevgili eşi Yeşim ve oğlu Umut ile yemek yerken rastlaştık…
Dünya küçük GeKo büyük!
Ayaküstü bir sohbetten sonra, şehir turu sonrasında buluşmak üzere sözleştik ve ayrıldık. Yarın ve önümüzdeki günlerde beraber seyir yapmak istiyoruz… Rotalar çakıştı.
GeKo’da yaklaşık iki yıldır devam eden,  seyirdeki teknelerin bulundukları yeri ve  yakın dönem rota planlarını bildirdikleri bir bölüm var. Bence inanılmaz yararlı ve zevkli bir bölüm. Belli bir rotada ilerlerken, yakın çevredeki diğer GeKo teknelerinin yerlerini sanki bir AIS programı gibi bilmek, karşılaşılmasa bile hem kendini yalnız hissetmeme hem de bir çapariz durumunda yardım isteme veya eğlenceli bir seyri beraber tamamlama gibi çok önemli olanaklar sağlıyor.
Pithagarion Samos’un en sevimi limanlarından birisi. Kuzeydeki analiman Vathi hem ticari olması, hem de rüzgarla olan ilişkisi açısından daha az uygun. Üstelik şehir de o kadar sevimli değil.
Pithagarion gerçi daha turistik, limanda kısa bir tur attıktan sonra ara sokakta, iki sene önce keşfettiğimiz dut ağacı altındaki tavernayı elimle koymuş gibi buldum. Ortam biraz sakindi, yine dönüp dolaşıp sahildeki lokantalardan birisine oturduk.
Oldukça kalabalık, küçük bir masaya sıkıştık. Menü standart, greek salad, ouzo, kalamar ızgara, ahtapot salatası, jumbo karides. Bence çok başarılı değil ama tarife belli, 5 kişi 84 euro.
Yemeğin sonuna doğru Hakan Erim geldi. Elindeki IPad ile biraz rota konuştuk.
Lipsi, Arkhi civarına seyretmenin daha zevkli olacağına hem fikiriz. Ertesi sabah 6 da demir almak üzere sözleştik.

Biz ana caddeye kısa bir dondurma turu daha yapıp, yatmak niyetindeyiz. Bakkaldan kısa bir metaxa alışverişi ve Nalan’a Babylonian bileklik, bu seferki mavi…
Yattık uyuduk...

26 Şubat 2014 Çarşamba

Bunca zaman sonra...

Bloga en son birşeyler yazalı neredeyse 2 yıl olmuş.
Bu kadar ihmalkar olmanın kabul edilir bir özrü olur mu? Emin değilim...
Motivasyonu kaybetmek, yazacak unsurların azalması, hep aynı şeyleri tekrar ediyor olmaktan korkmak belki...
Bunun yanında hepimizin hayatını yakından etkileyen yeni gündemlerin ortaya çıkması!
Ne bileyim? Gezi olayları sırasında, memleketin içi boşaltılırken misal, yelkenden ve maviliğin güzelliklerinden bahsetmek biraz bana sanki ihanet etmek gibi geldi hep! ))
Ama sanırım ben iyi bir günce veya blog yazarı değilim galiba.
Sırf bu yüzden zaten bir site oluşturmanın daha yerinde bir karar olduğunu düşündüm. Altyapısıyla ilgili sorunlar orada da durağanlığa yol açtı. Ama hayat devam ediyor...
Sizden, ama netten ama gerçek hayatta gelen geri dönüşlere, doğrusu artık kayıtsız kalamadım. Bunun için hepinize teşekkür ederim... )))
Bu kadar günah çıkarma şimdilik yeter...
Bu arada bir küçük itiraf: Bunca zaman boyunca haliyle birçok konu birikti. )))
Önümüzdeki günlerde yıldırım düşmesinden, ruzgar tribününe, fare yakalanamsından, güneş panel montajına çok çeşitli teknik malzeme var darağacımızda. Keza fırtınalar, seyirler ve bir dolu alengirli hadiseler ile yine buralarda olacağız! )))    

24 Şubat 2014 Pazartesi

Every boat has a story!

Lotus ile bir kış seferi... Videosu ektedir
http://vimeo.com/86145751

23 Ocak 2014 Perşembe

Yeni videolarımızla karşınızdayız... ))

Pratik Denizcilik Bilgileri'nde yeni seri videolar hazırlamayı düşünüyoruz.
Daha çok halatlar, bağlar, dikişler ve özel teknikler üzerine bir seri görsel olacak.
Umarız beğenilir. İşte ilki:

http://vimeo.com/84724804

4 Temmuz 2012 Çarşamba

İstanbul-Ayvalık Seferi

Lotus klasikleşmiş Güney Rotası için demir artık demir alıyor...
Boğaz'da geçen-belki de son-bir kışın ardından yine uçarak Ege'nin mavi sularıyla kucaklaşmaya yelken basıyor. Seyahatin ilk etabı sert poyrazda, Istanbul-Ayvalık arasında yapıldı...
Sergün, kuzenleri Nevcan ile Gülcan'dan başka Hasan ve Şenol'dan oluşan Lotus ekibinin Marmara ve Kuzey Ege rotasındaki seyri, sevgili Şenol Ağabey'in (Buğra) ağzından aktarıyoruz.
http://lotusseyirdefteri.com/2012_haziran.html

22 Haziran 2012 Cuma

Yaza Girmeden...

Artık yaz geldi!!!
Lotus her sene olduğu gibi, içi kıpır kıpır, aşağıya inmek için gün sayıyor. Geçtiğimiz yıllardan farklı olarak belki de önümüzdeki kış yukarı hiç çıkmayacak. Bu kararı çok zor verdik...
İki kış boyunca Boğaz'ın sert rüzgarları ve ağır koşullarına hiç şikayet etmeden direndikten  sonra, bir gün yine Güney'in masmavi sularına dönmenin hayaliyle yaşadı!
Bu kadar zaman boyunca "teknenin yeri, sahibinin yanıdır" düşüncesindeydim. Ancak hem Istanbul ve civarında marina dışı bağlanma zorluğu, hem de güneye karadan gidip gelmenin kolaylaşması sayesinde bu kışı aşağıda geçireceğiz sanıyorum! Bakacağız, önümüzdeki aylar çok ilginç gelişmelere ve haberlere gebe olabilir... )))
Dolayısıyla aşağıya inmeden elden geçireceğimiz, yenileyeceğimiz ve son kontrollerin hepsini tamamlamak istiyorduk.
Erol Ağabey ve Ömer hep olduğu gibi bu süreçte çok yardımcıydılar. Mekanikte Rıza Usta, buzdolabında Taner Usta ve boya işlerinde Mehmet Emin Usta'ya çok teşekkürler...
Tekne aşağıya gitmeden yaptığımız son tamirler ve kontrolleri sayfada yayınladık. Linki şöyle http://www.lotusseyirdefteri.com/2012_teknik.html

8 Mayıs 2012 Salı

Yeni Konular!

Lotus'un Seyir Defteri belki yazın yaklaşması, havanın ısınmasının içimizi ısıtması sebebiyle, belki de kimbilir tamiratların azalması sebebiyle son 1-2 haftadır iyice bir hareketlendi.

Sayfanın dinamik bir sayfa olmaması sebebiyle değişiklikler hemen anlaşılmıyor, bu konuda çok geri dönüş ve serzeniş alıyoruz. Haklısınız... Zamanla bir takım çözümler bulacağız veya yeni bir formata geçeceğiz ama şimdilik buradan yaptığımız standart duyurulara devam edelim.

Lotus'ta severek kullandığımız, tarifinin her yerde bulunamayacağı tipten yeni tadları ve lezzetleri, bizim kendisinden öğrendiğimiz Ustalarımızın isimlerini özellikle zikretmek suretiyle yayınladık. Afiyet Olsun!
http://www.lotusseyirdefteri.com/lotus_mutfagi.html

Uzun zamandır derlemeyi düşündüğümüz  Lotus'un Fenerleri bölümünü ancak toparlayabildik.
http://www.lotusseyirdefteri.com/fenerler.html

Sayın Teoman Arsay'ın desteği ve ışığı ile tekneciliğin en önemli hususlarından birisi olan Bayrak, Flama, Forslar ile Selamlama ile ilişkili detayların ilgi çekeceğini düşünüyoruz.
http://www.lotusseyirdefteri.com/bayrak_ve_flamalar.html

Meslek itibarıyla yakınen teşrik-i mesaide olduğumuz bir konuyu, dilimiz döndüğünce aktaralım istedik. http://www.lotusseyirdefteri.com/deniz_tutmasi.html

Yakında yeni konularla beraber olacağız.
Selametle...

29 Nisan 2012 Pazar

Teknecilikteki kimyasallar, ürünler ve yapıştırıcılar

Teknede sıklıkla kullandığımız çeşitli kimyasallar, yapıştırıcılar ve diğer ürünleri derledik.
Özelliklerini avantajlarını ve püf noktalarını http://www.lotusseyirdefteri.com/malzeme_bilgisi.html 'de bulabilirsiniz

17 Nisan 2012 Salı

2012 Tamir Günlüğü

Motor değiştikten sonra, teknede birçok sistemi de gözden geçirmek ve yenilemek durumunda kaldık.
Irgat, buzdolabı, elektronikler, dümen sistemi bunlardan birkaçı. Yaz başında İstanbul civarında bir yerde karaya alıp altının komple kazımasını ve bakımını yapmayı planlıyoruz. Bunlarla beraber sanıyorum-ve umuyorum-iki kıştır devam eden Lotus'un Tamir Günlüğü bir süre yazısız kalacak... )))
Linki aşağıda:
http://www.lotusseyirdefteri.com/2012_teknik.html

18 Şubat 2012 Cumartesi

YENİ MOTOR

Lotus'u daha ilk aldığımızda "yılların yıpratamadığı" yorgun Perkins'ten er geç birgün vazgeçmek zorunda olduğumuzu biliyorduk. İki yıl boyunca Lotus'un temposuna dayanmak için sınırlarını zorladı. Geçtiğimiz kış Kuruçeşme'de tamamen söküp yenilememiz de sanırım sadece geçici bir çözüm oldu!
Tecrübeme dayanarak söyleyebilirim ki bir deniz motoru eğer rektifiye edilmeye ihtiyaç duyuyorsa, bence tamamen gözden çıkarılmalıdır. 
Bu kış Volvo'dan iyi bir teklif gelince, fırsattan yararlandık ve D2-55 siparişi verdik. F serisi olan son model grupta diğelerinden farklı olarak 150A bir alternatör ve onun akıllı regülatörü de dahil. Yelkenciler için özellikle üretilmiş bu sistem oldukça güçlü bir kasnak ve kayış sistemi ile destekleniyor.
Buna ek olarak;
1-Motor kumanda paneli (panel olarak verilmiyor, ayrı ayrı göstergeler tarafınızdan monte edilecek dediler)
2-Ara bağlantılar (D2 serisi yarı elektronik bir motor. Motordan panele giden kablolar özel üretim ve bağlantılarla eklenebiliyor ancak.)
3-Gaz kolu ve gaz telleri (gerçi bunları kullanmamıza gerek kalmadı, bizimkiler zaten geçen yaz değişmişti)
4-ve MS25 manuel şanzıman. Biz açılı şanzıman sipariş ettiğimizi düşünüyorduk ancak İsvaç'ten yollanan malzeme düz olarak gelmiş. Hidrolik olan ile değiştirdik. HS25-A'da şaft açısı 8 derece eğimli. Yelkenli teknelerde hidrolik şanzıman kullanımı ile ilgili bir ikilem var ancak sorun olacağını düşünmüyoruz. Yalnız kaplin ile ilgili sorun yaşadık. Eski kaplini çıkartmamız gerekti, bu şanzımana uygun yeni kaplini ancak Denpar'da buldum.
D2-55 seçmemizin en önemli sebeplerinden birisi eski motor ile benzer ölçülere sahip olması. Malum Lotus'ta motor orta masa oturağının altında ve neredeyse sıfır giriyor o daracık boşluğa. Yeni makinenin tüm ayak ölçüleri aynı bir tek takozları daha geniş olduğu için delik aralıklarını biraz açmamız gerekti.
Bundan başka egzost hortumu kısa geldi uzattık bir de boiler hortum bağlantıları için rakor takmamız gerekti.
Zaten Volvo'da bloğu kendisi üretmiyor. Perkins tarafından üretilmiş blok. Bir büyük model 75'lik olanlar. Aslında o blokların boyutları da çok yakın birbirine ancak biz genelde deniz kullanımında Turbo makineleri tercih etmiyoruz.
Eski Perko'yu dostların (Umut Pelit ve Cengiz Göl) yardımıyla dışarı alıp, yenisini takmamız çok zor olmadı. Ne de olsa geçen seneden tecrübeliyiz...
Ancak ara bağlantılar ve şanzıman değişikliği konusunda maalesef Volvo ana servisinden ve onun ilgisizliğinden dolayı çok uğraşmak zorunda kaldık. Erol Ağabey ve Rıza olmasaydı işler sarpa saracaktı... Tabi Ömer'i de unutmamak lazım. Artık her sene bu aylarda Lotus'un mutfağında yeni bir panel yapmaktan sıkıldı sanırım! Hepsine binlerce teşekkür.

29 Aralık 2011 Perşembe

2011 Tamirat ve Teknik Detaylar-Devam

Yaz döneminde ve sonrasında Lotus'taki olağan tamirler, bakımlar ve onarımları ttp://www.lotusseyirdefteri.com/2011_teknik.html'da anlattık. Bu dönemde tekne genelde aşağıda olduğu için başa gelen sorunların çözümü de daha meşakkatli ve zor oluyor haliyle. Ama ekibin tamamı artık tekneye aşina, majör sorunlarımızın çoğunu çözdük ancak motor konusunda yeni bir tane alımına doğru gideceğiz gibi duruyor. Volvo'dan gelen mantıklı fiyat teklifi ile D2-55 için bir sipariş verdik bile...

7 Aralık 2011 Çarşamba

Tekrar Boğaz'dayız...

Güzel ve dolu dolu geçen bir yazın arkasından, bir takım aksiliklerin de üst üste gelmesiyle uzun süredir kayığı yukarı çıkartamamıştık. Havaların da hep sert ve kuzeyli esmesinin getirdiği üşengeçlikle Lotus yaklaşık 2 aya yakın Orhaniye'de Begonville Restaurant iskelesinde kaldı.
O bölgedeki dostlar Erol Akyiğit, Ateş Erim ve hatta Tuncer Ağabey (Eliçin)'in gözetiminde rahat bir dönem geçirmiş. Doğrusu almaya gittiğimizde neredeyse gelmemek için diretti, "nasılsa 3-5 ay sonra beni yine buralara geri getireceksiniz, ne işimiz var şimdi Boğaz'ın soğuk sularında-sert rüzgarında" diye serzenişte bile bulundu...
Yine parça parça yaptığımız kuzey yolculuğunun detayları çok yakında Lotus Seyir Defteri'nde...
Bu yorucu ve zaman zaman çok sert yolculuğun akabinde, seferden dönen bir Alman zırhlısının Brest'te kuru havuza alınması gibi bizi uzun bir "yapılacaklar" listesi bekliyor. Önümüzdeki günler Kuruçeşme sahili yine hummalı çalışmalara sahne olacak. )))

Levo'nun objektifinden, Evrensel ile beraber Boğaz'a girerken...

11 Kasım 2011 Cuma

Kayığın güneyde olmasının yarattığı boşluktan istifade, Lotus'un eski seyir defterlerini dijital ortama indiriyoruz. Arşivlerden çok ilginç notlar ve fotoğraflar geliyor... ))) Bakınız http://www.lotusseyirdefteri.com/ içinde 2004 ve 2005 seyirleri. Sırada 2006 ve 2007 var...

31 Ekim 2011 Pazartesi

Yelkende Balıkavı Teknikleri

Lotus Seyir Defteri'nde yelkenle balık avı tekniklerine değindik. Bu konuda azılmış oldukça detaylı incelemeler (i.e: Korhan Sökmen), kitaplar (i.e: Ali Pasiner) veya internet ortamında paylaşımların (i.e: Raşit Gerçeker veya Oktay Şaktimur) yanında bizim yaptığımız belki de çok yüzeysel ancak, yaşadığımız iyi-kötü tecrübeleri aktarmak dürtüsüne engel olamadık.

Linki aşağıdadır: http://www.lotusseyirdefteri.com/balik_avi.html

24 Ekim 2011 Pazartesi

Lotus Seyir Defteri'nde yenilikler...

Sezonun kapanmasıyla birlikte, -gerçi hala Lotus'u Istanbul'a getiremedik ama-köşemize çekildik...
Artık Yunan Adaları'nda tavernalar ve Ege'nin mavi sularında yelken yaptığımız günler geride kaldı. Bir süre bu güzellikleri bilgisayar ekranında yaşayıp/yaşatacağız sanırım )))
Bu arada eskiden beri planlarını yaptığımız bölümlerde Lotus Seyir Defteri'ni güncelliyoruz.
En son yenilenmelerle beraber Demir Yerleri ve Türkiye Kıyıları için rotalar hazırlandı, bitti.
Linkleri http://www.lotusseyirdefteri.com/demir_yerleri.html ve http://www.lotusseyirdefteri.com/rotalar.html

21 Ekim 2011 Cuma

Lotus Tamir Günlüğü

2004-20011 arası'nda Lotus'ta yaptığımız tamirat-bakım ve onarımların notlarını internet ortamına taşıdık.
"Teknik" bölümünün altında bulabilirsiniz. Bu tür dertlerin hiçbir tekne sahibinin karşılaşmaması dileğiyle )))

10 Eylül 2011 Cumartesi

Kaş-Kekova Seferi

Uzun zamandır hayalini kurduğumuz kendi teknemizle, Kaş ve Kekova'ya yapacağımız yelken seyahatini sonunda gerçekleştirdik. Detaylar için http://www.lotusseyirdefteri.com/2011_agustos.html

5 Eylül 2011 Pazartesi

Yunan Adaları 2011

Her sene klasik hale getirdiğimiz Yunan Adaları seyahatimiz www.lotusseyirdefteri.com/2011_temmuz.html'de...